Tag Archives: yadigar ejder

.::Yeşilçam’dan Akıllara Zarar Erotik Film Fotoğrafları -2-::.

Akıllara zarar fotoğrafların 2. bölümü ile devam ediyoruz. 🙂

Bu bölümde de 5 fotoğrafa yer verdim. Bakalım neler ulaşmış o dönemden günümüze?

Üstteki fotoğrafta Zerrin Doğan, Kazım Kartal‘ı dikkatlice (!) incelemekte. Gördüklerinden memnun olmasa gerek, biraz şaşkın ve mutsuz gibi. Kazım Kartal’sa “Adım Hıdır, elimden gelen budur.” gibilerinden bakmakta. 🙂

Şaka bir yana üstteki fotoğrafta dikkat çekmek istediğim mesele, Zerrin Doğan‘ın göğüslerine sonradan -fotoğrafın üzerine boya ile- konulmuş yıldızlar ve altına yine sonradan yapılan iç siyah kilot… Bu tür “sonradan boyamalar”a sıklıkla rastlanmakta erotik film lobilerinde. Hatta size bir arşivci tavsiyesi, Yeşilçam’ın bu dönemine ait arşiv topluyorsanız, bu şekilde boyalı lobi kartları ve özellikle de afişler, diğerlerine nazaran çok daha kıymetlidir. Çünkü burada nispeten düzgünce çizilmiş kilot ve yıldızlar çok göze batmıyor. Bazı lobilerde neredeyse baştan aşağıyla boyamayla giydirilmiş onlarca kare mevcut. Bu boyamaların temel nedeni takdir edersiniz ki cinsel uzuvların “ayan beyan” gözükmemesi. Filmlerde de, kadın oyuncuların göğüsleri hariç, erkek ve kadınların cinsel uzuvlarının açıkça gözükmemesine dikkat ediliyordu. Erotik filmleri de porno filmlerden ayıran en temel özelliğin bu olduğu düşünülüyordu. Dolayısıyla fotoğrafların da boyanması “Bu izleyeceğiniz erotik bir filmdir, porno değildir.” anlamına geliyordu.

Yukarıdakinin benzeri bir durum da burada. İlk 3 görseli seçme sebebim hem enteresan mizansenleri, hem de yukarıda bahsi geçen “sonradan boyama”ların varlığı. Üst fotoğrafta da Hadi Çaman konuşuyor ama dinleyen kim? 🙂

Ayrıca tamamını yayınladığım lobi kartlarındaki film isimlerine de dikkat. 🙂

Sanırım arşivimdeki en ilginç fotoğraflardan biri yukarıda gördüğünüzdür. Tarık Şimşek, sağ bacağındaki Karaca Kaan ve sol bacağındaki Suna Sezer (tam emin değilim) olmasına rağmen, yine de elindeki iki tabanca ile kötülere meydan okumaktan geri durmuyor. Kadınlar ise, “Ne oluyor şu anda, inanın anlamış değiliz…” der gibi bakmaktalar. 🙂

Bu iki fotoğrafı ilk gördüğümde siz de benim gibi “Onlar da mı yahu?” dediniz mi?

Üstteki ve alttaki fotoğrafla ilgili görüşlerim bu paragrafta yer alacak. Erkek oyuncu olarak üstte tiyatronun ve sinemanın çok özel aktörlerinden Tevhid Bilge‘yi, atta ise Yeşilçam’ın yüzlerce filmindeki görsel efektleri (patlama, silahla vurulma, yıkılma gibi) düzenlemiş “Kör Nizam” lakaplı Nizam Ergüden‘i görmektesiniz. Birçok karakter aktörünün o dönem erotik filmderde oynadığını biliyoruz. Bunların başında da Kazım Kartal, Çetin Başaran (hatta kendisinin porno filmleri dahi mevcut), Tevfik Şen, Tarık Şimşek gibi isimler yer almakta. Ama sanırım en özeli Kazım Kartal’dır. Onun üzerinde sonraki çalışmalarımda ayrıca duracağım.

Gözlerimiz birçok aktör ve aktrise alıştı erotik-komedilerde ama benim gözlerim Tevhid Bilge‘ye, Nizam Ergüden‘e, Yüksel Gözen‘e, Muammer Karaca‘ya, Kamer Sadık‘a, Tugay Toksöz‘e, Yadigar Ejder‘e, Hamit Has‘a ve “Kadınlar Hamamı” filminde ufak bir sahnede de olsa oynayan (Hadi Çaman‘a masaj yaptıran) Mürüvvet Sim‘e alışamadı maalesef.

Sanırım alışamayacak da…

Reklamlar

.::İçinden Yeşilçam Geçen Şiirler -1- / Yusuf Hayaloğlu: “…ama necdet tosun öldü nalân / artık yemekleri sen, salatayı da ben yapacağım / sami hazinses kadar olmasa da / bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım!”::.

“’Sinema’ denilen dev makinenin en önemli parçalarının, olmazsa olmazlarının, tüm güzelliği ile arz-ı endam eden onlarca sinema yıldızının gölgesinde kalanların değil, o gölgeyi oluşturanların hikâyesidir bu.” yazmıştım Bir Yadigar Ejder Kitabı’nda. Bu şiirler de onların hikayesidir.

Bu yazımda bir süredir özenle derlediğim Yeşilçamlı şiirlere yer vereceğim.

Defalarca okuduğum bu şiirlerde filmlere, oyunculara, sinemalara ve film kahramanlarına rastlayacaksınız. Bu özel serinin devamı gelecek.

Keyifli okumalar.

İlk şiir, sinemamızın ve ilk kitabımın kahramanı için yazılmış. Değerli ağabeyim, vefa denizim Hüseyin Alemdar’dan, Yadigar Ejder için;

-Yadigar Ejder / Yüreği Sokakta-

 

“bırakır yüreğini Alyon Sokağı’nda

girer Bursa Sokağı’na

abidir tüm çocuklara, candır,

yumuşaklığında kocaman ellerinin

yüzünü okşar yine bir çocuğun

 

üçüncü sınıf lokantalarda doyurur karnını

uyur üçüncü sınıf otellerde

üçüncü sınıf rollerde oynar

birinci sınıf yürekle–

 

hep kötüdür, dağdır, ısırgan olur dostluklara

oysa tepeden tırnağa yürek

tepeden tırnağa acımak

tepeden tırnağa dostluktur

gerçek yaşamında.

 

omzumda dinlendirir ellerini

der ki bana: – Sokaktayım!

tokalaşırız kuş cıvıltıları siner ceplerine

bir denize açılır gibi açılır sokağa

kırsoylu bir yürek takılır arkasına.

 

o otel odalarındadır şimdi

ah, yüreği sokakta!”

İkinci şiir, İdris Atmaca’nın ‘Filmin Devamı’ adlı şiir kitabından… İdris Atmaca’yı tanıyın, şiirlerini okuyun. Günümüz internet ortamının da vesile olduğu şiir çöplüğünde, taze bir gül gibi açacaktır onun şiirleri.

Filmin Devamı’ndan;

(…)

mangalda cezve küpte su okulda süttozu

duvar diplerinde birdirbir uzuneşek ‘çattı battı kaç attı’

ön dişlerimizde kırmızı yumurta sağlamlığı ‘bu cam gibi’

hanımeli sinerdi üzerimize geçemezdiniz ferace’den

inci’de sadri baba ‘ofsayt osman’ bakışları yağmur

babam en çok aziz basmacı’ya gülerdi

 

kırık aynalarda parçalanmış yüzüm

ne yapsam gelemiyorum bir araya

 

harman sonu dönerdik alacadan saman kokardık

içimize işlerdi yanık sesi gazi’nin on kasımlarda ağlardık

rakıyı ne çok severmiş niye kapalı lan bura’nın meyhanesi

koçero yakalanmış diyorlar eşkıyaymış şaki ne demekti sahi

kar yağıyor şarapçı necdetin kulübesine üşüyorum

cüzdana beyaz ip bağlamasın bit cemal herkes anlıyo

 

hiç anımsamıyorum aynadaki yüzümü

kuyu’sunu metin erksanın gencölen nili biraz

(…)

Üçüncü Yeşilçamlı dizeler, ‘şu dağlarda kar olan’ların şairi Yusuf Hayaloğlu’nun Merhaba Nalân’ından;

(…)

ama necdet tosun öldü nalân

artık yemekleri sen

salatayı da ben yapacağım

sami hazinses kadar olmasa da

bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım

 

kemal sunal da öldü nalân

iyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık

ve dünya kirlendi

filmler bozuldu

o masum sevdalar yaşanmıyor artık

(…)

Bu yazının son şiiri de, Martıloji adlı şiir kitabının yazarı Bay Martılog – Muharrem Hüseyinoğlu’na ait. Kendisine, böyle bir seçki için şiir toplayacağım malum olduğundan mıdır bilinmez, günler önce şöyle bir mesaj aldım;

anlamsız sözler koleksiyoncusu

raf=XI

 

yıl 1963

4 film birden

sabah başlar

gece yarısı biter

şehzadebaşı

turan sinemasında

 

garibanların mekanı

soğuk kış günlerinin

en ucuz oteli

içerisi

sigaradan

ateş böceği tarlası

 

ve

her an

şaban’ın gazozu

hamdi’nin ekmek arası

 

zamanın

şakası

yok

not: bu şiir Erhan Tuncer’e ithaf edilmiştir. telif hakkı aranmaksızın sonsuza kadar onundur.

____________________________________________________

Bu derlemenin ilki de, tüm sinemaseverlere ithaf edilmiş olsun, sonsuza kadar.

Sinema ile,

Sevgiler.

.::Münir Özkul Anlatıyor: “Evet, paşa olamadım ama iyi bir tiyatrocu oldum!”::.

Geçen Cuma kaybettiğimiz, sinemamızın ve tiyatromuzun büyük değeri Münir Özkul üzerine ne yazsak az kalır. En iyisi onu kendi cümleleri ile anlamak, daha yakından tanımak.

Yine dumanı üzerinde bir röportajla karşılaştık arşivimizde. Heyecanla sunuyoruz.

Aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayarak fotoğrafı büyütebilir, rahatlıkla okuyabilirsiniz.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Arşivde gezinirken, uzun yıllar sonra sadece Özkul’un cenazesinde rastladığımız eşi Umman‘ın gençlik fotoğrafına da denk geldik. Aşağıdaki karede, eşi Umman ile birlikte, podyumdaki kızı Güner Özkul‘u izleyen Münir Özkul’u görüyorsunuz.

Bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Bu da, yine ilk kez bizim yayınladığımız bir röportajından özel bir kare. Sanırım Münir Özkul ve eşinin ilk fotoğrafları.

Münir Özkul Sevgilisi Umman İle

.::Yeni Yeşilçam Anketimiz Yayında: “Sizce Yeşilçam, Türkiye İnsanını Ne Kadar Temsil Ediyordu?”::.

Yeni bir Yeşilçam anketi ile sizlerleyiz.

Bu anketin sizi, Yeşilçam filmlerini “sadece sevmekten” ve “izlerken nostaljik duygular hissetmekten” bir adım daha ileri götürmesini temenni etmekteyim.

Sizce, o tutkuyla sevdiğimiz ya da izlerken çok keyif aldığımız filmler bizleri ne kadar anlatıyordu? Bizlerin gerçek yaşantısına dair bir şeyler söylüyor muydu?

Yoksa izlediklerimiz koca bir masal mıydı?

Oy kullandıktan sonra yorum olarak da görüşlerinizi belirtirseniz çok sevinirim. Böylelikle sinemamıza dair çok özel verilere kavuşmuş olacağız.

Oy kullanmanız ve paylaşmanız dileğiyle.

Anketimiz çoktan seçmelidir. En fazla 2 oy kullanabilirsiniz.

.::Erotik Filmlerin Yıldızı Dilber Ay’ın İtirafları: “Açıkçası bu filmler konusu ve çekimi ile estetik-erotik hiçbir düşünce taşımayan, yalnızca cinsi münasebet detaylarının sergilendiği filmlerdi.”::.

Üçüncü Adam, yıllardır ötekileştirilmiş, lanetlenmiş bir dönemin karanlık dehlizlerinde dolanmaya devam ediyor. Aralıklarla da dolaşmaya devam edecek.

Bu kez size arşivimizden, hiçbir yerde yayınlanmamış bir röportaj sunmayı uygun bulduk. 30’a yakın erotik filmde oynamış Dilber Ay, sinemaya başlangıcını ve özel yaşantısını bu röportajda anlattı!

Röportajın Kaynağı: Erkekçe Dergisi – Ağustos 1981

Seks filmleriyle gittikçe batağa saplanan Yeşilçam da 12 Eylül’den sonra rahat bir nefes aldı. Hiçbir estetiği olmayan saçma sapan porno filmleri artık çekilmiyor. Ticari amaçlı bazı filmciler “Siz de ileride ünlü olacaksınız.” diyerek genç kızları seks filmlerine alet edemiyorlar artık. 12 Eylül öncesinin Yeşilçam’daki porno film yıldızlarından biri de Dilberay. Tam 22 seks filmi çevirmiş. İlginç anılarını “ERKEKÇE”ye anlattı.

Seksle İlk Tanışmam

Babamın ölümünden sonra annem tekrar evlendi. Üvey babamsa beni istemiyordu. Bu nedenle beni bir ailenin yanına verdiler. Tek odalı bir evdi. Belki tuhaf gelecek ama onların yatağının altında, yerde yatıyordum. O zamanlar henüz 7 yaşlarında idim ve hemen hemen ilkokul bitene kadar yanlarında kaldım. Bir akşam inilti, çığlık da diyebilirim karışık seslerle uyandım, merak ettim kafamı çıkardım, görmek istiyordum. Beni görecekler diye de tedirgindim. O merakla kafamı çıkarmamla birlikte üvey babamın beni fark etmesi bir oldu. O geceden sonra bazı geceler uyumayıp gözlemeye çalıştım ancak her seferinde de fark ediliyordum. Bir şey görebildiysem de sonradan o seslerin seks ile ilgili olduğunu anladım. Yani seksle ilk tanışmam sesle oldu diyebilirim. 

Röntgen

O zamanlar kadın-erkek farkının bilincinde değildim. Gene ilkokul sıralarıydı. Mahallede bir kız ve bir erkek iki arkadaşım vardı. Bazı günler ortadan kayboluyorlardı. Ne yapıyorlar diye merak ederdim. Bir gün ne yaptıklarını sorunca “gel sana bir şey göstereceğiz” dediler ve beni evlerindeki bir odaya götürdüler. Duvarda bir delik vardı. Bu delikten bitişik komşunun odasını seyrediyorlardı. Bakar bakmaz o anda şok olduğumu hatırlıyorum. Komşu karı koca yataktaydılar, ikisi de çıplaktılar ve erkeğin önünde kocaman bir şey vardı. İlk defa görüyordum. Daha önce sünnet düğünlerinde görmüştüm ancak bu çok farklı idi…

Üvey Babamın Ziyareti

Ana evine dönmüştüm. Üvey babam sürekli içki içen bir kişiydi. O sıralarda ben genç kızlığa adım atmaya başlamıştım. Aklımda kaldığı kadarı ile orta 2’ye gidiyordum. Bir akşam oda kapımın zorlandığını duydum. Yataktan kalktım. “Kim o?” dedim. “Benim kızım, kapıyı aç.” diyen üvey babamın sesiydi. “Ne var?” dedim, “Kibritim orada, onu alacağım.” dedi. Sağa sola baktım, kibrit yok. Şüphelendim. Zaten bazı konuları yavaş yavaş anlıyordum. Annemin duyabilmesi için yüksek sesle “Burada kibrit yok!” dedim ve tahmin ettiğim gibi annem duyarak geldi. “Ne işin var senin burada?” diye ona çıkıştı. Buna benzer birkaç olay daha oldu sonradan. Üvey babamın benimle ilişki kurmak istediğini anlamıştım. İlk defa kendimi kadın gibi hissediyordum.

Yeşilçam’a Merhaba

Orta okulu bıraktıktan sonra can sıkıntısını giderebilmek için LCC mankenlik okuluna gittim. Diploma aldıktan sonra amacım mankenliğe devam etmekti. Fakat şans sinemadan yana açıldı. Bir filmcinin vasıtası ile Yeşilçam’a girdim. İlk rolümün seks sahnesi olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim ve inceldiği yerden kopsun diyerek devam etmeye karar verdim. “Ölüm Savaşı” adında bir yapımdı. Çekim normal devam ediyordu. Bir ara “Üstünü çıkar, sutyenle kal.” dediler. Çıkarttım. Sonra bir şişe kanyak geldi. “Bir yudum al açılırsın, rahat edersin.” dediler. Ona da “olur” dedim. Ne derseler kabul ediyordum. Çok hevesliydim. Daha sonraki filmlerde ben soyundukça fiyatım arttı. Sonunda da çırılçıplak duruma geldim. Seks filmlerinin çekimleri öncesinde çok cazip teklifler yapılıyor. Ücret soyunma sınırına göre ayarlanıyor ve ne kadar soyunursan ücret yükseliyor. Bir de “Ünlü Yıldızlar bile bu yoldan zirveye çıktı.” diyorlar. “Sen de öyle olacaksın.” diyorlar. Onlar böyle konuştukça açıl açılabildiğin kadar. İlk filminden 5.000 TL, son filmimdense 60.000 TL aldım.

22 film yaptım. On üçüncüden sonrakiler tamamen anadan doğmaydı. Tabii ki bu arada bol bol sevişme sahneleri ve gittikçe daha cüretkar planlar çekiliyordu. Artık “jön” dedikleri figüranlarla anadan doğma sevişiyordum filmlerde.

Bir süre, edep yerime enli flasterden bant yapıştırdılar. Çekim sırasında yararını gördüm. Rejisör, bant görünmesin diye kameranın zaviyesine dikkat ediyor, bu da filmleri adi çıplaklıktan bir dereceye kadar kurtarıyordu.

İlk filmim “Ölüm Savaşı”ndan son filmim “Gece Yaşayan Kadın”a kadar bakire idim. Bu nedenle çevirdiğim hiçbir filmimde gerçek cinsel münasebet sahnesi olmadı. Kadınlığa geçişim seks filmlerinin yasaklanmasından sonradır. Yani anlayacağınız tüm bu porno-erotik filmleri “kız oğlan kız” olarak çevirdim. Bu gerçeği, tarihi belli hastane raporu ile de belgeleyebilirim.

Açıkçası bu filmler konusu ve çekimi ile estetik, erotik hiçbir düşünce taşımayan, yalnızca cinsi münasebet detaylarının sergilendiği filmlerdi.

Bir filmde, -galiba “Cemile’nin Kaderi” isimli olacak- üç beş erkekle bir grup seks sahnesi vardı. Soyundum yatağa girdim. O sırada rejisör figüranlara sıkı sıkı tembihliyordu: “Dilber bakiredir, dikkatli olun!” diye. Bu lafın üzerine herkes kahkahalarla güldü. Çünkü kimse inanmamıştı.

Çekim Sırasında Hiç Orgazm Olmadım

Bir sinema aşkım, bir de paraya ihtiyacım vardı. Bu nedenle porno film çeviriyordum. Sevişme sahnelerinde zevk almama imkan yoktu. Bir filmde şöyle bir olaya tanık oldum. Daha önce fotoromanlarda oynamış bir erkek arkadaş getirdiler. O güne kadar seks filmlerinde oynamamış biriydi. Seks sahnesinin yarısında rejisör: “Dışarı kadar çık ve tekrar gel!” dediğini duydum. Dönüp baktığımda mayosu ıslanmış, yani karşımdaki orgazm olmuştu.

Ve Gerçek Seks Yaşamım

Porno film yıldızı olduğum için kimse kız olduğuma ihtimal vermiyordu. Son filmimi çevirdikten sonra bir erkekle yemeğe çıktım ve onunla yattım. Kız olduğumu söylediğimde dalga geçtiğimi zannetti. Artık sabrım taşmıştı. Bekaretimi o gece, bir zevk anında değil, sırf bu konu kapansın diye verdim. Şimdi kesinlikle bildiğim bir şey var. Seks hayatımı sinema çok olumsuz yönde etkilemiş. Bir erkek arkadaşımla beraber aşk yaparken birdenbire gözümün önünde rejisörü görür gibi oluyorum. Karşımda durmuş “Stop!” diyor bana. Birdenbire kaskatı oluyorum. Tam orgazm olacağım sırada bütün zevkim kaçıyor. Bu tür psikolojik rahatsızlıklardan sanırım zamanla kurtulacağım. Sevişmeye konsantre olmam bir saati buluyor. Bu süre içinde Yeşilçam’ın görüntüsü ancak kayboluyor gözlerimden.

Teşekkürler 12 Eylül

12 Eylül’den sonra porno filmlerin yasaklanması hayatımı değiştirdi. Maddi yönden sıkıntıya düştüm ama huzuru buldum. Keşke bu işe başladığım sıralarda yasaklansaydı da ben bu kadar yıpranmasaydım. Bizdeki seks filmlerinde hiçbir zaman güzeli veremediler. Bir Emmanuel’i düşünün, bir de bizdeki filmleri. Biz, kadın erkek ilişkisinin anatomik detaylarını gösterme çabasındayken onlar estetiğin, sanatın doruk noktasını arıyorlardı. Kötü örnekler vermektense hiç vermemek daha iyi. İyi oldu yasaklandığı. Toplumun örf ve adetlerine aykırı saçmalıklara yer olmamalı sinemada. İnanın, samimi söylüyorum: Teşekkürler 12 Eylül…

.::Süheyl Eğriboz’un Yadigar Ejder’i İterek Kadrajdan Çıkarması::.

Sevgili dostlar merhabalar,

Öncelikle değerli yapım şirketi Erler Film ve sahibi pek kıymetli Türker İnanoğlu beyefendiye, sahibi oldukları filmleri böylesine özlenle temizleyip bizlerle buluşturdukları için Üçüncü Adam adına çok teşekkür ederim.

Bu filmdeki ufak bir sahne yıllardır dikkatimi çekiyordu ama internette düzgün bir kopyası olmadığından sizlerle bir türlü buluşturamıyordum. Filmin restorasyonlu kopyasının yayınlanması ile artık izlemenizi istediğim sahne sizlerle. 🙂

Filmin 40:23 dakikasında, mahkumları kırbaçlayan Yadigar Ejder sağ tarafta görülmekte. Lakin Süheyl Eğriboz, Canan Perver‘in tam arkasında kalmakta ve Canan Perver’in başının üzerinden şapkası görünmekte. Muhtemelen o an filmin görüntü yönetmeni Çetin Gürtop, Süheyl Eğriboz’a “Biraz soluna gel, arkada kaldın.” dedi ve Süheyl Eğriboz da kadraja girmek için sağa hamle yaptı ama sanırım o esnada iri cüssesi ile kadrın tamamını kaplayan Yadigar Ejder’i hesaba katmadı.

Süheyl Eğriboz aldığı direktifi öylesine heyecanla yapmaya çalışıyor ki, koca adamı yerinden oynatarak kadrın dışına çıkarıyor ve bu kez de Yadigar Ejder dışarıda kaldığı için Süheyl Eğriboz’u geriye doğru ittiriyor. Ortaya da, hem gözükmek, hem de doğru mizanseni yakalamak için izlediğiniz oldukça ilginç bir an çıkıyor.

Keyifli seyirler.

Erhan Tuncer

.::Cüneyt Arkın’ın Bağışlamadığı 10 Film::.

Sevgili dostlar bir süredir yine işlerimin yoğunluğundan dolayı siteye yeni çalışma ekleyemiyordum. Bu sıralar biraz rahatım ve yine birlikteyiz. Yazı yayınlayamasam da Üçüncü Adam’ı terketmediğiniz, hep sahip çıktığınız için sonsuz teşekkürler.

Şimdi sizlere, yumruğu tekmesi bol, Cüneyt Arkın’ın düşmanlarını tabiri caizse eşek sudan gelinceye kadar dövüp öldürerek intikamını aldığı en iyi 10 filmin listesini sunuyorum. Elbette ki herkesin listesi farklı olacaktır ama bu çalışma için birçok filme baştan göz attığımı söylemeliyim. Aşağıda 10’dan 1’e doğru sıralanan filmlerde gerçekten Cüneyt Arkın’ın yumruklarını saymak imkansız. Bu filmlerde elinden kimse kurtulamamış…

Bu listeyi yapmamın esas nedenine gelince; Bu filmler, Üçüncü Adam’ın esas ev sahipleri kavgacı karakter oyuncularımızı en çok gördüğümüz filmler. Onların yer aldığı birbirinden teklikeli onlarca sahneyi görmek için bu filmleri izlemelisiniz! Aramızda olmayanlara rahmet, yaşayanlara selam olsun!

Son olarak, listeye almadığım Soysuzlar, Adalet, Yarınsız Adam, Üç Kağıtçılar, Yalnız Adam, Yıkılmayan Adam, Cemil, Cemil Dönüyor, Battal Gazi Serisi, Kara Murat Serisi, Cüneyt Arkın-Çetin İnanç birlikteliğin 80 sonrası filmleri ve diğer tüm Cüneyt Arkın’lı avantürleri unuttum sanmayın. Hepsinde aksiyon üst düzeyde lakin aşağıdaki filmlerde bazı sahneler var ki, bu filmlerden biraz daha fazla anılmayı hak ediyorlar. Aşağıda kısa cümlelerle anlattım.

*Ayrıca kavga sahnelerinin nasıl çekildiğini anlattığım “Bir Kavganın Anatomisi: Opuuuaaa Pişşşş’uuu” adlı yazıyı okumak için tıklayınız.

İşte o 10 film!

10- Deli Yusuf

Bu filmin birçok yerinde onlarca kavga sahnesi var ama filmde Cüneyt Arkın’ın Kudret Karadağ‘la uzunca kavga ettiği öyle bir sekans var ki… İzlemeye doyum olmaz.

9- Kılıç Arslan

Bu filmin özellikle finali, diğer tüm Battal Gazi ve Kara Murat’lardan çok daha fazla ve çok daha estetik kavga sahnesi içermekte. Cüneyt Arkın’ın en güzel uçtuğu filmlerden biri -hatta en önemlisi- diyebilirim. Tüm Bizans askerlerinin toplanıp kalkanlarını duvar gibi ördüğü ve Kılıç Arslan’ın üzerlerinden uçtuğu sahne nasıl unutulabilir. Kadir Kök ve Mehmet Uğur hiç ölmedilerse en az 200 defa ölmüşlerdir bu filmde!

8- Çaresizler

Çaresizlerin finali, sanırım en çok ağladığım Cüneyt Arkın film finallerinden biridir. Bir baba ve oğul, kum deposunda, ellerinde birer silah, tüm kötü adamlara karşı yürüler…. Öleceklerini bile bile… Finaldeki Hakkı Koşar‘ın trajik ölümünü de unutmamak gerek.

7- Alın Yazısı

Bu filmle ilgili söylenecek çok şey yok sanırım. Çoğu Cüneyt Arkın severin açık ara en favori filmi Alın Yazısı‘dır. Filmde abisinin ve kız kardeşinin intikamını alan Cüneyt Arkın öyle güzel sahnelere imza atar ki, tüm tekli ölüm sahneleri defalarca izlenmeye değedir. Özellikle de İhsan Gedik‘in hamamda öldürüldüğü sahne… Kare kare ezbere bilirim. Aynadan onu takip etmesi, asılı usturayı alması… İçeri girmesi ve bir süre duşta akan suyun altında bekleyip karar vermesi… Ve final!

6- Akrep Yuvası

Cüneyt Arkın çıldırmış olmalı! Yolda dur durak bilmeden giden bir tırın üzerine, hiçbir can güvenliği olmadan, paralel giden bir arbadan nasıl atladın? Nasıl tırmandın. Üst geçitlerde nasıl hızlı hareket edip kendini korudun? O binanın tepesinden, Kudret Karadağ‘ı etkisiz hale getirmek için nasıl aşağıya sarktın? Nasıl, nasıl, nasıl? Akıl almıyor. En sağlam aksiyona sahip Cüneyt Arkın filmerindendir kesinlikle…

5- Deli Şahin

Her anı kavga sahnesiyle dolu, Cüneyt Arkın’ın tüm kavgacı ekibini döndürüp dolaştırıp defalarca dövdüğü en ilginç filmlerden biridir. Sanırım ilk yönetmenlik denemesi. Bu nedenle de nerde filmde hikayesel boşluk varsa oraya kavga sahnesi koymuş. Özellikle Mehmet Uğur ve Yadigar Ejder, bu filmde ondan çok fazla dayak yiyor. Ayrıca finale yakın geniş bir arazide Yavuz Selekman’la öyle bir kavga sahnesi var ki…

4- Kin

Cüneyt Arkın’ın sürekli dayak yiyip, sabredip, susup, unutmaya çalışıp, en sonunda yeminini bozduğu filmlerden. Elbette izlemeye doyum olmayan sahnelerle dolu. Yeminini bozduğu ve kötü adamların mekanını dağıtmaya gittiği sahnede kendisinin ve Kemal Sunal’ın yıllarca dublörlüğünü yapmış olan Ferhat Ünal’a öyle bir uçan tekme atıyor ki! Birkaç kez dikkatlice izlediğinizde tekmenin yüzünde patladığını görebilirsiniz.

3- Baba’nın Oğlu

Cüneyt Arkın’ın bir villanın ikinci katına camı parçalayarak girip, İbrahim Uğurlu‘yu üst kattan alt kata kadar hiç durmadan dövdüğü sahne ve hapisteki ‘Sana hırladım! Hepinize hırladım! Tüm dünyaya hırladım! Bugüne kadar hep insanlar beni ısırdır, artık ben onları ısıracağım!” diye bağırıp Tarık Şimşek‘e 3 dakikada 100’e yakın yumruk attığı meşhur hapishane sahnesi nasıl unutulur!

2- İnsan Avcısı

Punisher çizgi romanını bilirsiniz. Adam intikam için geri döner ve herkesi en akıl almaz işkencelerle öldürür. İşte bu, Punisher‘ın yerli versiyonu. Cüneyt Arkın filmin hiçbir anında durmuyor. Önüne gelen kötü adamı ilk kez yerli sinemamızda gördüğümüz yöntemlerle paramparça ediyor! Adnan Mersinli, Aydın Haberdar ve Cihan Alp‘e kendi mezarlarını kazdırıp çift kırma ile vurarak öldürdüğü sahne harikadır!

1- Hınç

Ve 1. film elbette ki Hınç! “Alo… Ben Kemal… Geliyorum!” diye başlayan her sahnede yerimde duramam. Yıllarca dayak yiyip tüm kötü adamların ayaklarını öpen Arkın, müthiş bir intikam alevi ile geri döner ve kötü adamları dünyaya geldiğine pişman eder. Öyle enfes kavga ve ölüm sahneleri var ki, Cüneyt Arkın filmografisinin kendi türünde “kült” olarak nitelendirilebilecek en önemli filmlerinden biri! Turgut Özatay‘ın ölümü nasıl unutulur?

Benim ilk 10 filmim bunlar.

Sizin kavga ve ölüm sahneleri ile izlemeye doyamadığınız ilk 10 Cüneyt Arkın filminiz hangileri?

Yorum olarak yazarsanız çok sevnirim.

Şimdiden yukarıdaki filmleri tekrar tekrar izleyeceklere keyifli seyirler dilerim. 🙂

Erhan Tuncer