Tag Archives: adile naşit-münir özkul

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -18- (Tanju Gürsu Özel)::.

*Yukarıdaki fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Reklamlar

.::Münir Özkul’la Alkol, Kadınlar ve Akıl Hastaneleri Üzerine: “Akıl hastaneleri en özgür olduğum, her şeyi objektif görebildiğim tek yerdir. Orada rahata ererim. Kafam art arda gelen birçok problemi çözebilecek yapıda değildir.”

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Tüm dostlarımıza iyi pazarlar…

İki hafta önce yayınladığımız ‘Hüzünlü Bir Adile Naşit Röportajı‘ başlıklı çalışmamış öylesine yoğun bir ilgiyle karşılandı ki, sizlerle benzer kalitede bir çalışma paylaşmak için kollarımızı sıvadık ve arşiv taramasına devam ettik. Bu tarama esnasında, ‘Bu kadar da denk gelemez…’ dediğimiz bu nadide röportaj ile karşılaştık ve hemen sizlerle paylaşmak istedik.

Yıllarca birlikte görüp sevdiğimiz Adile Naşit-Münir Özkul ikilisinin iç dünyalarını en samimi cümleleri ile anlattıkları bu röportajlar, -biz, sizlere ulaştıranlar dahil- tüm sinemaseverleri oldukça heyecanlandırdı ve sevindirdi.

Aşağıda, tiyatromuzun ve sinemamızın en büyük aktörlerinden biri olan Münir Özkul’un yaşamsal kaygılarını ve çalkantılarını en açık ifadeleri ile okuyacaksınız. Röportajda emeği geçen Ses Dergisi çalışanlarına ve Tayfun Omay’a selam ve saygılarımızı sunarız.

_______________________________________________________

Dergiden deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Ses Dergisi / 31 Ocak 1981 – Sayı: 5

Yazı ve Fotoğraflar: Tayfun Omay

Tam 55 yaşında Münir Özkul. Bu 55 yılın, 40 yılını film setlerinde, tiyatro sahnelerinde geçirmiş büyük bir sanatçı. Bunca yıl içinde milyonlarca sanatseverin gönlüne taht kurmuş bir insan. Ama ya özel yaşantısı? Bu yaşam içinde aşırı alkol var, her çeşidinden uyuşturucu madde var, çocukluğundaki problemli günlerin getirdiği kompleksler var, akıl hastanesine girip çıkmalar var, kadınlar var, aşırı duygusallık var… Bu yaşam içinde Münir Özkul’un en az rastladığı şey mutluluk…

Bu mutluluğu sadece çocuklarının yanında bulmuş bugüne kadar. Şimdi de kendinden otuz yaş küçük bir kadının yanında arıyor mutluluğu. Ve buluyor da… Bu 25 yaşındaki genç kadının ismi Umman. Bundan iki yıl önce girmiş sanatçının hayatına. Dilerseniz bunun nasıl olduğunu ve Münir Özkul’la olan yaşantısını bu değerli sanatçı ile ilgili düşüncelerini Umman‘dan dinleyelim:

“Bundan iki yıl önce bir dost toplantısında tanıştım Münir’le. Çok önceden bir hayranlığım vardı ona karşı. Tanışmamızdan sonra bu hayranlığım daha da arttı. Onda anlayamadığım bir sıcaklık buldum. Karşısındaki insanı bir anda avucunun içine alıyordu. Onun bu yapısı beni de çekti. Daha sonraki günler sık sık evine gitmeye başladım. Ona yardımcı olmak istiyordum. Yemek yapıyor ve evi temizliyordum. Fakat o benimle hiç ilgilenmiyor, sanatçı arkadaşlarıyla sohbet etmeyi tercih ediyordu. Kısa süre sonra onun ev işleri yapan bir kadın istemediğini hissettim. Bu kez ona konuşarak yaklaşmaya başladım. Yine böyle bir konuşma sırasında ‘Sen hiçbir şeyden anlamayan bir aptalsın…’ deyince içimde büyük bir hırs duydum. O hırsla tiyatroya olan eğilimim daha çok arttı. Ve kısa sayılabilecek bir sürede bu konuda rahatça fikir yürütebilecek bir düzeye eriştim. Ondan sonra yaşantımız birden değişti. O da bana yakınlık duymaya başladı. Münir’le beraber olduğum sürece ondan çok şey öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum. Şimdi beni tek üzen şey bu öğrendiklerimi her zaman onunla beraber yaşayamamak. Bence Münir’le beraber olan kadın zaman zaman arkadaş, zaman zaman anne, zaman zaman eş ve zaman zaman sevgili olmalı. Bazı kişiler aramızdaki yaş farkına bakarak mutlu olmadığımızı düşünüyorlar. Ama hiç de öyle değil. Ben onun yanında kendimi çok mutlu hissediyorum. Çünkü benim için o hem çocuk, hem baba, hem de sevgilidir. Böyle olunca ne çocuk, ne baba ihtiyacı hissetmiyorum onun yanında.

Münir’i iki yıl boyunca devamlı izledim. Bu gözlemlerim sonucunda size şunları söyleyebilirim. O çok değişik bir insandır. Bazen karamsar, bazen kaba, bazen centilmen olur. Onu ara sıra anlamak bile güçleşir. Çoğu zaman içine kapanık arada bir de dışa dönük bir insan karşıma çıkar. Çok hassas bir insandır. Bunun için de her şey anında kendisine söylenmez. Alıştıra alıştıra söylemek gerekir. Bazı olaylar karşısında birden hırslanır ve kızarsa da çabuk geçer. Bir diğer özelliği de aşırı derecede kaprisli olmasıdır. Bütün bunlardan sonra size şunu söyleyeyim ki onu hala tam olarak tanıyamadım. Her geçen gün başka ilginç yönünü görüyorum”

-Kendisi ile ilgili olarak bunları söyleyen kadın için acaba Münir Özkul neler düşünüyordu?

“Ben yaklaşık beş sene bekar yaşadım…” diye başladı söze sanatçı. “İki yıldır da umman’la beraberim. O hayatıma girdikten sonra bir şeyler yapmanın gereğine inandım. Ona bir şeyler göstermeliydim. Çocuklarım için olduğu gibi onun için de bir sıçrama yapmalıydım. Bu mesleği sevdirmeliydim. Kendinde olan bir kabiliyetle de bunu kısa zamanda başardı. Tiyatro konusunda tam olmasa da tama yakın derecede bilgi sahibi oldu. Şimdi beni eleştirdiği anlar bile oluyor. Yaşamıma değişiklik getirdi. Bugüne kadar tanıdığım ve beraber olduğum bütün kadınlara bir çatışma içindeydim. Aramızda bir uyuşmazlık olurdu. Ama Umman başka, devamlı bana uyum gösteriyor. Böyle olunca her şey değişiyor. Ona kızamıyorum. Kızdığım zamanlar da sonradan vicdan azabı duyuyorum. Onunla çok mutluyum”

MÜNİR ÖZKUL’UN YAŞANTISINDAKİ İÇKİ

Münir Özkul, sanat gücüyle olduğu kadar içkiye olan düşkünlüğü ile de dikkatleri üzerine çekmiş bir oyuncudur. Sanatçı on beş yıl öncesine kadar yaşamının bir parçası halinde olan içki konusunda şunları söylüyor:

“İçkiye ilk defa 13 yaşında özenmeye başladım. Ailemde sigara içen bir tek kişi bile yoktur. Çocukluğum da kendime model olarak hep içki içen tipleri seçtim. Bunda ailemin bana gösterdiği tüm sevgiye rağmen mazbut bir aile çocuğu olmam için yapılan baskıların etkisi de olabilir. Alkol bende baskıları kaldırdığı gibi kendime karşı olan güvensizlik duygusunu da yener. Bir de insanlarla zor anlaşıyorum. İçki bu konuda da bana yardımcı olurdu. İçki içmeden hiçbir güzelliğin tadı olmayacağına inanırdım. Fakat şimdi bunun çok yanlış olduğuna inandım. İçkiyi bırakmak için çok büyük bir savaş verdim. Sonunda da kazandım. Bu başarıda eski eşim Suna Selen’in büyük katkısı olmuştur. Bugüne kadar çeşitli uyuşturucu maddeler kullandım. Bunları yaptığım için hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Fakat dünyaya yeniden gelsem ne içki ne uyuşturucu madde hiçbirini kullanmam. Biliyorum ki hepsi insan sağlığı için çok zararlı şeyler.”

Münir Özkul’un insanlarla kolay kolay anlaşamaması içkiye düşkünlüğüne neden olduğu gibi, onun sık sık akıl hastanesine de yatmasına neden olmuştur. Sanatçı “Dinlenme yerim…” dediği akıl hastanesi için de düşüncelerini şöyle belirtiyor:

“Toplumla çok güç anlaşıyorum. Benim gibi toplumla güç anlaşan insanlara ilgi duyarım. Bunun en sivri ve en tipik örneklerine meyhanelerde, akıl hastanelerinde ve sanat çevrelerinde rastlanır. Onun için akıl ve ruh hastanelerine karşı daima sempati duymuşumdur. Akıl hastaneleri en özgür olduğum, her şeyi objektif görebildiğim tek yerdir. Orada rahata ererim. Kafam art arda gelen birçok problemi çözebilecek yapıda değildir. Orada bütün problemleri bir sıraya koyar ve çözümlerim. Hatta bir süre ziyaretçi bile kabul etmem.”

HAYATINDA KADININ YERİ

Sanatçının bir başka özelliği de hayatına birçok kadın girmiş olmasıdır. Hayatına giren kadınlar için de beşinin çok önemli yeri olduğunu söyleyen Münir Özkul:

“Öncelikle şunu belirteyim ki kadınları çok akıllı bulurum ve çok severim. Kadınsız erkeği yarım sayıyorum. Hayatım boyunca hep bir kadın aramışımdır. Tanıdığım kadınların beğendiğim yönlerini bir araya getiren bir kadın. Ama böyle bir kadın var mı yok mu onu bilemiyorum. Tanıdığım ve hayran olduğum ilk kadın annemdir. Ona aşık oldum diyebilirim. Bence dünyanın en iyi kadını odur.” diyor.

VE SANATI

Ömrünün 40 yılını sinema ve tiyatro içinde geçiren Münir Özkul bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor:

“Benim sanat yaşamımda beş kişinin büyük etkisi olmuştur. Bunlar Muhsin Ertuğrul, Ferdi Tayfur, Haldun Dormen, Sadık Şendil ve Şakir Eczacıbaşı’dır. Bugün sanatımın geleceği ile ilgili hiçbir şey söyleyecek durumda değilim. Yalnız şu sıralarda Haldun Taner’in benim için yazdığı bir eser var. Tüm arzum bu piyesi başarıyla oynamak. Sanat yaşamım içinde her zaman İbiş’e ve Kavuklu’ya hayranlık duymuşumdur. Nedenini şöyle anlatayım; İnsanı çeşitli etkilerden kurtarabilseydik ortaya birçok müşterek yönleri olan bir insan tipi çıkardı. Bu, gerçek yönleri ağır basan evrensel insan tanımı ve tipidir. Ben Kavuklu’da veya İbiş’de kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum.”

Şunu da belirtmek gerekir ki Münir Özkul hep sanatıyla yaşayan bir kişidir. Onun kendine güven duyduğu, kendini güçlü hissettiği tek yer sahnedir. Aslında sahnede kendisine güven duymasının nedeni orada ona yardım edecek kimsenin olmayışından kaynaklanır. Orada sorumluluk yükleyecek kimse yoktur ona… Ama, özel yaşamında bu sorumluluğu yükleyecek kişiler bulmuş, kendisine yardım edecek kişilere rastlamış ve üzerindeki sorumlulukları bu kişiler üzerine devretmiştir. Böyle olduğu için de ona yakın olan kişiler onun tembel olduğunu söylerler.

.::Hüzünlü Bir Adile Naşit Röportajı: “Çirkin, Kompleksli Bir İnsanım…”

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak bütütebilirsiniz.

Sevgili Üçüncü Adam okurları, iyi pazarlar…

Arşiv taramamız esmasında, 1980 yılı Ses Dergisi‘nde yayınlanan ve ilgiyle okuyacağınızı düşündüğümüz bir röportajla karşılaştık. Sinemamızın en kıymetli sanatçılarından Adile Naşit ile yapılan ve kendisinin bir nevi içini döktüğü bu röportajda, daha önce hiçbir yerde rastlamadığımız derecede içten ve duygulu bir anlatıma tanık olacaksınız.

Bizler, daha rahat okuyabilmeniz için bu röportajı bir yazı dosyası olarak deşifre ettik ve inanın hazırlarken müthiş bir duygu seline kapıldık. Bu nedenle ‘Keyfili okumalar…’ diyemeyeceğiz, çünkü Adile Naşit’in anlattıkları hiç de keyifli şeyler değil…

Benzerine az rastlanır içtenlikle hazırlanmış bu röportajın, sanatçımızın çalkantılarla dolu iç dünyasını deşifre etmesini önemle karşılıyor, sizleri röportajla başbaşa bırakıyoruz…

_______________________________________________________

Dergiden deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Ses Dergisi / 13 Eylül 1980 – No: 15

-Adile Hanım yıllardır vazgeçmediğiniz oyunculuk tutkusu nasıl bir tutkudur?

Ben başka hiçbir şey görmedim ki. Tiyatroda doğduk Selim’le ikimiz. Kulislerde, tiyatronun ta içinde büyüdük. Babamızdan gelen bir tutku tiyatroculuk. Ayrıca çok sevdiğim bir iş.

-Hiç canınız sıkılıp da bu sahnelerden kurtulayım, evimin bir köşesinde yün öreyim diye aklınızdan geçmiyor mu?

Hayır, ‘geçmiyor’ diyebilirim. En çok yorulduğum, bunaldığım zamanlarda evimin bir köşesinde oturayım diye kafamdan geçiririm. Ama öylesine çabuk geçer ki bu duygu, hemen sahneyi özleyiveririm.

-Peki provalar, geceleri oyun ve bunun ardında evde yapılması gereken yığın iş kalıyor. Bunların altından nasıl kalkabiliyorsunuz?

Genellikle yapılacak işim pek olmuyor. Eskiden yemekleri ben yapardım. Şimdi kocam yapıyor. Mutfağa girmiyorum bile. Bir tek çamaşırları yıkamak kalıyor, onu da ben yapıyorum artık yüzsüzlük olmasın diye. Diğer işler ise, ortaklaşa düşe kalka gidiyor.

-İnsan ilişkilerinden ve aşktan söz etsek. Örneğin kaç kez âşık oldunuz? Aşık olduğunuz zaman neler hissettiniz?

Galiba ilk kez kocama, gerçekten âşık oldum. Senelerdir beraberlik yürüdüğüne göre, aşk sonradan sevgiye ve dostluk haline dönüştü. Kocam benden yirmi yaş büyüktür ve hep beni kollamış korumuştur bugüne dek. Aşık olmak duygusuna gelince, kötü bir şey aşk. Hüsranı, gözyaşı bol bir iş. Duyguların tümü pır-pır ediyor ya insanın içinde, ya sonrası ne oluyor? Hüsrana uğramayı sevmiyorum.

-‘Ağlamak güzeldir’ derler. Sık sık ağlar mısınız? Ya da ağlamayı sever misiniz?

Bayılırım. Öylesine çabuk boşalır ki gözümden yaşlar, ben bile şaşırıyorum. Galiba yaşantımın içinde tüm olayları bütün yoğunluğuyla yaşadığım için böyle. Bir olay bir başkasını anımsatıyor ve bir zincir halinde yürüyüp gidiyor kafamın içinde olaylar. Örneğin filmlerde hiç zorluk çekmem ağlama konusunda. Kafamın bir köşesine sıkışmış, atamadığım, söyleyemediğim olayları anımsar ağlayıveririm.

-Demek ki sıkıntılarınızı pek dışarıya vurmuyorsunuz ve bundan ötürü de zaman zaman mutsuz olduğunuz söylenebilir mi?

Mutsuzluğun yanı sıra, sağlığım korkunç derecede bozuluyor. Tansiyonum düşüyor ve hasta bir kadın oluyorum. Mutsuzluk ayrı. Her insanın çok canının sıkıldığı bunaldığı zamanlar vardır. İşte öylesine bir şey oluyor.

-Kadınlık sizce nedir?

Çok önemi benim için. Hanımlığı, sevecenliği olmalı kadının. Evini sevmeli. işi varsa işini sevmeli ve ilişkilerini güzel tutmalı kocasıyla, dostlarıyla. İşte bütün bunları bilebilen bir kadın, bence kadınsı ve hanımlığı yapabilen bir kadın oluyor.

-Çok güzel bir kadın olmak ister miydiniz?

İsterdim. Hiçbir zaman kendimden memnun olmamışımdır. Giydiklerimin bana yakışmadığını düşünürüm. Makyaj yaparım, örneğin bir filmin galasına gitmek için, “Aman ne olmuşsun böyle” desinler, gözlerim dolar koşar banyoya yıkarım suratımı.

-Biraz komplekslerinizi anlatmış oluyorsunuz böylece?

Elbette. Giydiklerimi hiç yakıştırmam kendime dedim. Her zamankinden biraz daha şık giyinsem “Aman ne güzel olmuşsunuz Adile abla…” desinler mahvolurum. ‘İşte bana acıyorlar, onun için iltifat ediyorlar.’ diye. Son zamanlarda denize giremez oldum. dehşetli utanıyorum. Bu son yolculukta ya bir, ya da iki defa denize girdim. Hiç kimsenin ısrarı beni kandıramadı. etrafımda benim yaşımdaki kadınlar örtüler içinde oturup beni seyrettikçe, iyice kötü oluyorum, Hepten vazgeçiyorum. Aşağılık kompleksi bunlar tabii ki.

-Korkak mısınız?

Müthiş. Birisi pat desin ölebilirim. Hemen tansiyonum düşer. Yataklara serilirim. Çok korkak büyüdüm. Küçükken bir gök gürültüsünde hepimiz öleceğimize inanırdık. Ailecek yatağın üzerine çıkar son dualarımızı yapardık sabahlara kadar. Sonra babamız bizi çok korkuturdu. Odada yaramazlık yapmayalım diye anahtar deliğinden duman üflerdi odanın içine. Ben ve Selim, oturduğumuz yerde korkudan çişimizi yapardık. Hep böyle ruhlar, ölüler, gök gürültülerinin bizi öldürecekleri korkusuyla büyüdük.

-Batıl inançlarınız çok olmalı?

Hemen hepsine inanırım. Biraz hafifletmeğe çalışıyorum bütün bunları ama, öylesine az yararı oldu ki bu çabamın. Kocam bile alıştı artık bütün bunlara. Birisi ölsün, gece hemen yataklarımız birleşir, bu iş bir ay kadar sürer. Olay biter, bir yenisi oluncaya kadar yine yaşamımız normale döner.

-Sizi en fazla kızdıracak, yerinizden hoplatacak olay ne olabilir?

Öylesine çok ki. Yukarıda da söylediğim gibi, kızgınlığımı açık açık belli etmiyorum. Ama, kırılıyorum. Örneğin, tiyatroda akşama kadar elleri donarak yerleri süpüren çocuğa “Haydi git de bana bir paket sigara al” deyiverenlere sinirlenmemek olası değil. Yüreğimin içinden bir şey cızlayıveriyor o zaman. Belki ağlıyorum, görmemezliğe geliyorum falan…

-Kıskanç mısınız?

Bilmiyorum. Ama iş konusunda kesinlikle kıskanç değilim. Arkadaşlarımın en iyi işi yapmaları beni sevindiriyor. Dostlarımı kıskanıyor olabilirim. Çok sevdiğim bütün sırlarımı, dertlerimi anlattığım bir dostum benim dışımda başka bir dost bulup, benden yavaş yavaş ayrılırsa işte o zaman sezdirmeden kaçmayı seçiyorum. Kırgın oluyorum. Eğer kıskançlık buna deniyorsa böylesini yaşıyorum ben içimde.

-Yaşamımız içinde yaşadığınız en büyük acı oğlunuzu kaybetmeniz oldu sanrım?

Evet, daha büyüğünü yaşamadım. Biz ana, baba, çocuk değildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir arkadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatıydı geçirdiği. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.

-İşiniz, sıkıntılarınızı bir ölçüde olsa hafifletmiş olmalı.

Evet. Sahne korkunç bir oyalanma oldu benim için. Ama, korkularım, ürkekliklerim gün geçtikçe daha da bir arttı.

-Özlemlerinizin, keyiflerinizin eski tadı kaldı mı?

Özlemler değişti. Yaşamadaki amaçlar bir başka türlü oldu galiba. Yine de sevinecek, mutlu olacak şeyler bulabiliyor insan her türlü acıya rağmen.

-Ölmekten korkuyor musunuz?

En büyük korkum. Aklıma getirdiğim an her tarafım titriyor.

-Bir erkek sizce nasıl olmalı?

Ha önemli işte bu. İnsanı saracak, güvenilecek birisi olması gerekiyor erkeğin. Sorumlulukları paylaşacak, dostluğu iyi tanıyan birisi diye tarif edebiliyorum.