Tag Archives: necdet kökeş

.::Kör Nizam’ın Bombaları::.

Öncelikle Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları adlı iki bölümlük çalışmama göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederim. Çalışmamın birinci bölümünde yer verdiğim Nizam Ergüden ile ilgili önemli mesajlar aldım ve yeni bilgiler edindim. Değerli yönetmenimiz Hidayet Pelit‘in oğlu Bülent Pelit, yazının yayınlandığı akşam bana bir mesaj attı;

“Nizam Ergüden ile ilgili bir şey hatırlatayım; Hayatının son yıllarında sinemaya küsen Nizam Ergüden yarış atı seyisliği ve antrenörlüğüne başladı. Veliefendi ve İzmir Şirinyer Hipodromu’nu kendine mekan tuttu. Orada da büyük başarılar elde etti ama antrene ettiği Atıl isimli arap atının darbeleriyle hayatını kaybetti. Oğlu Hüseyin Ergüder de piyasanın iyi set elemanlarından biriydi…” 

İlginç, zor ve tehlikelerle dolu bir yaşamın böylesine bir trajedi ile bitmesine gerçekten çok üzüldüm. Yaptığım röportajlarda herkesten duyduğum “Bu kadar aksaklığına ve sakarlığına rağmen Yeşilçam’ın ev sevilen insanlarından biri…” olduğuydu. Özellikle Yılmaz Güney‘le yakın dost olan Nizam Ergüden, en çok onun avantür filmlerine çalışmıştır. Güney de bu dostluklarının neticesi olarak ona küçük roller vermeye başlamıştır. Şüphesiz onu milyonlara tanıtan en önemli rolü, Natuk Baytan‘ın yönettiği Üç Kağıtçı filmindeki Sabri karakteridir. Tabii ki Banker Bilo’daki kaçakçı karakterini de unutmamak gerek.

Şimdi sizleri, yaptığım röportajlardan derlediğim Kör Nizam lakaplı Nizam Ergüden’in yol açtığı iş kazaları ile ilgili bölümle başbaşa bırakıyorum;

Yılmaz Atadeniz (Yönetmen)

Hiç unutmuyorum, Ölmek Var Dönmek Yok diye İrfan Atasoy, Feri Cansel’in oynadığı bir filmi çekiyoruz Abraham Paşa Çiftliği’nin arka tarafındayız. Kameraman Kenan Kurt, “Ya Yılmaz ağabey burada bomba patlatacaksın benim kameram bundan başka zenginliğim yok, bunu geriye alalım, ben zoomla idare ederim” dedi. O ağaçların bulunduğu kısma kadar geriye aldı. O devirlerde bu türlü patlamaları yapan Nizam isminde bir arkadaşımız vardı. Nizam, Yılmaz Güney filmlerinde aktör olarak da oynadı. Şimdi o patlamaları çatlamaları kendi çocuğu yapıyor. Kısa boylu, genç bir oğlan. Onunla da çalıştım ben. O gün bomba koyacaklar, İrfan ile Feri Cansel o kapıdan çıkacak, arkadan kavgacılar gelecekler, ateş edecekler, Feri bomba atacak, bomba attığı zaman bomba patlayacak. Bu kadar yapıyoruz. Kameraman hazır, her şey hazır… “Motor!” Feri ile İrfan Atasoy çıktılar. O 4 kişi çıktı. Ahmet falan vardı hatta içlerinde. Çıktılar. Çıkınca, bombayı attı Feri, “Bombayı düştüğü yerde patlatın!” dedim. Yerden bir alev sütunu çıktı. O taraftaki ne kadar cam, çerçeve var ise her şey indi aşağıya. Toz, duman içerisinde kaldı. Bir de arkadan da Nuray diye dansöz bir kızımız var, belden yukarısı çıplak silahı öyle tutacak ki göğüslerini kapayacak. Şimdi bomba patladı, patladı ama kaldırım taşı yukarıdan vınlayarak Feri’nin üstüne düşecek, gördüm ben olayı. Feri’ye, “Kafanı yukarı kaldır bak!” demeye vakit yok, “Kamerada görünüyorsun kaç!” dedim ben. O benim emirlerime uyarak hareket etti. Kaldırım taşı pat diye düştü. Nuray çıktı, kız panikten titriyor, kızın göğüsleri meydanda… “Hemen yukarıya alın…” dedim. Öyle ve stop. Oradaki adamların katiyetle inanamıyorsun yaşadıklarına. Yani yerden o alev sütunu filmde de gördüm, kurgularını ben yaptım filmlerin. İnanılmaz bir şey. Dinamit koymuş Nizam… O dinamit yere 1 metre çukur açmış. Orada kanalizasyon kanalı varmış, alttan geçen o kanala kadar açmış. Ben Nizam’ı kovaladığımı biliyorum yani. “Ulan nasıl bu kadar dinamiti koyarsın?” diye…

 Mehmet Uğur (Dublör / Kavgacı Karakter Oyuncusu)

Bomba patlayacak bir gün… Koşacağız, mayına basacağız bomba patlayacak. Beni çağırdılar gittim. “Hazır mısın?” “Hazırım…” Geldim bir bastım, basmamla bombayı bir patlattılar, inan pantolonum ikiye bölündü. 2 metre çukur açıldı içine düştüm Nizam’ın bombasından…

 Selahattin Geçgel – Godzilla Selahattin (Set Amiri / Efekt Uzmanı)

Kargacı Halil filmini çekiyoruz Yılmaz Güney’le Polenezköy’de. Ben de ufak bir rolde oynuyorum. Yılmaz abi “Selahattin’e fünye hazırlayın…”dedi. Nizam fünyeyi hazırladı, bağladı. Yılmaz abi karşıda, ben de köşeden çıkıyorum. Yılmaz abi vuruyor beni. Fünye bir patlıyor ben uçuyorum. Yılmaz abi bağırmış ‘Eşşoğlu eşşek, ben yılların aktörüyüm böyle ölemedim!” diye. Herkes alkışlamış tabii. Yılmaz abi bağırmış: “Godzilla kalk! Godzilla!” Godzilla gözünü bir açtı SSK Hastanesinde…

Erhan Tuncer 

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

.::Üçüncü Adam’ın YouTube Kanalı’na Tüm Sinemaseverleri Bekliyoruz!::.

Üçüncü Adam‘ın hazırladığı videoları izlmek ve paylaşmak için YouTube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz;

https://www.youtube.com/user/erhan6487

Çok yakında yepyeni videolarla kanalımızda sizlerle olacağız. Kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Örnek videolarımız;

.::Fotoğraflar ve An’larla Hakkı Kıvanç’ın Cenaze Töreni: Bir Sinema Emekçisini Daha Unutulmazlar Arasına Uğurladık!::.

Tarih: 30 Ocak 2015 / Saat 11:20

Telefonum çaldı. Arayan Süheyl Eğriboz ağabeyin oğlu Yaşar Eğriboz‘du. “Erhancığım selamlar… Yahu, sana kötü bir haberim var. Az önce anneme telefon etmişler, Hakkı (Kıvanç) ağabeyi kaybettik…”

Kalakaldım. Birbirimize baş sağlığı diledikten sonra telefonu kapattık. Bir süre oturup düşündüm. Daha birkaç hafta önce telefonla aramış, halini hatırını sormuştum. “İyi olmaya çalışıyorum evladım…” demişti. Sesinden yorgun olduğu anlaşılıyordu. 50 küsür senesini sinemaya vermiş bir sinema emekçisi, elim bir hastalıkla mücadele ediyordu. ‘Biraz daha dinlensin, toparlansın, elini öpmeye giderim.’ diye düşünüyordum, olmadı. Hakkı Kıvanç ağabeyi kaybetmiştik.

İki sene önce, TRT Belgesel kanalı için hazırlamış olduğum Üçüncü Adamlara Dair adlı belgeselin 2. Bölüm konuğuydu kendisi. 2013 yılından beri bir dizi aksilik yaşayan projemiz, 2014-Haziran ayında devam bölümlerinin yayınlanması adına kanaldan talep edilmişti. Çektiğimiz 6 bölümü de kanala teslim ettiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı Hakkı ağabey… Kendi bölümünü izleyemeden, sessiz sedasız bir şekilde gitti… Süheyl ağabey bölümünü izlemiş, çok beğenmiş, üzerine saatlerce konuşmuştuk. Keşke o da izleyebilseydi de üzerine konuşabilseydik…

Hakkı ağabeyin vefat haberini aldıktan sonra tüm yaşadıklarım, Süheyl ağabeyin cenaze günü yaşadıklarımın neredeyse aynısıydı. Aynı acı, aynı söylemler, cenaze namazının kılındığı Beyoğlu Ağa Camii‘nde, cenazeye gelmeyenlere, gelemeyenlere aynı sitemler… Bir çuval dolusu ‘keşke’, onlarca ‘iyi ki’ ve hala kulaklarımda çınlayan, göz dolduran hatıralar…

“Hakkı ağabeyin esas soyadı Güvenç… Şimdi Osman Seden’le film çekiyor Hakkı ağabey. Başrollerde Hakkı ağabeyle Nedret Güvenç. Ee Hakkı ağabeyin de soyadı ‘Güvenç’ dediğim gibi. Osman Seden diyor; Bir sinemada iki ‘Güvenç’ olmaz… Senin soyadın ‘Kıvanç’ olsun. İşte Hakkı ağabeyin soyadı o günden sonra ‘Kıvanç’ oluyor.”  

Şimdi kulağımda çınlayan bu anıyı kim anlattı hatırlamıyorum ama o gün buna benzer onlarca set anısı dinledim. Cenazeye gelenlerle merhabalaşmalar, hal-hatır sormalar derken cenaze namazı kılındı ve Hakkı ağabeyi Beyoğlu-Kulaksız Mezarlığı’na defnettik… Yadigar Ejder’e yakın bir aile mezarlığına… Yine ağladık, yine üzüldük ve yine bir sinema emekçisini unutulmayanlar arasına uğurladık.

Şimdi sizleri, Hakkı Kıvanç ağabeyin cenaze töreninden fotoğraflarla ve an’larla baş başa bırakıyorum…

Ruhun şad olsun Hakkı Kıvanç!

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Cenaze töreni öncesi Beyoğlu-Gazeteci Erol Dernek Sokağa geldiğimde, çektiğim ilk fotoğraf… Hasan Yıldız ağabey, eski yapımcılardan Şahin Koçak, emektar kavgacı karakter oyuncularımızdan İhsan Gedik, Hasan Uçar, Hasan Demircan ve eski prodüksiyon amiri Mehmet Gülen (Tokmak Mehmet) çay içerken eski günleri yad ediyorlardı. Bir süre beraber sohbet ettikten sonra müsaadelerini isteyip, sokağın içindeki diğer bir kahveye gittim.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Serdar Gökhan ve Tuğrul Meteer de cenazeye gelmişlerdi. Sokaktaki tüm sinema emekçileriyle az önce olduğu gibi onlar da eskileri yad edip, onlarca anı anlattılar. Şartlar, zorluklar, acılar, üzüntüler ve sevinçler konuşuldu.

Çok geçmeden yanımıza koltuk değnekleri ile Selahattin Geçgel (Godzilla) ve Necdet Kökeş ağabey geldi. Selahattin ağabey, “Geçenlerde araba çarptı… Ucuz atlattık…” diye anlatmaya başlayınca, Serdar Gökhan “Arabaya bir şey oldu mu peki ağabey? Sen eski topraksın, Godzilla’sın! Sen arabadan haber ver!” dedi ve birden gülmeye başladık. Sokaktaki o hüzünlü hava bir an olsun dağılmıştı…

5-10 dakika sonra camiye doğru yürümeye başladık. Avlu kalabalıktı. Hakkı ağabeyin ailesi ve akrabaları ile onlarca sinema emekçisi gelmişti cenazeye. Herkes önce kederle tokalaşıp birbirine sarılıyor, ardından da ‘Ne yaptın? Nerelerdesin? Gözükmüyorsun?’ gibi sorularla özlem gidermeye başlıyordu. Emektar sinema sanatçılarının cenazelerinde sıkça rastladığım bir durumdu bu. Öyle anlara tanık olursunuz ki, birileri bir köşede göz yaşlarını silerken, iki eski dost gülümseyerek birbirine sarılıp koyu bir muhabbete başlayabilir. Yani bir cenaze töreninin beraberinde getirdiği ‘hüzün’, ‘ayrılık’, ‘ölüm’ gibi onlarca duygunun unutulup, cami avlusundaki törenin ‘eski dostların görüşme merasimi’ne dönüşmesine tanık olabilirsiniz. Eski günlere duyulan özlemin, ölümün hüznünü yendiği tek yerdir bir sinema emekçisinin cenazesi…

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz.

Kalabalık içerisinde tanıdık-tanımadık herkesle selamlaşıp baş sağlığı diledikten sonra, aklımın bir kenarında yukarıda yazdığım duygularla, soldaki fotoğrafı yakama iliştirdim. Hakkı ağabeyin cenazesinin başına dikildim ve bir süre düşündüm. Gözümün önünde, Türk sinemasının belki de en çok set görmüş oyuncularından biri yatıyordu. Oynamadığı baş kadın-erkek oyuncu kalmamıştı. Çalışmadığı yönetmen yoktu. Sinemamızın her dönemine şahit olmuş, her dönemine büyük emekler harcamıştı…

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Yukarıdaki iki fotoğrafta Hakkı Kıvanç’ın kızını, oğlunu ve torununu görüyorsunuz. Cenazeye gelen tüm sanatçılarla yakından ilgilenip, taziyelerini kabul ettiler. Oğlu ile gerçekleştirdiğim kısa bir görüşmede: “Son zamanlarda çok çökmüştü. Acı çeker hale gelmişti. Şu an çok üzgünüz. Son iki ay her gün babamızı acı içinde görünce kahroluyorduk. Sinemaya yıllarını verdi, sağ olsun dostları, sevenleri onu yalnız bırakmadı…” dedi. Siz değerli okurlarımızın selamını ve baş sağlığı dileklerinizi de kendisine ilettim.

Ardından avluda bir hareketlilik oldu. Sinemamızın usta yapımcılarından Türker İnanoğlu‘nun ağır adımlarla cami avlusuna girdiğini gördüm. Çelenk yollamakla kalmamış, bir de cenazeye gelerek Hakkı ağabeyin ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileklerini sunmuştu. Avludaki birçok kişinin ‘Vay be… Helal olsun…’ dediğini hatırlıyorum. Helal olsun Türker İnanoğlu…

Sinemamızın kavgacı karakter oyuncularından Ali Ateş de cenazedeydi. Yanıma gelip elimi sıktı ve ‘İyi ki varsınız siz…’ dedi. Ne demek istediğini bir an anlayamadım. ‘Üçüncü Adam siz siniz değil mi?’ dedi, ‘Evet…’ dedim. ‘Çok yaşayın…’ dedi ve ‘Elimden ne gelirse yaparım… Anlat derseniz anlatırım, mutlaka haberleşelim…’ diye ekledi. Teşekkür ederek ellerinden öptüm. İlk fırsatta görüşmek dileğiyle, iletişim adreslerimizi aldık ve tekrar Hakkı ağabeyin cenazesinin başına geldim.

Yukarıdaki fotoğraf, Hakkı ağabeyin cenazesinin olduğu gün sanal ortamda çok paylaşıldı. Hatta bazı sitelerde ve kişisel facebook hesaplarında cenazede sanki sadece 2-3 kişi varmış gibi bir algı uyandırıldı. Sizi temin ederim ki Hakkı ağabeyin cenazesi ‘haberi olan herkesin geldiği’ kalabalık bir cenazeydi. Elbette ki gözlerimiz birçok kişiyi aradı ama emin olun Hakkı ağabey o camiden yalnız uğurlanmadı. Yukarıdaki fotoğrafı çektikten bir süre sonra İhsan Gedik‘in yerine bir başkası geçti… Sonra bir başkası… Sonra bir başkası… Hakkı ağabeyin başını yalnız bırakmadık…

Cenaze namazının kılınmasının ardından işi olanlar ve sıhhati el vermeyenler aramızdan ayrıldı. Yaşar Eğriboz ağabey, Aytekin Akkaya, İhsan Gedik, Necdet Kökeş, Salih Eskicioğlu, Yusuf Çetin, Mehmet Yüksel, Hakkı ağabeyin sevenleri ve akrabaları ile Kulaksız Mezarlığı’na geldik…

Ufak bir parantez açmak istiyorum. Değerli sanatçı ağabeyimiz Aytekin Akkaya‘nın vefa ve samimiyetini hiçbir zaman unutmayacağım. Süheyl ağabeyin cenazesinde yan yana ağladık, bu cenazede de varlığı hepimize güç verdi. Bir de özellikle değinmek istediğim isim Necdet Kökeş ağabeydir. Yaşına ve fiziksel durumundan dolayı zorlanmasına rağmen merdivense merdiven, yokuşsa yokuş, çamursa çamur demeden son ana kadar tüm cenaze törenlerinde en önde yer almıştır kendisi… Vefa denilince, aklıma gelen bu iki değerli ismi ben unutmuyorum, lütfen siz de unutmayın değerli dostlar…

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Hüzünlü bakışlarla Hakkı ağabeyi defnettik… O an aklımdan vefat etmiş ve hasta yatağında yatmakta olan onlarca sinema emekçisi bir kez daha geçti. Kederlendim, içim çok yandı… Benim düşündüklerimi emektar kavgacı karakter oyuncumuz İhsan Gedik de düşünmüş olacak ki, -aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz üzere- dayanamayıp bir sigara yaktı. Mezarın bulunduğu onlarca merdiveni ve tümsekli yolları bastonuyla nasıl çıktığını görmeliydiniz. Belki de yıllarca kamera, şaryo, ışık taşıdığı o tepeleri düşünüyordu o an… ‘Eskiden…’ diyordu kederle…

İhsan Gedik Mezar Başında Necdet Kökeş ve Mehmet Yüksel Mezar Başında

Hakkı ağabeyi defnetmiştik. Hoca duasını okumuştu ve dağılıyorduk. İşte o an, yine Necdet Kökeş ağabey, Süheyl ağabeyin mezarına olduğu gibi, Hakkı ağabeyin mezarına da son suyu döküverdi… Dilediği gibi ağlayamadığı, üzülemediği her şeyi, o suyla birlikte, Hakkı ağabeyin mezarına bırakıverdi…

Bir ömür, burada bitti sevgili okurlarımız.

Sinemamız, 50 küsür yıllık gerçek bir emekçisini, bir ağabeyini kaybetti.

Başımız sağ olsun…

Huzur içinde yat Hakkı Kıvanç ağabey…

Sinemamıza kattığın tüm güzellikler için sana minnettarız…

22.02.2015 / Pazar

Üçüncü Adam

Erhan Tuncer 

.::Emektar Karakter Oyuncularımızdan Bir Hatıra::.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Süheyl ağabeye selam olsun…

Diğer sanatçılarımıza da sağlıklı, uzun ömürler dileriz.

.::Bir Sinema Emekçisinin Cenazesi Hakkında: Sinemamız Süheyl Eğriboz’unu Kaybetti::.

-Her şeyi, olduğu gibi, en açık şekilde anlatacağım.-

10 Ocak 2014, sabah 07:36’da telefonum çaldı.

Arayan Cengiz Güçlü ağabeydi. İçim acıdı birden, anladım. Süheyl Eğriboz ağabeyi kaybetmiştik. Telefonu açtım. Cengiz ağabey; “Başımız sağ olsun Erhancım, Süheyl ağabeyi kaybettik…” dedi. Bir iki cümle ettikten sonra telefonu kapattım. Yatağa oturdum, düşündüm. Süheyl Eğriboz, tüm okurlarımız ve sinemaseverler için “kötü adam, sinema oyuncusu, emektar bir karakter oyuncusu” gibi birçok şekilde anılabilirdi. Benim için ise bir ağabeydi. Masasında oturduğum, sohbet ettiğim, son belgeselini yapmak şerefine eriştiğim, sinemamızın en sevdiğim yüzlerinden biriydi…

Çok geçmeden bilgisayarımı açtım. Süheyl ağabeyin vefat haberini hazırladım. Haberi paylaştıktan sonra telefonuma “Başın sağ olsun Erhan…” diye başlayan birkaç mesaj geldi. O gün, ilk kez o an gözlerim doldu. Süheyl ağabeyi ne kadar sevdiğimi bilen dostlarımın attığı o ilk mesajlar, Süheyl ağabey ile aramdaki gönül bağının kuvvetini belgeler nitelikteydi. Bir süre sonra, oğlu Yaşar Eğriboz ağabeyi aradım. Cenazenin kalkacağı yeri öğrendim. İkindi namazına müteakip, Aksaray’daki Murat Paşa Camii’nden kalkacaktı.

Başlarda, yanıma fotoğraf makinemi almayı düşünmüyordum. Öğleden sonra evden çıkmaya hazırlanırken, Üçüncü Adam’ı hazırladığımı, Süheyl ağabeyin rahatsızlandığı ilk günden beri, her türlü gelişmeyi bir fiil haber yaptığımı hatırladım. Okurlarımız, Süheyl Eğriboz kalitesinde bir sinema emekçisinin cenazesinde kimlerin olduğunu ve onun nereye defnedildiğini bilmek isteyeceklerdir diye düşündüm ve evden çıkarken makinemi yanıma aldım. Üstelik, rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığı ilk gün sadece İHA’dan bir muhabir gelmiş, birkaç gün sonra da özel televizyonlardan birkaç ekip hastaneyi ziyaret etmişti. ‘Süheyl Eğriboz Yoğun Bakım Alındı’ haberi birkaç gün arayla haber yapılmış, çok geçmeden silinip gitmişti. İbrahim Tatlıses saldırıya uğradığı gün ve ardından gelen günler yapılan haberleri bir hatırlayın. Neredeyse her gün, hiç olmadı iki günde bir, haberlerde son durumuna dair güncellemeler paylaşılmıştı. Lakin o günlerde, 400’den fazla filmde oynamış ve sinemamızın her dönemine şahit olmuş bir sinema efsanesi yoğun bakıma alınmıştı ve birkaç gün sonra da yoğun bakımda unutulmuştu. Hayat, haberciler için devam ediyordu. Doğru ya Cem Yılmaz boşanmak üzereydi, şarkıcı Emrah oğluna bakmıyordu, ülke gündemi an ve an değişiyordu. Bir sinema emekçisine sıra gelir miydi hiç? Gelmeliydi… Mutlaka gelmeliydi… Benim gözümde Türk basını da, Süheyl ağabey ile yoğun bakıma girmiş, Süheyl ağabeyden çok önce de vefat etmişti…

Ara sokaklardan Aksaray’ın meydanına ulaştığımda 14:35 sularıydı. Murat Paşa Camii’ni gördüğüm an, salâ okunmaya başladı. Süheyl ağabey için okunuyordu. Her şey bir film sahnesi gibi ilerliyordu. Yoğun trafiğin arasından koşar adım camiye vardım. Avlu düşündüğümden daha kalabalıktı. İnsanların arasından ilerleyerek Cengiz Güçlü ağabeyi buldum. Merhabalaştık, birbirimize baş sağlığı diledik. Cengiz ağabey cebinden Süheyl ağabeyin fotoğrafını çıkardı, yakama iliştirdi. Kederle gülümsedik. Soluma döndüğümde, Süheyl ağabeyin cenazesini gördüm. Tabutunun önünde fotoğrafı duruyordu. Süheyl ağabeyin cenazesinin hemen yanında başka bir cenaze daha vardı. Acılı insanlar cenazenin etrafında toplanmış taziyeleri kabul ediyorlardı. Avludaki kalabalığın sebebini anlamıştım. Etrafıma bakınca, Süheyl ağabeyin cenazesinin tarafında bulunan 20-25 kişiden başkasını tanımadığımı fark ettim. Çok geçmeden, sinema vefalısı kardeşlerimden Vural Arlıer ile karşılaştım. Evden çıkmadan haberleşmiş, camide buluşacağımızı söylemiştik. Ayak üstü birkaç cümle ettik. Tahmin ettiğim gibi, kalabalığın çoğunluğunun bize ait olmadığını söyledi. Gelirler herhalde diye düşündüm… Düşündüğümle kaldım…

Gözlerim tanıdık isimleri aramaya devam ediyordu. Cenazenin yakınlarında, internet üzerinden tanıştığım, Vural kardeşim gibi sinema sevdalısı, Halit Çevirgen beyefendi ile Vadullah Taş beyefendiyi gördüm. Merhabalaştık. Ardından Necdet Kökeş, Mehmet Uğur, Yavuz Karakaş, Dündar Aydınlı, Mehmet Yüksel, Atacan Arsever, Selahattin Geçgel, Baran Seyhan, Safa Önal ve Yılmaz Atadeniz’in tek tek yanlarına gittim ve birbirimize baş sağlığı diledik. Birkaç fotoğraf çektim. Aralıklarla gördüğüm, tanıyabildiğim aile fertleri ile merhabalaştım. Vural ile birlikte avluyu adım adım gezdik. İsmini hatırlayamadığım birkaç sinema sanatçısını ve köşede beklemekte olan 2-3 haberci ekibi hatırlıyorum. Bir süre sonra Necdet Kökeş ağabey geldi, “İhsan Gedik şehir dışındaymış, Hasan Yıldız da ağır bir grip geçiriyormuş, bu yüzden gelemediler… Başsağlığı dileklerini yolladılar…” dedi.

Kederle gülümsedik. Ardından Mehmet Uğur ağabey yanıma geldi; “Hakkı Kıvanç’ı gördün mü Erhan?” dedi. Hasta olduğunu ve Avcılar’da oturduğunu bildiğimden, Hakkı ağabeyin tüm üzüntüsüne rağmen gelebileceğini düşünmüyordum. Süheyl ağabeyin vefat haberini ilk aldığım andaki gibi, derin bir üzüntü kapladı içimi. Aniden gözlerim doluverdi. Adım adım Hakkı ağabeye yürüyorduk. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Avlunun en köşesinde oturmuş, çevresindekilerle sohbet ediyordu. Yanına vardım, eğilip elini öptüm. “Nerelerdesin yahu?” dedi. Üçüncü Adamlara Dair adlı belgeselimizin, 2. bölümde kendisini konuk etmiştik. Kendisi ile yapmış olduğumuz ilk röportajdan bu yana aralıklarla telefonla görüşsek de, şartlardan dolayı yüz yüze bir araya gelemiyorduk. Durumu, belgeselin yaşadığı bekleme sürecini, çalışmalarımı anlattım. Süheyl ağabeyin fotoğrafı yakasındaydı. Oysa ki daha geçen günlerde, Cengiz ağabeyin fotoğraf arşivinde, birlikte oturdukları bir fotoğrafı görmüş, “Vay be…” demiştim. O an, derin bir “Ah be…” geldi, boğazımda düğümleniverdi…

Hakkı ağabeyin hemen yanındaki bankta Süheyl ağabeyin eşi oturmaktaydı. Yanına gittim, elini öpüp başsağlığı diledim. Hemen yanındaki bir bayan; “Merhaba Erhan Bey… Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nden geliyorum…” dedi. -İsmini hatırlayamadığım için beni affetsin- Kendisini gördüğüm için çok mutlu olduğumu söyledim. Gün içerisinde müdürlükten beni 2-3 kez aramış, cenazenin nereden kalkacağını öğrenmişlerdi. Diğer gün gazeteden okuduğum haberlere göre, SİNE-SEN başkanı Zafer Ayden de cenazedeymiş. Sağ olsunlar… İlgi ve alakaları için Üçüncü Adam ekibi adına çok teşekkür ederim… Cenaze namazı için cemaat toplanırken, Aytekin Akkaya ve Ömer Korkmaz’ın da saf tutmakta olduğunu gördüm. Üzüntüyle, kalabalığın arasından, Süheyl ağabeyin cenazesine bakmaktaydılar.

Süheyl ağabeyin dostları, cenazesinde onu yalnız bırakmadılar;

İkindi namazının bitiminin ardından, cenaze namazı kılındı. Süheyl ağabeyimizin tabutuna omuz verdik, cenaze arabasına yerleştirdik. Defnedileceği Eyüp Mezarlığı’na ulaşmak için tahsis edilen araçlara bindik. Cengiz ağabey, Vural ve ben aracın en arkasında oturup yola çıktık. Cengiz ağabey ve araçtaki Süheyl ağabeyin yakınları ile kimlerin cenazeye çağırıldığını ama gelmediğini, kimlere haber yollandığını, kimlerin cenazeden haberdar olup olmadığını konuştuk. İsim vermeyeceğim, türlü mazeretler ileri sürülebilir ama kanaatimce birçok baş kadın ve erkek oyuncumuzun orada olması gerekirdi… Cenazenin aynı gün içerisinde kaldırılmasından dolayı aksaklıklar yaşandığını hesaba katsak dahi, en azından bir çelenk, bir başsağlığı mesajı yollanabilirdi…

Eyüp mezarlığının yakınlarında bir otoparka yanaştık. Araçtan inip mezarlığa doğru yürüdük. Ara sokaklardan birinde cenaze aracı durdu. Sağlı sollu dükkanlarla dolu bir sokaktaydık. Cenaze aracından inen imam; “Araç mezarlığa giremiyor, cenazeyi buradan taşıyacağız…” dedi. Bir an herkes birbirine baktı. Etrafta mezarlığa giden bir yol görünmüyordu. Şaşkınlığımızı anlayan imam, “Eczanenin arasındaki merdivenden çıkıp sol-sağ yapın, oradan doğru yukarı…” dedi. Cenaze aracının arka kapağını açıp, mezarın içine yerleştirilecek tahtaları çıkardı. Vural ve ben tahtaları yüklenip, az önce bahsi geçen yerden mezarlığa doğru yola çıktık. Mezarın olduğu yer oldukça dik ve yeni yeni mezar yerleşimine açılmış bir alandı. Cenazeden sonra oldukça azalan cemaatin cenazeyi yukarı çıkarması zor olacaktı. Vural ile tahtaları, açılmış olan mezarın yanına bırakıp tekrar aşağıya indik. Cemaatteki erkek sayısı 11-12 kişi kadardı. Bir yere kadar taşınan cenazeye yardım etmeye başladık. Yol dar olduğundan cenazeyi omuzlayamıyorduk. Bir şekilde, cenazeyi mezarın yanına bırakmayı başardık. Herkes nefes nefese kalmıştı. Cenaze namazından beri hepimizin bildiği ama ısrarla bilmek istemediği an gerçekleşmeye başlamıştı. Süheyl ağabeyi defnediyorduk…

İmam, güzel sesi ile dua okumaya başladı. Süheyl ağabey, ebedi istirahatgahına yatırılmıştı. Aytekin Akkaya ağabey, ben ve Vural, yaşlı gözlerle olan biteni izliyorduk. Süheyl ağabeyin yakın dostlarından Necdet Kökeş, yaşına rağmen olanca çevikliği ile mezara kum atıyor, Süheyl ağabeyin yakınlarına yardım ediyordu. O anlar, Süheyl ağabeyin eşi, oğlu, kızı, torunları, akrabaları, komşuları, arkadaşları ve biz sevenlerinin yaşlı gözleri ile hafızalara kazınıyordu. Mezar, şimdilerde yapraklarını dökmüş bir ağacın tam dibindeydi. Güzel bir yerdeydi. Güneş ağaçların arkasından batıyordu…

Mezarın toprakla doldurma işlemi bitmişti. Süheyl ağabeyin bir akrabası, Süheyl ağabeyin adının bulunduğu demir bir levhayı alıp torunlarından birine uzattı. Genç kardeşimiz levhayı mezarın başına dikti. İmam son bir helallik istedi ve kısa bir durgunluğun ardından herkes, ağır adımlarla mezarlıktan çıkmak için aşağıya inmeye başladı. O esnada Necdet Kökeş, yakındaki bir çeşmeden, etraftan bulduğu bir şişeye su doldurmaya başladı. Herkes aşağıya inmiş, bir tek ben, Vural, Yaşar ağabey ve Necdet ağabey kalmıştık. “Ağabey gel artık, inelim…” dememize aldırmadan şişeyi doldurdu ve merdivenleri kullanmadan, toprak yoldan Süheyl ağabeyin mezarına doğru yürüdü. Kederle, eski günlerin özlemiyle, esaslı bir dostluğun göstergesiyle, Süheyl ağabeyin mezarını sulamaya başladı… Dayanamadım, fotoğraf makinemi çıkardım ve o anları fotoğrafladım.

Tam toparlanmışken, bu durum, orada kalan bizlerin tekrar gözlerinin yaşarmasına yol açtı. Necdet ağabey basamaklardan inerken, ben hızlı adımlarla yukarı çıktım. Ağacın dibinde yatmakta olan, sinemamızın gerçek emektarlarından, gerçek efsanelerinden birinin mezarını ilk kez fotoğrafladım.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Mezarlıktan çıktık ve aile fertlerine tekrar başsağlığı dileklerimizi sunduktan sonra, Vural ile birlikte bizi Taksim’e bırakacak olan servis aracına yürüdük, araca bindik. Necdet ağabey tek başına arkada oturuyordu. Araç hareket ettikten sonra dönüp baktığımda, Necdet ağabeyin ağladığını gördüm. Mendili ile yüzünü siliyordu. Önüme döndüm. Neler düşündüm o esnada bilmiyorum. Çok geçmeden tekrar dönüp baktım, Necdet ağabeyin yüzündeki yaşlar silinmiş, kederli bakışlarla dışarıyı seyrediyordu. Orhan Veli’nin dediği gibi; ‘Her şey birdenbire olmuştu….’

Çok geçmeden hemen önümde oturmakta olan Dündar Aydınlı ve karşımda oturan Mehmet Uğur ağabey ile sohbete başladık. Bir süre sonra ben sustum, onlar anlatmaya başladılar. Niyazi Gökdere’nin son günlerinde Üsküdar’da bir huzurevinde yaşadığını ve Üsküdar-Karaca Ahmet Mezarlığı’nda yattığını, Sırrı Elitaş’ın, Behçet Nacar’ın, Adnan Mersinli’nin son durumunu ve diğer yaşayan ve vefat etmiş olan birçok sinema emekçisinin durumunu orada öğrendim. Durumları hiç iyi değildi… Kulaksız Mezarlığı’nın etrafından geçerken Yadigâr Ejder’imize de bir selam yollamayı unutmadık…

Araçtan Taksim’de indim. Vural kardeşimle vedalaştım. Bir an, yakamda Süheyl ağabeyin fotoğrafının hala durmakta olduğunu fark ettim. Fotoğrafı çıkarmadım. Kadıköy’e kadar fotoğrafla birlikte yürüdüm. İnsanlar görsün istiyordum. 20-30 kişi ile birlikte –ki çoğu akrabalarıydı- uğurladığımız emektar bir sinema efsanesinin, artık aramızda olmadığını görsünler istiyordum…

Gün bitmişti. Eve gelip fotoğraflara baktım. İçim bir kez daha burkuldu. Süheyl ağabey o ağacın altında yatıyordu… 3 ay önce, Güçlü Kafe’de otururken, keyifle tüttürdüğü sigarası elinde, anılarını anlatıyordu… Bir var idi, bir yok idi… Kendi gitti, adı kaldı, filmleri kaldı, anıları kaldı yadigâr…

Ruhun şad olsun canım Süheyl ağabeyciğim… Mekanın cennet olsun…

Seni tanımış olmanın mutluluğunu her daim taşıyacağım.

*Sinemamızın en vefalı insanlarından Cengiz Güçlü ağabeye, tüm emekleri için sonsuz teşekkür ederim. Tüm sinema emekçilerimize ilgisi sonsuzdur ama özellikle baba dostu Süheyl Eğriboz ağabeyin cenazesinde öylesine koşturdu ki… Ömrün uzun olsun canım ağabeyciğim…

12.01.2014 / Pazar – Erhan Tuncer

.::Üçüncü Adam’ın Youtube Kanalına Tüm Okurlarımızı Bekleriz::.

Sevgili dostlar merhabalar,

Üçüncü Adam‘da paylaşılan videolar, bloğumuzun kurucusu ve yazarı Erhan Tuncer‘in youtube hesabından eklenmektedir. Aşağıdaki videolar gibi birçok paylaşım, ilerleyen zamanlarda sizlerle olacaktır. Yoğun ilginiz için teşekkür ederiz.

Videolara youtube üzerinden ulaşmak ve youtube kanalımıza abone olmak için aşağıdaki linki tıklayınız;

https://www.youtube.com/user/erhan6487

________________________________________________________