Tag Archives: figüran

.::Avantür Filmlerin Yıldızı Behçet Nacar Anlatıyor: “Parçala Behçet’lerde çok cıvıttık! Filmlerimizde pek bir yenilik yapamadığımız için seyirci artık bizim filmlerimizden bıktı…”::.

Merhaba sevgili dostlarım,

28 Ağustos’tan bu yana, hepimizi derinden üzen vefat haberleri dahil olmak üzere hiçbir paylaşım yapamadım Üçüncü Adam‘da. O günlerde yoğun bir kitap yazma dönemindeydim ve bu tempo 2 hafta öncesine kadar yer yer artıp yer yer azalarak devam etti. Bu ortalama 2 buçuk aylık süre içerisinde: Adana Film Festivali için hazırladığım Ahmet Mekin‘in biyografi kitabı “Yeşilçam’ın Sessiz Fazileti Ahmet Mekin”, yine aynı festival için hazırladığım fakat henüz basılmayan 4 kitaplık “25 Aşk – Komedi – Aksiyon -Dram Filmi ile Yeşilçam” ve festival dışı olarak emektar karakter oyuncumuz Yavuz Karakaş‘ın hayatının ve Yeşilçam anılarının yer aldığı “Yeşilçam’da Bir Ömür – Yavuz Karakaş” kitaplarını bitirdim.

Siz değerli Yeşilçam severlerden ayrı kaldım ama  yine sizin için, Yeşilçam’a dair bir bellek oluşturmak için çalıştım diyebilirim. Sadakatle beklediğiniz ve Üçüncü Adam’ı hiç yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim.

Bildiğiniz üzere sürekli olarak güncellenen ve büyüyen bir arşivi var Üçüncü Adam’ın. Geçen aylarda toplu olarak edindiğim 80’li yılların film sektörü dergisi “Film Market” adlı dergide öyle özel ve önemli bulduğum bir röportaja denk geldim ki paylaşmadan edemedim.

Yeşilçam’ın en orijinal isimlerinden Behçet Nacar ile yapılan bu söyleşide Nacar, kendi sinemasından ve video filmlerin fayda ve zararlarından tüm içtenliğiyle bahsediyor ve avantür-aksiyon filmlerinin kült karakteri “Parçala Behçet” ile ilgili geç kalmış bir itirafda bulunuyor: Çok cıvıttık!

Bugünü, Üçüncü Adam’ın yeni yayın dönemi olarak görmenizi ve hasretin bittiğini belirterek sizi röportajla başbaşa bırakıyorum.

Keyifli okumalar dilerim.

Söyleşinin Yayınlandığı Dergi: Film Market – 15 Temmuz 1984 / Sayı: 22

Söyleşiyi Yapanlar: Hüseyin Kuzu / Ziya Hocaoğulları

Behçet Nacar ile Söyleşi

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?

1934 yılında İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm. Sultanahmet Erkek Sanat Okulu’nu bitirdim. Askerkliğimi yedek subay olarak yaptım. Evliyim, bir çocuğum var.

Sinemaya girişiniz nasıl oldu?

Kendi arabamla İstanbul’da taksi şoförlüğü yapıyordum. Arabamla filmcilerle çalışmaya başladım. Daha sonra da filmlerde figüranlığa başladım. 1964 yıllarıydı… O zamanlar figüranlar günlük 10 lira alıyorlardı. Daha sonra “yevmiyeci” oldum. Yıllar geçerken aldığım parada giderek 20, 30, 40… arttı. Hep “kötü adam” oynadım. Önceleri sıradan bir kavgacı iken daha sonra kavgacıların başı oldum. Film başına da fiks para almaya başladım. Yaklaşık 100 kadar filmde böyle oldu bu…

Başrole geçişiniz nasıl oldu?

Başrole geçişim rahat olmadı tabii… Denemeler oldu… 1971’de yönetmenliğini Melih Gülgen’in yaptığı, daha sonra bir furya başlatan “Parçala Behçet” ile başrole geçtim. “Parçala Behçet” bir döneme damgasını vurdu, benim de sinema yaşantımın dönüm noktası oldu. Bugüne kadar 10 siyah-beyaz, 35 kadar renkli filmde başrol oynadım. Bu filmlerin çoğunluğu avantür ve seks filmleridir. “Parçala Behçet” türü filmler benim değil, Türk Sineması’nın tipik filmi oldu. Fakat çok cıvıttık…

Başrolden sonra yapımcılığa, daha sonra da işletmeciliğe geçtiniz…

Evet… 1975 sonrası yapımcılığa başladım. “Bizim Film”i kurdum. Burada çoğunlukla küçük bütçeli avantür filmler yapmaya başladık. 1975’ten sonra “Bizim Film” olarak 18 tane film yaptık. 1978 sonrası da kendi filmlerimizin işletmeciliğine başladık. Başka yapımcılarla yaptığım, başrol oynadığım filmlerin hemen hepsini satın aldım. Bunların işletmesini de kendimiz yapıyoruz.

Son yıllardaki yapım çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Artık senede bir film yapabiliyoruz. O filmi yapmaya, çalıştırmaya ancak yetebiliyoruz. Çevirdiğimiz bütün filmlerin başrolünde ben oynuyorum. Geçen yıl da “Kobra” diye bir film çektik. Konusu Meksika’da geçen askeri bir film…

Oynadığınız avantür filmlerin yanısıra hiç tür değişikliği düşündünüz mü?

Başrolünde benim oynadığım başka tür bir filmde oynamam çok zor. Böyle tanındık, böyle devam ediyoruz. Başka da avantür filmi yapan, Cüneyt’in (Arkın) dışında kimse yok. Filmlerimizde pek bir yenilik yapamadığımız için seyirci artık bizim filmlerimizden bıktı. Özellikle Almanya pazarından dolayı, modaya uyup filmlerimize şarkı-türkü katıp, “müzikal” bir hava vermeyi de düşünüyoruz. Video piyasasında evlere girmek için filmlerimizin yapısını yumuşatmamız gerek…

“Küçük bütçeli avantür film”in yapım sorunları neler?

Avantür filmlerin yapımları daha masraflıdır aslında… Ama tam avantür olursa… Kırıp-dökmeden kısıtlamayacaksın yani! Bir silah patlaması 500 lira, bir yumruk yemek 10.000 lira… Bizim bu küçük bütçeli filmleri yapabilmemiz çok özel şartlarda mümkün olabiliyor. Bütün malzemeler, giysiler, silahlar vs. kendimizindir. Filmlerimizdeki bütün efektleri bizzat kendimiz yapıyoruz. Oysa arabesk film fiks sahnelerle doluç Dağda, bahçede kolayca çekilebiliyor. Bizim filmlerimiz çok yorucu çalışma gerektirir. Çalışan adam artık hiçbir tehlikeden de sakınmaz. Her işin kazası belası var.

Ülkemizde avantür film seyircisi potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında avantürün çok geniş bir seyirci kitlesi var. Fakat bu seyircimiz gerek iyi film yapmamamız, gerek işletme sorunları yüzünden başka alanlara kaydı. Yabancı avantür filmlere sinema salonlarında büyük ilgi var. Yerli avantür film seyircisi ise sinema salonlarından video alanına kaydı.

İşletme sorunlarınız nelerdir?

Büyük şehirlerde filmlerimizi göstermek için hiç sinema salonu bulamıyoruz. Küçük yerlerde de sinema salonlarının çoğu kapandı. Örneğin eskiden Trakya’da 10-15 vizyon bulabiliyorduk, şimdi 2 tane kaldı. Bölge işletmeleri de azaldı. Kalanlar filmlerimizi almıyor. Eskiden bölgelerde çok işletmeci vardı ve bunlardan biri gelip filmimizi alıyordu. Filmlerimizi ancak İstanbul çevresinde kendimiz işletebiliyoruz. Her tarafta bir tekel davası var anlıyacağınız. Yurt dışına satışımız da çok zor. Reklam yapmadan, dil bilmeden olmuyor bu işler. Savaştan önce Ortadoğu’dan gelip film alan işletmeciler vardı. Artık onlar da gelmiyor. Yurt dışına filmlerimizi satan arkadaşın kafasına yatmazsa filmlerimizi satmıyor.

Videonun gelişi filmlerinizi ve işletmeciliğinizi nasıl etkiledi?

Video bizim elimizde malın yeniden değerlendirilmesi oldu. Sadece bizim için değil, herkes için… Video ile ihya olanlar oldu. Büyük filmler her zaman sinema salonu bulabiliyor ve video yoluyla da evlere kadar girebiliyor. Biz ne sinemadan ne de videonun bu piyasasından yararlanabiliyoruz. Video ile ilgili yasaların belirsizliği de elimizi kolumuzu bağlıyor.

Bir türlü çıkmayan video yasası aslında büyük yapımcıların işlerine yarayacak. Çıkacak haliyle bizim için daha kötü olacak. Bizim seyircimiz artık kahvelerde, biracılarda, meyhanelerde… Bu yür yerlerden video cihazının kaldırılması bize en büyük darbeyi vuracak. Her gün bir kahvede 3-4 filmimiz oynarsa film yetiştiremeyiz…

Reklamlar

.::Yeşilçam Filmlerinde de Oynamış İranlı Oyuncu Nasır Melek Hayatını Kaybetti::.

İran sinemasının efsanelerinden olan ve Yeşilçam’da da oynadığı filmlerle hafızalara kazınan usta oyuncu Nasır Melek, 88 yaşında hayatını kaybetti.

88 yaşındaki usta oyuncu bir süredir böbrek hastalığı nedeniyle tedavi görüyordu. Melek, geçtiğimiz cuma günü Tahran’da hayatını kaybetti.

İran sinemasında çok sayıda filmde oynayan ve ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan Melek, Türk sinemasında ise Kadir İnanır’ın İki Kızgın Adam ve Cüneyt Arkın’ın ise, Deprem isimli filmi ile hafızalara kazınmıştı. Nasır Melek’in gerçek adı ise Naser Malek Motiee’ydi.

OYNADIĞI FİLMLER

Katma Değer Şaban (Halil’in Adamı) 1985, Aşk ve Nefret 1979, Baraj (Nazım Usta) 1977, İki Kızgın Adam (Kemal Tansel) 1976, Sevdalılar Deprem 1976, Bitmeyen Şarkı 1976, Avare Aşık 1970, Kölen Olayım (Hasan) 1969, Hırsız Kız (Selim Bey) 1968

.::Değerli Sinema Emekçisi Cemal Konca Vefat Etti::.

Yeşilçam’a yıllarca hem makyajcı hem de oyuncu olarak emek vermiş değerli sanatçımız Cemal Konca, bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Ruhu şad olsun…

Kendisinin sinemamızdaki emekleri ile ilgili çalışmamızı okumak için tıklayınız.

.::Değerli Sinema ve Tiyatro Sanatçısı Dursun Ali Sarıoğlu Hayatını Kaybetti::.

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Dursun Ali Sarıoğlu yaşamını yitirdi. Gelen bir son dakika haberiyle 81 yaşındaki Sarıoğlu’nun kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiği öğrenildi. Ölüm haberiyle Dursun Ali Sarıoğlu’nun kim olduğu merak konusu oldu. Dursun Ali Sarıoğlu’nun eşi Elif Sarıoğlu, usta oyuncunun ölümüyle ilgili açıklamalarda bulundu. İşte Dursun Ali Sarıoğlu hakkında merak edilen bilgiler…

Usta oyuncu Dursun Ali Sarıoğlu’ndan acı haber geldi. Sarıoğlu kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. Rize doğumlu olan sanatçı, “Kel Behzat” ile “Tarumar” tiplemeleri ve “Çat çat çat, kel Behzat!” repliğiyle izleyenlerin sevgisini kazanmıştı.

Ulaştığı ünlü sanatçının eşi Elif Sarıoğlu şunları söyledi: Eşim yıllar önce baypass ameliyatı geçirmişti. Düne kadar ciddi bir sağlık sorunu yoktu. Ama dün bazı sıkıntıları ortaya çıktı. Hastane kaldırdık ama bu sabah kaybettik.

ÇOK ÖZEL BİRİYDİ

Tatlı Kaçıklar dizisinde birlikte rol aldığı Mehmet Ali Erbil:

Çok özel biriydi. Değerini, yeteneğini tam insanların fark edemediği bir sanatçıydı. Haketmediği bir yerdeydi. İnsan olarak da kişilik olarak da çok farklı biriydi. Düzgün, sağlam karakterli biriydi. En ufak bir ters konuşmasını bile duymadık yıllarca çalışıp. Nur içinde yatsın. Allah ailesine sabır versin.

DURSUN ALİ SARIOĞLU KİMDİR?

Dursun Ali Sarıoğlu, (d. 1936, Çayeli, Rize), tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu.

Ekonomik nedenlerle ilköğretimden sonra eğitim alamayan Dursun Ali Sarıoğlu, 10 yaşlarındayken İstanbul’a gelerek vasıfsız çocuk işçi olarak birçok işte çalıştı. 1960’lı yılların ikinci yarısında açılan bir tiyatro oyunculuğu sınavından başarıyla çıkarak çeşitli tiyatro topluluklarında 30 civarında rolde oynadı. Kamerayla geç tanışan sanatçı, 1982 yılından itibaren sinema ve dizi filmlerde çeşitli roller üstlendi. Karakter oyuncusu olan Sarıoğlu, genellikle “Karadeniz tiplemeleri”yle tanınmaktadır. Ancak en bilindik rolleri, 1992’de rol aldığı “Ana” adlı dizide, “Çat çat çat, kel Behzat!” ve “Yaşasın kötülük!” replikleriyle tanınan mafya babası “Kel Behzat” karakteri, 1996 yılında rol aldığı “Tatlı Kaçıklar” adlı dizideki “Tarumar” adlı mafya babası karakteridir.

*www.sabah.com.tr

.::Değerli Sanatçımız Ercan Yazgan Felç Geçirdi::.

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, geçirdiği felç nedeniyle tedavi altına alındı.

Alınan bilgiye göre, özellikle oynadığı televizyon dizileriyle tanınan Ercan Yazgan, hafta içi felç geçirerek Sultanbeyli’deki özel bir hastaneye kaldırıldı.

Tedavisine hastanede devam edilen Yazgan’ın sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi.

*www.sabah.com.tr

.::Yeşilçam’dan Akıllara Zarar Erotik Film Fotoğrafları -2-::.

Akıllara zarar fotoğrafların 2. bölümü ile devam ediyoruz. 🙂

Bu bölümde de 5 fotoğrafa yer verdim. Bakalım neler ulaşmış o dönemden günümüze?

Üstteki fotoğrafta Zerrin Doğan, Kazım Kartal‘ı dikkatlice (!) incelemekte. Gördüklerinden memnun olmasa gerek, biraz şaşkın ve mutsuz gibi. Kazım Kartal’sa “Adım Hıdır, elimden gelen budur.” gibilerinden bakmakta. 🙂

Şaka bir yana üstteki fotoğrafta dikkat çekmek istediğim mesele, Zerrin Doğan‘ın göğüslerine sonradan -fotoğrafın üzerine boya ile- konulmuş yıldızlar ve altına yine sonradan yapılan iç siyah kilot… Bu tür “sonradan boyamalar”a sıklıkla rastlanmakta erotik film lobilerinde. Hatta size bir arşivci tavsiyesi, Yeşilçam’ın bu dönemine ait arşiv topluyorsanız, bu şekilde boyalı lobi kartları ve özellikle de afişler, diğerlerine nazaran çok daha kıymetlidir. Çünkü burada nispeten düzgünce çizilmiş kilot ve yıldızlar çok göze batmıyor. Bazı lobilerde neredeyse baştan aşağıyla boyamayla giydirilmiş onlarca kare mevcut. Bu boyamaların temel nedeni takdir edersiniz ki cinsel uzuvların “ayan beyan” gözükmemesi. Filmlerde de, kadın oyuncuların göğüsleri hariç, erkek ve kadınların cinsel uzuvlarının açıkça gözükmemesine dikkat ediliyordu. Erotik filmleri de porno filmlerden ayıran en temel özelliğin bu olduğu düşünülüyordu. Dolayısıyla fotoğrafların da boyanması “Bu izleyeceğiniz erotik bir filmdir, porno değildir.” anlamına geliyordu.

Yukarıdakinin benzeri bir durum da burada. İlk 3 görseli seçme sebebim hem enteresan mizansenleri, hem de yukarıda bahsi geçen “sonradan boyama”ların varlığı. Üst fotoğrafta da Hadi Çaman konuşuyor ama dinleyen kim? 🙂

Ayrıca tamamını yayınladığım lobi kartlarındaki film isimlerine de dikkat. 🙂

Sanırım arşivimdeki en ilginç fotoğraflardan biri yukarıda gördüğünüzdür. Tarık Şimşek, sağ bacağındaki Karaca Kaan ve sol bacağındaki Suna Sezer (tam emin değilim) olmasına rağmen, yine de elindeki iki tabanca ile kötülere meydan okumaktan geri durmuyor. Kadınlar ise, “Ne oluyor şu anda, inanın anlamış değiliz…” der gibi bakmaktalar. 🙂

Bu iki fotoğrafı ilk gördüğümde siz de benim gibi “Onlar da mı yahu?” dediniz mi?

Üstteki ve alttaki fotoğrafla ilgili görüşlerim bu paragrafta yer alacak. Erkek oyuncu olarak üstte tiyatronun ve sinemanın çok özel aktörlerinden Tevhid Bilge‘yi, atta ise Yeşilçam’ın yüzlerce filmindeki görsel efektleri (patlama, silahla vurulma, yıkılma gibi) düzenlemiş “Kör Nizam” lakaplı Nizam Ergüden‘i görmektesiniz. Birçok karakter aktörünün o dönem erotik filmderde oynadığını biliyoruz. Bunların başında da Kazım Kartal, Çetin Başaran (hatta kendisinin porno filmleri dahi mevcut), Tevfik Şen, Tarık Şimşek gibi isimler yer almakta. Ama sanırım en özeli Kazım Kartal’dır. Onun üzerinde sonraki çalışmalarımda ayrıca duracağım.

Gözlerimiz birçok aktör ve aktrise alıştı erotik-komedilerde ama benim gözlerim Tevhid Bilge‘ye, Nizam Ergüden‘e, Yüksel Gözen‘e, Muammer Karaca‘ya, Kamer Sadık‘a, Tugay Toksöz‘e, Yadigar Ejder‘e, Hamit Has‘a ve “Kadınlar Hamamı” filminde ufak bir sahnede de olsa oynayan (Hadi Çaman‘a masaj yaptıran) Mürüvvet Sim‘e alışamadı maalesef.

Sanırım alışamayacak da…

.::Efsane Set Amiri Godzilla Selahattin (Geçgel) Anlatıyor: “Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!”::.

Yeşilçam‘ın Godzilla lakaplı efsane set amiri Selahattin Geçgel’le 2013 yılında gerçekleştirdiğim bir röportajın ses kayıtlarına rastladım geçen günlerde. “Rastladım” diyorum çünkü bazen bir ses kaydının başında başka bir sanatçımızla, devamında bir diğer sanatçımızla, sonunda ise bir başka sanatçımızla yaptığım röportajlara denk gelebiliyorum. O kadar not alarak arşiv yapmama rağmen, kayıt cihazını açıp Gazeteci Erol Dernek Sokak‘ta oturunca, masamıza gelip oturan, birer ikişer cümle ile anılara katkıda bulunan o kadar çok insan oluyor ki…

İşte birazdan okuyacaklarınız, sokakta Necdet Kökeş ve İhsan Gedik ile yaptığım bir söyleşinin ardından masamıza Selahattin ağabeyin oturması ile kaydedilmiş. Aralıklarla birçok anı anlattığından birbiri ile birleşebilenleri sizler için derledim.

Değerli emekçimize rahmet, sizlere de keyifli okumalar dilerim.

Selahattin Geçgel: Sabahleyin çıkıyoruz, geliyoruz Taksim’e, o meydana. Oturuyoruz, böyle çayımızı içeriz, muhabbetimizi ederiz. Tolgay Ziyal gelir; “Arkadaşlar, 5 dakikanız kaldı… Bırakır giderim… Gelmezseniz de o gün hiç gelmezsiniz!” Şimdi, çok enteresan bir durum var; Üsküdar’da evi, veya şurada burada… Seni bir minibüsün 10 dakika beklemesi var. 15. dakika kesinlikle yok! Zaten oyuncular hariç sette az sayıdayız. Yönetmen dışında, ışık 2-3 kişi, reji 1-2 galiba… Kameraman, kamera asistanı… Yani toplasan 6-7 kişi. Bir kişi mesela ötekine de yardım ediyor. Zaten bizim o dönemlerde her şey böyleydi. “Paydos!” denildi miydi “Gideyim orada bir sigaramı yakayım…” yok! Toplanırsın, binersin arabana. Birlikte çalışır, birlikte toplanırsın. Sigaraya yasak yoktu o zaman arabalarda, evlerde. “Oğlum iç…” derdi biri, diğeri “Oğlum içme…” derdi. Böyle çekip giderdik işlere.

Karakter oyuncularına gelince… Valla şunu söyleyeyim; Yönetmenlerimizden bir tanesi, -tam hatırlayamıyorum- ‘yardımcı aktör’ derdi. “Figürasyon” demek yok. Evin içerisinde nasıl biblolar varsa, baktığın zaman, kadrajın içinde de oyuncular var. Her şey oyuncu orada. Bu yüzden oyuncu diyeceksiniz. Bunu kabul edeceksiniz. Uzun lafın kısası; Karakter oyuncularının her biri birer pırlantaydı! O pırlantaların da içinde ayırım yapamazsın. Garip gelecek belki size ama insan iyi de olur kötü de olur ama sette herkes iyidir. Herkes canla çalışır. İşini bitirmeye bakar. Mesela o tahta şaryoları kim iterdi? Sette eksik varsa karakter oyuncusu iterdi. Işığı dağlara onlar taşırdı. Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!

Lakabıma gelince: Bir gün Metin Erksan’ın bir filminde yolun ortasında park etmiş bir ufak bir minibüs var. Çekilmesi lazım, şoförü yok. Ufak da bir şey. Baktık bulunmuyor adam, sinirlendim, yüklendim arabanın arkasından, kıçını yola doğru çeviriverdim. Kameranın önü de kısmen açılmış oldu. Oradan kaldı bu Godzilla lakabı.

Birkaç da anı anlatayım; Şimdi Kartal’da, “İstanbul’un Kızları”nı çekiyoruz. Cüneyt Arkın’ın 2. filmi. Şimdi burada Sevda Ferdağ hanımın soyunma sahnesi var. Eskiden otomatik değil kumanda var. Şarterler açık. Bir basıyor çocuk, “Ah!” diye böyle! Bir koştuk, çocuk simsiyah olmuş, yanmış. Ve, Çamlıca tarafında, hastaneye girdim ve kucağımda rahmetlik oldu. Gene, “Meryem” filmini çekiyoruz Silivri’de. Bir ablamız vardı karakter oyuncularından. Böyle baktı, baktı: “Selahattin bir su…” dedi, küt gitti. Yani, çok gördük aniden gidenleri. Sahibi yok ki oyuncunun. Film varsa varsın, yoksa yoksun.

Mesela, şöyle uzaklara gidip Anadolu’da film çalıştığımızda, sette hep konuşurduk “Arkadaşlar birbirimizi destekleyelim. Birbirimizi yoklayalım. Yarın bir gün, birimize bir şey olduğu zaman, hiç yatırmamışsan sigortanı emekli olamazsın.” diye. Şunu yatırmamışsan, bunu yatırmamışsan, o defteri de açtıkları zaman orada da kayıt yoksa ne yapacak o adam? Ne yapacak? Muhakkak bir şey yapması, birikim yapması gerekiyor. Çok arkadaşımız sefil oldu. İntihar edenler oldu. Biz şükür bu güne geldik.

Son söz diyelim, ne diyelim? İzleyenlere, sevenlere, sahip çıkanlara Godzilla’dan selam diyelim!

*Üstte gördüğünüz fotoğrafı çektiğimde, Hakkı Kıvanç ağabeyin cenazesine gitmek üzereydik. Necdet Kökeş ve Selahattin Geçgel uzun uzun sohbet ettiler. Kısmen sağlıklı olarak sokakta çekildiği son fotoğraflardan biri olabilir…