Tag Archives: yeşilçam sanatçıları

.::Hasan Yıldız Anlatıyor: Yeşilçam’da Süpermenler Otobüse Biner!::.

Hasan Yıldız ağabeyimle her fırsatta bir araya gelir sohbet ederiz. Hafızası en güçlü ve anlatımı en keyifli karakter aktörlerinden biridir o. Başına gelen en talihsiz olayı dahi öyle keyifli anlatır ki, birlikte güldükten sonra bir an kalır, “Nasıl olabilir böyle bir şey?” diye düşünmeye başlarsınız. Onunla daha önce yaptığım oldukça detaylı bir röportaj, sitemizin RÖPORTAJ KÖŞESİ kısmında mevcut.

Aşağıda okuyacaklarınız, hiç sözleşmeden, tesadüf eseri Hasan ağabeyle karşılaşıp bir çay içerken anlattıklarıdır. Ben çok gülmüş, hevesle ses kayıt cihazına kaydetmiştim. İşlerimin yoğunluğundan böyle bir kayıt aldığımı bile unutmuşum. Az önce ses kayıt cihazımdaki röportjları kontrol ederken rastladım ve hemen hevesle deşifresini gerçekleştirdim.

İşte yine Üçüncü Adam farkı ile Yeşilçam’ın dipsiz kuyularından bir ses…

Bu kez oldukça komik bir ses!

______________________________________________________

Hasan Yıldız Anlatıyor:

“Şimdi “Çılgın Kız ve 3 Süper Adam” diye bir film çekiyoruz. Süpermenler biliyorsun filmde uçan adamlar. Kemerburgaz’da bir sahne var, çalışıyoruz. O filmin yönetmeni –Allah rahmet eylesin- Cavit Yürüklü.

Bir sahne var; biz 3-5 kişi kavgacılar varız, Süpermenlerden biri de üzerimize uçacak. Cavit Yürüklü da dedi ki; “Süpermenler, şu Kemerburgaz’ın tepesine çıkın. Oradan uçacaksınız, aşağıda brandalar gerili olacak. Sonra da 5 kavgacının üzerine atlayacaksınız ve kavganı başlayacak.” İçlerinden biri “Ben hemen çıkar atlarım!” dedi. Süpermenlerden biri çıktı kemerlerden birinin tepesine. Aşağıda brandayı tuttular. Mesafe yüksek, herkes girdi brandanın altına. Elli-altmış kişi var, kalabalık. Herkes sıkıca tuttu. Bu çıktı yukarıya, oradan tarif ediyor “Brandayı şuraya çekin, buraya çekin…” diye. Tam ayarladık, “Tamam!” dedi el işareti ile. “İyi!” dedi yönetmen. Sonra da megafonla bağırdı: “Kaybol, atla!”. Yani kadrajdan çık, sonra bir anda kadrajda belirip atla. Çok yüksek ama kemer, herkes tedirgin bekliyor. Süpermen kayboldu arkaya doğru. Yönetmen yine megafonla bağırdı: “Motor!” dedi, kamera çalışmaya başladı. Bize döndü, “Sıkı tutun!” dedi. Herkes brandayı iyice gerdi. Hüseyin Sayar’dı oyuncu arkadaşın adı.

“Hüseyin gel!” diye bağırdı yönetmen tekrar. Hüseyin yok! Bir daha bağırdı, yine gelen giden yok. Herkes bağırıyor “Gel, atla!” diye, gelen yok. “Duymuyor mu acaba?” diye herkes birbirine soruyor. “Neyse bozmayın, birazdan gelir!” diyorlar ama kamera çalışıyor, boşa film akıyor. Film akınca da yönetmenin canı gidiyor. Elimizdeki negatif belli, ucu ucuna yetecek zaten. Biraz daha bekledik, adam gelmedi. Yönetmen “Stop!” dedi. “Ama brandayı bozmayın, belki çıkar atlar!” dedi. İnanmayacaksın, bir 10 dakika brandanın altında bekledik. Yine kimse gelmedi. Yönetmen de kameramana diyor ki, “Tetikte ol, çıkıp atladığı an bas kayda!”

Baktık gelen yok, yönetmen arkaya birilerini yolladı bakmaları için. Acaba çok geriledi de arkaya mı düştü diye herkes telaşlanmaya başladı. Arkaya baktılar kimse yok. Yukarı çıktılar, orada da kimse yok. Biz de hala brandayı tutuyoruz belki atlar diye. Yukarıdan bağırdılar, orada da kimse yok. Biz indirdik brandayı, sağa sola yayıldık adamı arıyoruz. 15-20 dakika aradık, bulamadık kimseyi. Ormanlık bir alan vardı oraya baktık, orada da bulamadık. Yönetmen dedi: “Bu korktu atlamaya, utandı da gelmeye kaçtı gitti…” E nereye kaçar gider üzerinde Süpermen elbisesi ile?

Bindik minibüse, az bir işimiz daha vardı. Başka bir mekanda çekim yaptık, akşama kadar çalıştık, bitirdik. Bir geldik artistler kahvesine, bizim Hüseyin, Süpermen elbisesi ile oturmuş kağıt oynuyor. “Ne oldu yahu?” dedik, “Atlayamadım, gözüm kesmedi… Utandım da aşağı inmeye. Kaçtım gittim.” dedi. “E nasıl geldin buraya kadar?” dedik, “Biraz saklandım…” dedi. Orada kömür taşıyan kömür arabaları vardı. Onlardan birinin şoförüne rica edip, üzerinde Süpermen kostümü, kamyonla Sarıyer’e gidiyor. Oradan da belediye otobüsüne biniyor, Beyoğlu’na geliyor.

Biz şaşkın şaşkın ona bakakaldık, o bize “Elbiselerimi getirdiniz mi?” diyor.

İşte bizim Süpermen’imizin başından geçen olay!”

*Afiş ve lobi görseli http://www.sinematurk.com sitesinden alınmıştır.

Reklamlar

.::Hababam Sınıfı’nın Kayıp Şarkısı Gün Işığına Çıktı::.

Merhabalar sevgili dostlar.

Arzu Film‘in çok kıymetli yetkililerinden aldığım izin ile, sizlerle arşivimden çok özel bir videoyu paylaşmak istedim.

Tüm Hababam Sınıfı filmlerinin fragmanları arşivimde mevcut, önümüzdeki günlerde Arzu Film’e yollayacağım ve paylaşacaklar. 🙂

Bu viedonun özelliği; Videodaki şarkının “Hababam Sınıfı Tatilde” filminin, Mahmut Hoca‘ya hazırladıkları gösterinin yer aldığı kamp sahnesinde geçen “Ah Bu Hayat Çekilmez” şarkısının haricinde bir şarkı olması. Bu şarkı sanırım sadece fragman için hazırlandı. Şarkıyı, fragmandan sizler için kesip hazırladım. Normalde kendi videolarıma site logosu koyarım ama bu video Arzu Film’e ait. Bu nedenle logo koymayı uygun bulmadım. 🙂

Kısa ama keyifli seyirler dilerim. 🙂
Erhan

.::Ata Saka’dan Üçüncü Adam Takipçilerine Selam Var!::.

İşte huzurlarınızda, ilk kez bizlere özel görüntüsü ile Yeşilçam’ın dev çınarı Ata Saka! 😊 Bu özel videoyu bizim için çeken, kendisi ile telefonla görüşmemizi sağlayan Ali İhsan Tunç ağabeye sonsuz teşekkür, sevgi ve saygılarımı yolluyorum. 😊👍 Sağlıklı nice güzel günlere Ata Saka ağabeyimiz! 🙏 *Kendisinden röportaj sözü de aldım en kısa zamanda röportaj yapacağım. 👍

.::Üçüncü Adam E-Dergimizin Şubat 2017 Sayısı: “Bilal İnci Özel Sayısı”::.

Üçüncü Adam e-dergimizin Şubat sayısını “Bilal İnci Özel Sayısı” olarak hazırladık. İşlerimizin yoğunluğundan dolayı ayın son günü, son saatlerinde sizlerle buluşabildik.

Dergimizi okumak için tıklayınız.

.::’Üçüncü Adam E-Dergi’mizin 24 Sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ Sizlerle!::.

Türkiye’nin ilk Yeşilçam e-dergisi ‘Üçüncü Adam E-Dergi’ geri döndü!

Hem de 24 sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ ile…

Bu özel sayıda, hem sitemizde yayınlanan onlarla ilgili tüm röportajları, hem de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış 4 röportaj ve ilk kez göreceğiniz Adile Naşit & Münir Özkul fotoğraflarını göreceksiniz.

ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

*Emeklerimizin tek karşılığı kıymetli teşekkürleriniz. Hiçbir beklenti gütmeden, sizlere sinema emekçilerimizi tanıtmak için var gücümüzle uğraşmaktayız. En azından dergimizin kaç kişiye ulaştığını bilmek adına, yorum kısmına ‘Teşekkürler” ya da “Okudum” yazarsanız çok sevindirirsiniz bizleri. Güzel seneler, keyifli okumalar.

.::Gülgün Erdem’in Ardından::.

Gülgün Erdem‘in geç gelen vefat haberi tüm okurlarımızı oldukça şaşırttı ve üzdü. Bu süreç içerisinde bizlere ulaşan Yahya Karadaş, kendi arşivinden Gülgün Erdem’e ait bir fotoğrafla, kendisine ait biyografik bilgileri bizlerle paylaştı.

Kendisine ilgisi için çok teşekkür ederiz.

Yahya Karadaş;

“Gülgün Erdem 60’ların hemen başında figüran olarak sinemaya başlamıştır. Bu dönemde rol aldığı filmlerin jeneriklerinde adı yazılmamıştır. Özellikle 1964-65 yıllarından itibaren diyaloglu rollere geçmiş ve siyah-beyaz filmlerde genellikle vamp karakterleri (küçük roller de olsa) canlandırmıştır. 60’lı yılların ikinci yarısında yaptırdığı burun estetik operasyonu onu daha da güzelleştirmiş ve 68’den itibaren yapımcıların daha fazla dikkatini çekerek, giderek başrollere tırmanmıştır. Gülgün Erdem genellikle “B” sınıfı filmlerde başrollerde oynamış, “A” grubu firmaların filmlerinde de yardımcı kadın oyuncu olarak rol almıştır. Başarılı bir sinema oyuncusudur. Vamp rollerde bile hiçbir zaman aşırı çıplaklığa kaçmamıştır. Sanatçımızın ölüm haberini 2 yıl sonra öğrenmeniz Yeşilçam’ın vefasızlığına ilk örnek değildir. Gülgün Erdem ve benzeri tüm Yeşilçam oyuncuları sinemamızın gerçek emektarları ve sahipleridir.”

.::Üvey Baba, Esrar ve Yeşilçam’lı Bir Hayat: Güzeller Güzeli Bir Melek Ayberk Vardı::.

Sinemamızdan sessiz sedasız bir Melek Ayberk geçti.

1959 yılında Ankara’da doğdu. Orta okulu bitirdi.

15 yaşında Sinema Güzeli seçildi.

25 filmde oynadı.

1980‘de uyuşturucu madde kullanmaktan ve satmaktan hapis yattı.

1994 yılında, 35 yaşında, daha hayatının başında uyuşturucu komasına girdi ve bir daha gözlerini açamadı…

1980 yılında, Hayat dergisinde kendisi ile yapılmış bu nadide röportajı sizler için derledik.

Dergiden Deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Hayat Dergisi / 1980

Her şey tek bir sigarayla başlamıştı… Evet, her şey o tek, esrarlı sigarayla…

Neden içmişti o esrarlı sigarayı? İsteyerek mi, bilmeyerek mi? Yoksa… Kimler itmişti onu bu yola? Bir nefes dumanın nasıl esiri olmuştu? Nasıl düşmüştü bu hale bu güzelim kız? Kimler düşürmüştü onu bu tuzağa?

Henüz 22’sinde yeni girmişti. Fakat altmışında, yetmişinde hissediyordu kendini. Yaşamdan bir zevk almıyor, ağır bir yük gibi geliyordu yaşamak ona.

“Benim hayatım baştan sona bir dram…” diye başladı bir zamanların sinema güzeli Melek Ayberk, 22 yıllık çileli yaşam öyküsüne.

Gözlerinden yağmur gibi boşanan yaşlarla başladı tek tek anlatmaya. Ve gözleri daldı gitti anlatırken ta gerilere, çocukluk yıllarına doğru:

“Altı yaşındaydım, annemle babam ayrıldılar. Her ikisini de çok seviyor, sayıyordum. Bu beni yıkan ilk olay oldu. Annem Tekel’de işçiydi. İki küçük kardeşimle fakir ama mutlu hayatımız vardı. Ben dokuz yaşındayken annem üvey babamla evlendi. Üvey babam sadist bir insandı. Sürekli beni döverdi… Elindeki şövalye yüzükle suratıma vurur, kulaklarımdan tutar havaya kaldırırdı. Annem bazen müdahale eder, “Kızım suçun ne?” diye sorardı. Ben de ağlayarak “Bilmiyorum anneciğim…” derdim. Bir gün İzmir’de üvey babam beni parka gezmeye götürdü. Beni bir köşeye oturttu. “Sen burada bekle.” dedi. Biraz sonra da polislerin arasında geldi almaya. Üvey babam “tırnakçılık” yapıyormuş meğer.

Karakolda polisler babama ‘Ulan, parmak kadar çocuğu yanında gezdirip suçuna alet etmeye utanmıyor musun?’ dediler ve beni serbest bıraktılar. Babam hapse girdi, be de eve…”

EVLENDİĞİ KİŞİ DE ESRARKEŞ ÇIKTI

“Bütün bu fırtınalı ve buhranlı aile düzenimizde ancak ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabildim. Çalışkan ve zeki bir öğrenciydim ama evimize annemden başka bakacak kimsemiz yoktu. Annemin aylığı ile zaten kıt kanaat geçinip gidiyorduk. Ve zorunlu olarak okulu bıraktım. Küçük yaştan beri sevgi nedir bilmedim, şefkat nedir görmedim. Bir gün olsun gülmedim, çok kez özendim gülenlere…”

İki yılını daha bu koşullar altında geçiren Melek Ayberk on altı yaşında güzel bir kızdı artık. çevresinden evlenme teklifleri alıyordu sık sık.

“On altı yaşındaydım. Üvey babam zorla evlendirdi beni. Evlendiğim kişi esrarkeş çıkmıştı. Annesi ise tam anlamıyla ünlü bir kadın satıcısıydı. Ama Allah var, ne kocamdan ne annesinden hiçbir kötülük görmedim. Üstelik bana da çok iyi davrandılar. Beni tüm kötülüklerden mümkün mertebe korumaya çalıştılar. Ama esrarkeş bir kocayla ömür boyu mutlu olamayacağımı, böyle bir adamla mutlu hayat süremeyeceğimi anlamıştım. Üstelik kocamın hiçbir geliri de yoktu. Annesi para veriyor, kocam da hazırdan bu parayı yiyordu. Önce kocamdan ayrılıp annemin yanına kaçtım. sonra da boşandım.”

BİR HAYATIN ÇÖKÜŞÜ

Ve Melek Ayberk koca evinden sonra, arada bir Ankara’daki anne evinden de kaçamaklar yapıp tesadüfen tanıştığı kızlı erkekli gruplarla diskoteklerde sabahlamaya başlar.

İşte böyle bir gün, Ankara’da gittiği bir diskotekte, kız arkadaşlarından biri “Yak hele şuradan Melek… Her şeyi unutursun…” der ve bir tek esrarlı sigarayı eline uzatır. Ve kıramaz Melek. Arkadaşının verdiği bu tek esrarlı sigarayı sonuna kadar içer. Bu içiş ilk içiştir ve son olmayacaktır.

“İlk kez içtiğim sigara beni hayali mutluluklar aramaya itti. Artık günde iki-üç esrarlı sigara içer olmuştum. Bu sigaralar bana gelip geçici mutluluk veriyordu. Bu arada bir gazetenin açtığı yarışmada şansımı denemeye karar verdim. 1974 Türkiye sinema güzeli seçilmiştim artık…

25 filmde başrol oynadım. Türkiye’yi İtalya’da temsil edecektim. Yaşım tutmadığı, ailem de izin vermediği için İtalya’ya gidemedim. Gidebilseydim, yaşantım herhalde değişirdi.”

HALE SOYGAZİ HAYATIMI KURTARDI

Melek Ayberk Yeşilçam‘dadır artık. Sinemada Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Serdar Gökhan, Aytaç Arman ile başrollerde oynar. Fakat ne gariptir ki sinemada en fazla kazandığı para film başına üç bin lirayı geçmez. Sinema hayatında unutamadığı bazı olaylar da olmuştur. Örneğin “Unutama Beni” adlı film setinde başından geçen bir anıyı şöyle anlatır:

“Filmin bir sahnesinde barut patlatıldı. Göz gözü görmez oldu. Bir boşlukta ayağım kaydı. Tam düşerken Hale (Soygazi) Hanım kolumdan tutarak beni kendisine doğru çekti. Hayatımı ona borçluyum… Bu arada Aşk-ı Memnu adlı televizyon filminde öpüşmediğim için benim rolümü Müjde Ar’a verdiler ve sayemde Müjde Ar diye birisi doğdu.”

2 yıl önce ise Melek’in üvey babası öldürülür. Aile İstanbul’da Tarabya sırtlarında yaşamını sürdürmeye çalışır. Bu arada adını açıklamadığı, açıklamak istemediği bir kişi onu özel bir klinikte tedavi ettirir. Karaciğeri büyümüştür, 15 şişe serum verirler. Hastaneden çıkar. Artık söz vermiştir bir daha esrar kullanmayacağına dair. Bir süre içmez. Fakat onu bırakmayan, esrarkeşlerden oluşan kızlı erkekli bir arkadaş grubu vardır. İstanbul’un gece kulüplerinde hem içip hem satan bu grup kısa zamanda Melek’i de kendilerine alet ederler.

Bu dram burada bitmiyor. Bitmeyecek de. Şimdi tutuklu olan sanatçı Sağmalcılar Cezaevi‘nde hakkında verilecek kararı bekliyor. Bakalım yazgısı onu daha nerelere sürükleyecek.

_______________________________________________________

Röportajdan sonra Melek Ayberk bir süre hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra bir daha ne sinemaya, ne de hayata tutunabildi…

Sinemamızdan, güzeller güzeli bir Melek Ayberk geçti…