Tag Archives: üçüncü adamlara dair

.::”Üçüncü Adamlara Dair” Devam Bölümleri İle TRT Belgesel’de!::.

Nihayet!

2013 yılında çekimlerini tamamladığım 7 bölümlük, sadece Yeşilçam’ın karakter oyuncularının yer aldığı belgeselim Üçüncü Adamlara Dair, devam bölümleri ile her Cumartesi, TRT Belgesel‘de…

Hakkı Kıvanç ağabey maalesef konu olduğu bölümünü göremedi. Şükür ki, Yavuz Karakaş, Necdet Kökeş, İhsan Gedik, Hasan Yıldız ve Mehmet Uğur görebilecekler.

Yukarıdaki kare belgeselin 2. bölümünden. Bu Cumartesi, 3. bölüm olan Yavuz Karakaş bölümü yayınlanacak. Sonrası ise sırası ile şöyle;

4. Bölüm: Necdet Kökeş

5. Bölüm: İhsan Gedik

6. Bölüm: Hasan Yıldız

7. Bölüm: Mehmet Uğur

Şimdiden keyifli seyirler.

Erhan Tuncer

Reklamlar

.::Vefatının 3. Yılında Süheyl Eğriboz’u Rahmet ve Özlemle Anıyoruz::.

Süheyl Eğriboz ağabeyi ne kadar sevdiğimi, ne kadar önemsediğimi biliyorsunuzdur. Bugün, aramızdan ayrılalı 3 sene olmuş. Onu her gün, her sene daha çok özlemle anıyor, sinemamız için önemini her geçen gün daha çok anlıyorum.

Aşağıda gördüğünüz belgeseli çektikten 1 sene sonra kaybettik Süheyl ağabeyi. Bugün, her şeyiyle onu analım, onun filmlerini izleyelim, ona rahmet okuyalım istedim. Belgeselin altında Üçüncü Adam e-derginin Süheyl Eğriboz özel sayı ve Süheyl ağabeyin cenaze merasimini dakika dakika anlattığım çalışmalar mevcut.

Okumanız ve onu hep hatırlamanız dileğiyle…

Ruhun şad olsun Süheyl ağabey…

Süheyl Eğriboz Özel Sayısı‘nı okumak ve yoğun bakım dönemini gün ve gün hatırlamak için aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayınız.

Süheyl Eğriboz’un cenaze merasimi ilgili tüm anlara tanık olmak için aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayınız.

.::Üçüncü Adam Arşivinden Bir Yavuz Karakaş Belgeseli::.

Sevgili Üçüncü Adam okurları merhabalar,

Herkese güzel haftasonları dilerim. 2012 yılında çektiğim bu belgeseli yıllardır arşivimde bekletiyordum. O dönemde, bir internet televizyonu için çekmiş olduğum bu belgesel ilk kez burada yayınlanıyor. Daha sonra TRT Belgesel için tekrar, daha detaylı şekilde çektiğim belgeselin bir ön taslağı niteliğinde sayılabilir bu belgesel.

Birbirinden güzel onlarca fotoğraf ve bilgi eşliğinde, 30 dakika boyunca keyifli seyirler dilerim herkese. 🙂

Erhan Tuncer

 

.::’Üçüncü Adam E-Dergi’mizin 24 Sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ Sizlerle!::.

Türkiye’nin ilk Yeşilçam e-dergisi ‘Üçüncü Adam E-Dergi’ geri döndü!

Hem de 24 sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ ile…

Bu özel sayıda, hem sitemizde yayınlanan onlarla ilgili tüm röportajları, hem de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış 4 röportaj ve ilk kez göreceğiniz Adile Naşit & Münir Özkul fotoğraflarını göreceksiniz.

ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

*Emeklerimizin tek karşılığı kıymetli teşekkürleriniz. Hiçbir beklenti gütmeden, sizlere sinema emekçilerimizi tanıtmak için var gücümüzle uğraşmaktayız. En azından dergimizin kaç kişiye ulaştığını bilmek adına, yorum kısmına ‘Teşekkürler” ya da “Okudum” yazarsanız çok sevindirirsiniz bizleri. Güzel seneler, keyifli okumalar.

.::Film Değil Gerçek: Yavuz Karakaş & Sırrı Elitaş Kavgası::.

Yavuz Karakaş ağabeyle bir aile dostluğumuz vardır. Aile büyüklerimi yakınen tanır, her daim görüşürüz. 2009 yılında Üçüncü Adam’ı açmadan önce, -2007 yılında- İstanbul Efendisi adlı kısa filmimde oynamayı kabul etmesi beni yüreklendirmişti ve böylece kendi sesi ile oynadığı ilk sesli filmini çekme şansını elde etmiştim. O günden sonra kendisi ile daha sık görüşür olduk ve her defasında not defterimi alıp yanında oturup onu saatlerce dinlemeye başladım.

O konuştukta zihnimde setler kuruluyor, kavgalar ediliyor, set minibüsleri hareket ediyordu. O anlatmayı ben de dinlemeyi çok sevdiğimden yıllarca bir sürü anı biriktirdim ve TRT Belgesel için çektiğim Üçüncü Adamlara Dair’e elbette onu da konuk ettim. Dinlediğim bir sürü anı içerisinde biri vardı ki her defasında Yavuz ağabeyden anlatmasını istiyordum ve her anlatışında olayın yeni bir parçasını öğreniyordum. Bu olay, Yavuz Karakaş ve Sırrı Elitaş arasında gerçekleşen bir kavgaydı. Öyle laf dalaşı değil, bildiğiniz yumruk yumruğa bir kavga…

Yavuz ağabey eski Üsküdarlıdır ve Üsküdar’ın sevilen ağabeylerinden biridir. Sanatçı olması, güler yüzü ve sohbet etmeyi sevmesinden dolayı çok sevilip saygı duyulur kendisine. Sırrı Elitaş ağabey de Üsküdar’da yaşadığından, 2000’lerin başında bazen aynı gün içerisinde balık pazarının başında Sırrı ağabeyi, belediye çarşısının önünde de Yavuz ağabeyi görmeniz mümkün olurdu. O günlerde Yavuz ağabeye ne zaman ‘Sırrı ağabeyi gördüm.’ desem, hemen konuyu geçiştirir hakkında konuşmak istemezdi. Öyle günlerden birinde, biraz da benim zorlamamla meseleyi anlattı;

70’lerin ortalarına doğru erotik-komedi filmler Yeşilçam’ı ele geçirine Yavuz ağabey de çareyi Almanya’ya işçi olarak gitmekte bulmuş. Eşi doğum yapınca da kısa bir süre sonra tekrar dönmek zorunda kalmış. Furya son hızla devam ettiğinden ve o tür filmlerde oynamak istemediğinden, Almanya’dan kazandıkları ve birikimleri ile evinin bulunduğu apartmanın altında bulunan dükkana bir birahane açmış. Başta biraz zorlansa da, aylar sonra kendi deyimiyle sinemadan kazanamadığını birahane işleterek kazanmaya başlamış.

Birahanenin hızlı zamanlarında Sırrı Elitaş’la yakın bir dostluk içerisindelermiş. Bu nedenle de Sırrı ağabey film çalışmaları dışında gün aşırı Yavuz ağabeyin mekanına gelir, masalar kurulur, bol sinemalı muhabbetler edilirmiş. Yavuz ağabeyin anlattığına göre, Sırrı Elitaş içince agresifleşir, masada küfürler havada uçuşurmuş. İşlettiği mekanda disipline aşırı önem veren Yavuz ağabey de onu kırmadan uyarır, sakinleştirmeye çalışır, mümkün olduğunca huyuna gitmeye çalışırmış. Günler böyle acı tatlı geçerken, ne olduysa Yavuz ağabeyin savcı arkadaşları mekana gelince olmuş…

Pek bilinmez Yavuz ağabeyin ağabeyi hakimdir. Yavuz ağabey de davalarda bilirkişi olarak görev almaktadır. Bu nedenle birçok hakim ve savcı dostu vardır. Olayın yaşandığı gün Yavuz ağabeyin mekanına gelenler de önemli insanlar, onun kadim dostlardır.

Biralar içilmiş, saatler ilerlemiş, masalar kalabalıklaşmıştır. Yavuz ağabey aralıklarla her masaya uğrayıp selam vermekte, konuklarını en iyi şekilde ağırlamaya çalışmaktadır. Derken, bir anda Sırrı ağabeyin masasından bağırtılar yükselir. Sırrı ağabey masadakilerden biriyle tartışmaya başlamıştır. Alkolün de etkisiyle laf dalaşı küfürleşmeye ve hatta itiş kakışa dönüşür. Yavuz ağabey masaya gelip tartışmayı yatıştırır ve Sırrı ağabeye sakin olmasını söyler. Sırrı ağabey onu dinlemez ve ağır küfürler etmeye başlar. Yavuz ağabey, ‘Sırrı biz bize tamam da dostlarım var bak… Sakin ol…’ diyince, Sırrı ağabey ‘Senin de, dostlarının da…’ diye ağır bir küfür edince Yavuz ağabey kendini kaybedip Sırrı ağabeye ani bir kafa atar. Tabii sonrasında ortalık toz duman…

Sırrı ağabeyi arkadaşları dışarı çıkarırlar. Sırrı ağabey küfür kıyamet evine götürülür, ayılınca da hiçbir şey hatırlamaz. Nereden biliyorum bunu, çünkü bu olayı Sırrı ağabeyle de konuştum. Yavuz ağabey kadar detay vermese de, ‘Oldu bir şeyler ama inan hatırlamıyorum, kafamız güzeldi koçum.’ deyip geçiştirmişti. Bilinmez, belki de anlatmak istememişti ama o olaydan sonra Yavuz ağabeyle bir daha asla konuşmadılar. Ta ki…

Ta ki Sırrı ağabey beyin kanaması geçirip yatağa düşene kadar… Yavuz ağabey haberi aldığı gibi hastaneye gitmiş 30 seneye yakın görüşmediği eski dostunu hiçbir şey yaşanmamış gibi bağrına basmıştır. Aralıklarla evine ziyaretine de gitmiş, gerçek Yeşilçam dostluğunun ne olduğunu tabiri caizse ‘dosta-düşmana’ göstermiştir. Tüm bunları, aşağıdaki fotoğrafın anlamının altını çizmek için anlattım dostlar. Her yerde, her meslekte kavga gürültü olur, kırgınlıklar, dargınlıklar olur. Ama iş, gerçek bir dostu yanında beklemeye geldi mi, en önde Yeşilçamlılar gider. İlk onlar sarılır. En güzel günlerini birlikte yaşayanlar, en kötü günlerin üstesinden de birlikte gelirler.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Bu fotoğraf, her baktığımda burnumun direklerini sızlatır. Büyüklerimiz derler ya hani ‘eski dost düşman olmaz’ diye, Yavuz ağabeyin Sırrı ağabeyin cenazesindeki varlığı tam da bunu ispatlar nitelikte. Eminim ki dargın gitmedi Sırrı ağabey. Yavuz ağabey, o güzel kalbini kimseye kapatamayacak kadar temiz bir sinema emekçisi çünkü…

Sırrı ağabey gibi… Süheyl ağabey gibi… Hakkı ağabey gibi… Yadigar ağabey gibi…

Yeşilçam gibi!

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

.::Murat Yağmur, Babası Mehmet Yağmur’u Anlatıyor: “İstiklal Caddesi’nde bir kadın gelip babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor.”::.

Sevgili dostlarımız merhabalar,

Yine bir sanatçımızın yakını bizlere ulaştı ve babasını, sinemamızın emektar kavgacı karakter oyuncularından Mehmet Yağmur‘u anlattı. İçtenliği ve samimiyetinden dolayı, Mehmet Yağmur’un oğlu Murat Yağmur‘a çok teşekkür ederiz.

Bizzat kendi arşivinden çıkardığı fotoğraflarla, karşınızda sinemamızın gerçek emekçilerinden Mehmet Yağmur!

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Hep babamın anılarıyla büyüdüm. Baba oğuldan ziyade arkadaş gibi olduk. Babam ortaokul terkti ama hayat okulundan mezun olmuş ve genel kültür olarak mükemmel bir bilgisi vardı. Ben aşırı yaramaz yerinde durmayan  bir çocuk olmama rağmen babamdan sadece 1 kere dayak yemişimdir. Buna karşılık yaşım 31 oldu hala da babamdan korkarım ve saygım sonsuzdur. Babam benim idolümdür.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı?

Sinemadan önce Malatya’da babasının yanında kerestecilik yapıyormuş.

3) Mehmet Yağmur’un sinema kariyeri nasıl başladı?

1960 yıllarında evden İstanbul’a kaçarak tesadüfen bir elektrikçinin yanında setlerde ışıkçılık yapmaya başlayarak… Daha sonra sette çalışmış ve set amirliği yapmış. Ardından 1965 yılında askerden geldikten sonra 1965-67 yıllarında Malatya’da kalmış. Daha sonra yine İstanbul’a gelmiş ve Trakya’ya, Ege’ye yani bölge bölge sinemalara film gezdirmeye başlamış. 1970 yılında Antalya’da Yılmaz Duru ile ‘Bin Yıllık Yol’ adlı film çekimine gitmişler. Babam o zamanlar yine kamera arkası çalışmalar yapıyormuş. Filmin bir oyuncusu gelmemiş, Yılmaz Duru babama ‘Seni oynatalım…’ demiş. Yapardın-yapamazdın derken babam ‘Bin Yıllık Yol’ adlı filme oynamış. Daha sonrasında İstanbul’a gelmişler. Rahmetli Hüseyin Baradan yine set amirliğine çağırmış fakat babamı ilk işe alan Arif Eriş -o zaman prodüksiyon amiri- karşı çıkmış ‘Mehmet Yağmur artık sinema sanatçısı oldu, set amirliğine almayın…’ diye… Ve babam filmin afişindeki yazıyı o zaman görmüş ‘Ve Mehmet Yağmur…’ diye. Ondan sonra sinema macerası başlıyor.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Evet, bir gün yanında Tevfik Şen ve bir arkadaşı beraber İstiklal Caddesi’nde giderken karşılarından 3 bayanın kendilerine doğru geldiklerini görüyorlar. Babam tam ‘Hanımefendi bir sorun mu var?’ diye soracakken karşısındaki bayan babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken niye öyle bir davranışta bulunduğunu sorduğunda kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor. Ayrıca film bütçelerinin az olduğundan dolayı filmi bir kerede bitirmeleri gerektiğini, yanlışları ve hataları en aza indirmek zorunda olduklarını, Avrupa’nın ‘olmamış’ diyip attıkları filmlerle Türk sinemasında 3 veya 4 tane film çekilebileceğini, bunun da ne zor şartlarda sinema yaptıklarının göstergesi olduğunu anlatırdı.

5) Çalışma disiplini açısından Mehmet Yağmur’u nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Ben Üçüncü Adamlar’ın düşünerek oynadıklarını sanmıyorum. Onlardaki kabiliyetin ayrı bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü atın üstünden rol gereği düşmenin, Malkoçoğlu Cem Sultan filmindeki köprüden düşme sahnesi gerçekte olan şeyler, yani kamera oyunları falan değil ve sadece küçük örneklerden bahsediyorum.  Bence düşünenler bunları yapmaz…

6) İzleyicilerimiz Mehmet Yağmur’u ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Tabi birçok hatırası var ama şu an aklıma gelen, Kara Murat filmlerinde ‘Baba, o kadar adamı nerden buluyorlar?’ diye sorduğumda, ‘Oğlum ben o filmlerde en az 17 -18 kere ölüyordum…’ demişti. Ve annemin bir gün evde ağlayarak ve hatta sinirli bir şekilde kızıp bağırmasını duyduğunda içeri girmiş, ‘Hanım hayırdır? Ne oldu, ne bu sinir?’ diye sorduğunda, annem ‘Rabia’ filmini göstererek ‘Görmüyor musun? Adi adam nasıl da Rabia’ya iftira atıyor…’ dediğinde, anneme ‘Ağzına sağlık hanım, o benim tanımadın mı?’ demiş…

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Keşke oynamasaydım dediği bir filmini hatırlamıyorum. Oynamak istediği fakat sette attan düşüp kolunu kırdığı için oynayamadığı Cüneyt Arkın’ın ‘Küçük Kovboy’ filmi var.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette ki görmüyorlar. En basiti Malatya’da 6-7 defa film festivali yapıldı, şu ana kadar babama bir davet dahi gelmedi. Bu örneğin bile çok şey anlattığına inanıyorum.

9) Babanız Mehmet Yağmur olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?  

Elbette ki değildi… Hala kendine kızar, ‘Neden cahil davrandık da savrulup gittik?’ diye ama şu gün olmuş o günlerini anlatmaya başladığında hala gözleri dolar. Özlemini ben anlarım ve biz onunla gurur duyuyoruz.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

İhsan Gedik abi Malatya’ya gelmişti. Kitap tanıtımı yapıyordu. Babamla buluştular. Onların o zaman anlattıkları anıları dinlemek çok keyifli idi ve ikisinin de gözlerindeki sinemaya olan özlemleri ve sevgilerini görmek unutamadığım anılardan bir tanesiydi.

11) Babanız şimdilerde ne yapmakta, geçimini nasıl sağlamakta?

Sinemadan sonra ticari taksicilik yaparak bizleri büyüttü. Şu an Bağ-Kur emeklisi ve 3 erkek evladını yetiştirmenin gururu içinde Malatya’da yaşıyor.

Murat Yağmur‘a tüm emekleri için bir kez daha teşekkürler…

Mehmet Yağmur‘a sonsuz selam, sevgi ve saygılarımızla…

Üçüncü Adam