Tag Archives: hulusi kentmen

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

Reklamlar

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -17-::.

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz.

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -14-::.

*Fotoğrafa tıklayarak büyütebilirsiniz.

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -13-::.

.::Erol Taş ve Hulusi Kentmen’den Bir Set Hatırası::.

İki büyük ustadan bir set hatırası…

En iyiye ve en kötüye selam olsun…

Yorumlar sizden… 🙂

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -10-::.

.::Karakter Oyuncularının Kaderi::.

Sevgili Üçüncü Adam okurları merhabalar,

Aşağıda okuyacağınız yazı, SES Dergisi’nin 27 Aralık 1969 tarihli sayısından… Arşivimizi karıştırırken karşımıza çıktı ve yüzümüzde acı bir tebessümün oluşmasına sebep oldu. ‘Karakter Oyuncularının Kaderi’ başlıklı bir yazı ve yıl 1969!

Şimdilerde zor durumda olan emektar sanatçılarımızı sizlerle buluşturduğumuz zaman, belki bazı okurlarımız “E yaşlandılar artık… Para da tutmadılar… Zamanında bir hayli kazanmışlar ama biriktirememişler…” diye geçiriyorlar akıllarından. Haklılık payları var elbette. “Yağmur yağarken, tası ters tuttuk azizim…” diyen emektar bir bayan sanatçımızı hatırlıyorum. Ama aşağıda okuyacağınız yazı, yağmurun en şiddetli yağdığı yıllara ait sevgili dostlar. Yılda 100’lerce filmin üretildiği yıllarla ait… Bu yüzden, biraz daha fazla düşünmek, hala devam eden bu sorunun, 55 sene önce dahi dillendirilmesine önem göstermek gerekiyor sanırım.

Evet, durumları kötü, bir kaçı otel odalarında, bazıları huzurevlerinde yaşamaktalar. Aileleri ile yaşayanlar en huzurlu olanları. Onların tek şikayetleri artık filmlerde oynayamıyor olmak. Diğerleri maalesef hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürememekten şikayetçi. Biz elimizden geldiği, gücümüzün yettiğince onların sesi olmaya çalışıyoruz. Sizler de sağ olun, var olun, desteğinizi hiç esirgemiyor, varlığınızla bize güç veriyorsunuz.

En yakın örnek olarak, Süheyl Eğriboz ağabeyimizin cenaze töreni ile ilgili hazırlamış olduğumuz çalışmada neler okuduysanız, 69 yılının Türk sineması için benzer şeyleri okuyacaksınız… 45 yıldır bu yaraya çare bulunamaması ne acı değil mi?

Umarım bu yazı yetkililere ulaşır da, bizim kendi imkanlarımızla sürdürdüğümüz mücadelemize, onlar da reaksiyon gösterirler…

Keyifli değil, bol düşünceli okumalar…

*Dergi sayfasındaki yazıları, daha rahat okunabilmesi için sizler için tekrar yazdık. Dileyen, yazının sonundaki sayfa fotoğrafını inceleyebilir sevgili dostlar.

SES Dergisi / 27 Aralık 1969 – Sayı 53 / Röportaj: Erman ŞENER

Türk sinemasında karakter oyuncularının ortak bir kaderi vardır. Filmlerde çok az ücretle çalışan ve yıllarca sinemaya emek veren bu artistler, yaşlanıp çalışamaz hale gelince sefaletin pençesine düşerler. İçlerinde durumunu kurtaran bir ikisi hariç, karakter oyuncuları sıfatına giren bütün artistlerin sonu şaşılacak benzerlikler göstermektedir.

O adam, nesli  tükenmeye yüz tutmuş bir tipin, hayatta kalan son temsilcilerinden biriydi. Tam bir İstanbul efendisiydi. Beyaz hastane odasına pek uyan bembeyaz bıyığı, kartopu saçları, kısık bir sesle, utancın perdelediği soluk bir yüzle anlatıyordu:

“Evet efendim… Babam Salim Bey, annem Mari’dir. Ama validemi Direklerarası’nda herkes “Salim’in Mari’si” diye tanırdı efendim. Bendeni 1915 yılında, Kastamonu’da dünyaya gelmişim, babamlar turnedeyken… Sahneye 9 yaşında çıktım efendim. Trabzon’da babamlar, “Hamdi Paşa’nın Katli” adlı oyunu oynuyorlardı. İşte o oyunda, Hamdi Paşa’nın çocuğu rolünde oynadım. Sonra sinemaya da başladım efendim. Kaç filmde oynadığımı derhatır edemiyorum, ama her halde 500’ü mütecavizdir.”

 “Beş yüzü mütecaviz” filmde oynayan Faik Coşkun’un ayağı kırılmıştı. Eşi – dostu mahalleden fakir ilmühaberi alıp “Faik Baba”yı devlet hastanesine yatırmışlardı. 2 ay hastanede kaldı Faik Baba, sonra 2 ay bastonla sokaklarda gezdi durdu. Bu 4 ay boyunca, kimse elinden tutmadı onun, kimse “Aç mısın, açık mısın, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormadı. Faik Baba da kimseye şikayet etmedi, dert yanmadı. Eski “Mevlevi dervişlerinin” tevekkülüne, sanatçı ruhunun cömertliğini katık etti, halini hatırını soranlara “İyiyim…” demekle yetindi, “Buna da şükür…” dedi.

Günlerini film setiyle, Özsüt muhallebicisi arasında geçiren Faik Baba, hala “Allah’a şükür…” diyor. Ama on günde 10.000 lira kazananlar, 50.000 lira kazananlar, “Şükür…” diyorlar mı acaba?

YA MUAZZEZ ARÇAY?

Bir canlı tarih gibi duruyordu otel odasına sığınmış kadın. Uzun süre tiyatroda kalmış, sinemanın aşağılandığı, hor görüldüğü; prodüktörlerin “kadın oyuncu” bulabilmek için ne yapacaklarını bilmedikleri bir devirde sinemaya girmiş, yıllar boyu Yeşilçam’a emek vermişti. Kader, onu da sonunda kırık ayakla, elinden düşmeyen koltuk değneğiyle bir otel odasının dört duvarından teselli aramaya mecbur etti.

Kısık bir sesle konuşuyordu;

“Allah Ümit Utku’dan razı olsun…” diyordu, “Bu otelin parasını o veriyor… Ya o da olmasa… Herhalde sokakta kalırdım…”

En azından 300 filmde rol almış bir sanatçıya, bu 300 film başını sokacak bir ev oda dahi vermemişti. Film kutularında ebedileşen bu sanatçının 3 milyonluk şehirde tek dayanağı vardı. Bir prodüktör Ümit Utku… Otel ücretini vermese, sokaktaydı. Bugün iyileşti artık Muazzez Arçay. 57 yaşına rağmen, hala filmlerde oynuyor. Ama o acı günleri unutamıyor. Nasıl unutsun…

MEHMDUH ALPAR

Türk sinemasının unutulmaz “Baron Memduh”unun sonu da arkadaşlarından farklı değil. O da hiç oynamadıysa 400 filmde rol aldı. Sonra kısmi felç denilen illet gelip yapıştı “Baron”un yakasına. Filmlerde parlak yeleği, muntazam papyonu ve monoklü ile “milyoner” rollerine çıkan “Baron” bir süre bu haline rağmen çalışmaya devam etti.

Sonra sağa başvurdu, sola başvurdu ve Darülaceze’ye yatırıldı.

“Faik Coşkun ayağı kırılınca aylarca meslektaşlarından ilgi beklemişti. Muazzez Arçay ise iki yıl hasta yattıktan sonra iyileşir iyileşmez filmlerde oynamak için Yeşilçam’a koştu. “Baron” diye tanınan Memduh Alpar halen Darülaceze’de… Bayramda onu da Türkan Şoray ziyaret etti. Sami Hazinses eskisi gibi yine filmlerde oynuyor ama eskisinden çok farklı şartlarda…”

*20 yıllık sinema oyuncusu Hakkı Haktan bir süre Heybeliada Senatoryumu A blok ikinci binada yattı. Muazzez Arçay’a olduğu gibi, ona da Ümit Utku’dan başka yardım eli uzatan yok. Yukarıda, Ümit Utku ve Erol Yaş, Hakkı Haktan’a geçmiş olsun diyorlar.

ŞİMDİ DE HAKKI HAKTAN

Ya Hakkı Haktan? Bu koyu sarı saçlı, seyrek bıyıklı, hafif kambur, karakter oyuncusunun kaderi de diğerlerinden farklı değil. O da son 3 yıl boyunca ciğerini için için kemiren “ince hastalığa” rağmen setten sete koştu. 50 lira, 100 lira, çok çok 200 lira yevmiyeyle filmlerde oynamaya devam etti. Yakınları ona: “Hastasın Hakkı, çalışma artık, dinlen…” diyorlardı. Nasıl çalışmasın, nasıl dinlensin, nasıl kendini kapıp koyuvermesin Hakkı Baba? Geçindireceği bir ev vardı başında. Sonunda bir gün vücudu bu çalışmaya isyan etti. “Dur…” dedi ve Hakkı baba, apar topar Heybeliada sanatoryumuna yatırıldı.

Yeri gelince ağzımızı yaya yaya, “Yerli film sanayinde en azından 5000 aile ekmek yiyor…” deriz. Hani nerede? İşte canlı örneği elimizde. Bir Ümit Utku gitti Heybeliada sanatoryumuna… Sendikası adına, şahsı adına, yılların Hakkı Baba’sına yardım elini uzattı, onunla ilgilendi. Peki geri kalan 4999 kişi ne yaptı? Hiç… Kocaman bir hiç…

-Necdet Tosun yıllar sonra takdimciliğe başladı, dükkan açtı. Atıf Kaptan ise yıllar sonra yine Anadolu yollarına düştü. Turneye çıkıyor, aynı zamanda filmlerde de oynuyor. 

BU LİSTE UZAR GİDER

Muazzez Arçay, Memduh Alpar, Faik Coşkun, Hakkı Haktan… Böyle kalmaz bu liste, uzar gider… Çok az ücretle çalışan, haftada iki gün çalışıp, kazandığını yedi güne bölen karakter oyuncularının değişmez, ortak kaderidir bu. Aldığı nedir ki, kenara para koysun… Yaşlılığında eli, ayağı tutmadığı zamanlarda kimseye muhtaç olmadan son günlerini geçirsin…

Alın Sami Hazinses’i… Sami, bir zamanların aranan komedi oyuncularından biriydi. Aldığı pek ahım şahım bir para değildi ama onun “rahatça” geçinmesini temin ediyordu. Komedi filmleri furyası durulunca, Sami’nin de durumu bozuldu. Bugün gene oynuyor, ama hep eski, parlak günlerinin hayaliyle… Sırtını Türker – Berker İnanoğlu kardeşlere dayayan ve sadece onların filmlerinde oynayabilen Necdet Tosun da öyle. Bir zamanların ünlü Mualla Sürer’i, gitgide az rastlanır oldu filmlerde. Bir zamanlar Ahmet Tarık’tan sonra en ünlü adam olan M. Ali Akpınar da öyle, Mümtaz Alpaslan da, Hasan Ceylan da, Talia Saltı da gitgide daha az sayıda filmlerde oynuyorlar. Liste daha da genişletilebilir. Hüseyin Baradan, sinemanın açığını şovmenlikle kapamaya çalışıyor. Hulusi Kentmen’le bunca yılın Atıf Kaptan’ı turneye çıkıp, Yeşilçam’ın bonosunun yanına sahnenin “nakdini” ekliyor.

-Mualla Sürer 1969 yılında, geçen yıllara nispetle çok az filmde oynadı, yani daha az kazandı. Sinemamızdaki krizden nasibini alan Hüseyin Baradan’sa bir taraftan filmlerde oynuyor, diğer taraftan da şov yaparak gelecek günleri bekliyor.

BU, KARAKTER OYUNCULARININ ORTAK KADERİDİR

Bu, bütün karakter oyuncularının ortak kaderidir. Yıldız sisteminin hakim olduğu Yeşilçam’da, konular daima başroldeki ikilinin etrafında döner. “Karakter oyuncuları” dediğimiz “Çilekeşler Ordusu” da bu filmlerin tuzu-biberidirler. Onlarsız film olmaz. Bu satırların yazıldığı anda, yeni bir kongreden çıkan Prodüktörler Cemiyeti, bu sınıfa giren oyuncuları hakkında karar almalıdır muhakkak. Unutulmamalıdır ki, bir sinema yıldızının içine düştüğü güç durum, her şeyden önce bir meslek dalı olarak sinemayı yaralar. Ve artık yerli sinemanın da yaralanmaya tahammülü kalmamıştır…

-Hulusi Kentmen de yıllar sonra tiyatroya dönüş yaptı. Yılın belli aylarında turneye çıkıyor, ardından İstanbul’a gelip filmlerde oynuyor. En eski karakter oyuncularından olan Hasan Ceylan da, yıllarını verdiği sinemadan başını sokacak bir ev parası bile alamadı.

12 Aralık 1969 / SES Dergisi

*Yazının dergideki orijinal halidir. Üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

________________________________________________________

Yazıyı hazırlayan, o yıllarda bu duruma hassasiyet gösteren Erman ŞENER’e ve Ümit UTKU’ya sonsuz teşekkürler…