Tag Archives: hababam sınıfı

.::Hüzünlü Bir Adile Naşit Röportajı: “Çirkin, Kompleksli Bir İnsanım…”

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak bütütebilirsiniz.

Sevgili Üçüncü Adam okurları, iyi pazarlar…

Arşiv taramamız esmasında, 1980 yılı Ses Dergisi‘nde yayınlanan ve ilgiyle okuyacağınızı düşündüğümüz bir röportajla karşılaştık. Sinemamızın en kıymetli sanatçılarından Adile Naşit ile yapılan ve kendisinin bir nevi içini döktüğü bu röportajda, daha önce hiçbir yerde rastlamadığımız derecede içten ve duygulu bir anlatıma tanık olacaksınız.

Bizler, daha rahat okuyabilmeniz için bu röportajı bir yazı dosyası olarak deşifre ettik ve inanın hazırlarken müthiş bir duygu seline kapıldık. Bu nedenle ‘Keyfili okumalar…’ diyemeyeceğiz, çünkü Adile Naşit’in anlattıkları hiç de keyifli şeyler değil…

Benzerine az rastlanır içtenlikle hazırlanmış bu röportajın, sanatçımızın çalkantılarla dolu iç dünyasını deşifre etmesini önemle karşılıyor, sizleri röportajla başbaşa bırakıyoruz…

_______________________________________________________

Dergiden deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Ses Dergisi / 13 Eylül 1980 – No: 15

-Adile Hanım yıllardır vazgeçmediğiniz oyunculuk tutkusu nasıl bir tutkudur?

Ben başka hiçbir şey görmedim ki. Tiyatroda doğduk Selim’le ikimiz. Kulislerde, tiyatronun ta içinde büyüdük. Babamızdan gelen bir tutku tiyatroculuk. Ayrıca çok sevdiğim bir iş.

-Hiç canınız sıkılıp da bu sahnelerden kurtulayım, evimin bir köşesinde yün öreyim diye aklınızdan geçmiyor mu?

Hayır, ‘geçmiyor’ diyebilirim. En çok yorulduğum, bunaldığım zamanlarda evimin bir köşesinde oturayım diye kafamdan geçiririm. Ama öylesine çabuk geçer ki bu duygu, hemen sahneyi özleyiveririm.

-Peki provalar, geceleri oyun ve bunun ardında evde yapılması gereken yığın iş kalıyor. Bunların altından nasıl kalkabiliyorsunuz?

Genellikle yapılacak işim pek olmuyor. Eskiden yemekleri ben yapardım. Şimdi kocam yapıyor. Mutfağa girmiyorum bile. Bir tek çamaşırları yıkamak kalıyor, onu da ben yapıyorum artık yüzsüzlük olmasın diye. Diğer işler ise, ortaklaşa düşe kalka gidiyor.

-İnsan ilişkilerinden ve aşktan söz etsek. Örneğin kaç kez âşık oldunuz? Aşık olduğunuz zaman neler hissettiniz?

Galiba ilk kez kocama, gerçekten âşık oldum. Senelerdir beraberlik yürüdüğüne göre, aşk sonradan sevgiye ve dostluk haline dönüştü. Kocam benden yirmi yaş büyüktür ve hep beni kollamış korumuştur bugüne dek. Aşık olmak duygusuna gelince, kötü bir şey aşk. Hüsranı, gözyaşı bol bir iş. Duyguların tümü pır-pır ediyor ya insanın içinde, ya sonrası ne oluyor? Hüsrana uğramayı sevmiyorum.

-‘Ağlamak güzeldir’ derler. Sık sık ağlar mısınız? Ya da ağlamayı sever misiniz?

Bayılırım. Öylesine çabuk boşalır ki gözümden yaşlar, ben bile şaşırıyorum. Galiba yaşantımın içinde tüm olayları bütün yoğunluğuyla yaşadığım için böyle. Bir olay bir başkasını anımsatıyor ve bir zincir halinde yürüyüp gidiyor kafamın içinde olaylar. Örneğin filmlerde hiç zorluk çekmem ağlama konusunda. Kafamın bir köşesine sıkışmış, atamadığım, söyleyemediğim olayları anımsar ağlayıveririm.

-Demek ki sıkıntılarınızı pek dışarıya vurmuyorsunuz ve bundan ötürü de zaman zaman mutsuz olduğunuz söylenebilir mi?

Mutsuzluğun yanı sıra, sağlığım korkunç derecede bozuluyor. Tansiyonum düşüyor ve hasta bir kadın oluyorum. Mutsuzluk ayrı. Her insanın çok canının sıkıldığı bunaldığı zamanlar vardır. İşte öylesine bir şey oluyor.

-Kadınlık sizce nedir?

Çok önemi benim için. Hanımlığı, sevecenliği olmalı kadının. Evini sevmeli. işi varsa işini sevmeli ve ilişkilerini güzel tutmalı kocasıyla, dostlarıyla. İşte bütün bunları bilebilen bir kadın, bence kadınsı ve hanımlığı yapabilen bir kadın oluyor.

-Çok güzel bir kadın olmak ister miydiniz?

İsterdim. Hiçbir zaman kendimden memnun olmamışımdır. Giydiklerimin bana yakışmadığını düşünürüm. Makyaj yaparım, örneğin bir filmin galasına gitmek için, “Aman ne olmuşsun böyle” desinler, gözlerim dolar koşar banyoya yıkarım suratımı.

-Biraz komplekslerinizi anlatmış oluyorsunuz böylece?

Elbette. Giydiklerimi hiç yakıştırmam kendime dedim. Her zamankinden biraz daha şık giyinsem “Aman ne güzel olmuşsunuz Adile abla…” desinler mahvolurum. ‘İşte bana acıyorlar, onun için iltifat ediyorlar.’ diye. Son zamanlarda denize giremez oldum. dehşetli utanıyorum. Bu son yolculukta ya bir, ya da iki defa denize girdim. Hiç kimsenin ısrarı beni kandıramadı. etrafımda benim yaşımdaki kadınlar örtüler içinde oturup beni seyrettikçe, iyice kötü oluyorum, Hepten vazgeçiyorum. Aşağılık kompleksi bunlar tabii ki.

-Korkak mısınız?

Müthiş. Birisi pat desin ölebilirim. Hemen tansiyonum düşer. Yataklara serilirim. Çok korkak büyüdüm. Küçükken bir gök gürültüsünde hepimiz öleceğimize inanırdık. Ailecek yatağın üzerine çıkar son dualarımızı yapardık sabahlara kadar. Sonra babamız bizi çok korkuturdu. Odada yaramazlık yapmayalım diye anahtar deliğinden duman üflerdi odanın içine. Ben ve Selim, oturduğumuz yerde korkudan çişimizi yapardık. Hep böyle ruhlar, ölüler, gök gürültülerinin bizi öldürecekleri korkusuyla büyüdük.

-Batıl inançlarınız çok olmalı?

Hemen hepsine inanırım. Biraz hafifletmeğe çalışıyorum bütün bunları ama, öylesine az yararı oldu ki bu çabamın. Kocam bile alıştı artık bütün bunlara. Birisi ölsün, gece hemen yataklarımız birleşir, bu iş bir ay kadar sürer. Olay biter, bir yenisi oluncaya kadar yine yaşamımız normale döner.

-Sizi en fazla kızdıracak, yerinizden hoplatacak olay ne olabilir?

Öylesine çok ki. Yukarıda da söylediğim gibi, kızgınlığımı açık açık belli etmiyorum. Ama, kırılıyorum. Örneğin, tiyatroda akşama kadar elleri donarak yerleri süpüren çocuğa “Haydi git de bana bir paket sigara al” deyiverenlere sinirlenmemek olası değil. Yüreğimin içinden bir şey cızlayıveriyor o zaman. Belki ağlıyorum, görmemezliğe geliyorum falan…

-Kıskanç mısınız?

Bilmiyorum. Ama iş konusunda kesinlikle kıskanç değilim. Arkadaşlarımın en iyi işi yapmaları beni sevindiriyor. Dostlarımı kıskanıyor olabilirim. Çok sevdiğim bütün sırlarımı, dertlerimi anlattığım bir dostum benim dışımda başka bir dost bulup, benden yavaş yavaş ayrılırsa işte o zaman sezdirmeden kaçmayı seçiyorum. Kırgın oluyorum. Eğer kıskançlık buna deniyorsa böylesini yaşıyorum ben içimde.

-Yaşamımız içinde yaşadığınız en büyük acı oğlunuzu kaybetmeniz oldu sanrım?

Evet, daha büyüğünü yaşamadım. Biz ana, baba, çocuk değildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir arkadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatıydı geçirdiği. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.

-İşiniz, sıkıntılarınızı bir ölçüde olsa hafifletmiş olmalı.

Evet. Sahne korkunç bir oyalanma oldu benim için. Ama, korkularım, ürkekliklerim gün geçtikçe daha da bir arttı.

-Özlemlerinizin, keyiflerinizin eski tadı kaldı mı?

Özlemler değişti. Yaşamadaki amaçlar bir başka türlü oldu galiba. Yine de sevinecek, mutlu olacak şeyler bulabiliyor insan her türlü acıya rağmen.

-Ölmekten korkuyor musunuz?

En büyük korkum. Aklıma getirdiğim an her tarafım titriyor.

-Bir erkek sizce nasıl olmalı?

Ha önemli işte bu. İnsanı saracak, güvenilecek birisi olması gerekiyor erkeğin. Sorumlulukları paylaşacak, dostluğu iyi tanıyan birisi diye tarif edebiliyorum.

Reklamlar

.::Çalışkan Ahmet::.

Karakterin Adı: Ahmet

Karakteri Canlandıran: Ahmet Sezerel

Karakterin Amacı: Okuyup öğretmen olmak ve okuma imkanı olmayan çocuklara yardımcı olmak.

Şu An Ne Yapıyor?: Ahmet başarılı bir sınıf öğretmeni oldu. Yıllarca okul olmayan köylere okul yaptırmaya ön ayak oldu ve oralarda öğretmenlik yaptı. Kendini eğitime bu kadar adadığı için evlenmeye fırsat bulamadı fakat öğrencileri daima onun çocukları gibi oldu.

Ahmet diyor ki:

Bozum Cahit: Ha, ha. Köylü kardeşlerin hediyeleri özellikle eğitimle ilgili olmalı.

Tulum Hayri: Benimki de tuvalet kağıdı… Münasip yerlerini silsinler, yıhaha

Öğrenci: Sen ne yolluyorsun Şaban?

Şaban: Ben mi? Harita yolluyom. Bak!

Kalem Şakir: Bu girinti ve çıkıntıları iyice ezberlesinler, yıhaha.

Güdük Necmi: Ah, ah…

Öğrenci: Neden iç çekiyorsun?

Güdük Necmi: Bu fedakarlığımı bilselerdi beni o köye muhtar yaparlardı.

Öğrenci: Niye lan?

Güdük Necmi: Baksana son paker sigaramı yolluyorum. Hangi şanslı velede çıkacak acaba? Ha, ha

Kalem Şakir: Bu paketler açılınca köy öğretmeninin yüzünü görmek isterdim.

Öğrenci: Ben asıl Mahmut Hoca’yı görmek isterdim.

Öğrenci: Nasıl da şaşıracak çarıklılar.

Ahmet: Bana bak çarıklı sensin!

Öğrenci: Bana mı dedin?

Ahmet: Sana, sana ve sana hepinize be! Rezil,iğrenç yaratıklar! Hiç mi insanlık yok sizde ha! Nedir bunlar ha nedir? Nasıl yollarsınız bu pislikleri o tertemiz insanlara? Onlar kitap istiyor, kalem istiyor, okul istiyor, okumak istiyor. Onlara yardım elinizi uzatacağınıza bir de utanmadan sıkılmadan alay ediyor, küçük görüyorsunuz.

Aslında alay edilecek,küçük görülecek birileri varsa o da sizlersiniz; hiçbir şeye yaramayan,asalak gibi yaşayan sizler!

Utanacağınızı bilsem, yüzünüze tükürmek isterdim ama, ondan da anlamazsınız ki siz!

.::Sinemamızdan Eşsiz Müzik Perfomansları::.

Sevgili okurlarımız merhabalar,

Ekip arkadaşımız Asiye Hande Nur Başar, sizler için güzel bir liste hazırladı. 🙂

Keyifli okumalar, dinlemeler. 🙂

_______________________________________________________

Filmlerimizin müzikleri bir liste oluşturmaya yetmeyecek kadar zenginliğe sahip. Bu müzikler günümüzde, deyim yerindeyse, hala popülerliğini koruyor. Fakat ben bu listede oyuncuların kendi seslerinden yorumladıkları şarkılardan bir liste oluşturdum. Bu liste film müzikleri listesinden çok filmin hikayesine katkı sağlayan hatta onun bir parçası olan performanslar.

10. Hababam Sınıfı Uyanıyor – Neler Oluyor Hayatta

Hababam sınıfının kendi içlerinde birlik olmaları en önemli özellikleri. Bununla birlikte kendi içlerinde uyumlu olmaları şarkıyı harmoni içinde söylemelerinden de anlaşılıyor.

9. Kemal Sunal – Çöpçüler Kralı – Hele Yar Zalım Yar

Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı Çöpçüler Kralı Antalya film festivalinden en iyi senaryo ödülüyle eve dönmüştü. Hikayenin bel kemiğini oluşturan nokta ise Apti Şakrak’ın soyadının da çağrıştırdığı gibi şarkıcı olmasıdır. Buna vesile olan olay ise sevdiği kızı arkadaşlarının gazıyla kaçırmaya çalışırken bir gazinoda kadınlar matinesine dalmasıdır. Filmin başından beri sesine güvenen Apti sonunda keşfedilmiştir.

 8. Mavi Boncuk – Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Sinemamızın fakir fakat mutlu ortamlarını en güzel veren sahnelerden biridir. Tarık Akan’ın cool duruşunu bozmadan şarkıya eşlik etmesi, Kemal Sunal’ın oyunculuk kariyerinde parlayacağının sinyallerini vermesi açısından ve tabi ki usta oyuncuları bir arada olmalarının oluşturduğu sinerji sahneyi unutulmaz hale getiriyor.

7. Adile Naşit – Ah Nerede – Gece Gelme Gündüz Gel

Bu filmde Adile Naşit’in hayat verdiği Huriye karakterinin en büyük amacı bir yuva kurmak. Üstelik işvesi cilvesi pek bol… Ne yazık ki abisi tarafından baskı altına alınmış. Durum böyle olunca şarkılar onun iletişim aracı oluyor.

6. Emel Sayın – Mavi Boncuk – Bak Yeşil Yeşil

Emel Sayın eşine az rastlanır bir ses sahip olduğu için haksız bir yarın olmaması açısından onu ilk sıraya almıyoruz. Emel Sayın’ın kendisini oynadığı filmde Tarık Akan’la aralarındaki elektiriğin başarısı tartışılmaz. Özellikle bu sahne, sinemamızın romantik sanhnelerinde başı çekiyor.

 5. Şener Şen – Gülen Gözler – Seviyorum Veriyor musun

Fikret’i babasından istemediği yöntem kalmayan Vecihi en sonunda şarkıların derdine derman olmasını bekliyor.

4. Köyden İndim Şehire – Keklik

Sinemamızın kült sahnelerinden biri de bu altın sayma sahnesidir. Yine birbirinden usta oyuncuların bir arada olduğu filmde bu neşeli türkü ayrı bir tat bırakıyor damaklarda.

3. Cem Yılmaz – Av Mevsimi – Hayde

Listeyi 90 öncesi ile sınırlı tutmak istesem de Yavuz Turgul’un sinemamıza katkıları tartışılamaz derecede büyük. Ayrıca Cem Yılmaz’ın bu filmdeki performansı ülkeyi aşarak Russel Crowe’u da etkilemiş, değinmeden geçmeyelim.

2. Tosun Paşa – Şarköy Türküsü

Sinemamızın dönem filmleri ayrı bir incelemeye tabi tutulmalı. Avrupa ve Amerika sinemasında çok sonradan yapılmaya başlanan geçmiş ve günümüz öğelerinin karıştırılması tekniği sinemamızda çoktan uygulanmaya başlanmış. Filmlerde bunun bilinçli yapıldığı söylenemez. Fakat bu konu incelemeye alıncak olursa Tosun Paşa bunlarında başında geliyor. Tabi ki hamamdaki Seferoğulları ve Tellioğulları kadınlarının şarköy türküsünü kendilerine has yorumlamaları unutulamazdı.

1.Sadri Alışık – Ah Müjgan Ah – Müjgan

Sadri Alşık’ın Turist Ömer’den de alışık olduğumuz tek kişilik performansları sinemamızın klasiklerinden. Bu filmde ise Alışık’ın dramatik hikaye yapısına sindirilmiş performansı filmin sonunda söylediği şarkıyla taçlanıyor.

.::Sevda Aktolga: “Emekçinin, önce kendi hakları konusunda bilinçli ve mücadele edecek kadar cesaretli olması gerekir. Bu, maalesef sektörde çok az kişi için geçerli.”::.

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Sanata ilginiz hangi yaşlarda başladı?

Sevda Aktolga: İlkokulda bizim okuma bayramlarımız ve yılsonu oyunlarımız olurdu… O dönem TRT İstanbul Radyosu Çocuk Saati Programı’nın yönetmeni sevgili Vedat Demirci okulumuzda, lise bölümünde sanat tarihi dersleri verirdi ve bizim piyeslerimizi hazırlardı. İlk okul birinci sınıfta ‘Dileğin Rüyası’ adlı oyunda bana başrol oynatmıştı. Sonra beni tutabilene aşk olsun… Orta okula başlayınca radyoda çalışmaya ve ‘Ali Baba Çocuk Tiyatrosu’nda oynamaya başladım. Lise ikinci sınıfta ‘Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu Deneme Sahnesi’ne geçtim. Oradan da sinema ve Ertem Eğilmez

2) Sinema kariyeriniz nasıl başladı? Hatırlıyorsanız, ilk set gününüzü anlatır mısınız?

Sevda Aktolga: Fikret Hakan‘ın yönettiği, Kaya Ererez‘in görüntü yönetmenliğini yaptığı En Büyük Patron filmi ilk setim. Son derece heyecanlıydım ve ne yapacağımı bilemiyordum. Ama sıcak ve yardımcı tavırlarıyla bir günde beni çözdüler. Sonra sinema seti bana evim gibi gelmeye başladı.

3) Bir bayan oyuncu olarak ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Sevda Aktolga: Sinema sektöründe o dönem, insanlar kime nasıl davranacaklarını bilirlerdi. Hiç bir sıkıntım olmadı. Son derece dostane ve uyumlu ilişkiler içindeydik. Beni üzen bir şeyle karşılaşmadım hiç.

4) Çalışma disiplini açısından kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydunuz yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Sevda Aktolga: İlk başlarda baya çocuktum, pek aklım ermiyordu, her şey sette başlayıp sette bitiyordu. Zaman içinde oyunculuğun önemini kavradıkça durum değişti. Ertem Eğilmez bana kusurlarımı gösterirdi. Beni gerçekten iyi eğitti. Çekilen her filmi birlikte izlerdik. Ders gibiydi hepimiz için..

5) İzleyicilerimiz sizi ağırlıklı olarak Arzu Film bünyesinde yaptığınız sıcak aile komedilerinden tanıyor. Şabanoğlu Şaban, Hababam Sınıfı, Gülen Gözler, Cennetin Çocukları gibi birbirinden kıymetli filmlerde oynadınız. Bu filmlerle ilgili anılarınızı ve sizin için ne ifade ettiklerini anlatır mısınız?

Sevda Aktolga: Filmlerin hepsi, birbirinden ayrı tutulamayacak güzellikte anılarla dolu. Ana tema ise o müthiş kadroyla birlikte ve uyum içinde çalışma fırsatımın olması. Aile gibiydik ve her zaman gülünecek bir şey olurdu. 🙂 Ben hayatın tamamının bundan ibaret olduğunu sanırdım. Çünkü başka bir şey yapma fırsatımız olmazdı. Film bitip, bekleme dönemi başlayınca ne yapacağımı şaşırırdım. Biraz asosyal bir yapım vardı. Okul, ev, tiyatro ve set bütün dünyamdı neredeyse…

6) “Keşke oynamasaydım” dediğiniz ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediğiniz filmler var mı?

Sevda Aktolga: Evet… Bereketli Topraklar Üzerinde filmi… Beni çağırmışlardı ama benim üniversitede sınav dönemine denk geliyordu galiba ve çalışamadım. Hep onun pişmanlığını ve üzüntüsünü yaşadım sonrasında…

7 ) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sevda Aktolga: Kesinlikle haklısınız… Ben bir dönem SİNE-SEN Genel Başkanlığı yaptım. Bu konuda canım çok yanık… Alamadıkları paralar konusunda Baro’dan sendika aracılığı ile bir süreç başlatmaya çalıştık. Bir tek arkadaşımız gelmedi… Ve ben çok kişinin parasını alamadığını bizzat biliyorum. Bunun üzerine yapılabilecek daha fazla bir şey kalmıyor. Emekçinin önce kendi hakları konusunda bilinçli ve mücadele edecek kadar cesaretli olması gerekir. Bu, maalesef sektörde çok az kişi için geçerli. Böyle olunca işlevsiz kalıyorsunuz ve yapımcının insafına kalmış bir sektör olmaktan başka çare kalmıyor… Sanırım ülkenin genel koşulları düzelmeden de düzelecek bir durum değil bu. Gerçi şu aralar sendikaların durumunu bilmiyorum sektörde, çünkü gerçekten ilgilenemiyorum atık…

8) Unutamadığınız, sizi üzen ya da gülümseten birkaç set anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Sevda Aktolga: Bir nehir kazası geçirmiştim ölümden döndüm… Unutulmaz bir anı…. Set arkadaşlarım olmasa aranızda olamayabilirdim…

9)Çalışmaktan en çok keyif aldığınız yönetmen kimdir? Nasıl çalışır?

Sevda Aktolga: Ben hep Ertem Eğilmez ile çalışmayı çok sevdim. Disiplinli ama aynı zamanda çok eğlenceli bir tarzı vardı. Sinemayı bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri onun oyuncusu olmak…

10) Sinemanın diğer alanlarında da görev aldınız. Yönetmen yardımcılığı yaptığınız ve reji ekibinde görev aldığınız filmlerden biraz bahseder misiniz?

Sevda Aktolga: Ben hayatımın büyük bir bölümünü kamera arkasında geçirdim. Sinema sektöründe asistanlık yaptım. Zor koşulların insanları olduk bizler… Şu anda 7-8 kişilik kadroların yaptığı işleri, tek başımıza yapmak zorundaydık. Sonrasında kalabalık ekiplerde televizyon sektöründe çalışmaya alışmak baya zaman aldı…

11) Türk Sineması’nın dününü ve bu gününü değerlendirir misiniz? Sizce sinemamız neredeydi, şimdi nerede?

Sevda Aktolga: Ekonomik, ve teknolojik olarak Yeşilçam ile mukayese edilemeyecek koşullara sahip oldu sektör. Mutlaka iyi işler yapılıyor, ancak sahip oldukları olanaklar paralelinde yeterince kaliteli üretim içindeler mi, tartışmak gerek…

12) Sevda Sevil Aktolga olarak, hayal ettiğiniz yerde misiniz? Sitemiz aracılığı ile bu mesleği yapmak isteyen okuyucularımıza söylemek istedikleriniz var mı?

Sevda Aktolga: Aslında sandığımdan daha iyi bir yerde olduğumu fark ettim son dönemde… 🙂

13) Sinema filmi ya da dizi olarak yeni projeleriniz var mı?

Sevda Aktolga: Yok.. 😦

Genseriko (Nam-ı diğer Lüzumsuz Adam)

.::Emektar Karakter Oyuncumuz Necdet Kökeş: “Genç sinemacılarımız -işi gücü rast gitsin hepsinin- nedense bizlerle pek çalışmıyorlar. Yüzümüz eskimiş, bir de belirli bir yaşa gelmişiz. Peki, kamera arkasında ki arkadaşlarımız? Onlar niye çalışmıyor? Acaba onların da mı yüzü eskidi?”::.

Necdet Kökeş: Valla birinci Yeşilçam, Emek Çıkmazı sokağıydı. Büyük Bayram Sokağı… İşte iki taraftan yaklaşık 15, 20, 25 tane minibüs kalkardı. Ben 1962’nin sonlarında geldim. İlk oynadığım film Leyla ile Mecnun filmiydi. Orada yönetmen Nejat Saydam’dı. Göksel Aksoy, Leyla Sayar, Suphi Kaner, Reşit Çildam, Osman TürkoğluŞan Sineması’nda çalışmıştık. Prodüktör Süreyya oturur film izlerdi. Sonra ben Arka Sokaklar filminde oynadım. Arka Sokaklar şimdi ki değil tabi. 72’nin sonları… Prodüktör Nevzat Pesen, yönetmen Ülkü Erakalın, Tanju Gürsu, Neriman Köksal… Orada da Galatasaray’a giderken Yapı Kredi Bankası’nı geçince solda İstanbul Pavyon vardı. Orada gazino sahnelerdi çekerdik. Rahmetli Niyazi ağabey, –Niyazi Er– götürmüştü. İşte çocukken 62’de rahmetli annemden izin aldım. Teyzeme gittim İzmir’e. İzmir’den İstanbul’a geçtim. Öyle işte futbol falan oynarken geldik sinemaya girdik.

Bir de şöyle bir şey var, biz eskiden bir minibüse 15 kişi falan binerdik. Minibüsün bagajı dolmayınca yola çıkılmazdı. Tabi kısıtlı ekipmanlar, kısıtlı dönemlerdi ama aile gibiydik… —Büyüklerimizden, gelmiş geçmiş herkesten Allah razı olsun, iyi kötü vefat eden herkese, devletten de gelmiş geçmiş herkesten Allah razı olsun.-

Efendime söyleyeyim 95’te de emekli oldum. Tanju Gürsu, Hülya Koçyiğit, Yusuf Sezgin zamanında… Hülya Hanım başkanımızdı. Tanju Gürsu genel sekreterimizdi. Sezgin Bey de saymanımızdı. Dediğim gibi bir minibüsün bagajı dolmazsa yola çıkmazdık, çünkü minibüsün üstüne yani bagaja da malzemeler yüklenirdi. Ondan sonra yaklaşık 9 yıl falan oldu sinemaya geleli. 1970’te de rahmetli Ayhan (Işık) ağabey beni yanına aldı, dört film yaptık… Birincisi Küçük Hanımın Şoförü, serinin ikinci filmiydi. Birincisi 1961’de çekildi. Gene Nejat Saydam yönetmendi. Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Suphi Kaner, Vahi Öz, Hulusi Kentmen devam ettiler… Sonra biz de işte 70’de, Ayhan ağabey ile başladık. Ayhan ağabey beni yanına aldı. Sonra dört film çalıştık Ayhan Ağabey ile. Ayhan ağabey de şöyleydi; Sabah 20–25 dakika önce gelirdi sete… Ekipten önce gelirdi. Onu orada görürdünüz. Efendime söyleyeyim, disiplinliydi. Hatta şöyle bir durum oldu; Bir gün çekime saat sabah 8’de gelmişti. Gece 12’ye kadar Ayhan ağabeye sıra gelmemiş yani çalışmamıştı. Ayhan ağabeyden özür dilemişler, Ayhan ağabey de demiş ki; “Benden niye özür diliyorsunuz? Ben size 25 gün verdim, ister sabah çalışırsınız ister gece yarısı…” demiş. “Bana yarınki sahne planlarımı ve geleceğim günü söyleyin kâfi…” demiş. “Çocuklar özür dilemenize gerek yok…” demiş sempatik bir şekilde. Bir de, eskiden ustalarımız şöyleydi; ‘İşimiz ne zaman bitiyor?’ demezlerdi… Ya reji bölümünden, ya prodüksiyon bölümünden beklerlerdi “Tamam, bugün işiniz bitti…” diye. Hatta şimdi bizde onu Yeşilçam’da, Türk sinemasında eski çalışanlarımız arasında, onu mümkün olduğu kadar devam ettirmeye çalışıyoruz.

1974, 75, 76, 77, 78 Battal Gazi’nin Oğlu, Battal Gazi’nin İntikamı, Kılıç Arslan, Hakanlar Çarpışıyor, Korkusuz Cengâver… Beş film çektik arka arkaya o yıllarda… Memduh Bey -Memduh Ün- ile Fatma Girik zamanı. Fatma abla zamanı… 67’de Mu Film’den sigortalıyım ben… Sonra Fono filmden de, sigortalı oldum. İki taraftan da sigortalı olmuştum. İşte 1995 yılında sayın devlet büyüklerimizin geriye dönük sanatçı borçlanmasından yararlandım. Saygı, sevgi ve hürmetlerimi arz ediyorum kendilerine…

85-86’da 41 yaşındaydım, emekliliğim çıkmıştı fakat “Ben amcalarla beraber kuyruğa gidip emeklilik parası almayacağım…” dedim. Çünkü işlerimiz çoktu, onun için 95’te emekli oldum. 10 yıl geç oldum. Anamın ak sütü gibi helal olsun devlete… Çünkü pişman değilim. Çünkü her yerde çalışıyordum. 10 yıl geç emekli oldum hiç pişman değilim…

Yalnız, efendime söyleyeyim; genç sinemacılarımız -işi gücü rast gitsin hepsinin- nedense bizlerle pek çalışmıyorlar. Yüzümüz eskimiş, bir de belirli bir yaşa gelmişiz. Peki, kamera arkasında ki arkadaşlarımız? Onlar niye çalışmıyor? Acaba onların da mı yüzü eskidi? Şimdi eskiden şöyle söylerdim ben; “Hiçbir şey, eskisi kadar güzel olacağa benzemiyor…” Sonra onu değiştirdim, biraz daha yumuşattım… “Bazı şeyler, eskisi kadar güzel olacağa benzemiyor…” demeye başladım… Hayat…

Şimdi Cüneyt Arkın, Kadir İnanır gibi yıldızlarla hep çalıştım. Yönetmen Natuk baba idi, Natuk Baytan… Benim çok sevdiğim dört tane yönetmenimiz vardı… Diğer yönetmenlerimiz de önemli, hepsi de birbirinden güzel idi… Hepsi birbirinden bilgili ve hepsi birbirinden güzel film çeken ustalarımızdı ama mesela Natuk Baytan, Mehmet Aslan, Süreyya Duru ve Remzi Jöntürk’ün benim için yerleri başkadır… Bu ustalarla çok çalıştım çünkü… Onlar gitti, avantür filmler de bitti… Allah rahmet eylesin hepsine.

Avantür filmlerde çalıştım ama bu arada oyunculuk gücü de gerekiyordu bu filmlerde oynamak için… Sadece çeviklik, atletiklik yetmez… Bir oyuncunun -dikkat edelim dünya sinemasına- tabii ki komedisi de olacak, melodramı da olacak, efendime söyleyeyim avantür sahneleri de olacak… Yani avantür deyip geçiyoruz… Maşallah Türkçemizde de boyuna yerler değişiyor. Avantür film aksiyona döndü. Şimdi bir starın tabi karakter oyuncularımızla da, kendi başına da zaman zaman aksiyon sahneleri de olacak. Bunun da üstesinden gelmeleri lazım… Tabii oyunculuk güçleri var zaten ama bunun yanında aksiyon da şart… Mesela ben spordan geldim. Halter, futbol, güreşten geldim… Tabi bu sporlar bana epey yaradı. O sıralar Hababam Sınıfı çekiliyordu, bir de Battal Gazi çekiliyordu. Battal Gazi’yi Atıf Yılmaz çekiyordu. Ben de Adanalıyım bu arada, Çukurovalıyım…

Ayhan ağabeyle çalışacağız. Beyaz Kurt’u çekiyoruz. Ayhan ağabey “Ne yapıyorsun?” dedi… “İş için kıyafetlerimi seçiyorum…” dedim… Dedi ki; “Sen Hababam Sınıfı’na gitme, Battal Gazi’ye git, Cüneyt Arkın ile çalış…” dedi. Ayhan ağabey hepsinin ağabeyi olduğu için hepsinden daha eski, daha tecrübeli ve daha yaşlı olduğu için hep ağabey diyorlardı… Yılmaz Güney, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın hep ağabey derlerdi. ‘Sen Cüneyt ile çalış…’ dedi. Ben de dedim ki, “Tabi ki, şeref duyarım… Kamera arkası şeref duyduğum gibi kamera önü de şeref duyarım, çalıştığım bütün her yerde…” 

İşte benim oynadığım çok film var… 85–90 tanesinde, jön ve jönün yanında oynadım. Efendime söyleyeyim, bir gün Kanal 6’ya gittim, Selahattin Fırat ile… Metin Uca dedi ki;  ‘Starlar yukarıya çıkarken sizi aşağıya itti değil mi?’ dedi… ‘Hayır…’ dedim ben de… ‘Yukarı çıkarken, bizi de yukarı çektiler…’

Bunun yanı sıra ilk olarak 64 yılında film işine girmiştim Uğur Film ile, 95’te emekli oldum. Emekli olamayan arkadaşlarımız da var, acaba emeklilik bir daha çıkacak mı? Mağdur olan arkadaşlarımız için çok önemli bir konu bu… Umarım devlet büyüklerimiz bununla da ilgilenirler… Son olarak şunları söylemek isterim; Geçmişte, şimdi ve de ekranları başında ve de gelecekte bir de dünyanın her bir tarafında, saygı ve sevgili seyircimiz başımızın tacı, yakışır sizlere Türk sinemasının o güzel tacı…

25.9.2012 – Gazeteci Erol Dernek Sokak / BEYOĞLU

Erhan Tuncer (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam/Genseriko)

Ses kaydının deşifresi için, Hülya Birsen’e sonsuz teşekkürler.

.::Osman Cavcı: “Orta disiplinli bir adamım ama sinemaya, oyunculuğa teorik yanından da yaklaşırım.”::.

-Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Sanata ilginiz hangi yaşlarda başladı?

Osman Cavcı: Babam tiyatro oyuncusu, showmen, ortaoyunu tarzında bir oyuncuydu. E tabi gözümü açtım, tiyatro, turneler… İşte bu günlere geldik. Konservatuarı kazandım ama başarısız öğrencilik, hayal kırıklığı… Dramatik oyunculuğu sevmiyordum. Komedi severim. Sonra çocuk oyunları…

-Sinema kariyeriniz nasıl başladı? Hatırlıyorsanız, ilk set gününüzü anlatır mısınız?

Osman Cavcı: Bu sırada Ertem Eğilmez’le tanıştırıldım. Hababam Sınıfı… Seti bilirdim daha önceden. Komşunun köşkünde filmler çekilirdi. Ertem Bey bana çok fırlama bir tip oynattı. Büyük şans… Sinemaya adım attım. Arkadan Muhsin Bey… İlk set günümde Ertem abi bana motivasyon vermek için “Sana Kemal Sunal’ın rolünü oynatacağım” dedi… “Ama korkma, ilk gün yüklenmeyeceğim…” Sırf moral için böyle yapmıştı…

-Çalışma disiplini açısından kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydunuz yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Osman Cavcı: Orta disiplinli bir adamım ama sinemaya, oyunculuğa teorik yanından da yaklaşırım… Öztürk Serengil, Sadri Alışık gibi oyuncuların filmlerini inceledim. O tarza yakın hissederim kendimi… İtalyan sulu komedilerini severim. “Zampara Seyfettin” böyle doğdu. Biz Zampara Seyfettin’i çekerken çok eğlendik. Unutamam o tatil filmini. Bu eğlence filme de yansıdı.

-“Keşke oynamasaydım” dediğiniz ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediğiniz filmler var mı?

Osman Cavcı: Keşke oynasaydım dediğim bir filmim yok aslında… Mell Broks’la çalışmak isterdim. Absürt komedi ustası… Woddy Allen’ın ilk filmleri güzel.

-Türk Sineması’nın dününü ve bu gününü değerlendirir misiniz? Sizce sinemamız neredeydi, şimdi nerede?

Osman Cavcı: Sinema bugün, teknik olarak çok gelişti ama içerik olarak zayıfladı. Daha çok Amerikan sineması mantığı, gişe filmleri yapılıyor.

-Osman Cavcı olarak, hayal ettiğiniz yerde misiniz? 

Osman Cavcı: Değilim maalesef… Yolum kesildi… Bunu söylemek zorundayım… Benim işlerim engellenir… Kıskanan oyuncular bunu maalesef yapmakta… İlgi çeken biriyim ve onların oyuncu egoları bunu kabullenemiyor… Ancak ustalarımızda bu kompleks yoktu… Yeteneğim, tipim ve kafa yapım dezavantaj sağlıyor…

-Yeni dizi veya sinema filmi projeleriniz var mı? Şu an ne yapmaktasınız?

Osman Cavcı: Yeni projem var ama söylemem. O da engellenir. 🙂

Usta Oyuncu, Sinema Ve Tiyatro Yönetmeni Ergin Orbey Hayatını Kaybetti.

14 Ağustos 1936 da dünyaya gelen Ergin Orbey, konservatuar eğitiminin ardından girdiği Devlet Tiyatrolarında çok uzun yıllar oyuncu yönetmen ve idareci olarak görev yapmıştır. İlk olarak 1960’lı yıllarda Eskişehir’de kurulan Belediye Tiyatrosunun Genel Sanat Yönetmenliği görevine gelerek Eskişehir de tiyatro çalışmalarına başlayan büyük usta, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı oyunculuk bölümünün kuruluşunda da aktif rol oynamıştır. 27 Mart 2001 tarihinde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının Kurucu Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Ergin Orbey, Şehir Tiyatrolarının birçok repertuar oyununun da rejisörlüğünü gerçekleştirmiştir.

SON YOLCULUĞUNA UĞURLANACAK
Türk tiyatro tarihinde özel bir yere sahip olan, Devlet Tiyatroları sanatçısı ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının Kurucu Genel Sanat Yönetmeni Ergin Orbey’i son yolculuğuna uğurlamak için düzenlenecek olan tören, 19 Temmuz 2012 Perşembe günü Ankara Devlet Tiyatrosu Büyük Tiyatro Sahnesinde saat: 11.00’da gerçekleştirilecek. Büyük ustanın naşı tören sonrası Ankara Kocatepe Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka mezarlığında defnedilecek.

*radikal.com.tr