Tag Archives: figüran

.::Vefatının 3. Yılında Süheyl Eğriboz’u Rahmet ve Özlemle Anıyoruz::.

Süheyl Eğriboz ağabeyi ne kadar sevdiğimi, ne kadar önemsediğimi biliyorsunuzdur. Bugün, aramızdan ayrılalı 3 sene olmuş. Onu her gün, her sene daha çok özlemle anıyor, sinemamız için önemini her geçen gün daha çok anlıyorum.

Aşağıda gördüğünüz belgeseli çektikten 1 sene sonra kaybettik Süheyl ağabeyi. Bugün, her şeyiyle onu analım, onun filmlerini izleyelim, ona rahmet okuyalım istedim. Belgeselin altında Üçüncü Adam e-derginin Süheyl Eğriboz özel sayı ve Süheyl ağabeyin cenaze merasimini dakika dakika anlattığım çalışmalar mevcut.

Okumanız ve onu hep hatırlamanız dileğiyle…

Ruhun şad olsun Süheyl ağabey…

Süheyl Eğriboz Özel Sayısı‘nı okumak ve yoğun bakım dönemini gün ve gün hatırlamak için aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayınız.

Süheyl Eğriboz’un cenaze merasimi ilgili tüm anlara tanık olmak için aşağıdaki fotoğrafın üzerine tıklayınız.

Reklamlar

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

.::Yine Sessiz Sedasız Bir Yok Oluş: Sinema Sanatçısı ve Dansçı Nur Ay’ı Mart Ayında Kaybetmişiz::.

23 Mart 2016‘da aramızdan sessiz sedasız ayrılmış Nur Ay

Sinematürk dışında hiçbir yerde vefatına dair bir bilgi yok. Birkaç sinema araştırmacısı dostumuz da bu bilgiyi teyid edince, sizlerle üzülerek paylaşmak istedik.

Melda Davran‘ın söyleşisinden Yalçın Özgül şöyle derlemiş Nur Ay hakkında;

“Sahneye dansla adım atan Nur Ay (Nuray Özpınar), yıllar öncesinde  gece kulüp­lerinin ve Pazar Dergisi’nin en gözde yıldızlarındandı. Birçok ülkede striptiz yapan, 1970’lerin ortalarından itibaren seks filmlerinde rol alan yıldız, 1999’a kadar sahneden inmedi. Ünlü pehlivan Suyolcu Mehmet’in to­runu ve Devlet Demir Yolları memuru Mehmet Efendi’nin kızı Nuray, dans etmeyi çok küçük yaşta kafasına ko­yar. Ailesinin tepkisi, “Eteğini savurmak pehlivan torununa yakışır mı?” diyen çev­resi onu yıldırmaz ve “show girl” olmayı, dünyanın her yerinde dans etmeyi hayal eder hep: “Evde kardeşimle sürekli dans eder, mahallede küçük gösteriler yapar­dık. Caddebostan’daki, Bostancı’daki, Ankara’daki dans müsabakalarına katılır­dık. O zamanlar tango, mambo, rock’n roll, çaça, swing, bugi bugi çok modaydı. Bizden iyi yapan yoktu, görenler hayran kalırdı.” 

Nuray uzun boyu, ince vücudu, Arnavut genlerinden gelen farklı fiziğiyle dikkat çekmektedir. Yıllar içinde striptiz denince akla gelen ilk isim olacağından habersiz sürekli dans eder, çünkü en çok dans etmeyi sever. O yıllarda Beyoğlu’nda oturan Nur Ay, dans tutkusu yüzünden eğitimine ara verip Vahi Öz’lü, Mürüvvet Sim’li Ses Tiyatrosu’nda, Muammer Karaca Tiyatrosu’nda çalışmaya başlar. Fransız balerin­lerle modern bale gösterilerinde sahneye çıkar, dans eder. İlginç dansları, Avrupai programlarıy­la dikkat çeker. Bir anlaşmazlık sonucu partneri Erdoğan Bey’le yollarını ayırdık­tan sonra tek başına dans etmeyi sürdü­rür; Yunanistan’a, İspanya’ya ve Beyrut’a gider. Henüz 20 yaşındayken babasının ölümüyle ailenin sorumluğunu üstlen­mek zorunda kalır. Artık o çok sevdiği, kendini bildi bileli hayaller kurduğu dans onun mesleği, ekmek kapısı olacaktır. 196O’lı yılların ünlü striptizcisi Nur Ay, sadece striptizde değil oryantal dansta da bir numara olur zamanla. İsviçre’den Beyrut’a kadar en ünlü gece kulüplerinde striptiz yapar, yıllarca dans eder. Evlilik, hamilelik yüzünden verdiği kısa aralar dı­şında 1999 yılına kadar da sahnelerde kalır. Türkiye’nin ilk transeksüellerinden, ünlü assolist Emel Aydan’ın babası, tiyatrocu ve yönetmen Hüseyin Kaşifle evlenir, bir de oğlu olur. Aydan ise üvey kızı olmuştur. Evlilik birkaç yıl sonra bitse de Aydan’ın üvey annesi olarak birlikte ver­dikleri cüretkâr pozlar, ilginç yorumlarla sık sık dergilerde yer alır. Beyoğlu’nda yıllarca çalıştığı, her gün ilk defa yapıyormuş gibi heyecanlandığı striptiz günleri, ilginç de­meçler, rengarenk neonların tek tek sön­mesi gibi çok gerilerde kalmış Nur Ay için. Göztepe’de çocuğu gibi sahiplendiği yeğeni, manken Didem Ak­su’yla yaşıyor.”

Nur Ay / 1940 -23 Mart 2016

*sinemaesintileri / sinematürk

.::’Yadigar Ejder Parkı’ 28 Ekim Cuma Günü Sarıyer’de Açılıyor!::.

Beklenen gün geliyor. ‘Yadigar Ejder Parkı’, 28 Ekim Cuma günü, 16:00‘da Sarıyer‘de açılıyor.

Biz, Üçüncü Adam‘ı ve Bir Yadigar Ejder Kitabı‘nı temsilen orada olacağız. Ayrıca sinemamızın emektar karakter oyuncuları Yavuz Karakaş ve Hasan Yıldız ile birlikte, Yadigar Ejder’in en yakın arkadaşlarından şair-yazar Hüseyin Alemdar ve Sinematik Yeşilçam‘ı temsilen Utku Uluer de aramızda olacaklar.

Yadigar Ejder’in kız kardeşi ve yeğenlerinin de katılacağı açılışa tüm sinemaseverler davetlidir. Katılım gerçekleştirmek isteyen okurlarımız bize facebook grubumuz ya da mail adresimiz 3uncuadam@gmail.com yoluyla ulaşırlarsa katılım sayısını göz önünde bulundurarak bir servis ayarlanacak ve Avrupa Yakası metrosunun Hacıosman metro çıkışından alınarak parka ulaşmaları sağlanacaktır.

Duyurumuzu paylaşmanız dileğiyle.

Üçüncü Adam

.::Değerli Sinema Emekçisi Erol Batıbeki Hayatını Kaybetti::.

Sinemamızın emektar ışık şeflerinden Erol Batıbeki, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Cenazesi yarın –9 Temmuz 2016 – Cumartesi– ikindi namazına müteakip Şakirin camiinden kaldırılacaktır.

*sinematikyeşilçam

.::Üvey Baba, Esrar ve Yeşilçam’lı Bir Hayat: Güzeller Güzeli Bir Melek Ayberk Vardı::.

Sinemamızdan sessiz sedasız bir Melek Ayberk geçti.

1959 yılında Ankara’da doğdu. Orta okulu bitirdi.

15 yaşında Sinema Güzeli seçildi.

25 filmde oynadı.

1980‘de uyuşturucu madde kullanmaktan ve satmaktan hapis yattı.

1994 yılında, 35 yaşında, daha hayatının başında uyuşturucu komasına girdi ve bir daha gözlerini açamadı…

1980 yılında, Hayat dergisinde kendisi ile yapılmış bu nadide röportajı sizler için derledik.

Dergiden Deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Hayat Dergisi / 1980

Her şey tek bir sigarayla başlamıştı… Evet, her şey o tek, esrarlı sigarayla…

Neden içmişti o esrarlı sigarayı? İsteyerek mi, bilmeyerek mi? Yoksa… Kimler itmişti onu bu yola? Bir nefes dumanın nasıl esiri olmuştu? Nasıl düşmüştü bu hale bu güzelim kız? Kimler düşürmüştü onu bu tuzağa?

Henüz 22’sinde yeni girmişti. Fakat altmışında, yetmişinde hissediyordu kendini. Yaşamdan bir zevk almıyor, ağır bir yük gibi geliyordu yaşamak ona.

“Benim hayatım baştan sona bir dram…” diye başladı bir zamanların sinema güzeli Melek Ayberk, 22 yıllık çileli yaşam öyküsüne.

Gözlerinden yağmur gibi boşanan yaşlarla başladı tek tek anlatmaya. Ve gözleri daldı gitti anlatırken ta gerilere, çocukluk yıllarına doğru:

“Altı yaşındaydım, annemle babam ayrıldılar. Her ikisini de çok seviyor, sayıyordum. Bu beni yıkan ilk olay oldu. Annem Tekel’de işçiydi. İki küçük kardeşimle fakir ama mutlu hayatımız vardı. Ben dokuz yaşındayken annem üvey babamla evlendi. Üvey babam sadist bir insandı. Sürekli beni döverdi… Elindeki şövalye yüzükle suratıma vurur, kulaklarımdan tutar havaya kaldırırdı. Annem bazen müdahale eder, “Kızım suçun ne?” diye sorardı. Ben de ağlayarak “Bilmiyorum anneciğim…” derdim. Bir gün İzmir’de üvey babam beni parka gezmeye götürdü. Beni bir köşeye oturttu. “Sen burada bekle.” dedi. Biraz sonra da polislerin arasında geldi almaya. Üvey babam “tırnakçılık” yapıyormuş meğer.

Karakolda polisler babama ‘Ulan, parmak kadar çocuğu yanında gezdirip suçuna alet etmeye utanmıyor musun?’ dediler ve beni serbest bıraktılar. Babam hapse girdi, be de eve…”

EVLENDİĞİ KİŞİ DE ESRARKEŞ ÇIKTI

“Bütün bu fırtınalı ve buhranlı aile düzenimizde ancak ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabildim. Çalışkan ve zeki bir öğrenciydim ama evimize annemden başka bakacak kimsemiz yoktu. Annemin aylığı ile zaten kıt kanaat geçinip gidiyorduk. Ve zorunlu olarak okulu bıraktım. Küçük yaştan beri sevgi nedir bilmedim, şefkat nedir görmedim. Bir gün olsun gülmedim, çok kez özendim gülenlere…”

İki yılını daha bu koşullar altında geçiren Melek Ayberk on altı yaşında güzel bir kızdı artık. çevresinden evlenme teklifleri alıyordu sık sık.

“On altı yaşındaydım. Üvey babam zorla evlendirdi beni. Evlendiğim kişi esrarkeş çıkmıştı. Annesi ise tam anlamıyla ünlü bir kadın satıcısıydı. Ama Allah var, ne kocamdan ne annesinden hiçbir kötülük görmedim. Üstelik bana da çok iyi davrandılar. Beni tüm kötülüklerden mümkün mertebe korumaya çalıştılar. Ama esrarkeş bir kocayla ömür boyu mutlu olamayacağımı, böyle bir adamla mutlu hayat süremeyeceğimi anlamıştım. Üstelik kocamın hiçbir geliri de yoktu. Annesi para veriyor, kocam da hazırdan bu parayı yiyordu. Önce kocamdan ayrılıp annemin yanına kaçtım. sonra da boşandım.”

BİR HAYATIN ÇÖKÜŞÜ

Ve Melek Ayberk koca evinden sonra, arada bir Ankara’daki anne evinden de kaçamaklar yapıp tesadüfen tanıştığı kızlı erkekli gruplarla diskoteklerde sabahlamaya başlar.

İşte böyle bir gün, Ankara’da gittiği bir diskotekte, kız arkadaşlarından biri “Yak hele şuradan Melek… Her şeyi unutursun…” der ve bir tek esrarlı sigarayı eline uzatır. Ve kıramaz Melek. Arkadaşının verdiği bu tek esrarlı sigarayı sonuna kadar içer. Bu içiş ilk içiştir ve son olmayacaktır.

“İlk kez içtiğim sigara beni hayali mutluluklar aramaya itti. Artık günde iki-üç esrarlı sigara içer olmuştum. Bu sigaralar bana gelip geçici mutluluk veriyordu. Bu arada bir gazetenin açtığı yarışmada şansımı denemeye karar verdim. 1974 Türkiye sinema güzeli seçilmiştim artık…

25 filmde başrol oynadım. Türkiye’yi İtalya’da temsil edecektim. Yaşım tutmadığı, ailem de izin vermediği için İtalya’ya gidemedim. Gidebilseydim, yaşantım herhalde değişirdi.”

HALE SOYGAZİ HAYATIMI KURTARDI

Melek Ayberk Yeşilçam‘dadır artık. Sinemada Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Serdar Gökhan, Aytaç Arman ile başrollerde oynar. Fakat ne gariptir ki sinemada en fazla kazandığı para film başına üç bin lirayı geçmez. Sinema hayatında unutamadığı bazı olaylar da olmuştur. Örneğin “Unutama Beni” adlı film setinde başından geçen bir anıyı şöyle anlatır:

“Filmin bir sahnesinde barut patlatıldı. Göz gözü görmez oldu. Bir boşlukta ayağım kaydı. Tam düşerken Hale (Soygazi) Hanım kolumdan tutarak beni kendisine doğru çekti. Hayatımı ona borçluyum… Bu arada Aşk-ı Memnu adlı televizyon filminde öpüşmediğim için benim rolümü Müjde Ar’a verdiler ve sayemde Müjde Ar diye birisi doğdu.”

2 yıl önce ise Melek’in üvey babası öldürülür. Aile İstanbul’da Tarabya sırtlarında yaşamını sürdürmeye çalışır. Bu arada adını açıklamadığı, açıklamak istemediği bir kişi onu özel bir klinikte tedavi ettirir. Karaciğeri büyümüştür, 15 şişe serum verirler. Hastaneden çıkar. Artık söz vermiştir bir daha esrar kullanmayacağına dair. Bir süre içmez. Fakat onu bırakmayan, esrarkeşlerden oluşan kızlı erkekli bir arkadaş grubu vardır. İstanbul’un gece kulüplerinde hem içip hem satan bu grup kısa zamanda Melek’i de kendilerine alet ederler.

Bu dram burada bitmiyor. Bitmeyecek de. Şimdi tutuklu olan sanatçı Sağmalcılar Cezaevi‘nde hakkında verilecek kararı bekliyor. Bakalım yazgısı onu daha nerelere sürükleyecek.

_______________________________________________________

Röportajdan sonra Melek Ayberk bir süre hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra bir daha ne sinemaya, ne de hayata tutunabildi…

Sinemamızdan, güzeller güzeli bir Melek Ayberk geçti…

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -16-::.