Tag Archives: yeşilçam sanatçıları

.::Üçüncü Adam E-Dergimizin Şubat 2017 Sayısı: “Bilal İnci Özel Sayısı”::.

Üçüncü Adam e-dergimizin Şubat sayısını “Bilal İnci Özel Sayısı” olarak hazırladık. İşlerimizin yoğunluğundan dolayı ayın son günü, son saatlerinde sizlerle buluşabildik.

Dergimizi okumak için tıklayınız.

Reklamlar

.::’Üçüncü Adam E-Dergi’mizin 24 Sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ Sizlerle!::.

Türkiye’nin ilk Yeşilçam e-dergisi ‘Üçüncü Adam E-Dergi’ geri döndü!

Hem de 24 sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ ile…

Bu özel sayıda, hem sitemizde yayınlanan onlarla ilgili tüm röportajları, hem de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış 4 röportaj ve ilk kez göreceğiniz Adile Naşit & Münir Özkul fotoğraflarını göreceksiniz.

ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

*Emeklerimizin tek karşılığı kıymetli teşekkürleriniz. Hiçbir beklenti gütmeden, sizlere sinema emekçilerimizi tanıtmak için var gücümüzle uğraşmaktayız. En azından dergimizin kaç kişiye ulaştığını bilmek adına, yorum kısmına ‘Teşekkürler” ya da “Okudum” yazarsanız çok sevindirirsiniz bizleri. Güzel seneler, keyifli okumalar.

.::Gülgün Erdem’in Ardından::.

Gülgün Erdem‘in geç gelen vefat haberi tüm okurlarımızı oldukça şaşırttı ve üzdü. Bu süreç içerisinde bizlere ulaşan Yahya Karadaş, kendi arşivinden Gülgün Erdem’e ait bir fotoğrafla, kendisine ait biyografik bilgileri bizlerle paylaştı.

Kendisine ilgisi için çok teşekkür ederiz.

Yahya Karadaş;

“Gülgün Erdem 60’ların hemen başında figüran olarak sinemaya başlamıştır. Bu dönemde rol aldığı filmlerin jeneriklerinde adı yazılmamıştır. Özellikle 1964-65 yıllarından itibaren diyaloglu rollere geçmiş ve siyah-beyaz filmlerde genellikle vamp karakterleri (küçük roller de olsa) canlandırmıştır. 60’lı yılların ikinci yarısında yaptırdığı burun estetik operasyonu onu daha da güzelleştirmiş ve 68’den itibaren yapımcıların daha fazla dikkatini çekerek, giderek başrollere tırmanmıştır. Gülgün Erdem genellikle “B” sınıfı filmlerde başrollerde oynamış, “A” grubu firmaların filmlerinde de yardımcı kadın oyuncu olarak rol almıştır. Başarılı bir sinema oyuncusudur. Vamp rollerde bile hiçbir zaman aşırı çıplaklığa kaçmamıştır. Sanatçımızın ölüm haberini 2 yıl sonra öğrenmeniz Yeşilçam’ın vefasızlığına ilk örnek değildir. Gülgün Erdem ve benzeri tüm Yeşilçam oyuncuları sinemamızın gerçek emektarları ve sahipleridir.”

.::Üvey Baba, Esrar ve Yeşilçam’lı Bir Hayat: Güzeller Güzeli Bir Melek Ayberk Vardı::.

Sinemamızdan sessiz sedasız bir Melek Ayberk geçti.

1959 yılında Ankara’da doğdu. Orta okulu bitirdi.

15 yaşında Sinema Güzeli seçildi.

25 filmde oynadı.

1980‘de uyuşturucu madde kullanmaktan ve satmaktan hapis yattı.

1994 yılında, 35 yaşında, daha hayatının başında uyuşturucu komasına girdi ve bir daha gözlerini açamadı…

1980 yılında, Hayat dergisinde kendisi ile yapılmış bu nadide röportajı sizler için derledik.

Dergiden Deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Hayat Dergisi / 1980

Her şey tek bir sigarayla başlamıştı… Evet, her şey o tek, esrarlı sigarayla…

Neden içmişti o esrarlı sigarayı? İsteyerek mi, bilmeyerek mi? Yoksa… Kimler itmişti onu bu yola? Bir nefes dumanın nasıl esiri olmuştu? Nasıl düşmüştü bu hale bu güzelim kız? Kimler düşürmüştü onu bu tuzağa?

Henüz 22’sinde yeni girmişti. Fakat altmışında, yetmişinde hissediyordu kendini. Yaşamdan bir zevk almıyor, ağır bir yük gibi geliyordu yaşamak ona.

“Benim hayatım baştan sona bir dram…” diye başladı bir zamanların sinema güzeli Melek Ayberk, 22 yıllık çileli yaşam öyküsüne.

Gözlerinden yağmur gibi boşanan yaşlarla başladı tek tek anlatmaya. Ve gözleri daldı gitti anlatırken ta gerilere, çocukluk yıllarına doğru:

“Altı yaşındaydım, annemle babam ayrıldılar. Her ikisini de çok seviyor, sayıyordum. Bu beni yıkan ilk olay oldu. Annem Tekel’de işçiydi. İki küçük kardeşimle fakir ama mutlu hayatımız vardı. Ben dokuz yaşındayken annem üvey babamla evlendi. Üvey babam sadist bir insandı. Sürekli beni döverdi… Elindeki şövalye yüzükle suratıma vurur, kulaklarımdan tutar havaya kaldırırdı. Annem bazen müdahale eder, “Kızım suçun ne?” diye sorardı. Ben de ağlayarak “Bilmiyorum anneciğim…” derdim. Bir gün İzmir’de üvey babam beni parka gezmeye götürdü. Beni bir köşeye oturttu. “Sen burada bekle.” dedi. Biraz sonra da polislerin arasında geldi almaya. Üvey babam “tırnakçılık” yapıyormuş meğer.

Karakolda polisler babama ‘Ulan, parmak kadar çocuğu yanında gezdirip suçuna alet etmeye utanmıyor musun?’ dediler ve beni serbest bıraktılar. Babam hapse girdi, be de eve…”

EVLENDİĞİ KİŞİ DE ESRARKEŞ ÇIKTI

“Bütün bu fırtınalı ve buhranlı aile düzenimizde ancak ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabildim. Çalışkan ve zeki bir öğrenciydim ama evimize annemden başka bakacak kimsemiz yoktu. Annemin aylığı ile zaten kıt kanaat geçinip gidiyorduk. Ve zorunlu olarak okulu bıraktım. Küçük yaştan beri sevgi nedir bilmedim, şefkat nedir görmedim. Bir gün olsun gülmedim, çok kez özendim gülenlere…”

İki yılını daha bu koşullar altında geçiren Melek Ayberk on altı yaşında güzel bir kızdı artık. çevresinden evlenme teklifleri alıyordu sık sık.

“On altı yaşındaydım. Üvey babam zorla evlendirdi beni. Evlendiğim kişi esrarkeş çıkmıştı. Annesi ise tam anlamıyla ünlü bir kadın satıcısıydı. Ama Allah var, ne kocamdan ne annesinden hiçbir kötülük görmedim. Üstelik bana da çok iyi davrandılar. Beni tüm kötülüklerden mümkün mertebe korumaya çalıştılar. Ama esrarkeş bir kocayla ömür boyu mutlu olamayacağımı, böyle bir adamla mutlu hayat süremeyeceğimi anlamıştım. Üstelik kocamın hiçbir geliri de yoktu. Annesi para veriyor, kocam da hazırdan bu parayı yiyordu. Önce kocamdan ayrılıp annemin yanına kaçtım. sonra da boşandım.”

BİR HAYATIN ÇÖKÜŞÜ

Ve Melek Ayberk koca evinden sonra, arada bir Ankara’daki anne evinden de kaçamaklar yapıp tesadüfen tanıştığı kızlı erkekli gruplarla diskoteklerde sabahlamaya başlar.

İşte böyle bir gün, Ankara’da gittiği bir diskotekte, kız arkadaşlarından biri “Yak hele şuradan Melek… Her şeyi unutursun…” der ve bir tek esrarlı sigarayı eline uzatır. Ve kıramaz Melek. Arkadaşının verdiği bu tek esrarlı sigarayı sonuna kadar içer. Bu içiş ilk içiştir ve son olmayacaktır.

“İlk kez içtiğim sigara beni hayali mutluluklar aramaya itti. Artık günde iki-üç esrarlı sigara içer olmuştum. Bu sigaralar bana gelip geçici mutluluk veriyordu. Bu arada bir gazetenin açtığı yarışmada şansımı denemeye karar verdim. 1974 Türkiye sinema güzeli seçilmiştim artık…

25 filmde başrol oynadım. Türkiye’yi İtalya’da temsil edecektim. Yaşım tutmadığı, ailem de izin vermediği için İtalya’ya gidemedim. Gidebilseydim, yaşantım herhalde değişirdi.”

HALE SOYGAZİ HAYATIMI KURTARDI

Melek Ayberk Yeşilçam‘dadır artık. Sinemada Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Serdar Gökhan, Aytaç Arman ile başrollerde oynar. Fakat ne gariptir ki sinemada en fazla kazandığı para film başına üç bin lirayı geçmez. Sinema hayatında unutamadığı bazı olaylar da olmuştur. Örneğin “Unutama Beni” adlı film setinde başından geçen bir anıyı şöyle anlatır:

“Filmin bir sahnesinde barut patlatıldı. Göz gözü görmez oldu. Bir boşlukta ayağım kaydı. Tam düşerken Hale (Soygazi) Hanım kolumdan tutarak beni kendisine doğru çekti. Hayatımı ona borçluyum… Bu arada Aşk-ı Memnu adlı televizyon filminde öpüşmediğim için benim rolümü Müjde Ar’a verdiler ve sayemde Müjde Ar diye birisi doğdu.”

2 yıl önce ise Melek’in üvey babası öldürülür. Aile İstanbul’da Tarabya sırtlarında yaşamını sürdürmeye çalışır. Bu arada adını açıklamadığı, açıklamak istemediği bir kişi onu özel bir klinikte tedavi ettirir. Karaciğeri büyümüştür, 15 şişe serum verirler. Hastaneden çıkar. Artık söz vermiştir bir daha esrar kullanmayacağına dair. Bir süre içmez. Fakat onu bırakmayan, esrarkeşlerden oluşan kızlı erkekli bir arkadaş grubu vardır. İstanbul’un gece kulüplerinde hem içip hem satan bu grup kısa zamanda Melek’i de kendilerine alet ederler.

Bu dram burada bitmiyor. Bitmeyecek de. Şimdi tutuklu olan sanatçı Sağmalcılar Cezaevi‘nde hakkında verilecek kararı bekliyor. Bakalım yazgısı onu daha nerelere sürükleyecek.

_______________________________________________________

Röportajdan sonra Melek Ayberk bir süre hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra bir daha ne sinemaya, ne de hayata tutunabildi…

Sinemamızdan, güzeller güzeli bir Melek Ayberk geçti…

.::Özden Sangu, Baba Dostu Tugay Toksöz’ü Anlatıyor: “Onun hayatında en önemli üç şey ; Dostluk, Şöhret ve Alkol’dü…”

Sevgili dostlarımız merhabalar,

Yakın zamanda, sitemizdeki Tugay Toksöz ile ilgili çalışmalara yorum yapan, ve kendisi ile ilgili bilgi sahibi olduğunu belirten değerli okurumuz Özden Sangu ile detaylı bir röportaj gerçekleştirdik. Daha doğrusu, o ‘Ben size anlatacağım…’ dedi, biz de heyecanla bekledik. Ve açıkçası beklediğimize de değdi…

Aşağıda okuyacaklarınız, sinemamızın uçlarda yaşayan jönlerinden Tugay Toksöz’ün oldukça zor yaşantısına bir ışık tutacak, sanatçımızı sizlere daha yakından tanıtacaktır.

Özden Bey’e emeği için ve değerli arşivini bizlerle paylaştığı için sonsuz teşekkür ederiz.

Keyifli okumalar…

ÖNSÖZ

Onun hakkında söylenecek o kadar çok söz var ki…

Tugay Toksöz; Rahmetli babam ile 1971 yılında, Ankara’da sinema gala ve film şirketlerine geldiğinde, onun gibi aile dostumuz olan babamın arkadaşı ünlü yönetmen yapımcı, rahmetli Sırrı Gültekin aracılığı ile tanışmışlardır.

Ben onu tanıdığımda ve Ankara’daki evimizde konuk ettiğimizde 10 yaşındaydım. Rahmetli babamın can dostuydu. Ankara’da vatani görevini yaptığı o yıllarda izinlerde bize gelmesi her zaman bizleri onurlandırırdı. Biz onu, o da bizleri çok severdi. Adeta bizden biri olmuştu. Onun ölümünde babamın da ağır hasta olması ve cenazesinde bulunamayışımız bizleri derin üzmüştür. Rahmetli babamın isteği ile, ben yıllar sonra onun Karaca Ahmet’teki mezarını çok zor şartlarda arayıp buldum ve ziyaret ettim. Bunu rahmetli babam ile paylaşmış olmam, bir nebze de olsa ona olan vefa borcunu ödemiş gibi içini ferahlatmıştı.

Toksöz, asker kaçağı olduğundan askerlik yaşı geçmesine rağmen askerliğini Ankara-Polatlı Topçu Okulu‘nda 1970’li yıllarda yapmış, Ankara GATA Tıp Fakültesi hastanesinde ameliyat olmuş ve hava değişimi raporu almıştır. Bu arada babamla Ankara’da çok sıkı dostlukları olmuş ve babam her defasında onunla ilgilenmiş, ziyarette bulunmuştur. Askerlik yaptığı yıllarda evimizde çok misafir ettik kendisini. Hatta yine onun gibi meslektaşı, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen Erhan Yazıcıoğlu ile de asker arkadaşı idi.

Asker kaçağı olan Toksöz için, Memduh Ün ve Fatma Girik bir-iki film projesi için Ankara’ya gelmişler. Babam onları havaalanında karşılayarak Tugay Toksöz’ün yanına götürmüş. Ancak o dönemin Topçu albayından izin çıkmayınca, bu filmleri başka aktörle çevirmişler. Bu belki de Toksöz’ün sonunu hazırlayan bir olaydır.

Maalesef çok alkol bağımlısıydı. Kıvrak zekaya ve milliyetçi siyasi düşünceye sahipti. Askerliği bitince de babam Hayrettin Sangu ile dostlukları devam etmiş ve babam İstanbul’da onun yanında çok vakit geçirmiştir.

Bazı yorum yapanları dikkatlice okuyorum ve çoğuna katılmıyorum. Rahmetli sanatçının ölümünün ardından bizleri iki şey üzmüştür; Rahmetlinin sinema dünyasında vefalı dostunun olmayışı ve onun hakkında tanıyan ve tanımayanların yaptığı asılsız yorum ve haberler.

22

BİYOGRAFİ

Gerçek Adı: Seyyid Togay Toksöz, 17 Mart 1938 yılında, İstanbul-Moda’da dünyaya geldi.

Ölümü: 25 Haziran 1988 – Karacaahmet Mezarlığı

Babası: Ataları Kars’tan göç etmiş, Çerkez kökenli Mali Müfettiş Recai Toksöz

Annesi: Selanik göçmeni, ünlülerin terzisi Vahide Melahat Toksöz

EĞİTİMİ

Bahariye İlkokulu, Kadıköy Yeldeğirmeni Ortaokulu, Saint Joseph Lisesi, Suadiye Ticaret Koleji ve Sultan Ahmet İktisadi Ticari İlimler Akademisi… Bu okuldaki yüksek öğrenimini 3. sınıfta bıraktı. Akademi yıllarında Almanya’ya dil öğrenmeye gitti. Orada alkole başladı ve silaha çok meraklıydı. Hatta nedeni bilinmeyen bir kavgada, bir Alman vatandaşın yaralanmasına sebep olmuş ve sınır dışı edilmiştir. Türkiye’ye döndüğünde ise İstanbul’da tercümanlık yaptı ve devlet memuru olarak kısa bir süre çalıştı.

EVLİLİK HAYATI VE SİNEMA

Onun hayatında en önemli üç şey ; Dostluk, Şöhret ve Alkol’dü…

1964 yılında Ses Dergisi-Kapak Yıldızı Yarışmasına aynı mahalleden arkadaşı, sinema oyuncusu Tunç Okan ile birlikte katılırlar. Tunç Okan birinci olurken, Tugay Toksöz ikinci seçilerek sinemaya adım atmıştır. 1965’de Ertem Eğilmez‘in yönettiği, Kartal Tibet‘in baş rolünü Selda Alkor‘la oynadığı Senede Bir Gün filminde ikinci rollerle sinema oyunculuğuna başlamıştır.

1968 yılında evlenmiş, bir kızı olmuştur. Genellikle köy filmleri ve salon filmlerinin değişmez oyuncusu olmuştur. Maalesef şöhret, alkol, sinema ve aile hayatını bir arada sürdürememiştir. Kısa süren evlilik hayatından sonra eşinden ayrılmış ve yalnız yaşamaya başlamıştır. Bu ayrılık onun için iyi olmamış, tüm kazandıklarını cömertçe harcamıştır.

O yıllarda; maddi ve manevi destek aldığı, Ankaralı, iki çocuklu, zengin dul bir hayranının evlenme teklifini geri çevirmiş, sadece arkadaş ilişkisinden öteye gitmeyişi de onun özel hayatını sekteye uğratmıştır.

70’li yılların sonundaki sinemadaki kriz tüm sinemacıları vurmuştu. Sinemadan başka geliri olmayan Toksöz de zor günler geçiriyordu. Sinemada parlamaya başladığı dönemde askere gitmesi, kariyerinde kötü bir kırılma noktası oldu. Seks filmleri furyası başlamış, maddi durumu iyi olmayan tutunamamış yapımcılar, bu projelerde Tugay Toksöz ve onun gibi zor durumda olan aktör ve aktrisleri oynatmaya ikna etmişlerdir. 1980 sonrası ise bu defa sinemada ses sanatçılarının furyası başlamış, bu filmlerde de 2. ve 3. rollerde yer almıştır. O yıllardaki sıkıntılarında annesinin maddi ve manevi desteğini almıştır.

1965 yılından 1988 yılına kadar başrol ve ikinci rollerde toplam 138 film çekmiş, en parlak dönemlerine 1967 yılında 8 film, 1969-1970 yıllarında toplam 34 film çekerek imza atmış, 1977-1978 yıllarında seks filmlerinin oyuncusu olmuş, 1980-1982 yıllarında hiç film teklifi alamamıştır. 1982 yılından itibaren ise ses sanatçılarının filmlerinde rol almıştır. 1984 yılında tekrar 10 film çekmiş, 1985-1988 yılları arasında ise birkaç filme imza atmıştır.

HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ

Toksöz, 1988 yılının başlarında Gaziantep’te  ÖÇ  filmi çekmeğe gider. Filmde ata binme sahnesi çekilirken kaza sonucu attan düşer ve ayağı iki yerinden kırılır, alçıya alınır ve İstanbul’a döner. Yanlış müdahale edilen ayağına, İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde iki yerden platin takılır. Ameliyattan önce; sosyal güvencesi olmadığı için SESAM tarafından sigortası başlatılır. Kendisini ziyaret için tanıdık, eş-dost göremeyince üzülür. Tedavi sürecinde ilaçlarla birlikte alkol aldığından, çok kötü bir durumda hastaneden evine taburcu ederler. Yaşlı ve hasta annesinin yanında kalmaya başlar. Belirli bir zaman sonra ağırlaşır, İstanbul SSK Okmeydanı Hastanesi’ne kaldırılır. Ayağındaki sorundan sonra, ilik kanseri teşhisi konulur ve kısa bir süre içerisinde 51 yaşında, 25 Haziran 1988 yılında vefat eder.

Cenazesi, ertesi gün Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra, Karaca Ahmet Mezarlığı‘nda toprağa verilir. Cenaze törenine kızı, yakınları ve sinema sanatçısı dostları gelmeyerek büyük bir vefasızlık göstermişlerdir.

Mekanı cennet olsun…

FOTOĞRAFLARLA TUGAY TOKSÖZ

 Yazan ve derleyen: Özden Sangu

.::10 Okurumuza, İmzalı ‘Bir Yadigar Ejder Kitabı’ Hediye!::.

Sevgili dostlar iyi pazarlar,

Sizlerden gelen yoğun istek üzerine, 10 kitaplık bir çekiliş daha düzenleme kararı aldık. Kitabımız baskıya gireli 10 gün oldu, zannediyoruz ki bir hafta içerisinde elimize ulaşmış olacak. Olası gecikmelerden ötürü affınıza sığınıyoruz. İnanın sizler kadar bizler de heyecanla beklemekteyiz. 🙂

Facebook grubumuzdaki paylaşımımızı beğenip-paylaşan okurlarımız arasından seçeceğimiz 10 kişiye daha, imzalı bir ‘Bir Yadigar Ejder Kitabı’ hediye edeceğiz.

Üçüncü Adam’ın facebook grubuna üye olmak ve paylaşım yapmak için;

https://www.facebook.com/3uncuadam

İyi pazarlar, bol şanslar efendim.
Üçüncü Adam

*14 Aralık 2014 gecesine kadar beğeni ve paylaşım yaparak kitap kazanma şansını elde edebilirsiniz.

.::Günay Kosova Röportajı / 2. Bölüm: “Neymiş efendim, parasını alamıyormuş, onun için sinemayı bırakmış. Ne bırakması? Sinema bırakılmaz! Sinema nerede bırakılır biliyor musun; Mezarda!”::.

Günay Kosova;

Benim yaptığım işler şöyle; Katiyen porno çekmedim… Hayatımda erkek soymadım… Hep komedi… Erotik-komedi yani… Öyle bir şey yapsam utanacağım çünkü… Niye? Benim burada sülalem 300 kişi. En aşağı 20 tane hacı var. Ben öyle bir şey yapsaydım, beni keserlerdi. Bana mahsus arkadaşlarım, gırgır olarak “seni gidi pornocu” derler. Halbuki yok. Bir tane öyle film çektiğimi yazsınlar adamı mahkemeye verir, mahvederim. Bir sürü tazminat alırım… Ha ben kadını soydum. Soydum ama sokakta soymadım, banyoda soydum. Banyoda zaten kara çarşaf kullanamazsın. Yatakta soydum. Hiçbir zaman komedi çizgisinin dışına çıkmadım. Yani soyduysam birilerini, yerinde soydum…

Ben filmimi çekerdim, işçilere parasını dağıtırdım, buradan (Beyoğlu’ndan) Beşiktaş’a yayan giderdim. Bak dikkatini çekerim; Prodüktörüm, rejisörüm, senaristim… Yayan bir şekilde Beşiktaş’a, oradan da bir motor ile karşıya… Oradan da eve yayan giderdim. Ama hiçbir emekçinin parasını kesmedim. Ben o emekçiye parasını vermeyip, taksi ile de gitmesini bilirdim ama onu yapmadım… Çünkü ben oradan geldim, en dipten geldim. Acılarını biliyorum. Ben böyle dikkatli davrandım davranmasına ama Yeşilçam’da herkesten de alacağım var, maddi manevi… Kimseye borcum yok şükür… Biri çıksın; “Bana borcu var…” desin… Bir de bu lafımı hiç unutma; Yeşilçam’dan ben alacaklıyım diyen bir insan duyarsan, bana gönder, ben ödeyeceğim o borcu… Yalan! Yeşilçam, revaçta olmayan, tutulmayan, yanlış yapan, kapris yapan insanları silkeledi! Neymiş efendim, parasını alamıyormuş, onun için sinemayı bırakmış. Ne bırakması? Sinema bırakılmaz! Sinema nerede bırakılır biliyor musun; Mezarda! Öyle bir hastalık ki, eroinden beter. Tüm yapımcılarla çalıştım. Türk sinemasında tüm yapımcılar birbirine rakiptir ama benle hiçbiri rakip olmadı. Niye? Hepsinde işçilik de yaptım, onun için… Ben onlarla çok iyi dostum. Bak bunu kitabımda yazacaktım, sana söyleyeyim. Yeşilçam’da iş bulamayanlar, reklam sektörünü yarattılar. Oraya kaydılar demiyorum, yarattılar mecburen. Sinan Çetin mesela… Daha söyleyecek çok şey var bu konuda ama kitaba kalsın devamı.

En değerli, en temiz olan insanlar onlar, karakter oyuncularımız… Bazıları onların sırtına basarak yükseldiler… Bak bu lafımı da hiç unutma. Birçoğumuz, hele de jönler, o kavgacıları, karakter oyuncularını hep çok sevdik, sahip çıkmaya çalıştık… Onlar olmasaydı Cüneyt Arkın’lar, Kadir İnanır’lar olmazdı. Gel… Git… Öl… Düş… Kalk… Oradan atla… Zıpla… Ayağı kırılır, 300 lira verir mesela prodüktör, gider hastaneye… Hepsi kahraman, hepsi! Yeşilçam Sokağı’ndan, hemen hemen her gün 10 tane minibüs kalkardı eskiden.

Bak sana bir şey söyleyeyim. Çok para kazanmıyorduk ama aç da kalmıyorduk. Yani başka işe o değeri versen, belki kazancının iki misli kazanacaksın ama olmuyor… Kopamıyorsun… Şimdi diyorlar ki; “Sinemada kazandı, başka yere yatırım yaptı…” Bir isim söylesinler bana, başka yere yatırım yapan…. Hadi bak sinema ile ilgileniyorsun, sinemadan kazandığını başka yere yatırmak nasıl olur söyle… Yok öyle bir şey… Yalan söylüyorlar. Sinemadan yüz bulamayan insanların palavraları, iftiraları bunlar.

Bana dostlarım Yeşilçam’ın bitmez deryası, Anadolu’su derler… Ben de onlara; “Ben öyle büyük adam değilim… Sinemanın neferiyim, emektarıyım… Hiç bir zaman kendimi bir yerde görmedim…” derim. Mesela Ankara’dan ödül aldım, 50. yıl onur ödülü. Ankara Üniversitesi çağırdı sinema ile ilgili konuşmaya ama gidemedim. Eğer burada olursa seve seve yaparım.

Okurlara tavsiyem sinema sevgilerini hiçbir zaman eksiltmesinler. Sinema dünyada ki en büyük sanat kolu! Bütün sanatları içinde barındıran, tek sanat dalıdır sinema… Sinemayı hayatınızın içinde her zaman barındırın, çünkü sinemadan öğreneceğiniz çok şey var…

2. BÖLÜMÜN SONU

Röportajımız henüz bitmedi, devamı gelecek sevgili dostlar. 🙂