Tag Archives: battal gazi

.::Cüneyt Arkın’ın Bağışlamadığı 10 Film::.

Sevgili dostlar bir süredir yine işlerimin yoğunluğundan dolayı siteye yeni çalışma ekleyemiyordum. Bu sıralar biraz rahatım ve yine birlikteyiz. Yazı yayınlayamasam da Üçüncü Adam’ı terketmediğiniz, hep sahip çıktığınız için sonsuz teşekkürler.

Şimdi sizlere, yumruğu tekmesi bol, Cüneyt Arkın’ın düşmanlarını tabiri caizse eşek sudan gelinceye kadar dövüp öldürerek intikamını aldığı en iyi 10 filmin listesini sunuyorum. Elbette ki herkesin listesi farklı olacaktır ama bu çalışma için birçok filme baştan göz attığımı söylemeliyim. Aşağıda 10’dan 1’e doğru sıralanan filmlerde gerçekten Cüneyt Arkın’ın yumruklarını saymak imkansız. Bu filmlerde elinden kimse kurtulamamış…

Bu listeyi yapmamın esas nedenine gelince; Bu filmler, Üçüncü Adam’ın esas ev sahipleri kavgacı karakter oyuncularımızı en çok gördüğümüz filmler. Onların yer aldığı birbirinden teklikeli onlarca sahneyi görmek için bu filmleri izlemelisiniz! Aramızda olmayanlara rahmet, yaşayanlara selam olsun!

Son olarak, listeye almadığım Soysuzlar, Adalet, Yarınsız Adam, Üç Kağıtçılar, Yalnız Adam, Yıkılmayan Adam, Cemil, Cemil Dönüyor, Battal Gazi Serisi, Kara Murat Serisi, Cüneyt Arkın-Çetin İnanç birlikteliğin 80 sonrası filmleri ve diğer tüm Cüneyt Arkın’lı avantürleri unuttum sanmayın. Hepsinde aksiyon üst düzeyde lakin aşağıdaki filmlerde bazı sahneler var ki, bu filmlerden biraz daha fazla anılmayı hak ediyorlar. Aşağıda kısa cümlelerle anlattım.

*Ayrıca kavga sahnelerinin nasıl çekildiğini anlattığım “Bir Kavganın Anatomisi: Opuuuaaa Pişşşş’uuu” adlı yazıyı okumak için tıklayınız.

İşte o 10 film!

10- Deli Yusuf

Bu filmin birçok yerinde onlarca kavga sahnesi var ama filmde Cüneyt Arkın’ın Kudret Karadağ‘la uzunca kavga ettiği öyle bir sekans var ki… İzlemeye doyum olmaz.

9- Kılıç Arslan

Bu filmin özellikle finali, diğer tüm Battal Gazi ve Kara Murat’lardan çok daha fazla ve çok daha estetik kavga sahnesi içermekte. Cüneyt Arkın’ın en güzel uçtuğu filmlerden biri -hatta en önemlisi- diyebilirim. Tüm Bizans askerlerinin toplanıp kalkanlarını duvar gibi ördüğü ve Kılıç Arslan’ın üzerlerinden uçtuğu sahne nasıl unutulabilir. Kadir Kök ve Mehmet Uğur hiç ölmedilerse en az 200 defa ölmüşlerdir bu filmde!

8- Çaresizler

Çaresizlerin finali, sanırım en çok ağladığım Cüneyt Arkın film finallerinden biridir. Bir baba ve oğul, kum deposunda, ellerinde birer silah, tüm kötü adamlara karşı yürüler…. Öleceklerini bile bile… Finaldeki Hakkı Koşar‘ın trajik ölümünü de unutmamak gerek.

7- Alın Yazısı

Bu filmle ilgili söylenecek çok şey yok sanırım. Çoğu Cüneyt Arkın severin açık ara en favori filmi Alın Yazısı‘dır. Filmde abisinin ve kız kardeşinin intikamını alan Cüneyt Arkın öyle güzel sahnelere imza atar ki, tüm tekli ölüm sahneleri defalarca izlenmeye değedir. Özellikle de İhsan Gedik‘in hamamda öldürüldüğü sahne… Kare kare ezbere bilirim. Aynadan onu takip etmesi, asılı usturayı alması… İçeri girmesi ve bir süre duşta akan suyun altında bekleyip karar vermesi… Ve final!

6- Akrep Yuvası

Cüneyt Arkın çıldırmış olmalı! Yolda dur durak bilmeden giden bir tırın üzerine, hiçbir can güvenliği olmadan, paralel giden bir arbadan nasıl atladın? Nasıl tırmandın. Üst geçitlerde nasıl hızlı hareket edip kendini korudun? O binanın tepesinden, Kudret Karadağ‘ı etkisiz hale getirmek için nasıl aşağıya sarktın? Nasıl, nasıl, nasıl? Akıl almıyor. En sağlam aksiyona sahip Cüneyt Arkın filmerindendir kesinlikle…

5- Deli Şahin

Her anı kavga sahnesiyle dolu, Cüneyt Arkın’ın tüm kavgacı ekibini döndürüp dolaştırıp defalarca dövdüğü en ilginç filmlerden biridir. Sanırım ilk yönetmenlik denemesi. Bu nedenle de nerde filmde hikayesel boşluk varsa oraya kavga sahnesi koymuş. Özellikle Mehmet Uğur ve Yadigar Ejder, bu filmde ondan çok fazla dayak yiyor. Ayrıca finale yakın geniş bir arazide Yavuz Selekman’la öyle bir kavga sahnesi var ki…

4- Kin

Cüneyt Arkın’ın sürekli dayak yiyip, sabredip, susup, unutmaya çalışıp, en sonunda yeminini bozduğu filmlerden. Elbette izlemeye doyum olmayan sahnelerle dolu. Yeminini bozduğu ve kötü adamların mekanını dağıtmaya gittiği sahnede kendisinin ve Kemal Sunal’ın yıllarca dublörlüğünü yapmış olan Ferhat Ünal’a öyle bir uçan tekme atıyor ki! Birkaç kez dikkatlice izlediğinizde tekmenin yüzünde patladığını görebilirsiniz.

3- Baba’nın Oğlu

Cüneyt Arkın’ın bir villanın ikinci katına camı parçalayarak girip, İbrahim Uğurlu‘yu üst kattan alt kata kadar hiç durmadan dövdüğü sahne ve hapisteki ‘Sana hırladım! Hepinize hırladım! Tüm dünyaya hırladım! Bugüne kadar hep insanlar beni ısırdır, artık ben onları ısıracağım!” diye bağırıp Tarık Şimşek‘e 3 dakikada 100’e yakın yumruk attığı meşhur hapishane sahnesi nasıl unutulur!

2- İnsan Avcısı

Punisher çizgi romanını bilirsiniz. Adam intikam için geri döner ve herkesi en akıl almaz işkencelerle öldürür. İşte bu, Punisher‘ın yerli versiyonu. Cüneyt Arkın filmin hiçbir anında durmuyor. Önüne gelen kötü adamı ilk kez yerli sinemamızda gördüğümüz yöntemlerle paramparça ediyor! Adnan Mersinli, Aydın Haberdar ve Cihan Alp‘e kendi mezarlarını kazdırıp çift kırma ile vurarak öldürdüğü sahne harikadır!

1- Hınç

Ve 1. film elbette ki Hınç! “Alo… Ben Kemal… Geliyorum!” diye başlayan her sahnede yerimde duramam. Yıllarca dayak yiyip tüm kötü adamların ayaklarını öpen Arkın, müthiş bir intikam alevi ile geri döner ve kötü adamları dünyaya geldiğine pişman eder. Öyle enfes kavga ve ölüm sahneleri var ki, Cüneyt Arkın filmografisinin kendi türünde “kült” olarak nitelendirilebilecek en önemli filmlerinden biri! Turgut Özatay‘ın ölümü nasıl unutulur?

Benim ilk 10 filmim bunlar.

Sizin kavga ve ölüm sahneleri ile izlemeye doyamadığınız ilk 10 Cüneyt Arkın filminiz hangileri?

Yorum olarak yazarsanız çok sevnirim.

Şimdiden yukarıdaki filmleri tekrar tekrar izleyeceklere keyifli seyirler dilerim. 🙂

Erhan Tuncer

.::Bilal Karahan, Babası Osman Han’ı Anlatıyor: Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti::.

Değerli sanatçımız Osman Han‘ın oğlu ile, Üçüncü Adam’ın İnstagram hesabını açtığımız gün tesadüf eseri tanıştık ve heyecanla az sonra okuyacağınız röportajı gerçekleştirdik. Osman Han’ın ilk kez böylesine detaylıca anıldığı bu çalışmamızın gerçekleşmesi için tüm samimiyeti ile emek veren, değerli karakter oyuncumuzun oğlu Bilal Karahan‘a sonsuz teşekkürler…

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Abimle birlikte çocukluk yıllarımız Rize’de mavi ile yeşilin içe içe olduğu bir ortamda geçti. Müstakil evimizde mütevazı bir hayat sürdük. Babamla ilişkilerimiz her çocuğunki gibiydi. Biz abimle yaramazlık yapardık o bize önceleri kızar, sonra sarılır affederdi.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı? 

Babam çok iyi bir aşçıydı. Sinema öncesi ve sonrası bu mesleğinden hiç vazgeçmedi. Çok özel yerlerde bu mesleğini sürdürdü ve başta biz olmak üzere çok insan yetiştirdi. Özellikle deniz mahsulleri üzerine çok leziz tatlar sundu. Mersin‘den İstanbul’a ve en son Rize’de emeklilik dönemine kadar çalıştı. Sinema geçmişi bilindiği için çevresi bir hayli genişti. Sinema sektöründe çalışıp akabinde emekli olup işlerini devam ettirebilen ender üçüncü adamlardandı.

3) Osman Han’ın sinema kariyeri nasıl başladı?

İstanbul Beyoğlu’nda aşçılık yaparken Kadir Savun ile tanıştı. Mimikleri ve Rize şivesi hoştu. Altın çağını yaşayan Yeşilçam furyası babamı da etkilemişti. Ve sinema hayatı bu şekilde başlamış oldu.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinema o dönem çok para kazandırmıyordu. Bir çok film çekiliyordu. Uzun çalışma saatleri, bir setten öbür sete koşuşturmacanın yorucu olduğundan bahsederdi. Hatta bir sohbetimizde kendisine, Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti. Bu işin zor ama güzel tarafıydı. Asıl sıkıntı bir sendikanın olmayışı, bir ajansa bağlı olmamaları ve TRT’nin o dönem Yeşilçam’a sahip çıkmamasıydı. Zira Üçüncü Adamlar hep hazin sonlarla anıldı. Bu da devletin o dönem sanatçılarına ne kadar az değer verdiğinin göstergesiydi.

5) Çalışma disiplini açısından Osman Han’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Gerek sinema hayatında gerek iş ve ev hayatında disiplinli ama bir o kadar da yumuşak kalpli bir insandı. Rolleri genelde kısa kısa Ve belirli sahneler olduğu İçin hata yapmamaya çok özen gösterirdi. Birçok filmde babamı izlediğim zaman bir şeye dikkat ettim. Hiçbir zaman kameraya bakmadı. Oynadığı anı hep yaşadı.

6) İzleyicilerimiz Osman Han’ı ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Evet rolü gereği  bir hayli kavgacıydı. Levent Kırca’nın Taşı Toprağı Altın Şehir filminin kavga sahnesinde yaralanmıştı. Bir de Battal Gazi filmlerinin birinde attan düşerek kaburgasını kırmıştı. Ama bunlar o zamanın sinemasının gerçekleriydi.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın sinemayı bırakması 79’dan sonra Yeşilçam sinemasının İtalyan sineması kültürüne (Erotik Film Furyası) kaymaya başladığı zamanla denktir. Aile geleneği, yetiştiriliş tarzı  o dönemden sonra sinemayı bırakmasına ve Rize’ye yerleşmesine neden olmuştur. Bence Eşkıya filmi Türk sinemasının yeniden dirilişidir. Ve bu filmden sonra Türk sineması kendi  kimliğine yeniden bürünmüştür.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Üçüncü Adam örnek bir site. Bir filmi 10’larca kez izleyip yeniden izlediğinde bir insan yine mutlu olup heyecanlanabiliyorsa bu gerçek bir başarıdır. İnsanlar Üçüncü Adamlara çok şeyler borçlu ve bunu birilerinin görmesi ve ekrana taşıması ayrı bir mutluluk. Üçüncü Adamın çok daha başarılı işlere imza atacağı aşikar. Yolu her daim açık olsun.

9) Babanız Osman Han olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Bir insanın bir işteki başarısının ölçüsü zirve olmaktır. Elbette ki babam istediği yerde değildi. Türk sinemasında istediği yerlerde olan insanlar özel ailelerden gelen veya çok özel yeteneklere sahip olan kişilerdi. Bir Kadir İnanır, bir Kemal Sunal, bir Öztürk Serengil olmak elbette ki her oyuncunun hayali ama şartlar ve kimlikler kimi zaman insanı bir yere kadar taşır. Biz babamı böyle de çok sevdik. O bizim ailemizde hep başroldeydi.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

1998 yazında İstanbul’da Erol Taş’ı ziyarete gittik. Bir ayağı kesilmişti. Babamı gördüğü zaman ağladı. O kaba saba gibi gözüken adamın altın gibi bir kalbi vardı. Çok sarıldılar, eskileri yad ettiler. Erol Taş, çocuklarının mirası yüzünden kavgalarını babama açınca yine gözleri doldu ve ağladı. Koltuğun bir kenarında ben vardım, bir kenarında babam. Bu anımı hiç unutmam. İkisinin de mekanı cennet olsun.

Sevgi ve Saygılarımla…

Bilal Karahan.

*Aile fotoğrafları değerli sanatçımızın oğlu Bilal Karahan arşivinden temin edilmiştir.

 

.::Makara ile Ölüm Yağdırmak::.

     Battal Gazi Destanı filminde; İmparator Leon’u yakalamak için kestirme bir yol bulan Battal, ilginç bir yöntemle kılıcını kullanır ve iplerden kayarak karşıya geçer. Bu geçiş sırasında da Battal aşağıdaki düşmanlarına ölüm yağdırmadan edemez. Aşağıda resimleri dikkatle incelerseniz kılıcın yanındaki makarayı göreceksiniz.

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz.

.::Taş Tutan El’in Kudreti::.

taş    Battal Gazi’nin İntikamı filminde, baba ile oğlunu birbirine dövüştüren Şovalye Andrea, beklemediği bir süprizle karşılaşır. Babasına kılıcını kaldıran Demir Maskeli Şovalye (Ali)’nin eli taş kesilir ve kılıcını indiremez. Herkes şaşkınlık içerisinde olan bitene anlama veremez ve baba ile oğlu Şovalye Andrea’dan intikamını alırlar.

el2

.::Emektar Karakter Oyuncumuz Necdet Kökeş: “Genç sinemacılarımız -işi gücü rast gitsin hepsinin- nedense bizlerle pek çalışmıyorlar. Yüzümüz eskimiş, bir de belirli bir yaşa gelmişiz. Peki, kamera arkasında ki arkadaşlarımız? Onlar niye çalışmıyor? Acaba onların da mı yüzü eskidi?”::.

Necdet Kökeş: Valla birinci Yeşilçam, Emek Çıkmazı sokağıydı. Büyük Bayram Sokağı… İşte iki taraftan yaklaşık 15, 20, 25 tane minibüs kalkardı. Ben 1962’nin sonlarında geldim. İlk oynadığım film Leyla ile Mecnun filmiydi. Orada yönetmen Nejat Saydam’dı. Göksel Aksoy, Leyla Sayar, Suphi Kaner, Reşit Çildam, Osman TürkoğluŞan Sineması’nda çalışmıştık. Prodüktör Süreyya oturur film izlerdi. Sonra ben Arka Sokaklar filminde oynadım. Arka Sokaklar şimdi ki değil tabi. 72’nin sonları… Prodüktör Nevzat Pesen, yönetmen Ülkü Erakalın, Tanju Gürsu, Neriman Köksal… Orada da Galatasaray’a giderken Yapı Kredi Bankası’nı geçince solda İstanbul Pavyon vardı. Orada gazino sahnelerdi çekerdik. Rahmetli Niyazi ağabey, –Niyazi Er– götürmüştü. İşte çocukken 62’de rahmetli annemden izin aldım. Teyzeme gittim İzmir’e. İzmir’den İstanbul’a geçtim. Öyle işte futbol falan oynarken geldik sinemaya girdik.

Bir de şöyle bir şey var, biz eskiden bir minibüse 15 kişi falan binerdik. Minibüsün bagajı dolmayınca yola çıkılmazdı. Tabi kısıtlı ekipmanlar, kısıtlı dönemlerdi ama aile gibiydik… —Büyüklerimizden, gelmiş geçmiş herkesten Allah razı olsun, iyi kötü vefat eden herkese, devletten de gelmiş geçmiş herkesten Allah razı olsun.-

Efendime söyleyeyim 95’te de emekli oldum. Tanju Gürsu, Hülya Koçyiğit, Yusuf Sezgin zamanında… Hülya Hanım başkanımızdı. Tanju Gürsu genel sekreterimizdi. Sezgin Bey de saymanımızdı. Dediğim gibi bir minibüsün bagajı dolmazsa yola çıkmazdık, çünkü minibüsün üstüne yani bagaja da malzemeler yüklenirdi. Ondan sonra yaklaşık 9 yıl falan oldu sinemaya geleli. 1970’te de rahmetli Ayhan (Işık) ağabey beni yanına aldı, dört film yaptık… Birincisi Küçük Hanımın Şoförü, serinin ikinci filmiydi. Birincisi 1961’de çekildi. Gene Nejat Saydam yönetmendi. Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Suphi Kaner, Vahi Öz, Hulusi Kentmen devam ettiler… Sonra biz de işte 70’de, Ayhan ağabey ile başladık. Ayhan ağabey beni yanına aldı. Sonra dört film çalıştık Ayhan Ağabey ile. Ayhan ağabey de şöyleydi; Sabah 20–25 dakika önce gelirdi sete… Ekipten önce gelirdi. Onu orada görürdünüz. Efendime söyleyeyim, disiplinliydi. Hatta şöyle bir durum oldu; Bir gün çekime saat sabah 8’de gelmişti. Gece 12’ye kadar Ayhan ağabeye sıra gelmemiş yani çalışmamıştı. Ayhan ağabeyden özür dilemişler, Ayhan ağabey de demiş ki; “Benden niye özür diliyorsunuz? Ben size 25 gün verdim, ister sabah çalışırsınız ister gece yarısı…” demiş. “Bana yarınki sahne planlarımı ve geleceğim günü söyleyin kâfi…” demiş. “Çocuklar özür dilemenize gerek yok…” demiş sempatik bir şekilde. Bir de, eskiden ustalarımız şöyleydi; ‘İşimiz ne zaman bitiyor?’ demezlerdi… Ya reji bölümünden, ya prodüksiyon bölümünden beklerlerdi “Tamam, bugün işiniz bitti…” diye. Hatta şimdi bizde onu Yeşilçam’da, Türk sinemasında eski çalışanlarımız arasında, onu mümkün olduğu kadar devam ettirmeye çalışıyoruz.

1974, 75, 76, 77, 78 Battal Gazi’nin Oğlu, Battal Gazi’nin İntikamı, Kılıç Arslan, Hakanlar Çarpışıyor, Korkusuz Cengâver… Beş film çektik arka arkaya o yıllarda… Memduh Bey -Memduh Ün- ile Fatma Girik zamanı. Fatma abla zamanı… 67’de Mu Film’den sigortalıyım ben… Sonra Fono filmden de, sigortalı oldum. İki taraftan da sigortalı olmuştum. İşte 1995 yılında sayın devlet büyüklerimizin geriye dönük sanatçı borçlanmasından yararlandım. Saygı, sevgi ve hürmetlerimi arz ediyorum kendilerine…

85-86’da 41 yaşındaydım, emekliliğim çıkmıştı fakat “Ben amcalarla beraber kuyruğa gidip emeklilik parası almayacağım…” dedim. Çünkü işlerimiz çoktu, onun için 95’te emekli oldum. 10 yıl geç oldum. Anamın ak sütü gibi helal olsun devlete… Çünkü pişman değilim. Çünkü her yerde çalışıyordum. 10 yıl geç emekli oldum hiç pişman değilim…

Yalnız, efendime söyleyeyim; genç sinemacılarımız -işi gücü rast gitsin hepsinin- nedense bizlerle pek çalışmıyorlar. Yüzümüz eskimiş, bir de belirli bir yaşa gelmişiz. Peki, kamera arkasında ki arkadaşlarımız? Onlar niye çalışmıyor? Acaba onların da mı yüzü eskidi? Şimdi eskiden şöyle söylerdim ben; “Hiçbir şey, eskisi kadar güzel olacağa benzemiyor…” Sonra onu değiştirdim, biraz daha yumuşattım… “Bazı şeyler, eskisi kadar güzel olacağa benzemiyor…” demeye başladım… Hayat…

Şimdi Cüneyt Arkın, Kadir İnanır gibi yıldızlarla hep çalıştım. Yönetmen Natuk baba idi, Natuk Baytan… Benim çok sevdiğim dört tane yönetmenimiz vardı… Diğer yönetmenlerimiz de önemli, hepsi de birbirinden güzel idi… Hepsi birbirinden bilgili ve hepsi birbirinden güzel film çeken ustalarımızdı ama mesela Natuk Baytan, Mehmet Aslan, Süreyya Duru ve Remzi Jöntürk’ün benim için yerleri başkadır… Bu ustalarla çok çalıştım çünkü… Onlar gitti, avantür filmler de bitti… Allah rahmet eylesin hepsine.

Avantür filmlerde çalıştım ama bu arada oyunculuk gücü de gerekiyordu bu filmlerde oynamak için… Sadece çeviklik, atletiklik yetmez… Bir oyuncunun -dikkat edelim dünya sinemasına- tabii ki komedisi de olacak, melodramı da olacak, efendime söyleyeyim avantür sahneleri de olacak… Yani avantür deyip geçiyoruz… Maşallah Türkçemizde de boyuna yerler değişiyor. Avantür film aksiyona döndü. Şimdi bir starın tabi karakter oyuncularımızla da, kendi başına da zaman zaman aksiyon sahneleri de olacak. Bunun da üstesinden gelmeleri lazım… Tabii oyunculuk güçleri var zaten ama bunun yanında aksiyon da şart… Mesela ben spordan geldim. Halter, futbol, güreşten geldim… Tabi bu sporlar bana epey yaradı. O sıralar Hababam Sınıfı çekiliyordu, bir de Battal Gazi çekiliyordu. Battal Gazi’yi Atıf Yılmaz çekiyordu. Ben de Adanalıyım bu arada, Çukurovalıyım…

Ayhan ağabeyle çalışacağız. Beyaz Kurt’u çekiyoruz. Ayhan ağabey “Ne yapıyorsun?” dedi… “İş için kıyafetlerimi seçiyorum…” dedim… Dedi ki; “Sen Hababam Sınıfı’na gitme, Battal Gazi’ye git, Cüneyt Arkın ile çalış…” dedi. Ayhan ağabey hepsinin ağabeyi olduğu için hepsinden daha eski, daha tecrübeli ve daha yaşlı olduğu için hep ağabey diyorlardı… Yılmaz Güney, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın hep ağabey derlerdi. ‘Sen Cüneyt ile çalış…’ dedi. Ben de dedim ki, “Tabi ki, şeref duyarım… Kamera arkası şeref duyduğum gibi kamera önü de şeref duyarım, çalıştığım bütün her yerde…” 

İşte benim oynadığım çok film var… 85–90 tanesinde, jön ve jönün yanında oynadım. Efendime söyleyeyim, bir gün Kanal 6’ya gittim, Selahattin Fırat ile… Metin Uca dedi ki;  ‘Starlar yukarıya çıkarken sizi aşağıya itti değil mi?’ dedi… ‘Hayır…’ dedim ben de… ‘Yukarı çıkarken, bizi de yukarı çektiler…’

Bunun yanı sıra ilk olarak 64 yılında film işine girmiştim Uğur Film ile, 95’te emekli oldum. Emekli olamayan arkadaşlarımız da var, acaba emeklilik bir daha çıkacak mı? Mağdur olan arkadaşlarımız için çok önemli bir konu bu… Umarım devlet büyüklerimiz bununla da ilgilenirler… Son olarak şunları söylemek isterim; Geçmişte, şimdi ve de ekranları başında ve de gelecekte bir de dünyanın her bir tarafında, saygı ve sevgili seyircimiz başımızın tacı, yakışır sizlere Türk sinemasının o güzel tacı…

25.9.2012 – Gazeteci Erol Dernek Sokak / BEYOĞLU

Erhan Tuncer (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam/Genseriko)

Ses kaydının deşifresi için, Hülya Birsen’e sonsuz teşekkürler.

.::Yusuf Sezer (1934 – 23 Mayıs 2014)::.

Kemal Sunal komedilerinin ve Cüneyt Arkın‘lı, Kartal Tibet‘li avantürlerin önemli yüzlerinden olan Yusuf Sezer, 12 yıllık sinema kariyerine (1967-1979) yüz küsür film sığdırarak, önemli bir başarıya imza atmıştır. Özellikle avantür filmlerdeki rolleri akılda kalıcıdır. Battal Gazi’nin İntikamı adlı filmde canlandırdığı Ayıboğan karakteri ile sinemaseverlerin beğenisini kazanmıştır.

Kendisi şu sıralar Avcılar’da yaşamaktadır. Emektar sanatçımıza sağlıklı, uzun ömürler dileriz.

*Aşağıdaki 2012 tarihli güncel fotoğrafı bizlerle paylaşan, değerli takipçimiz Hasan Aslan’a sonsuz teşekkürler.