Tag Archives: sırrı elitaş

.::Üçüncü Adam E-Dergi’mizin 3 Aylık Özel Sayısı Çıktı!::.

Sevgili dostlarımız,

Yaz dönemi, işlerimizin yoğunluğu derken henüz zaman ayırıp e-dergimizin yeni sayısını sizlerle buluşturabildik. 3 Aylık Özel bir sayı oldu ama beklediğinize değecek. Çünkü bu sayıda, daha önce özel bir dosya olarak hazırladığımız Yavuz Karakaş – Sırrı Elitaş kavgasına yeni bir boyut kazandırdık. Sırrı ağabeyin kardeşi Zeki Elitaş, şahit olduğu kavganın ayrıntılarını Üçüncü Adam okurları için anlattı. Kendisine ilgisi ve samimiyeti için çok teşekkür ediyoruz.

Ayrıca e-dergimizin bu sayısında ilk kez göreceğiniz Fikret Hakan fotoğrafları da sizleri bekliyor. Hakan Balamir ve Fikret Hakan’ı saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Dergimizi okumak için tıklayınız.

Keyifli okumalar dileriz.

Reklamlar

.::Film Değil Gerçek: Yavuz Karakaş & Sırrı Elitaş Kavgası::.

Yavuz Karakaş ağabeyle bir aile dostluğumuz vardır. Aile büyüklerimi yakınen tanır, her daim görüşürüz. 2009 yılında Üçüncü Adam’ı açmadan önce, -2007 yılında- İstanbul Efendisi adlı kısa filmimde oynamayı kabul etmesi beni yüreklendirmişti ve böylece kendi sesi ile oynadığı ilk sesli filmini çekme şansını elde etmiştim. O günden sonra kendisi ile daha sık görüşür olduk ve her defasında not defterimi alıp yanında oturup onu saatlerce dinlemeye başladım.

O konuştukta zihnimde setler kuruluyor, kavgalar ediliyor, set minibüsleri hareket ediyordu. O anlatmayı ben de dinlemeyi çok sevdiğimden yıllarca bir sürü anı biriktirdim ve TRT Belgesel için çektiğim Üçüncü Adamlara Dair’e elbette onu da konuk ettim. Dinlediğim bir sürü anı içerisinde biri vardı ki her defasında Yavuz ağabeyden anlatmasını istiyordum ve her anlatışında olayın yeni bir parçasını öğreniyordum. Bu olay, Yavuz Karakaş ve Sırrı Elitaş arasında gerçekleşen bir kavgaydı. Öyle laf dalaşı değil, bildiğiniz yumruk yumruğa bir kavga…

Yavuz ağabey eski Üsküdarlıdır ve Üsküdar’ın sevilen ağabeylerinden biridir. Sanatçı olması, güler yüzü ve sohbet etmeyi sevmesinden dolayı çok sevilip saygı duyulur kendisine. Sırrı Elitaş ağabey de Üsküdar’da yaşadığından, 2000’lerin başında bazen aynı gün içerisinde balık pazarının başında Sırrı ağabeyi, belediye çarşısının önünde de Yavuz ağabeyi görmeniz mümkün olurdu. O günlerde Yavuz ağabeye ne zaman ‘Sırrı ağabeyi gördüm.’ desem, hemen konuyu geçiştirir hakkında konuşmak istemezdi. Öyle günlerden birinde, biraz da benim zorlamamla meseleyi anlattı;

70’lerin ortalarına doğru erotik-komedi filmler Yeşilçam’ı ele geçirine Yavuz ağabey de çareyi Almanya’ya işçi olarak gitmekte bulmuş. Eşi doğum yapınca da kısa bir süre sonra tekrar dönmek zorunda kalmış. Furya son hızla devam ettiğinden ve o tür filmlerde oynamak istemediğinden, Almanya’dan kazandıkları ve birikimleri ile evinin bulunduğu apartmanın altında bulunan dükkana bir birahane açmış. Başta biraz zorlansa da, aylar sonra kendi deyimiyle sinemadan kazanamadığını birahane işleterek kazanmaya başlamış.

Birahanenin hızlı zamanlarında Sırrı Elitaş’la yakın bir dostluk içerisindelermiş. Bu nedenle de Sırrı ağabey film çalışmaları dışında gün aşırı Yavuz ağabeyin mekanına gelir, masalar kurulur, bol sinemalı muhabbetler edilirmiş. Yavuz ağabeyin anlattığına göre, Sırrı Elitaş içince agresifleşir, masada küfürler havada uçuşurmuş. İşlettiği mekanda disipline aşırı önem veren Yavuz ağabey de onu kırmadan uyarır, sakinleştirmeye çalışır, mümkün olduğunca huyuna gitmeye çalışırmış. Günler böyle acı tatlı geçerken, ne olduysa Yavuz ağabeyin savcı arkadaşları mekana gelince olmuş…

Pek bilinmez Yavuz ağabeyin ağabeyi hakimdir. Yavuz ağabey de davalarda bilirkişi olarak görev almaktadır. Bu nedenle birçok hakim ve savcı dostu vardır. Olayın yaşandığı gün Yavuz ağabeyin mekanına gelenler de önemli insanlar, onun kadim dostlardır.

Biralar içilmiş, saatler ilerlemiş, masalar kalabalıklaşmıştır. Yavuz ağabey aralıklarla her masaya uğrayıp selam vermekte, konuklarını en iyi şekilde ağırlamaya çalışmaktadır. Derken, bir anda Sırrı ağabeyin masasından bağırtılar yükselir. Sırrı ağabey masadakilerden biriyle tartışmaya başlamıştır. Alkolün de etkisiyle laf dalaşı küfürleşmeye ve hatta itiş kakışa dönüşür. Yavuz ağabey masaya gelip tartışmayı yatıştırır ve Sırrı ağabeye sakin olmasını söyler. Sırrı ağabey onu dinlemez ve ağır küfürler etmeye başlar. Yavuz ağabey, ‘Sırrı biz bize tamam da dostlarım var bak… Sakin ol…’ diyince, Sırrı ağabey ‘Senin de, dostlarının da…’ diye ağır bir küfür edince Yavuz ağabey kendini kaybedip Sırrı ağabeye ani bir kafa atar. Tabii sonrasında ortalık toz duman…

Sırrı ağabeyi arkadaşları dışarı çıkarırlar. Sırrı ağabey küfür kıyamet evine götürülür, ayılınca da hiçbir şey hatırlamaz. Nereden biliyorum bunu, çünkü bu olayı Sırrı ağabeyle de konuştum. Yavuz ağabey kadar detay vermese de, ‘Oldu bir şeyler ama inan hatırlamıyorum, kafamız güzeldi koçum.’ deyip geçiştirmişti. Bilinmez, belki de anlatmak istememişti ama o olaydan sonra Yavuz ağabeyle bir daha asla konuşmadılar. Ta ki…

Ta ki Sırrı ağabey beyin kanaması geçirip yatağa düşene kadar… Yavuz ağabey haberi aldığı gibi hastaneye gitmiş 30 seneye yakın görüşmediği eski dostunu hiçbir şey yaşanmamış gibi bağrına basmıştır. Aralıklarla evine ziyaretine de gitmiş, gerçek Yeşilçam dostluğunun ne olduğunu tabiri caizse ‘dosta-düşmana’ göstermiştir. Tüm bunları, aşağıdaki fotoğrafın anlamının altını çizmek için anlattım dostlar. Her yerde, her meslekte kavga gürültü olur, kırgınlıklar, dargınlıklar olur. Ama iş, gerçek bir dostu yanında beklemeye geldi mi, en önde Yeşilçamlılar gider. İlk onlar sarılır. En güzel günlerini birlikte yaşayanlar, en kötü günlerin üstesinden de birlikte gelirler.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Bu fotoğraf, her baktığımda burnumun direklerini sızlatır. Büyüklerimiz derler ya hani ‘eski dost düşman olmaz’ diye, Yavuz ağabeyin Sırrı ağabeyin cenazesindeki varlığı tam da bunu ispatlar nitelikte. Eminim ki dargın gitmedi Sırrı ağabey. Yavuz ağabey, o güzel kalbini kimseye kapatamayacak kadar temiz bir sinema emekçisi çünkü…

Sırrı ağabey gibi… Süheyl ağabey gibi… Hakkı ağabey gibi… Yadigar ağabey gibi…

Yeşilçam gibi!

.::Murat Yağmur, Babası Mehmet Yağmur’u Anlatıyor: “İstiklal Caddesi’nde bir kadın gelip babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor.”::.

Sevgili dostlarımız merhabalar,

Yine bir sanatçımızın yakını bizlere ulaştı ve babasını, sinemamızın emektar kavgacı karakter oyuncularından Mehmet Yağmur‘u anlattı. İçtenliği ve samimiyetinden dolayı, Mehmet Yağmur’un oğlu Murat Yağmur‘a çok teşekkür ederiz.

Bizzat kendi arşivinden çıkardığı fotoğraflarla, karşınızda sinemamızın gerçek emekçilerinden Mehmet Yağmur!

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Hep babamın anılarıyla büyüdüm. Baba oğuldan ziyade arkadaş gibi olduk. Babam ortaokul terkti ama hayat okulundan mezun olmuş ve genel kültür olarak mükemmel bir bilgisi vardı. Ben aşırı yaramaz yerinde durmayan  bir çocuk olmama rağmen babamdan sadece 1 kere dayak yemişimdir. Buna karşılık yaşım 31 oldu hala da babamdan korkarım ve saygım sonsuzdur. Babam benim idolümdür.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı?

Sinemadan önce Malatya’da babasının yanında kerestecilik yapıyormuş.

3) Mehmet Yağmur’un sinema kariyeri nasıl başladı?

1960 yıllarında evden İstanbul’a kaçarak tesadüfen bir elektrikçinin yanında setlerde ışıkçılık yapmaya başlayarak… Daha sonra sette çalışmış ve set amirliği yapmış. Ardından 1965 yılında askerden geldikten sonra 1965-67 yıllarında Malatya’da kalmış. Daha sonra yine İstanbul’a gelmiş ve Trakya’ya, Ege’ye yani bölge bölge sinemalara film gezdirmeye başlamış. 1970 yılında Antalya’da Yılmaz Duru ile ‘Bin Yıllık Yol’ adlı film çekimine gitmişler. Babam o zamanlar yine kamera arkası çalışmalar yapıyormuş. Filmin bir oyuncusu gelmemiş, Yılmaz Duru babama ‘Seni oynatalım…’ demiş. Yapardın-yapamazdın derken babam ‘Bin Yıllık Yol’ adlı filme oynamış. Daha sonrasında İstanbul’a gelmişler. Rahmetli Hüseyin Baradan yine set amirliğine çağırmış fakat babamı ilk işe alan Arif Eriş -o zaman prodüksiyon amiri- karşı çıkmış ‘Mehmet Yağmur artık sinema sanatçısı oldu, set amirliğine almayın…’ diye… Ve babam filmin afişindeki yazıyı o zaman görmüş ‘Ve Mehmet Yağmur…’ diye. Ondan sonra sinema macerası başlıyor.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Evet, bir gün yanında Tevfik Şen ve bir arkadaşı beraber İstiklal Caddesi’nde giderken karşılarından 3 bayanın kendilerine doğru geldiklerini görüyorlar. Babam tam ‘Hanımefendi bir sorun mu var?’ diye soracakken karşısındaki bayan babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken niye öyle bir davranışta bulunduğunu sorduğunda kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor. Ayrıca film bütçelerinin az olduğundan dolayı filmi bir kerede bitirmeleri gerektiğini, yanlışları ve hataları en aza indirmek zorunda olduklarını, Avrupa’nın ‘olmamış’ diyip attıkları filmlerle Türk sinemasında 3 veya 4 tane film çekilebileceğini, bunun da ne zor şartlarda sinema yaptıklarının göstergesi olduğunu anlatırdı.

5) Çalışma disiplini açısından Mehmet Yağmur’u nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Ben Üçüncü Adamlar’ın düşünerek oynadıklarını sanmıyorum. Onlardaki kabiliyetin ayrı bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü atın üstünden rol gereği düşmenin, Malkoçoğlu Cem Sultan filmindeki köprüden düşme sahnesi gerçekte olan şeyler, yani kamera oyunları falan değil ve sadece küçük örneklerden bahsediyorum.  Bence düşünenler bunları yapmaz…

6) İzleyicilerimiz Mehmet Yağmur’u ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Tabi birçok hatırası var ama şu an aklıma gelen, Kara Murat filmlerinde ‘Baba, o kadar adamı nerden buluyorlar?’ diye sorduğumda, ‘Oğlum ben o filmlerde en az 17 -18 kere ölüyordum…’ demişti. Ve annemin bir gün evde ağlayarak ve hatta sinirli bir şekilde kızıp bağırmasını duyduğunda içeri girmiş, ‘Hanım hayırdır? Ne oldu, ne bu sinir?’ diye sorduğunda, annem ‘Rabia’ filmini göstererek ‘Görmüyor musun? Adi adam nasıl da Rabia’ya iftira atıyor…’ dediğinde, anneme ‘Ağzına sağlık hanım, o benim tanımadın mı?’ demiş…

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Keşke oynamasaydım dediği bir filmini hatırlamıyorum. Oynamak istediği fakat sette attan düşüp kolunu kırdığı için oynayamadığı Cüneyt Arkın’ın ‘Küçük Kovboy’ filmi var.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette ki görmüyorlar. En basiti Malatya’da 6-7 defa film festivali yapıldı, şu ana kadar babama bir davet dahi gelmedi. Bu örneğin bile çok şey anlattığına inanıyorum.

9) Babanız Mehmet Yağmur olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?  

Elbette ki değildi… Hala kendine kızar, ‘Neden cahil davrandık da savrulup gittik?’ diye ama şu gün olmuş o günlerini anlatmaya başladığında hala gözleri dolar. Özlemini ben anlarım ve biz onunla gurur duyuyoruz.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

İhsan Gedik abi Malatya’ya gelmişti. Kitap tanıtımı yapıyordu. Babamla buluştular. Onların o zaman anlattıkları anıları dinlemek çok keyifli idi ve ikisinin de gözlerindeki sinemaya olan özlemleri ve sevgilerini görmek unutamadığım anılardan bir tanesiydi.

11) Babanız şimdilerde ne yapmakta, geçimini nasıl sağlamakta?

Sinemadan sonra ticari taksicilik yaparak bizleri büyüttü. Şu an Bağ-Kur emeklisi ve 3 erkek evladını yetiştirmenin gururu içinde Malatya’da yaşıyor.

Murat Yağmur‘a tüm emekleri için bir kez daha teşekkürler…

Mehmet Yağmur‘a sonsuz selam, sevgi ve saygılarımızla…

Üçüncü Adam

.::’Davaro’ Filminden Sırrı Elitaş’lı Bir Hatıra Fotoğrafı::.

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz…

Sırrı Elitaş – Kemal Sunal – Abdi Algül – Yadigar Ejder – Şener Şen

Bu güzel fotoğraf, tüm Üçüncü Adam okurlarına ve sinemaseverlere gelsin…

Bugün vefat eden Sırrı Elitaş’ın ruhu şad olsun. Fotoğrafta olan ve vefat eden Kemal Sunal ve Yadigar Ejder’e de rahmet, Abdi Algül ve Şener Şen’e de sağlık-sıhhat diliyoruz efendim…

.::Emektar Sinema Sanatçısı Sırrı Elitaş Hayatını Kaybetti::.

Türk sinemasının emektar isimlerinden Sırrı Elitaş (71), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Edinilen bilgiye göre bir süre önce beyin kanaması geçiren Elitaş, Üsküdar Çamlıca Erdem Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Sinema oyuncusu Sırrı Elitaş, tedavi gördüğü hastanede gece saat 00.00 sıralarında hayatını kaybetti. Elitaş’ın, bugün Üsküdar Karacaahmet Hacı Şakirin Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verileceği belirtildi.

SIRRI ELİTAŞ KİMDİR?

1944 Erzurum doğumlu olan Sırrı Elitaş, 1960’lı yıllarda taksi şoförlüğü yaparken sinemaya adım atan Sırrı Elitaş, 600’e yakın filmde rol aldı. Uzun yıllardır oyunculuk yapan Elitaş, ayrıca 1986 yılında ‘Yetimlerin Türküsü’ isimli filmi kendi yazıp yönetti. Sırrı Elitaş, 2008 yılında İpekyolu Film Festivali’nde Emek Ödülü’ne layık görüldü.

*http://www.cihan.com.tr

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -12-::.

*Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

.::Hakan Arslan’dan Yeşilçam’ın Kötüleri / Seri -III- ::.

Hakan Arslan‘ın çizimleri ile Yeşilçam’ın Kötüleri devam ediyor. İşte üçüncü seri;

*Hakan Arslan’ın kişisel sayfasını ziyaret etmek için; http://www.hakkanarslan.blogspot.com.tr

Yeşilçam Kötüleri 3