Tag Archives: hakkı kıvanç

.::Yeşilçam’ın ‘Dev’ Oyuncuları: Rol Arkadaşlarına Gerçekten Tepeden Bakanlara Dair!::.

Şimdilerde ‘İçerde’ diziside boy gösteren Seyithan Özdemir, sert mizacına ve iri cüssesine rağmen, sempatik tavırları ve içtenliği ile ilk bölümlerden itibaren milyonlarca izleyicinin sevgisini kazandı. Bu durum, izleyicinin iri cüsseli&karakteristik yüzlü insanlara sempatisinin ilk örneği değildi elbetteki.

Şimdi sizlere sinemamızda boyu ve karakteristik yüz ifadelerinden dolayı dikkat çekip yer edinen sinema sanatçılarından bahsedeceğim. Onlardan sadece ikisi jön olup onlarca filmde başrol oynayabildiler. Biri de genç kızların sevgilisi olabilecek yüz hatlarına sahipti. Öyle de oldu… Diğerleri, orta boylu jönlerin aşması gereken son engel olarak karşı tarafta yer aldılar ve sinema kariyerleri boyunca kimileri onlarca, kimileri yüzlerce filmde ‘kötü adam’ı oynamak zorunda kaldılar.

İşte huzurlarınızda sinemamızın kelimenin tam anlamıyla ‘dev’ oyuncuları…

1) Hüseyin Alp

Onu özellikle Tarkan filmlerindeki Dev Orso olarak hatırlayacaksınız. Tarık Akan ve Robert Widmark‘ın başrollerinde oynadığı Babanın Evlatları adlı filmdeki performansı da gayet akılda kalıcıydı.

_______________________________________________________

2) Özdemir Aydın

Hayat Bayram Olsa filmindeki gülüşü nasıl unutulabilir? Sert yüz hatları, uzun boyu ve iri kalıbı ile onu gördüğümüz her an bir olay çıkaracağını, birilerine laf atıp sataşacağını düşünmemize sebep olan sanatçımızı dikkatli Yeşilçam izleyicileri Köroğlu filmi ile de hatırlayacaktır.

Özdemir Aydın _______________________________________________________

3) Tarık Akan

Sinemamızın ‘bebek yüzlü’ jönlerinden Tarık Akan, şüphesiz Yeşilçam’ın ‘en uzun boylu jönü’ olma ünvanını ömrünün sonuna kadar taşıdı. Onunla kim oynadıysa hep karşısında kısa kaldı. Özellikle de Ah Nerede filminde birlikte oynadığı Adile Naşit. İkisinin yanyana duruşunu gözünüzün önüne getirebildiniz mi? O halleriyle çok güzel değiller miydi?

 _______________________________________________________

4) Yadigar Ejder

Kiminle oynarsa oynasın hep en son onu dövdüler, onu yıkmaya çalıştılar. O hep kavgacıların yıkılmaz kalesiydi. O yıkıldı, film bitti, jön alkışlandı. Ondan yadigar  yediği binlerce tekme ve yumruk kaldı. Vuranların adı kadar yazılmadı adları afişlerde ama Yeşilçam severler onların hakkını hep verdi, hep de verecek.

_______________________________________________________

5) Behçet Nacar

İnce-uzun, atletik yapısı ile avantür filmlerin aranılan aktörlerinden olan Behçet Nacar, boyunun verdiği avantajla attığı tekmelerle kavgacı karakter oyuncularının kabusu olmuştur. Aile filmlerinde mahallenin heybetli koruyucusu olan Nacar, aksiyon ve avantür filmlerinde tüm kötülerin korkulu rüyası olmuştur.

Behçet Nacar_______________________________________________________

6) Kenan Karagöz 

Memduh Ün‘ün yeniden çektiği, Kadir İnanır, Müşik Kenter, Halit Akçatepe ve Hülya Koçyiğit‘in başrollerini paylaştığı Üç Arkadaş filmindeki Mevlanakapılı Ayı Recep karakterini başarıyla canlandıran Kenan Karagöz, diğer birçok karakter oyuncumuza nazaran daha iri kalıplı ve uzun boyludur.

Kenan Karagöz 2_______________________________________________________

7) Mehmet Ali Güngör

Kavgacı karakter oyuncularımızın en iri yapılılarından biri de Mehmet Ali Güngör’dür. Sahte Kabadayı filminin ilk dakikalarında Kemal Sunal’a meydan okuduğu sahnedeki heybeti ve duruşu ile sinemamızdaki akılda kalıcı tiplerden biri olduğunu ispatlamıştır.

_______________________________________________________

8) Gülten Kaya

Gülten Kaya’yı listeye dahil etmemin sebebi takdir edersiniz ki boyu değil iri yapısıdır. Erotik filmlerdeki rol arkadaşlarından onu farklı kılan -ve en çok istismar edilmesine sebep olan- iri vücut hatlarıdır. Diğer kadın oyunculara baktığımızda, onu kadınların ‘dev oyuncusu’ olarak nitelememizde bir sakınca yok sanırım.

Dev kalpli, dev sanatçılara selam olsun…

Erhan Tuncer 

 

.::Üçüncü Adam’ın YouTube Kanalı’na Tüm Sinemaseverleri Bekliyoruz!::.

Üçüncü Adam‘ın hazırladığı videoları izlmek ve paylaşmak için YouTube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz;

https://www.youtube.com/user/erhan6487

Çok yakında yepyeni videolarla kanalımızda sizlerle olacağız. Kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Örnek videolarımız;

.::’Cüneyt Arkın’ın Bir Numaralı Adamı’nın Ardından: Fotoğraflar ve Bilgiler Eşliğinde Adnan Mersinli::.

Adnan Mersin‘li ile ilgili bir çalışma yapmak için arşivimi karıştırdığımda, ufak telefon konuşmalarından kalan notlar ve hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğraflara rastladım. Birçok sanatçımızda olduğu gibi, onun da yüksek kaliteli fotoğraflarını ilk kez yayınlamak -hatta deşifre etmek- elbette benim görevimdi. Hele de bu isim, gerçekten çok sevdiğim karakter oyuncularımızdan biri olan Adnan Mersinli ise, tüm bu çalışmaları ve fotoğraf düzenlemelerini hevesle, keyifle yaptım. İşte karşınızda fotoğraflar ve bilgiler eşliğinde ‘Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamı’ lakaplı gerçek bir sinema emekçisi Adnan Mersinli!

5.1.1940 Mersin doğumlu Adnan Mersinli’nin gerçek adı Adnan Ayli’dir. İlk okulu bitirdikten sonra birçok işte çalışmış, bir dönem tatlıcılık yapmış, ardından 1958 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Bir Şoförün Gizli Defteri’ adlı filmdeki küçük bir rolle sinema yaşantısı başlamıştır. Yüzlerce filmde irili ufaklı rollerde oynamış, özellikle Cüneyt Arkın’lı avantür filmlerde kavgacı-karakter oyuncusu olarak görev almıştır. 1985-1990 yılları arasında 8 filmde yapımcı olarak görev almıştır. Evli ve 2 çocuk babası Adnan Mersinli, 18.04.2016 tarihinde uzun yıllardır tedavi gördüğü Çınarcık Huzurevi’nde hayatını kaybetmiştir.

Aylar önce telefonda defalarca konuşmuş, lakin bir türlü fırsatını bulup Çınarcık Huzurevi’ne ziyaretine gidememiştim. Tüm konuşmalarımızda sesi bitkin geliyor, ‘Nefes almakta çok zorlanıyorum evladım.’ diyordu. KOAH hastasıydı ve son yıllarını bu hastalıkla mücadele ederek geçirmişti. Onu kime sorsam, ‘Adnan mı? Oho… Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamıydı!’ diyerek cümleye başlıyordu. Bir telefon görüşmesinde kendisine bu durumu sorduğumda şöyle yanıt vermişti: ‘Cüneyt Arkın’la öyle zamanlarımız oldu ki, bir dönem değil her gün, her saat beraberdik neredeyse. Avantür filmlerde birlikte çalışıyor, ardından Levent’teki evine geçip sonraki günün sahnelerini çalışıyorduk. Onun evinin bahçesinde trambolin vardı, spor aletleri vardı. Kadir Kök, Mehmet Uğur ve Aydın Haberdar’la beraber ben, onun hiç yanından ayırmadığı adamlardık. Sonra Kadir (Kök) onlarda kaldı yıllarca. Bahçesine baktı, korumalığını yaptı bir nevi. Hatta hızlı yaşadığı dönemlerde, karakollara bile beraber gider, beraber ifade verirdik. Şahitliğini de yaptığım oldu, gecenin bir yarısı koluna girip evine götürdüğüm de… Çekim aralarında Sönmez (Yıkılmaz) ve benle çok güreşir, durduk yere bize sataşırdı. Onu seviyor, saygı duyuyorduk ama rol yapmıyordu ve gerçekten güçlüydü. Yıllardın verdiği çalışmayla pişmişti ve hepimize kök söktürüyordu. Ne kadar zorlansak da, kan ter içinde kalsak da sonuna kadar onunla güreşir, ardından oturur birlikte güle oynaya yemeğimizi yerdik. Güzel günlerdi. Çok zor ama güzel günlerdi.’

O, gerçekten de Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamıydı benim gözümde de. Onunla uzun bir röportaj yapamamış olmanın üzüntüsünü hep taşıyacağım. Ruhun şad olsun Adnan Mersinli. Seni hep, Malkoçoğlu Ölüm Fedai’lerindeki ‘İlbey’ olarak hatırlayacağım…

Ve son sözler değerli sanatçımız Levent Çakır’dan…

Kendisi Adnan Mersinli’nin vefatı üzerine facebook profili üzerinden aşağıdaki satırları yazdı ve bizleri çok duygulandırdı. Kendisinden izin alarak hem anılarını, hem de Adnan Mersinli ile ilgili 2 fotoğrafını sizlerle paylaşmak istedik…

Levent Çakır Anlatıyor;

Köroğlu”, 1968…

Rahmetli Adnan Mersinli’nin beni figüranlar kahvesinde otururken görüp, “Oğlum, tam senlik bir film çekiyoruz. Bol kılıçlı, atlı, dağda bayırda koşturmacalı… Senden bu filmde çokça yararlanabiliriz. Benimle gel, seni Cüneyt ağabeye, Fatma ablaya lanse edeceğim” diyerek elimden tutup setine götürdüğü ilk film… O günlerin “tamamen renkli” ilk filmlerinden biri… Daha önce de bazı düşük bütçeli filmlerde figüran olarak çalışmıştım, ama bu benim çalışacağım ilk büyük prodüksiyondu.

Cüneyt ağabey, “Görelim hünerlerini Çakır, at bakalım şu trambolinde bir parende” deyince, “Usta, ben trambolinde rahat atlayamam, ben akrobatım, düz zeminde çok daha iyi sıçrıyorum” deyip ardı ardına üçer beşer tur parendeler, saltolar atınca, Fatma abla, “Vayyyy Edirneli, sen neymişsin be!” diye bağırmış, Cüneyt ağabey de Atıf babaya (Atıf Yılmaz) “Bu çocuğu ekibe dahil edelim Atıf ağabey, bunda iş var” demişti.

 Adım afişlerde, jenerikte geçmese de, “Köroğlu”nun pek çok atlı sahnesinde figüran olarak rol aldım. Sonrasında da Cüneyt ağabey, Musevi menajeri aracılığıyla benimle “dövüş koreografi hocası” olarak resmî bir anlaşma yaptı. “Zagor”lara kadar neredeyse üç yıl, Cüneyt ağabeyin sözleşmeli akrobatı, dublörü ve dövüş hocası olarak ona hizmet verdim. Bu filmin setinden, Adnan Mersinli ile bir hatıram vardır ki hatırladıkça gözlerim yaşarır.

 Fatma abla da, Cüneyt ağabey de set aralarında son derece neşeli ve eğlenceli oyunculardır. Bir gün, Fatma abla, “Cüneyt, şu Çakır ile Adnan’ı er meydanında bir kapıştıralım” dedi. Eskişehir’de, bir haranın yakınlarında çalışıyoruz. Bütün ekibi ve çevre halkını toplayıp halka haline getirdiler. Fatma abla beni, Cüneyt ağabey de Adnan Mersinli’yi tutuyordu. Epeyce uzun süren bir güreş yaptık. Adnan ağabey çok sıkı bir güreşçiydi, pehlivan gibi bir adamdı. Ama benim avantajım da gençliğimdi. Onu, teknikle değilse bile, sistematik şekilde yorarak en sonunda kazanmayı başardım. Bu yüzden, sette epeyce uzun bir süre “boynuz kulağı geçti” şeklinde geyik muhabbetleri yapılmıştı.

Bir güzel hatıra daha… Cüneyt ağabey benimle güreş tutmayı çok severdi. Bu şekilde antrenman yapıyor, zinde kalıyordu. Ama onunla ne zaman güreşe tutuşacak olsam Adnan Mersinli kulağıma eğilip, “Çakır, sakın ola bu adamı yenmeyesin ha, yenersen ikimiz de biteriz, sinirlenip ikimizi de kovar, yıldız oyuncuları dövüşte asla yenmeyeceksin, ona göre!” diyerek uyarıyordu beni…

Ben de onun tavsiyesine uyup, tam yenebilecek pozisyona geçtiğimde bilerek tuş oluyor ve Cüneyt ağabeyin bize kızmasına engel oluyordum.

Hatıralar, hatıralar…

Fotoğraflar:

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.Adnan Mersinli - Cüneyt Arkın - Behçet Nacar Sellal Taner - Kadir Kök - İsmet Erten- Adnan Mersinli - Tamer Yiğit.jpg

.::Fotoğraflar ve An’larla Hakkı Kıvanç’ın Cenaze Töreni: Bir Sinema Emekçisini Daha Unutulmazlar Arasına Uğurladık!::.

Tarih: 30 Ocak 2015 / Saat 11:20

Telefonum çaldı. Arayan Süheyl Eğriboz ağabeyin oğlu Yaşar Eğriboz‘du. “Erhancığım selamlar… Yahu, sana kötü bir haberim var. Az önce anneme telefon etmişler, Hakkı (Kıvanç) ağabeyi kaybettik…”

Kalakaldım. Birbirimize baş sağlığı diledikten sonra telefonu kapattık. Bir süre oturup düşündüm. Daha birkaç hafta önce telefonla aramış, halini hatırını sormuştum. “İyi olmaya çalışıyorum evladım…” demişti. Sesinden yorgun olduğu anlaşılıyordu. 50 küsür senesini sinemaya vermiş bir sinema emekçisi, elim bir hastalıkla mücadele ediyordu. ‘Biraz daha dinlensin, toparlansın, elini öpmeye giderim.’ diye düşünüyordum, olmadı. Hakkı Kıvanç ağabeyi kaybetmiştik.

İki sene önce, TRT Belgesel kanalı için hazırlamış olduğum Üçüncü Adamlara Dair adlı belgeselin 2. Bölüm konuğuydu kendisi. 2013 yılından beri bir dizi aksilik yaşayan projemiz, 2014-Haziran ayında devam bölümlerinin yayınlanması adına kanaldan talep edilmişti. Çektiğimiz 6 bölümü de kanala teslim ettiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı Hakkı ağabey… Kendi bölümünü izleyemeden, sessiz sedasız bir şekilde gitti… Süheyl ağabey bölümünü izlemiş, çok beğenmiş, üzerine saatlerce konuşmuştuk. Keşke o da izleyebilseydi de üzerine konuşabilseydik…

Hakkı ağabeyin vefat haberini aldıktan sonra tüm yaşadıklarım, Süheyl ağabeyin cenaze günü yaşadıklarımın neredeyse aynısıydı. Aynı acı, aynı söylemler, cenaze namazının kılındığı Beyoğlu Ağa Camii‘nde, cenazeye gelmeyenlere, gelemeyenlere aynı sitemler… Bir çuval dolusu ‘keşke’, onlarca ‘iyi ki’ ve hala kulaklarımda çınlayan, göz dolduran hatıralar…

“Hakkı ağabeyin esas soyadı Güvenç… Şimdi Osman Seden’le film çekiyor Hakkı ağabey. Başrollerde Hakkı ağabeyle Nedret Güvenç. Ee Hakkı ağabeyin de soyadı ‘Güvenç’ dediğim gibi. Osman Seden diyor; Bir sinemada iki ‘Güvenç’ olmaz… Senin soyadın ‘Kıvanç’ olsun. İşte Hakkı ağabeyin soyadı o günden sonra ‘Kıvanç’ oluyor.”  

Şimdi kulağımda çınlayan bu anıyı kim anlattı hatırlamıyorum ama o gün buna benzer onlarca set anısı dinledim. Cenazeye gelenlerle merhabalaşmalar, hal-hatır sormalar derken cenaze namazı kılındı ve Hakkı ağabeyi Beyoğlu-Kulaksız Mezarlığı’na defnettik… Yadigar Ejder’e yakın bir aile mezarlığına… Yine ağladık, yine üzüldük ve yine bir sinema emekçisini unutulmayanlar arasına uğurladık.

Şimdi sizleri, Hakkı Kıvanç ağabeyin cenaze töreninden fotoğraflarla ve an’larla baş başa bırakıyorum…

Ruhun şad olsun Hakkı Kıvanç!

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Cenaze töreni öncesi Beyoğlu-Gazeteci Erol Dernek Sokağa geldiğimde, çektiğim ilk fotoğraf… Hasan Yıldız ağabey, eski yapımcılardan Şahin Koçak, emektar kavgacı karakter oyuncularımızdan İhsan Gedik, Hasan Uçar, Hasan Demircan ve eski prodüksiyon amiri Mehmet Gülen (Tokmak Mehmet) çay içerken eski günleri yad ediyorlardı. Bir süre beraber sohbet ettikten sonra müsaadelerini isteyip, sokağın içindeki diğer bir kahveye gittim.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Serdar Gökhan ve Tuğrul Meteer de cenazeye gelmişlerdi. Sokaktaki tüm sinema emekçileriyle az önce olduğu gibi onlar da eskileri yad edip, onlarca anı anlattılar. Şartlar, zorluklar, acılar, üzüntüler ve sevinçler konuşuldu.

Çok geçmeden yanımıza koltuk değnekleri ile Selahattin Geçgel (Godzilla) ve Necdet Kökeş ağabey geldi. Selahattin ağabey, “Geçenlerde araba çarptı… Ucuz atlattık…” diye anlatmaya başlayınca, Serdar Gökhan “Arabaya bir şey oldu mu peki ağabey? Sen eski topraksın, Godzilla’sın! Sen arabadan haber ver!” dedi ve birden gülmeye başladık. Sokaktaki o hüzünlü hava bir an olsun dağılmıştı…

5-10 dakika sonra camiye doğru yürümeye başladık. Avlu kalabalıktı. Hakkı ağabeyin ailesi ve akrabaları ile onlarca sinema emekçisi gelmişti cenazeye. Herkes önce kederle tokalaşıp birbirine sarılıyor, ardından da ‘Ne yaptın? Nerelerdesin? Gözükmüyorsun?’ gibi sorularla özlem gidermeye başlıyordu. Emektar sinema sanatçılarının cenazelerinde sıkça rastladığım bir durumdu bu. Öyle anlara tanık olursunuz ki, birileri bir köşede göz yaşlarını silerken, iki eski dost gülümseyerek birbirine sarılıp koyu bir muhabbete başlayabilir. Yani bir cenaze töreninin beraberinde getirdiği ‘hüzün’, ‘ayrılık’, ‘ölüm’ gibi onlarca duygunun unutulup, cami avlusundaki törenin ‘eski dostların görüşme merasimi’ne dönüşmesine tanık olabilirsiniz. Eski günlere duyulan özlemin, ölümün hüznünü yendiği tek yerdir bir sinema emekçisinin cenazesi…

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz.

Kalabalık içerisinde tanıdık-tanımadık herkesle selamlaşıp baş sağlığı diledikten sonra, aklımın bir kenarında yukarıda yazdığım duygularla, soldaki fotoğrafı yakama iliştirdim. Hakkı ağabeyin cenazesinin başına dikildim ve bir süre düşündüm. Gözümün önünde, Türk sinemasının belki de en çok set görmüş oyuncularından biri yatıyordu. Oynamadığı baş kadın-erkek oyuncu kalmamıştı. Çalışmadığı yönetmen yoktu. Sinemamızın her dönemine şahit olmuş, her dönemine büyük emekler harcamıştı…

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Yukarıdaki iki fotoğrafta Hakkı Kıvanç’ın kızını, oğlunu ve torununu görüyorsunuz. Cenazeye gelen tüm sanatçılarla yakından ilgilenip, taziyelerini kabul ettiler. Oğlu ile gerçekleştirdiğim kısa bir görüşmede: “Son zamanlarda çok çökmüştü. Acı çeker hale gelmişti. Şu an çok üzgünüz. Son iki ay her gün babamızı acı içinde görünce kahroluyorduk. Sinemaya yıllarını verdi, sağ olsun dostları, sevenleri onu yalnız bırakmadı…” dedi. Siz değerli okurlarımızın selamını ve baş sağlığı dileklerinizi de kendisine ilettim.

Ardından avluda bir hareketlilik oldu. Sinemamızın usta yapımcılarından Türker İnanoğlu‘nun ağır adımlarla cami avlusuna girdiğini gördüm. Çelenk yollamakla kalmamış, bir de cenazeye gelerek Hakkı ağabeyin ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileklerini sunmuştu. Avludaki birçok kişinin ‘Vay be… Helal olsun…’ dediğini hatırlıyorum. Helal olsun Türker İnanoğlu…

Sinemamızın kavgacı karakter oyuncularından Ali Ateş de cenazedeydi. Yanıma gelip elimi sıktı ve ‘İyi ki varsınız siz…’ dedi. Ne demek istediğini bir an anlayamadım. ‘Üçüncü Adam siz siniz değil mi?’ dedi, ‘Evet…’ dedim. ‘Çok yaşayın…’ dedi ve ‘Elimden ne gelirse yaparım… Anlat derseniz anlatırım, mutlaka haberleşelim…’ diye ekledi. Teşekkür ederek ellerinden öptüm. İlk fırsatta görüşmek dileğiyle, iletişim adreslerimizi aldık ve tekrar Hakkı ağabeyin cenazesinin başına geldim.

Yukarıdaki fotoğraf, Hakkı ağabeyin cenazesinin olduğu gün sanal ortamda çok paylaşıldı. Hatta bazı sitelerde ve kişisel facebook hesaplarında cenazede sanki sadece 2-3 kişi varmış gibi bir algı uyandırıldı. Sizi temin ederim ki Hakkı ağabeyin cenazesi ‘haberi olan herkesin geldiği’ kalabalık bir cenazeydi. Elbette ki gözlerimiz birçok kişiyi aradı ama emin olun Hakkı ağabey o camiden yalnız uğurlanmadı. Yukarıdaki fotoğrafı çektikten bir süre sonra İhsan Gedik‘in yerine bir başkası geçti… Sonra bir başkası… Sonra bir başkası… Hakkı ağabeyin başını yalnız bırakmadık…

Cenaze namazının kılınmasının ardından işi olanlar ve sıhhati el vermeyenler aramızdan ayrıldı. Yaşar Eğriboz ağabey, Aytekin Akkaya, İhsan Gedik, Necdet Kökeş, Salih Eskicioğlu, Yusuf Çetin, Mehmet Yüksel, Hakkı ağabeyin sevenleri ve akrabaları ile Kulaksız Mezarlığı’na geldik…

Ufak bir parantez açmak istiyorum. Değerli sanatçı ağabeyimiz Aytekin Akkaya‘nın vefa ve samimiyetini hiçbir zaman unutmayacağım. Süheyl ağabeyin cenazesinde yan yana ağladık, bu cenazede de varlığı hepimize güç verdi. Bir de özellikle değinmek istediğim isim Necdet Kökeş ağabeydir. Yaşına ve fiziksel durumundan dolayı zorlanmasına rağmen merdivense merdiven, yokuşsa yokuş, çamursa çamur demeden son ana kadar tüm cenaze törenlerinde en önde yer almıştır kendisi… Vefa denilince, aklıma gelen bu iki değerli ismi ben unutmuyorum, lütfen siz de unutmayın değerli dostlar…

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Hüzünlü bakışlarla Hakkı ağabeyi defnettik… O an aklımdan vefat etmiş ve hasta yatağında yatmakta olan onlarca sinema emekçisi bir kez daha geçti. Kederlendim, içim çok yandı… Benim düşündüklerimi emektar kavgacı karakter oyuncumuz İhsan Gedik de düşünmüş olacak ki, -aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz üzere- dayanamayıp bir sigara yaktı. Mezarın bulunduğu onlarca merdiveni ve tümsekli yolları bastonuyla nasıl çıktığını görmeliydiniz. Belki de yıllarca kamera, şaryo, ışık taşıdığı o tepeleri düşünüyordu o an… ‘Eskiden…’ diyordu kederle…

İhsan Gedik Mezar Başında Necdet Kökeş ve Mehmet Yüksel Mezar Başında

Hakkı ağabeyi defnetmiştik. Hoca duasını okumuştu ve dağılıyorduk. İşte o an, yine Necdet Kökeş ağabey, Süheyl ağabeyin mezarına olduğu gibi, Hakkı ağabeyin mezarına da son suyu döküverdi… Dilediği gibi ağlayamadığı, üzülemediği her şeyi, o suyla birlikte, Hakkı ağabeyin mezarına bırakıverdi…

Bir ömür, burada bitti sevgili okurlarımız.

Sinemamız, 50 küsür yıllık gerçek bir emekçisini, bir ağabeyini kaybetti.

Başımız sağ olsun…

Huzur içinde yat Hakkı Kıvanç ağabey…

Sinemamıza kattığın tüm güzellikler için sana minnettarız…

22.02.2015 / Pazar

Üçüncü Adam

Erhan Tuncer 

.::Emektar Karakter Oyuncumuz Hakkı Kıvanç Hayatını Kaybetti::.

Hakkı KıvançSevgili dostlar yine içimiz yandı…

Emektar karakter oyuncumuz Hakkı Kıvanç’ı kaybettik…

Az önce eşi ile telefonda görüştüm. Kendisini sabaha karşı kaybettiğimizi söyledi. Sanatçımız bir süredir mide kanseri ile mücadele vermekteydi.

Sanatçımızın cenazesi, yarın öğlen namazına müteakip Beyoğlu Ağa Camii’nden kaldırılacaktır…

TRT Belgesel için hazırladığım Üçüncü Adamlara Dair adlı belgeselimizin 2. bölüm konuğuydu Hakkı Kıvanç ağabey… Belgeselimiz bir aksilik çıkmazsa ömümüzdeki günlerde izleyici ile buluşacaktır.

Aşağıdaki fotoğrafımız, belgeselin çekimi esnasında çekildiğimiz, eşsiz bir hatıradır benim için…

Sinemamızın başı sağ olsun…

Üçüncü Adam

Erhan Tuncer

.::Emektar Karakter Oyuncumuz Hakkı Kıvanç Rahatsızlanarak Hastaneye Kaldırıldı::.

Hakkı Kıvanç

Geçtiğimiz Pazar günü, emektar karakter oyuncumuz, sevgili ağabeyimiz Hakkı Kıvanç‘ın rahatsızlandığına dair duyumlar almış, kendisini şahsi cep telefonundan aramış lakin ulaşamamıştım. Beyoğlu-Gazeteci Erol Dernek Sokakta haberi soruşturduğumda da maalesef net bir bilgi edinememiştim. Dün itibariyle edindiğim yeni bilgiler doğrultusunda, sanatçımızın geçen hafta başında rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını öğrendim.

Dünden beri kendisine ulaşma çabalarım sonuçlandı ve ev telefonunu bulup, arayarak eşi ile görüştüm. Hakkı ağabeyimizin bir süredir yaşadığı yoğun karın ağrıları ve ishal durumunun sonucu hastaneye kaldırıldığını ve maalesef bağırsaklarında tümör bulunduğu bilgisini edindim.

Hakkı Kıvanç ağabeyimiz bugün itibariyle evinde tedavi edilmeye başlanmış ve durumu, rahatsızlık geçirdiği ilk günlerden çok daha iyiymiş. Kendisi ile de telefonda görüşme şansım oldu. Kendisini şimdilerde iyi hissettiğini lakin sağlık sorunlarından dolayı ciddi sıkıntılar çektiğinden bahsetti. Doktorlar yaşı ve fiziki durumu dolayısıyla ameliyat etmek istemediklerini, ilaç tedavisi ile iyileşme sürecinin ilerleyeceğini belirtmişler. Aralıklarla hastanede kontrollere giderek, -umarız ki- hastalığın seyrini durduracaklardır.

Kendisi tüm okurlarımızdan iyi dileklerini ve dualarını istiyor…

Değerli sanatçımıza Üçüncü Adam ekibi olarak acil şifalar diliyoruz…

Sağlıklı, güzel günlerde, yine hep birlikte olmak dileğiyle…

Ömrünüz uzun olsun Hakkı ağabey…

Hakkı Kıvanç

.::Enver Dönmez ve Behçet Nacar’a Dair: Gitti Enver, ‘Dönmez’… Behçet Adına Sinemamız Çok ‘Naçar’ Kaldı!::.

Gündem yoğun. Topraklar kan ağlıyor. Haklı-haksız derken zannediyorum ki insanlıktan gittikçe uzaklaşıyoruz. Bu günler bizi nereye götürüyor, çekilen acılar ne zaman son bulur kestiremiyorum lakin, ne vakit bir haber izlesem/okusam içim acıyor. Kahroluyorum. Ve bu günler bir şekilde ‘son bulduğunda’ elimizde ne kalacak, bilemiyorum… Siyaset yapmak değil amacım, sadece ‘insan’ olduğumuzu hiçbir zaman unutmayalım istiyorum. Tek varlığı ‘yaşamak’ olan, insan…

Geçen günlerde Zeki Demir adlı, tiyatro ve sinema sanatçısı bir ağabeyle tanıştım. Kendisi bu işi bir meslek olarak yapmanın ötesinde, gerçek bir sinema sevdalısı. Bayram öncesinde hazırlamış olduğum Kubilay Hakan ile ilgili çalışmamın kaynağı kendisidir. Az sonra okuyacağınız Enver Dönmez ile ilgili yazıyı da Üçüncü Adam için bizzat hazırladı. Eline emeğine sağlık sevgili ağabey, gönlüne sağlık…

Enver Dönmez, sinemamıza yıllarca emek vermiş gerçek bir sinema emekçisiydi. Siyah-beyazlı yıllardan, renkli yıllara kadar, yüzlerce filmde kavgacı-kötü adam karakterleri ile perdede boy göstermişti. Yakın dostlarına anlattığı kadarıyla 1000’i aşkın filmde oynamıştı. Bu rakamın doğruluğunu kanıtlamak için ciddi bir mesai harcamak, arşivden yüzlerce filmi kare kare izlemek gerekli. Çünkü karakter oyuncularımızın çoğunun adı afişlerde ve lobi kartlarında yer almaz. Onların oynadıkları filmleri bulmak için filmlerimizin ilk jeneriklerini dikkatle izlemek gereklidir. Hatta bazen jenerikte bile isimleri yazılmadığından, filmleri dikkatle izlemek en doğru yol. Lakin sinemamızda şimdiye kadar 6000’e yakın film çekildiğinden, belirgin isimler haricindeki karakter oyuncularımızın tam olarak kaç filmde oynadıklarını kestirebilmek pek mümkün değil. Bu durumda, filmlerimizin düzgün muhafaza edilmemesinin ve her film için kapsamlı bir oyuncu listesinin hazırlanmamasının da etkisi büyüktür. Halen kayıp olan, ismini bildiğimiz ama gösterime girdiği yıldan sonra bir daha izine rastlanmamış o kadar çok filmimiz var ki… 80 sonrası ‘video film’ kuşağında kaybolan ve neredeyse ‘yok olan’ filmleri saymıyorum dahi. Yakın zamanda tamamladığım ‘Bir Yadigâr Ejder Kitabı’nın ön hazırlıklarında, Yadigâr Ejder’in oynadığı -‘sinematurk’ adlı sinema veritabanı sitesinde dahi rastlayamadığım- 10’a yakın yeni film keşfettim ve isimlerini kitaba ekledim. Eminim ki birçok karakter oyuncumuz için bu durum böyledir. Yılda 200’e yakın film çevrildiği yıllarda, günde 3-4 filme giden bir karakter oyuncusunun yer aldığı film sayısını hesaplamak imkansız değilse bile çok güç. Bu konuda eklemem gereken tek şey, halen yaşamakta olan ve sinemaya belirli bir dönemde (kısa bir süre) hizmet etmiş karakter oyuncularımızın dilinden düşürmediği ‘300’e yakın filmde oynadım’ lafına pek riayet edilmemesi gerektiğidir. Bu rakamları zikreden sanatçılarımız bir Hakkı Kıvanç, bir Oktay Yavuz, bir İhsan Gedik ise bunu tartışmaya dahi gerek yok. Lakin bu cümleleri bazı zamanlar öyle isimler ve yüzlerden duyuyorum ki, gerçekten hayret ediyorum… İsim vererek hiçbir sinema emekçisini rencide etmek istemem. Çünkü bu onların değil, arşiv yapıp, belge tutmayı beceremeyen sinemamızın ayıbıdır. Arşivlerimizde, filmlerimiz haricinde kanıt niteliği taşıyacak herhangi bir belge olmadığından, herhangi bir karakter oyuncusunun ‘Ben 400 filmde oynadım…’ demesine şaşırılmamalı…

Önemle belirtmek istiyorum ki; sinemamız, sürekli televizyonlarda dönen 40-50 filmden ibaret değildir! Türk sinemasının, yıllarca başı sansürden kurtulamamış, izleyici ile buluşması sakıncalı bulunmuş, söyleyecek ciddi sözleri olan öyle çok filmi var ki… Durmayın, lütfen araştırın… Çünkü bir Kara Çarşaflı Gelin’i, bir Aç Kurtlar’ı, bir Karanlıkta Uyananlar’ı, bir Maden’i, bir Hakkari’de Bir Mevsim’i, bir Karartma Geceleri’ni, bir Dönersen Islık Çal’ı, bir Endişe’yi hiçbir televizyon kanalı vermedi, vermeyecek de…

Lafı biraz uzattım belki ama, ‘arşiv’ meselesi, en çok üzerinde durduğum ve araştırmalarımda/çalışmalarımda en çok eksikliğini duyduğum bir mesele… Bir çok şeyi baştan yazmak, çok araştırmak, yaşayan sanatçılarımızdan bıkmadan, usanmadan dinlemek gerekiyor. Çünkü Türk sinema tarihi, yıldızların ve büyük filmlerin değil, ona her alanda emek vermiş, tüm sinema emekçilerinin tarihidir. Ben çalışmalarımla, yapmayı amaçladıklarıma, bu ‘gayrı resmi Türk sinema tarihin’ peşini asla bırakmayacağım. Arkeolojik kazılarıma hız kesmeden devam edeceğim…

Gelelim Zeki Demir ağabeyin, Enver Dönmez ile ilgili hazırlamış olduğu yazıya… Yazıda Enver Dönmez’in oynamış olduğu film sayısı çok net bir rakamla verilmiş. Bu sonuca nasıl ulaşıldı bilemiyorum ama, emektar karakter oyuncumuzun yüzlerce filmde yer aldığından hiç şüphem yok. Sinemaya başladığı yılı ve film piyasasında oldukça sevilen/aranan bir karakter oyuncusu olduğunu bildiğimden, kendisinin ‘sinematurk’te 216 olarak belirlenen film sayısının en az iki katı kadar filmde oynadığını tahmin ediyorum.

Ve maalesef, bu kadar filmde oynamış bir sinema emekçisinin oldukça üzücü hayat hikayesini, içim acıyarak sizlerle paylaşıyorum;

Zeki Demir’in kaleminden…

“57 YILDA 1042 FİLMDE OYNADI, EMEKLİ OLMADAN TEK BAŞINA ÖLDÜ…

Malatya’nın Pütürge ilçesinde çekimler sırasında yaşamını yitiren Türk Sineması’nın en büyük karakter oyuncularından Enver Dönmez’in tam 1042 filmde oynadığı, ama buna karşılık SSK ya da emekliliğinin bulunmadığı öğrendim.

72 yaşında emekli olmadan vefat eden Enver Dönmez, Türk Sineması’nda 1961 yılından bu yana hizmet yaptı. Tam 53 yıl hizmet verdiği Yeşilçam’da 1042 filmde oynayan, 1943 Hatay doğumlu sanatçıyla, vefatından bir gün önce, -aynı filmde rol alıyorduk- ufak bir röportaj gerçekleştirdim.

Zaman zaman hüzünlenerek sıkıntılarını dile getiren büyük oyuncu, her biri önemli mevkilere gelmiş üç evladı tarafından terk edildiğini ve sahipsiz kaldığını, sıkça maddi sıkıntı yaşadığını, düğme ve tespih satarak boş zamanlarını değerlendirip kazanç elde etmeye çalıştığını, Yeşilçam oyuncularının dizilerde ve yeni çekilen filmlerde geri plana itilip rol verilmediğini ve onlarca oyuncu ve sinema emekçisinin sıkıntı içinde yaşadığını ifade etti.

“YUSUF SEZGİN KARTIMI KIRDI”

Sinema Sanatçıları Derneği üyesi olduğunu söyleyen büyük üstat Enver Dönmez “Bir gün kalkıp Sinema Sanatçıları Derneği’ne gittim. O zaman Yusuf Sezgin başkandı. Konuşmak istedim konuşturmadı ve aidat borcum olduğunu söyleyerek kartımı alıp parçalara böldü ve yüzüme fırlattı. Çok büyük onurum kırıldı, merdivenlerden aşağı inerken ağladım. Emekliliğimiz yok, iş çıkmıyor maddi sıkıntı içindeyiz.” dedi.

Kendisini terk eden ve arayıp sormayan çocuklarını anarken gözleri dolan Enver Dönmez, “Çocuklarımı çok özlüyorum ama, onlar beni hiç arayıp sormuyor.” dedi. Dönmez, çocuklarının siyah beyaz küçüklük fotoğraflarını cüzdanından çıkartıp gösterdi.

“SETTE VEFAT ETTİ”

Türk Sinemasında Yılmaz Güney ile birlikte 22 filmde oynayan ve 18 yaşında başladığı Türk Sinemasında 1042 filmde rol alarak kırılması imkansız bir rekora da imza atan Dönmez, Malatya-Pütürge ilçesinde Halit Sunal’ın çektiği Ağır Bedel isimli filmin çekimleri sırasında rahatsızlandı. Ambulans ile önce Pütürge, daha sonra da Malatya Devlet Hastanesi’ne kaldırılan sanatçı, kendi isteği ile akşam sete geri getirildi ve sabah erkenden kalkıp kostümlerini giyerek kamera önü için hazırlandı.

“ÇENESİNİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİYLE BİRLİKTE BEN BAĞLADIM”

Enver Dönmez ağabeyin vefat ettiği gün yanındaydım…

Sabah saat 08.00 sıralarıydı, odasına girdim. giyinmiş yatağında oturuyordu. ‘Enver baba nasılsın?’ dedim, ‘İyiyim, iyiyim… Sete ne zaman gidiyoruz?’ dedi. ‘Baba sen otur, keyfine bak…’ deyip dışarı çıktım. Aradan on dakika geçmeden evde kalan bayan arkadaşlar ağlayarak dışarı fırladılar. ‘Enver abi öldü…’ diyorlardı. Zaten sabah erkenden ambulansı takrar aramıştı yönetmenimiz, sanırım durumunu iyi görmedi. Girip baktım, çekyatın üzerinde öylece oturuyordu, nabzına baktım atmıyordu. Ortalık ana baba günü oldu… Ağlayanlar, çaresiz bakışanlar… Görüntü yönetmeni Mustafa Bekmezci ile birlikte çenesini ve ayaklarını bağladık. Bir anda ayakları morlaşmıştı. Az sonra doktor geldi, güvenlik güçleri geldi, ağlıkçılar geldi ama iş işten geçmişti. Akrabalarını aradık, kimse sahip çıkmadı. İstanbul’da kendinden büyük bir kardeşi varmış, aradık. ‘Siz oraya gömün, İstanbul’da mezar yeri para ile satılır. Biz alamayız… Çocukları da zaten babalarını istemiyor…’ dedi. Yönetmenimiz Pütürge Belediyesini aradı, mezar yeri açtırıldı. Gidip yatakladık. Cenazesini de oyuncu arkadaşlar cami hocası ile birlikte yıkadı. Cenaze namazını kılıp defnettik. Lokmasını yapıp dağıttık. İki gün sonra Hatay’dan yeğeni olduğunu söyleyen bir hanım ve İstanbul’dan da yengesi geldi, mezarını ziyaret etmişler. Ağlayıp film ekibine teşekkür ettiler. Çantasından birkaç parça çamaşır, eski film fotoğraflarının olduğu albümler ve sadece 65 lira para çıktı. İki tespihi, iki de eski model cep telefonu vardı. Tespihlerinden birini bana verdi yönetmen, saklayayım diye. Diğerlerini de dağıttı. 65 lirayı da film çektiğimiz köydeki fakir bir genç olan Hıdır’a verdi yönetmenimiz…”

Zeki Demir

Ve geldik Behçet Nacar’a… Sinemamızın en zor günlerini emeği ile parçalayarak ayakta kalmaya çalışmış, sinemamızın en renkli oyuncularından Parçala Behçet’e…

Sanatçımızı geçen hafta Cuma günü (03.10.2014) kaybettik. Yaklaşık 6 yıldır hastaydı Behçet Nacar…

Yıl 2008…

Üniversite son sınıfta okuyor, aralıklarla kısa/orta filmler çekiyordum. O günlerde Kahraman adlı bir orta metraj filme başlayacaktım. Filmde bir polis karakter vardı ve polis kostümü lazımdı. Sağdan soldan soruşturdum, polis tanıdıklardan rica ettim ama olmadı. Bir türlü polis kostümünü bulamıyordum. Filmi neredeyse sıfır bütçe ile çekeceğimden, kiralama işine pek yanaşamıyordum. Günler geçip çekim günü yaklaşınca başka çarem kalmadı. Üniversitedeki hocalarımdan biri beni, Behçet Nacar’ın Beyoğlu’ndaki kostüm kiralama dükkanına yönlendirdi ve kendisini de görürüm ümidiyle hevesle dükkana gittim ama onu göremedim. Dükkanın başında duran ağabey, ‘Behçet abin biraz hasta, pek uğramıyor dükkana…’ dedi ve öğrenci olduğumu öğrenince tüm iyi niyeti ile bana ciddi bir indirim yaptı. Dükkandan çıktıktan sonra sokaktakilere sordum, dediklerine göre aylardır sokağa da uğramıyordu.

Çekimlere başlamıştım. Polis karakterinin çekimi olacağı günün sabahı yönetmen yardımcısı arkadaşım sabahtan kostümü alıp sete getirmişti. Kostümü yalnızca 1 günlüğüne kiraladığımdan o gün içerisinde o sahneyi çekip bitirmem gerekliydi. Elimden geldiği kadar hızlı hareket etsem de gündüz sahneleri öylesine çok uzamıştı ki polis karakterinin sahnesini çekememiştim. Hatırladığım kadarıyla kostüm için 1 günlük 100 TL ödeyecektim. Çekimlerin yarına sarkması demek, kostümü 1 gün daha kiralamam demekti ve o kadar param yoktu. Akşam saatlerine doğru son çare olarak kostüm dükkanını aradım. Telefona dükkanda konuştuğum ağabeyden başka birisi çıkmıştı. Kendisini tanımadığım için, ilk görüştüğüm ağabeyi isteyince biraz sinirlendi; ‘Bana söyle… Ben Behçet…’ dedi. Evet, telefondaki Behçet Nacar’dı… Heyecanlanıp, kem-küm ederek durumu anlattım. Belleğimden hiçbir zaman çıkmayacak şu cümleleri söyledi: ‘Evladım dur… Heyecan yapma… Çekim ne zaman biterse, o zaman getir kostümü… Para falan da düşünme… Sinemacıyız biz yahu…’

Kendisine ne kadar çok teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum. O günün ertesi –bir Pazar günüydü- polisli sahneyi çekmiştim. Pazartesi bizzat kendi ellerime kostümü iade etmek için dükkana gittim. Amacım Behçet ağabeyin elini öpmek, tekrar teşekkür etmekti. Dükkana girdim, yine yoktu. İlk görüştüğüm ağabeye kostümü teslim edip, selamlarımı ve saygılarımı iletmesini söyledim. Son teşekkürüm içimde kalmış bir şekilde dükkandan çıktım…

O günden bu güne onlarca kez sokağa gittim ve dükkana uğradım lakin hiçbir zaman kendisini göremedim. Rahatsız etmemek adına da evine gitmeyi düşün(e)medim. Yaklaşık iki hafta önce, canlı arşiv-yönetmen Günay Kosova ağabeyi ziyarete gittiğimde, şimdilerde hala kulağımda çınlayan şu cümleleri söyledi: ‘Behçet ölüyor Erhancım… Gidip bir ziyaret et…’ İçim yanmış, dilim tutuşmuştu. Kısa sürede yapacaklarım arasına Behçet ağabeyi ziyaret etmeyi de eklemiştim ki… Olmadı… Bir kez olsun elini öpemeden, çekip gitti dünyadan… Sinemamızdan… Sokağımızdan… Arkadaşlarının arasından…

*Vadullah Taş Arşivi.

O gün yüzüne karşı edemediğim teşekkürü buradan ediyorum izninizle… Çok teşekkür ederim Behçet ağabey… Çok teşekkür ederim…

Şimdi düşünüyorum da, ben dahil birçok sinemasever Behçet ağabeyi hep aklının bir köşesinde tutmuş, belki de –istemeden- aralıklarla unutarak onunla yaşamıştı. Biz, sinema araştırmacıları ve sinemaseverler onu geçen hafta kaybettik ama, sinemamız?

Sinemamızın patronları ve oyuncu dernekleri?

Yoksa onlar Behçet Nacar’ı çok önceden, hasta yatağına düştüğü an mı kaybetmişlerdi?

Ruhun şad olsun Behçet Nacar!

Babam ve ben, seni her zaman çok sevdik…

Üçüncü Adam / Erhan Tuncer