Category Archives: RÖPORTAJ KÖŞESİ

.::Selahattin Fırat’la Gerçekleştirdiğimiz Canlı Yayın Röportajı Sizlerle!::.

Değerli karakter oyuncumuz Selahattin Fırat ile aylar öncesinde Üçüncü Adam‘ın İnstagram Hesabından yaptığımız yayın sizlerle!

Reklamlar

.::Efsane Set Amiri Godzilla Selahattin (Geçgel) Anlatıyor: “Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!”::.

Yeşilçam‘ın Godzilla lakaplı efsane set amiri Selahattin Geçgel’le 2013 yılında gerçekleştirdiğim bir röportajın ses kayıtlarına rastladım geçen günlerde. “Rastladım” diyorum çünkü bazen bir ses kaydının başında başka bir sanatçımızla, devamında bir diğer sanatçımızla, sonunda ise bir başka sanatçımızla yaptığım röportajlara denk gelebiliyorum. O kadar not alarak arşiv yapmama rağmen, kayıt cihazını açıp Gazeteci Erol Dernek Sokak‘ta oturunca, masamıza gelip oturan, birer ikişer cümle ile anılara katkıda bulunan o kadar çok insan oluyor ki…

İşte birazdan okuyacaklarınız, sokakta Necdet Kökeş ve İhsan Gedik ile yaptığım bir söyleşinin ardından masamıza Selahattin ağabeyin oturması ile kaydedilmiş. Aralıklarla birçok anı anlattığından birbiri ile birleşebilenleri sizler için derledim.

Değerli emekçimize rahmet, sizlere de keyifli okumalar dilerim.

Selahattin Geçgel: Sabahleyin çıkıyoruz, geliyoruz Taksim’e, o meydana. Oturuyoruz, böyle çayımızı içeriz, muhabbetimizi ederiz. Tolgay Ziyal gelir; “Arkadaşlar, 5 dakikanız kaldı… Bırakır giderim… Gelmezseniz de o gün hiç gelmezsiniz!” Şimdi, çok enteresan bir durum var; Üsküdar’da evi, veya şurada burada… Seni bir minibüsün 10 dakika beklemesi var. 15. dakika kesinlikle yok! Zaten oyuncular hariç sette az sayıdayız. Yönetmen dışında, ışık 2-3 kişi, reji 1-2 galiba… Kameraman, kamera asistanı… Yani toplasan 6-7 kişi. Bir kişi mesela ötekine de yardım ediyor. Zaten bizim o dönemlerde her şey böyleydi. “Paydos!” denildi miydi “Gideyim orada bir sigaramı yakayım…” yok! Toplanırsın, binersin arabana. Birlikte çalışır, birlikte toplanırsın. Sigaraya yasak yoktu o zaman arabalarda, evlerde. “Oğlum iç…” derdi biri, diğeri “Oğlum içme…” derdi. Böyle çekip giderdik işlere.

Karakter oyuncularına gelince… Valla şunu söyleyeyim; Yönetmenlerimizden bir tanesi, -tam hatırlayamıyorum- ‘yardımcı aktör’ derdi. “Figürasyon” demek yok. Evin içerisinde nasıl biblolar varsa, baktığın zaman, kadrajın içinde de oyuncular var. Her şey oyuncu orada. Bu yüzden oyuncu diyeceksiniz. Bunu kabul edeceksiniz. Uzun lafın kısası; Karakter oyuncularının her biri birer pırlantaydı! O pırlantaların da içinde ayırım yapamazsın. Garip gelecek belki size ama insan iyi de olur kötü de olur ama sette herkes iyidir. Herkes canla çalışır. İşini bitirmeye bakar. Mesela o tahta şaryoları kim iterdi? Sette eksik varsa karakter oyuncusu iterdi. Işığı dağlara onlar taşırdı. Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!

Lakabıma gelince: Bir gün Metin Erksan’ın bir filminde yolun ortasında park etmiş bir ufak bir minibüs var. Çekilmesi lazım, şoförü yok. Ufak da bir şey. Baktık bulunmuyor adam, sinirlendim, yüklendim arabanın arkasından, kıçını yola doğru çeviriverdim. Kameranın önü de kısmen açılmış oldu. Oradan kaldı bu Godzilla lakabı.

Birkaç da anı anlatayım; Şimdi Kartal’da, “İstanbul’un Kızları”nı çekiyoruz. Cüneyt Arkın’ın 2. filmi. Şimdi burada Sevda Ferdağ hanımın soyunma sahnesi var. Eskiden otomatik değil kumanda var. Şarterler açık. Bir basıyor çocuk, “Ah!” diye böyle! Bir koştuk, çocuk simsiyah olmuş, yanmış. Ve, Çamlıca tarafında, hastaneye girdim ve kucağımda rahmetlik oldu. Gene, “Meryem” filmini çekiyoruz Silivri’de. Bir ablamız vardı karakter oyuncularından. Böyle baktı, baktı: “Selahattin bir su…” dedi, küt gitti. Yani, çok gördük aniden gidenleri. Sahibi yok ki oyuncunun. Film varsa varsın, yoksa yoksun.

Mesela, şöyle uzaklara gidip Anadolu’da film çalıştığımızda, sette hep konuşurduk “Arkadaşlar birbirimizi destekleyelim. Birbirimizi yoklayalım. Yarın bir gün, birimize bir şey olduğu zaman, hiç yatırmamışsan sigortanı emekli olamazsın.” diye. Şunu yatırmamışsan, bunu yatırmamışsan, o defteri de açtıkları zaman orada da kayıt yoksa ne yapacak o adam? Ne yapacak? Muhakkak bir şey yapması, birikim yapması gerekiyor. Çok arkadaşımız sefil oldu. İntihar edenler oldu. Biz şükür bu güne geldik.

Son söz diyelim, ne diyelim? İzleyenlere, sevenlere, sahip çıkanlara Godzilla’dan selam diyelim!

*Üstte gördüğünüz fotoğrafı çektiğimde, Hakkı Kıvanç ağabeyin cenazesine gitmek üzereydik. Necdet Kökeş ve Selahattin Geçgel uzun uzun sohbet ettiler. Kısmen sağlıklı olarak sokakta çekildiği son fotoğraflardan biri olabilir…

 

.::Hakkı Kıvanç, Yönetmen Natuk Baytan’ı Anlatıyor: “O filme başladığı zaman bütün Yeşilçam oradadır… Öyle bir adam… Öyle güzel bir adam!”::.

Hakkı Kıvanç ağabey ve diğer sanatçılarımızla yaptığım söyleşilerden yayınlamadığım kısa anı ve anekdotları derlemeye başladım. Onlardan ilki, Hakkı ağabeyin Üç Kağıtçı filmini ve Natuk Baytan‘ı anlattığı kısa bir söyleşi…

Keyifli okumalar dilerim.

Hakkı Kıvanç;

Sana bir şey diyeyim mi, senin ilgilendiğin kavgacılar, bizler karakter aktörleri falan hep “Natuk (Baytan) abi bir film yapsa…” diye beklerlerdik. Çalışması rahat, neşeli, tam bir ustaydı. Onun senaryolarını bir görsen, üzerinde sanki resim yapmış. Neyi nereden, nasıl çekeceğini hep yazardı. Her sahnede illa şaryo olurdu. Tahta şaryo… Yoksa tekerlekli sandalye, o da yoksa inşaatlardaki el arabası gibi arabalar… İlla kayacak o kamera! Sonra onun karelerine bak, hep beraber görürsün bizi. Kalabalık resimleri çok severdi. Tablo gibi dizerdi bizi. Kemal’in de en iyi anlaştığı yönetmenlerdi. O bizi severdi, biz de onu baba gibi sever, nereye çağırsa canla başla koşardık…

Kemal‘in (Sunal) bir filmi var Üç Kağıtçı diye… Onu çekiyoruz Kemerburgaz’da, köyde… Akşam oldu, işten dönüyoruz, bir kar… Bir kar! Biz de Natuk ağabeyle şoför muhalinde oturuyoruz. ‘Ulan Hakkı…’ dedi, ‘Ne yapacağız? Vaziyete bak… Çamur olsun, mühim değil ama kar olmasın…’ dedi. Filmi de sinemaya yetiştirecekler. Yahya (Kılıç) ağabeye çekiyoruz. ‘Yahu Natuk ağabey, ben sana bir şey söyleyeceğim.’ dedim, ‘Söyle evladım…’ dedi. ‘Bu filmden kaç kişi ekmek yiyor?’ O filme başladığı zaman bütün Yeşilçam oradadır! Öyle bir adam… Öyle güzel bir adam! Dedim; ‘Yahu burada en aşağıya 18-20 kişi var. Kameramanı var, setçisi var, ışıkçısı var. Oyuncusu var. Bir sürü adam var, kalabalık. Cenab-ı Allah…’ dedim. Acır bize… Bir de benim çocuklarımı, karılarımızı düşün… Şimdi biz burada 20 kişi miyiz, 30 de sen… 30 da oradan ilave et, 60 kişi…’ dedim. Sabah oldu abi, yine aynı böyle bindik minibüsün önüne. Köye bir gittik, ne kar var ne bir şey!

Nur içinde yatsın Natuk ağabey!

.::Münir Özkul Anlatıyor: “Evet, paşa olamadım ama iyi bir tiyatrocu oldum!”::.

Geçen Cuma kaybettiğimiz, sinemamızın ve tiyatromuzun büyük değeri Münir Özkul üzerine ne yazsak az kalır. En iyisi onu kendi cümleleri ile anlamak, daha yakından tanımak.

Yine dumanı üzerinde bir röportajla karşılaştık arşivimizde. Heyecanla sunuyoruz.

Aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayarak fotoğrafı büyütebilir, rahatlıkla okuyabilirsiniz.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Arşivde gezinirken, uzun yıllar sonra sadece Özkul’un cenazesinde rastladığımız eşi Umman‘ın gençlik fotoğrafına da denk geldik. Aşağıdaki karede, eşi Umman ile birlikte, podyumdaki kızı Güner Özkul‘u izleyen Münir Özkul’u görüyorsunuz.

Bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Bu da, yine ilk kez bizim yayınladığımız bir röportajından özel bir kare. Sanırım Münir Özkul ve eşinin ilk fotoğrafları.

Münir Özkul Sevgilisi Umman İle

.::Hasan Yıldız Anlatıyor: Yeşilçam’da Süpermenler Otobüse Biner!::.

Hasan Yıldız ağabeyimle her fırsatta bir araya gelir sohbet ederiz. Hafızası en güçlü ve anlatımı en keyifli karakter aktörlerinden biridir o. Başına gelen en talihsiz olayı dahi öyle keyifli anlatır ki, birlikte güldükten sonra bir an kalır, “Nasıl olabilir böyle bir şey?” diye düşünmeye başlarsınız. Onunla daha önce yaptığım oldukça detaylı bir röportaj, sitemizin RÖPORTAJ KÖŞESİ kısmında mevcut.

Aşağıda okuyacaklarınız, hiç sözleşmeden, tesadüf eseri Hasan ağabeyle karşılaşıp bir çay içerken anlattıklarıdır. Ben çok gülmüş, hevesle ses kayıt cihazına kaydetmiştim. İşlerimin yoğunluğundan böyle bir kayıt aldığımı bile unutmuşum. Az önce ses kayıt cihazımdaki röportjları kontrol ederken rastladım ve hemen hevesle deşifresini gerçekleştirdim.

İşte yine Üçüncü Adam farkı ile Yeşilçam’ın dipsiz kuyularından bir ses…

Bu kez oldukça komik bir ses!

______________________________________________________

Hasan Yıldız Anlatıyor:

“Şimdi “Çılgın Kız ve 3 Süper Adam” diye bir film çekiyoruz. Süpermenler biliyorsun filmde uçan adamlar. Kemerburgaz’da bir sahne var, çalışıyoruz. O filmin yönetmeni –Allah rahmet eylesin- Cavit Yürüklü.

Bir sahne var; biz 3-5 kişi kavgacılar varız, Süpermenlerden biri de üzerimize uçacak. Cavit Yürüklü da dedi ki; “Süpermenler, şu Kemerburgaz’ın tepesine çıkın. Oradan uçacaksınız, aşağıda brandalar gerili olacak. Sonra da 5 kavgacının üzerine atlayacaksınız ve kavganı başlayacak.” İçlerinden biri “Ben hemen çıkar atlarım!” dedi. Süpermenlerden biri çıktı kemerlerden birinin tepesine. Aşağıda brandayı tuttular. Mesafe yüksek, herkes girdi brandanın altına. Elli-altmış kişi var, kalabalık. Herkes sıkıca tuttu. Bu çıktı yukarıya, oradan tarif ediyor “Brandayı şuraya çekin, buraya çekin…” diye. Tam ayarladık, “Tamam!” dedi el işareti ile. “İyi!” dedi yönetmen. Sonra da megafonla bağırdı: “Kaybol, atla!”. Yani kadrajdan çık, sonra bir anda kadrajda belirip atla. Çok yüksek ama kemer, herkes tedirgin bekliyor. Süpermen kayboldu arkaya doğru. Yönetmen yine megafonla bağırdı: “Motor!” dedi, kamera çalışmaya başladı. Bize döndü, “Sıkı tutun!” dedi. Herkes brandayı iyice gerdi. Hüseyin Sayar’dı oyuncu arkadaşın adı.

“Hüseyin gel!” diye bağırdı yönetmen tekrar. Hüseyin yok! Bir daha bağırdı, yine gelen giden yok. Herkes bağırıyor “Gel, atla!” diye, gelen yok. “Duymuyor mu acaba?” diye herkes birbirine soruyor. “Neyse bozmayın, birazdan gelir!” diyorlar ama kamera çalışıyor, boşa film akıyor. Film akınca da yönetmenin canı gidiyor. Elimizdeki negatif belli, ucu ucuna yetecek zaten. Biraz daha bekledik, adam gelmedi. Yönetmen “Stop!” dedi. “Ama brandayı bozmayın, belki çıkar atlar!” dedi. İnanmayacaksın, bir 10 dakika brandanın altında bekledik. Yine kimse gelmedi. Yönetmen de kameramana diyor ki, “Tetikte ol, çıkıp atladığı an bas kayda!”

Baktık gelen yok, yönetmen arkaya birilerini yolladı bakmaları için. Acaba çok geriledi de arkaya mı düştü diye herkes telaşlanmaya başladı. Arkaya baktılar kimse yok. Yukarı çıktılar, orada da kimse yok. Biz de hala brandayı tutuyoruz belki atlar diye. Yukarıdan bağırdılar, orada da kimse yok. Biz indirdik brandayı, sağa sola yayıldık adamı arıyoruz. 15-20 dakika aradık, bulamadık kimseyi. Ormanlık bir alan vardı oraya baktık, orada da bulamadık. Yönetmen dedi: “Bu korktu atlamaya, utandı da gelmeye kaçtı gitti…” E nereye kaçar gider üzerinde Süpermen elbisesi ile?

Bindik minibüse, az bir işimiz daha vardı. Başka bir mekanda çekim yaptık, akşama kadar çalıştık, bitirdik. Bir geldik artistler kahvesine, bizim Hüseyin, Süpermen elbisesi ile oturmuş kağıt oynuyor. “Ne oldu yahu?” dedik, “Atlayamadım, gözüm kesmedi… Utandım da aşağı inmeye. Kaçtım gittim.” dedi. “E nasıl geldin buraya kadar?” dedik, “Biraz saklandım…” dedi. Orada kömür taşıyan kömür arabaları vardı. Onlardan birinin şoförüne rica edip, üzerinde Süpermen kostümü, kamyonla Sarıyer’e gidiyor. Oradan da belediye otobüsüne biniyor, Beyoğlu’na geliyor.

Biz şaşkın şaşkın ona bakakaldık, o bize “Elbiselerimi getirdiniz mi?” diyor.

İşte bizim Süpermen’imizin başından geçen olay!”

*Afiş ve lobi görseli http://www.sinematurk.com sitesinden alınmıştır.

.::Yeliz Ergün, Babası Atilla Ergün’ü Anlatıyor: “Babam Atatürk’ü Oynamayı Çok İsterdi!”::.

Merhabalar sevgili dostlar,

Bu yılın başlarında değerli sanatçımız Atilla Ergün’ün kızı Yeliz Ergün ile babası üzerine kısa ama oldukça doyurucu bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Festivaller, işler derken ancak vakit bulabildim ve düzenledim. Şimdi sizlerle.

Keyifli okumalar dilerim.

Yeliz Hanım’a da içtenliği ve vakit ayırdığı için çok teşekkür ederim.

__________________________________________________

Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanız Atilla Ergün ile ilişkiniz nasıldı?

Babamla ilişkilerim çok iyiydi. Çok sevgi dolu bir babaydı. Bir de ruhumuz çok uyuyordu. Yani aynı evlada geçmiş durumdaydı. O yüzden iyi bir ilişki yürüttük, tabii daha muhafazakar bir babaydı. Diğer arkadaşlarımın babalarına göre. Herhalde o çalışma ortamlarından gördüklerinden kaynaklanıyordu.

Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı ve sinema kariyeri nasıl başladı?

Babamın daha önce bir mesleği yoktu, zaten Ankara Devlet Tiyatrosu‘ndan mezun, tiyatro oyuncusuydu. Daha sonra bir teklifle sinemaya başlayarak orada devam etti. İlk filmi Sevim Tuna‘yla “Kocamdan Ayıramazsın” filmiydi, hatta Sevim Hanım anlatırdı; Filmi bitirmiş ve kocasından ayrılmış. Adıyla pek bağdaşmayan bir süreç olmuş.

Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinemada şöyle zorluklarla karşılaşılırdı; İlk zamanlar her şey iyiydi yetmişli yıllarda ama daha sonra bütün sanatçıların o seks filmi furyası denen dönemlerde başka işler yapmaya mecbur kaldılar. Sinema piyasası durdu. O süreçte bizim farklı gelirlerimiz devam etti ve başka bir sektöre geçmedi babam. O dönemi atlattık. Daha sonra zaten dizilerle birlikte renklendi. İşler açıldı. Sinemada karşılaşılan zorluklar tabii ki şu anda setlerde de aynı sorunlar var. Uzun çalışma saatleri O zaman tabi, çekler var, bonolar var, ödenmeyen paralar, şimdi de herkesin yaşadığı… Tabi dönem şartlarında tüm filmi bir anda bitirmek gerekiyor, geri dön çek filmi durumu olmadığı için. Daha hızlı hareket etmek zorunda kalıyorlardı ve yanlış yapmamak zorunda kalıyorlardı bildiğim kadarıyla.

Çalışma disiplini açısından babanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Oynadığı filmler üzerine detaylı çalışıyor muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Zaten o, Ankara Devlet Konservatuarı’nın verdiği büyük oyunculuk eğitiminden sonra hazırlanma süreci daha kısa oluyordu. Öncesinde, tabii ki çalışıp role girmeye çalışıp daha sonra eve geldiğinde evde bitiyordu set. Yani hazırlık vardı ama setten eve gelip bana bir şey anlattığını hiç tutturamam. Sanıyorum ki set hayatını pek sevmiyordu. Pek de sevilecek bir yanı yoktu. Biliyorsunuz kıskançlıklar… Statü farklılıkları uygulanan tüm davranışlar falan… Bazı sanatçılarda çok farklı oluyor da çok ünlü olmasına rağmen çok efendi bulduğu sanatçılar da vardı mesela. Bunun başında İbrahim Tatlıses geliyordu. Sinemadan olmamasına rağmen… Babam zaten çok özel şarkı sözleri yazardı ama kimse vermezdi. Çok güzel şiir yazardı, çok iyi bir ozandı. İlk kez bir eserine kıyıp İbrahim Tatlıses’e verdi ve hit oldu. Bülent Ersoy, Semiha Yankı, Azer Bülbül ve Adnan Şenses okudu. Ama İbrahim Tatlıses’te en çok duyuldu. “Hesabım Var” şarkısı. Bir de Coşkun Sabah‘a “Adını Yoldaki Taşlara Yazdım”ı vermişti. Coşkun Bey’i de çok severdi.

*Şarkıları yazının sonunda dinleyebilirsiniz.

Yüzlerce filmde oynamış olan babanızın “keşke oynasaydım” ya da “keşke oynamasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın oynamak istemediği bir filmi olduğunu düşünmüyorum ama Atatürk‘ün hayatında, Atatürk’ü oynamayı çok isterdi. Çok iyi bir Atatürkçü’ydü çünkü…

Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Valla yani ben böyle düşünmüyorum. Bütün sinema emekçileri daha önce düzgün yaşıyorlarsa, o düzgün hayatları devam ediyor. Ama işin içine tembellik, işin içinde alkol, işin içine şahsi çekememezlikler girdiği zaman kaçınılmaz son geliyor ve bunu meslek olarak yapmak için hakkaten insan ilişkilerinizin çok iyi olması ve en azından çok ciddi bir yeteneğinizin olması gerekiyor.

Babanızla diğer oyuncuların ilişkileri nasıldı?

Babamın en iyi arkadaşı Tanju Korel‘di. Bergüzar Korel ve Zeynep Korel‘in babası biliyorsunuz. Onun ardından ailecek görüşürdük; Erol Taş. Yine Yıldırım Gencer‘i çok severdi, Eşref KolçakHayati HamzaoğluKadir Savun…  Evet, en kıymetlileri aklıma gelenler bu isimler  ama hani Tanju Korel “ahretlik” denir ya, ahretlikti babam için. Zeten yakın bir arayla vefat ettiler.

Babanız Atilla Ergün olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Sinemada hayal ettiği yerde miydi; Sinema zaten hayal ettiği yerde değildi ki… Kendi adına herkes elinden geleni yapmış ve ortaya hala keyifle izlenen filmler çıkmış, Kemal Sunal filmleri, Cüneyt Arkın filmleri babamın yoğun olduğu filmler. Yönetmen Natuk Baytan’la arası çok iyiydi. Eşi de benim ikinci annem gibiydi.

Sinemada şöyle: Dizilerin çok daha arttığı zamanlarda yani. Bir on yıl daha, yani 65 70 yaşına kadar bir ömrü olsaydı, 10 yıl daha, o dizi furyasında yer almasını isterdim. O da çok isterdi eminim. İlk başta “Tetikçi Kemal” olmak üzere Mahsun Kırmızıgül‘ün tüm dizilerinde rol aldı. Öyle de gidiyordu. Son, vefat ettiğinde de Kerem Alışık‘la dizi çekimindeydi.

Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Babamla ilgili unutamadığım bir anı; Onun Zeybek oynayışını hiç bir zaman unutamam… En etkili görüntü, babamdan, bu kalan aklımda…

Teşekkürler.

*İlk fotoğraf Yeliz Ergün arşivine aittir.

Atilla Ergün’ün yazdığı ve bestelenen şarkılar aşağıdan dinleyebilirsiz;

 

 

.::Selahattin Fırat’la Gerçekleştirdiğimiz Canlı Yayın Röportajı Sizlerle!::.

Değerli karakter oyuncumuz Selahattin Fırat ile aylar öncesinde Üçüncü Adam‘ın İnstagram Hesabından yaptığımız yayın sizlerle!