Tag Archives: erotik filmler

.::Yeşilçam’dan Akıllara Zarar Erotik Film Fotoğrafları -2-::.

Akıllara zarar fotoğrafların 2. bölümü ile devam ediyoruz. 🙂

Bu bölümde de 5 fotoğrafa yer verdim. Bakalım neler ulaşmış o dönemden günümüze?

Üstteki fotoğrafta Zerrin Doğan, Kazım Kartal‘ı dikkatlice (!) incelemekte. Gördüklerinden memnun olmasa gerek, biraz şaşkın ve mutsuz gibi. Kazım Kartal’sa “Adım Hıdır, elimden gelen budur.” gibilerinden bakmakta. 🙂

Şaka bir yana üstteki fotoğrafta dikkat çekmek istediğim mesele, Zerrin Doğan‘ın göğüslerine sonradan -fotoğrafın üzerine boya ile- konulmuş yıldızlar ve altına yine sonradan yapılan iç siyah kilot… Bu tür “sonradan boyamalar”a sıklıkla rastlanmakta erotik film lobilerinde. Hatta size bir arşivci tavsiyesi, Yeşilçam’ın bu dönemine ait arşiv topluyorsanız, bu şekilde boyalı lobi kartları ve özellikle de afişler, diğerlerine nazaran çok daha kıymetlidir. Çünkü burada nispeten düzgünce çizilmiş kilot ve yıldızlar çok göze batmıyor. Bazı lobilerde neredeyse baştan aşağıyla boyamayla giydirilmiş onlarca kare mevcut. Bu boyamaların temel nedeni takdir edersiniz ki cinsel uzuvların “ayan beyan” gözükmemesi. Filmlerde de, kadın oyuncuların göğüsleri hariç, erkek ve kadınların cinsel uzuvlarının açıkça gözükmemesine dikkat ediliyordu. Erotik filmleri de porno filmlerden ayıran en temel özelliğin bu olduğu düşünülüyordu. Dolayısıyla fotoğrafların da boyanması “Bu izleyeceğiniz erotik bir filmdir, porno değildir.” anlamına geliyordu.

Yukarıdakinin benzeri bir durum da burada. İlk 3 görseli seçme sebebim hem enteresan mizansenleri, hem de yukarıda bahsi geçen “sonradan boyama”ların varlığı. Üst fotoğrafta da Hadi Çaman konuşuyor ama dinleyen kim? 🙂

Ayrıca tamamını yayınladığım lobi kartlarındaki film isimlerine de dikkat. 🙂

Sanırım arşivimdeki en ilginç fotoğraflardan biri yukarıda gördüğünüzdür. Tarık Şimşek, sağ bacağındaki Karaca Kaan ve sol bacağındaki Suna Sezer (tam emin değilim) olmasına rağmen, yine de elindeki iki tabanca ile kötülere meydan okumaktan geri durmuyor. Kadınlar ise, “Ne oluyor şu anda, inanın anlamış değiliz…” der gibi bakmaktalar. 🙂

Bu iki fotoğrafı ilk gördüğümde siz de benim gibi “Onlar da mı yahu?” dediniz mi?

Üstteki ve alttaki fotoğrafla ilgili görüşlerim bu paragrafta yer alacak. Erkek oyuncu olarak üstte tiyatronun ve sinemanın çok özel aktörlerinden Tevhid Bilge‘yi, atta ise Yeşilçam’ın yüzlerce filmindeki görsel efektleri (patlama, silahla vurulma, yıkılma gibi) düzenlemiş “Kör Nizam” lakaplı Nizam Ergüden‘i görmektesiniz. Birçok karakter aktörünün o dönem erotik filmderde oynadığını biliyoruz. Bunların başında da Kazım Kartal, Çetin Başaran (hatta kendisinin porno filmleri dahi mevcut), Tevfik Şen, Tarık Şimşek gibi isimler yer almakta. Ama sanırım en özeli Kazım Kartal’dır. Onun üzerinde sonraki çalışmalarımda ayrıca duracağım.

Gözlerimiz birçok aktör ve aktrise alıştı erotik-komedilerde ama benim gözlerim Tevhid Bilge‘ye, Nizam Ergüden‘e, Yüksel Gözen‘e, Muammer Karaca‘ya, Kamer Sadık‘a, Tugay Toksöz‘e, Yadigar Ejder‘e, Hamit Has‘a ve “Kadınlar Hamamı” filminde ufak bir sahnede de olsa oynayan (Hadi Çaman‘a masaj yaptıran) Mürüvvet Sim‘e alışamadı maalesef.

Sanırım alışamayacak da…

.::İçinden Yeşilçam Geçen Şiirler -1- / Yusuf Hayaloğlu: “…ama necdet tosun öldü nalân / artık yemekleri sen, salatayı da ben yapacağım / sami hazinses kadar olmasa da / bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım!”::.

“’Sinema’ denilen dev makinenin en önemli parçalarının, olmazsa olmazlarının, tüm güzelliği ile arz-ı endam eden onlarca sinema yıldızının gölgesinde kalanların değil, o gölgeyi oluşturanların hikâyesidir bu.” yazmıştım Bir Yadigar Ejder Kitabı’nda. Bu şiirler de onların hikayesidir.

Bu yazımda bir süredir özenle derlediğim Yeşilçamlı şiirlere yer vereceğim.

Defalarca okuduğum bu şiirlerde filmlere, oyunculara, sinemalara ve film kahramanlarına rastlayacaksınız. Bu özel serinin devamı gelecek.

Keyifli okumalar.

İlk şiir, sinemamızın ve ilk kitabımın kahramanı için yazılmış. Değerli ağabeyim, vefa denizim Hüseyin Alemdar’dan, Yadigar Ejder için;

-Yadigar Ejder / Yüreği Sokakta-

 

“bırakır yüreğini Alyon Sokağı’nda

girer Bursa Sokağı’na

abidir tüm çocuklara, candır,

yumuşaklığında kocaman ellerinin

yüzünü okşar yine bir çocuğun

 

üçüncü sınıf lokantalarda doyurur karnını

uyur üçüncü sınıf otellerde

üçüncü sınıf rollerde oynar

birinci sınıf yürekle–

 

hep kötüdür, dağdır, ısırgan olur dostluklara

oysa tepeden tırnağa yürek

tepeden tırnağa acımak

tepeden tırnağa dostluktur

gerçek yaşamında.

 

omzumda dinlendirir ellerini

der ki bana: – Sokaktayım!

tokalaşırız kuş cıvıltıları siner ceplerine

bir denize açılır gibi açılır sokağa

kırsoylu bir yürek takılır arkasına.

 

o otel odalarındadır şimdi

ah, yüreği sokakta!”

İkinci şiir, İdris Atmaca’nın ‘Filmin Devamı’ adlı şiir kitabından… İdris Atmaca’yı tanıyın, şiirlerini okuyun. Günümüz internet ortamının da vesile olduğu şiir çöplüğünde, taze bir gül gibi açacaktır onun şiirleri.

Filmin Devamı’ndan;

(…)

mangalda cezve küpte su okulda süttozu

duvar diplerinde birdirbir uzuneşek ‘çattı battı kaç attı’

ön dişlerimizde kırmızı yumurta sağlamlığı ‘bu cam gibi’

hanımeli sinerdi üzerimize geçemezdiniz ferace’den

inci’de sadri baba ‘ofsayt osman’ bakışları yağmur

babam en çok aziz basmacı’ya gülerdi

 

kırık aynalarda parçalanmış yüzüm

ne yapsam gelemiyorum bir araya

 

harman sonu dönerdik alacadan saman kokardık

içimize işlerdi yanık sesi gazi’nin on kasımlarda ağlardık

rakıyı ne çok severmiş niye kapalı lan bura’nın meyhanesi

koçero yakalanmış diyorlar eşkıyaymış şaki ne demekti sahi

kar yağıyor şarapçı necdetin kulübesine üşüyorum

cüzdana beyaz ip bağlamasın bit cemal herkes anlıyo

 

hiç anımsamıyorum aynadaki yüzümü

kuyu’sunu metin erksanın gencölen nili biraz

(…)

Üçüncü Yeşilçamlı dizeler, ‘şu dağlarda kar olan’ların şairi Yusuf Hayaloğlu’nun Merhaba Nalân’ından;

(…)

ama necdet tosun öldü nalân

artık yemekleri sen

salatayı da ben yapacağım

sami hazinses kadar olmasa da

bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım

 

kemal sunal da öldü nalân

iyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık

ve dünya kirlendi

filmler bozuldu

o masum sevdalar yaşanmıyor artık

(…)

Bu yazının son şiiri de, Martıloji adlı şiir kitabının yazarı Bay Martılog – Muharrem Hüseyinoğlu’na ait. Kendisine, böyle bir seçki için şiir toplayacağım malum olduğundan mıdır bilinmez, günler önce şöyle bir mesaj aldım;

anlamsız sözler koleksiyoncusu

raf=XI

 

yıl 1963

4 film birden

sabah başlar

gece yarısı biter

şehzadebaşı

turan sinemasında

 

garibanların mekanı

soğuk kış günlerinin

en ucuz oteli

içerisi

sigaradan

ateş böceği tarlası

 

ve

her an

şaban’ın gazozu

hamdi’nin ekmek arası

 

zamanın

şakası

yok

not: bu şiir Erhan Tuncer’e ithaf edilmiştir. telif hakkı aranmaksızın sonsuza kadar onundur.

____________________________________________________

Bu derlemenin ilki de, tüm sinemaseverlere ithaf edilmiş olsun, sonsuza kadar.

Sinema ile,

Sevgiler.

.::Hakkı Kıvanç, Yönetmen Natuk Baytan’ı Anlatıyor: “O filme başladığı zaman bütün Yeşilçam oradadır… Öyle bir adam… Öyle güzel bir adam!”::.

Hakkı Kıvanç ağabey ve diğer sanatçılarımızla yaptığım söyleşilerden yayınlamadığım kısa anı ve anekdotları derlemeye başladım. Onlardan ilki, Hakkı ağabeyin Üç Kağıtçı filmini ve Natuk Baytan‘ı anlattığı kısa bir söyleşi…

Keyifli okumalar dilerim.

Hakkı Kıvanç;

Sana bir şey diyeyim mi, senin ilgilendiğin kavgacılar, bizler karakter aktörleri falan hep “Natuk (Baytan) abi bir film yapsa…” diye beklerlerdik. Çalışması rahat, neşeli, tam bir ustaydı. Onun senaryolarını bir görsen, üzerinde sanki resim yapmış. Neyi nereden, nasıl çekeceğini hep yazardı. Her sahnede illa şaryo olurdu. Tahta şaryo… Yoksa tekerlekli sandalye, o da yoksa inşaatlardaki el arabası gibi arabalar… İlla kayacak o kamera! Sonra onun karelerine bak, hep beraber görürsün bizi. Kalabalık resimleri çok severdi. Tablo gibi dizerdi bizi. Kemal’in de en iyi anlaştığı yönetmenlerdi. O bizi severdi, biz de onu baba gibi sever, nereye çağırsa canla başla koşardık…

Kemal‘in (Sunal) bir filmi var Üç Kağıtçı diye… Onu çekiyoruz Kemerburgaz’da, köyde… Akşam oldu, işten dönüyoruz, bir kar… Bir kar! Biz de Natuk ağabeyle şoför muhalinde oturuyoruz. ‘Ulan Hakkı…’ dedi, ‘Ne yapacağız? Vaziyete bak… Çamur olsun, mühim değil ama kar olmasın…’ dedi. Filmi de sinemaya yetiştirecekler. Yahya (Kılıç) ağabeye çekiyoruz. ‘Yahu Natuk ağabey, ben sana bir şey söyleyeceğim.’ dedim, ‘Söyle evladım…’ dedi. ‘Bu filmden kaç kişi ekmek yiyor?’ O filme başladığı zaman bütün Yeşilçam oradadır! Öyle bir adam… Öyle güzel bir adam! Dedim; ‘Yahu burada en aşağıya 18-20 kişi var. Kameramanı var, setçisi var, ışıkçısı var. Oyuncusu var. Bir sürü adam var, kalabalık. Cenab-ı Allah…’ dedim. Acır bize… Bir de benim çocuklarımı, karılarımızı düşün… Şimdi biz burada 20 kişi miyiz, 30 de sen… 30 da oradan ilave et, 60 kişi…’ dedim. Sabah oldu abi, yine aynı böyle bindik minibüsün önüne. Köye bir gittik, ne kar var ne bir şey!

Nur içinde yatsın Natuk ağabey!