Tag Archives: sadri alışık

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

Reklamlar

.::Yeşilçam’ı Sarsan 10 Ani Ölüm: Filmleri Yarıda Kalanlara Dair::.

Erdal Tosun’un ani ölümü hepimizi derinden üzdü. Daha oynayacağı onlarca film, onlarca tiyatro oyunu varken bir anda aramızdan ayrılıveren Tosun, bildiğiniz üzere sinemamızın önemli karakter aktörlerinden Necdet Tosun’un oğluydu. Ne acı bir tesadüftür ki, Necdet Tosun da trafik kazasında vefat etmişti. Bu acı tesadüften yola çıkarak, Yeşilçam’ı sarsan ve milyonlarca sinemaseverde derin izler bırakan 10 ani ölümü sizler için derledik.

Birazdan okuyacağınız isimler, filmlerini yarıda bırakıp da gittiler.

Ansızın, henüz rejisör ‘kestik!’ dahi diyemeden…

1- Suphi Kaner

Yeşilçam’ı sarsan ilk ölüm, yapımcılardan yediği ambargodan dolayı iş bulamaz hale gelen, dönemin en başarılı komedi oyuncularından Suphi Kaner’in intihar etmesiydi şüphesiz. ‘Biraz dinleneceğim…’ diyerek girdiği odasında, 3 tüp hap içerek hayatına son vermiş, geride bıraktığı tüm dostlarına ve sinemaseverlere büyük bir şok yaşatmıştı. Vefat ettiğinde 30 yaşındaydı… Yolu yarılamamıştı dahi…

2- Ahmet Tarık Tekçe

Tüm sinemaseverleri yasa boğan ikinci ölüm, Ahmet Tarık Tekçe’nin ani ölümüydü. Oynadığı bir filmin galasına giderken trafik kazası geçirmiş, birkaç gün süren yaşam mücadelesini kaybetmişti. ‘Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe’siz film olmaz!’ yazıyordu oynadığı filmlerin jeneriğinde. En çok sevildiği, en çok para kazandığı yıllarda, en çok korktuğu şekilde vefat etmişti Tekçe. 4 Ekim 1964’te… Henüz 43 yaşında… (Ahmet Tarık Tekçe’nin vefatı ile ilgili, ayrıca ayrıntılı bir çalışma yapmaktayız. Yakında sizlerle paylaşacağız.)

3- Necdet Tosun

Dönemin bir diğer önemli komedi oyuncularından Necdet Tosun, Almanya’ya bir iş seyahati için gitmiş, orada geçirdiği trafik kazası sonucu apar topar İstanbul’a getirilmişti. İki haftaya yakın İstanbul’da tedavi edilse de, 10 Mayıs 1975 günü kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti. O gün Yeşilçam, en tonton sanatçısını yitirmişti.

4- Uğur Güçlü

Yapımcıların kara listesine alınan bir diğer aktör de Uğur Güçlü’ydü. 70’li yılların başında yapımcılardan ambargo yemiş, bu nedenle derin bir bunalıma girmişti. O yıllarda –belki de sinemadan bir kaçış olacağını düşünerek- aniden evlenmiş, mutluluğu uzun sürmemiş ve ani bir kararla karısını terk etmişti. Her şeyin ‘birden bire’ olduğu çalkantılı günlerden birinde, soyadı benzerliğinden başka hiçbir ilişkisinin olmadığı Selahattin Güçlü tarafından kurşunlanarak, eski karısının önünde hayatını kaybetmişti. 1968 yılında başladığı sinema kariyeri, 1978 yılında son bulmuştu.

5- Nil Göncü

Metin Erksan’ın yönettiği, sinemamızın en özel filmlerinden biri olan Kuyu’nun başrolünü Hayati Hamzaoğlu ile birlikte paylaşan Nil Göncü, sessiz ama etkili performansı ile dikkat çekmiş, 5. filminin çekimleri esnasında bağırsak düğümlenmesi geçirerek, henüz 19 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Bu ani ölüm sinema camiasında büyük ses getirmiş, ölümün ansızın gelebileceğini, yarınını düşünmeden yaşayan birçok sanatçıya bir an olsun hatırlatmıştı.

6- Feri Cansel

Sinemamızın en güzel, en özel kadınlarından biri olan Feri Cansel, şiddetli geçimsizlikle sürdürdüğü nişanlılığını bir türlü sağlıklı yollarla bitirememişti. 2 Eylül 1983 günü her zamankinden daha büyük bir kavga yaşadığı nişanlısı Melih Ük’e “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna…’ demiş, bu son sözleri olmuştu. Güzeller güzeli Feri Cansel, nişanlısı tarafından kurşunlanarak, feci şekilde öldürülmüştü.

7- Ayhan Işık

13 Haziran 1979… Yeşilçam’ın kralı eski hareketli günlerini geride bırakmış, henüz yapımcılığa başlamış, yılda 1-2 filmde oynayarak ‘Ben hala buradayım…’ demeye çalışmaktaydı. Güneşlenmek için çıktığı evinin balkonunda uyuyakalmış, şiddetli bulantı ve baş ağrıları ile uyanarak hastaneye kaldırılmıştı. En yakın dostu Sadri Alışık’ın başında 3 gün boyunca aralıksız nöbet tuttuğu Ayhan Işık, 16 Haziran 1979’da hayatını kaybederek, Yeşilçam’ı ve tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu.

8- Âdem Taşay  

1975 yılında başladığı sinema kariyerine 20’ye yakın film sığdıran Âdem Taşay’ı özel kılan oyunculuğu yahut karakteristik özellikleri değil, 24 Ocak 1997 günü, 43 yaşında, evinde ölü bulunmasıydı. Tam da Yeşilçam’ın iyiden iyiye tükendiği günlerde yaşanan bu ani ölümün üzeri sessizce örtülmüş, Taşay çok konuşulmadan unutulmaya maalesef mahkûm olmuştur. (Başına isabet eden tek kurşunla hayatını kaybeden Taşay’ın ölümü hala bilinmezliğini korumakta, cinayet mi, ihtihar mı olduğu bilinmemektedir.)

9- Yadigâr Ejder

Onunla ilgili sayfalar dolusu yazdım. ‘Bir Yadigâr Ejder Kitabı’nda vefatına dair tüm detayları açıkladım. 300’e yakın filmde irili ufaklı rollerde oynamış gerçek bir sinema emekçisi, 4 Mart 1991 günü, Beyoğlu – Hasnun Galip sokakta yemek yemek için girdiği bir lokantanın tuvaletinde beyin kanaması geçirerek, henüz 41 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Vefatını gören birkaç kişi dışında herkes bir şeyler uydurdu. En popüleri de ‘Taksim Parkı’nda donarak öldü…’ yalanıydı. Yıllarca işledi, insanların vicdanını sızlattı. Nedense, yıllarca karın tokluğuna çalışıp otellerde yatıp kalkan bir oyuncunun yaşamı değil de ölümü vicdanlarda yer etmişti. Öyle ya; Popüler olan, en geçerli, en çarpıcı olandı… Şükür ki artık hakkındaki neredeyse tüm bilinmezler ortadan kalktı. 41 yaşında gelen bu ani ölümden geriye, yüzlerce filmi yadigâr kaldı.

Yadigar Ejder bu karede izleyicisine son kez bakıyor… Bu görüntünün çekildiği günün öğleden sonrası hayatını kaybediyor… Ula Ula Niyazi filmi 4 Mart 1991

10- Kemal Sunal

O öldüğünde Yeşilçam artık bitmiş, geriye büyük bir tortu kalmıştı. O tortudan yeni sinemacılar çıktı, çıkamayıp yok olanlar oldu, birçok sinemacı da kendine yeni çıkış yolları aradı. İşte onun ölümü Yeşilçam’ı sarsmadı belki ama Yeşilçamlı seyirciyi mahvetti.

Hiç şüphe yok ki, Kemal Sunal’ın ölümü sinemaseverler için bir travma, hala yutulamamış bir yumru, hala koşar adım kaçılan en acı gerçektir. Balalayka filminin çekimlerine giderken, henüz hareket etmemiş bir uçağın içinde heyecandan duruveren kalbi, yıllardır inanmakta güçlük çektiğimiz en sarsıcı olaylardan biridir. Onun ani ölümü, onun o çok ama çok ani ölümü, binlerce, milyonlarca kahkahayı yarıda bırakmıştır. 3 Temmuz 2000’den sonra ne vakit Tosun Paşa başlasa, önce acı bir tebessümle bakar olduk televizyona.

Aniden gidip, hiç gitmemek ve hiç gidemeyecek olmak böyle bir şey olsa gerek.

Ruhlarınız şad olsun.

*Nil Göncü fotoğrafı sinematurk.com’dan alınmıştır.

*Uğur Güçlü fotoğrafı turknostalji.com’dan alınmıştır.

.::Türk Sinemasından Akıllara Kazınan 10 Aşk Hikayesi::.

Hazırlayan: Asiye Hande Nur Başar

Türk sinemasında ‘aşk’ dendiğinde orada durmayı bilmek lazım. Özellikle bizim sinemamızda ‘aşk’ çoğu filmin bel kemiğini oluşturmaktadır. Sadece Türk Sineması’nda değil dünya sinemasında da ideal olan aşk ve yaşadığımız hayatta karşımıza çıkması daha olası aşklar olarak filmleri ikiye ayırabililiriz.

Ben bu listede, Türk sinemasında ‘yaşadığımız hayatta daha çok karşımıza çıkan’ 9 aşk hikayesinin yanı sıra, 1 de ‘ideal aşk’ı anlatan çok önemli bir filmi sizlerle buluşturmak istedim.

10. Neşeli Günler (1978, Orhan Aksoy)

Saadet ve Kazım’ın turşu ne ile yapılır kavgasını bilmeyen yoktur. Aslında ikisinin kavgası kendi dediğinden vazgeçmeyince evliliğin yürüyemeyeceğinin bir kanıtı gibidir. Yıllar yılları kovaladıktan sonra Saadet ve Kazım sivri yerleri törpüleyince birbirlerini ne kadar sevdiklerini anlarlar.

9. Gülen Gözler (1977, Ertem Eğilmez)

Vecihi ve Fikret’in aşkı… Fikret’in babası onu Vecihi’ye vermedikçe aralarındaki aşk daha da körüklenir. Fakat biliyoruzdur ki Fikret ve Vecihi bir gün evleneceklerdir. Ve evlilikleri gıptayla baktığımız uyumlu çiftlerin evlilikleri gibi mutlu ve huzurlu olacaktır.

8. Tosun Paşa (1976, Kartal Tibet)

“Aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir / En sevdiğim tatlı kazandibidir,
Leyla sev beni sokma müşküle / Seninle kaşık atalım iki tabak keşküle”

Tellioğulları ve Seferoğulları arasındaki Yeşil Vadi kavgası malum… Bu kavgayı sonlandırmak için iki aile de kendi damat adayını öne çıkararak İskenderiye’nin en büyük devlet memuru olan Daver Bey’in kızı Leyla’yı ister.

Leyla’nın gönlü Seferoğulların’dan Suphi’dedir. Ne var ki Tellioğulları’nın sahte Tosun Paşa planları gerçek Tosun Paşa’nın İskenderiye’ye gelmesiyle sonlanır. Bir de bakarız ki hakiki Tosun Paşa, Leyla ile evlenip Yeşil Vadi’nin sahibi olmuştur.

Leyla hani Suphi’yi seviyordur deriz ama gerçekçi olmak gerekirse Daver Bey kızını elbette Paşa’ya vermek isteyecektir. Daver Bey kızının fikirlerine önem veren bir baba olsa da Paşa’ya hayır dendiği görülmüş şey değildir. Zaten Leyla da halinden memnun bir şekilde gönlünü Tosun Paşa’ya emanet eder.

7. Çöpçüler Kralı (1977, Zeki Ökten)

Çöpçüler Kralı‘nda esas kız Hacer’in aşk anlayışı pragmatik olarak değişkenlik gösterir. Hacer önce maaşı ve rütbesi olan Zabıta Şakir’i severken Şakir’in evliliği annesi yüzünden geciktirmesi üzerine Apti’yi kıskandırma aracı olarak kullanır.

Hacer bu taktikte başarılı olur ve Şakir annesini bir şekilde ikna ederek Hacer’i istemeye gelir. Daha sonra Apti’nin şans eseri ünlü bir şarkıcı olmasından sonra Hacer birden Apti’ye aşık olduğunu anlar.

Apti ise tek istediği kadın Hacer olmasına rağmen ünlü olduktan sonra ondan daha “iyilerini” bulacağını fark eder ve Hacer’i reddeder.

80 döneminin “İşi bileceksin fakat işe gitmeyeceksin” ve “Devrin adamı olacaksın” düsturlarını Umur Bugay‘ın kaleminden komik ve eğlenceli bir şekilde izliyoruz. Bu düsturlar aşk için de geçerli oluyor. “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye bir şey yok. Gerçek hayatta herkes kendini düşünüyor. Çünkü artık dünya kurtlar sofrasına dönüşüyor.

6. Salako (1974, Atıf Yılmaz)

Baş kadın karakter Emine babası onu sevmediği biriyle evlendirmesin diye bir yol aramaktadır. En sonunda kendisine aşık ve saf bir adam olan Salako’yu ikna ederek kaçar.

Emine’nin asıl amacı yıllar önce tanıştığı ve etkilendiği Eşkiya Hamido’nun yanına gitmektir. Emine yol boyunca Salako’yu seviyormuş gibi yapar.

Salako adı üstünde saf bir adam olduğu için onu kandırması çok kolay olur. En sonunda Emine Hamido’nun yanına gelir. Fakat Hamido o hayallerini süsleyen adamdan çok farklıdır. Hamido, Emine’yi tekrar babasını yanına yollamaya kalkınca Emine, Salako’yu tekrar ikna ederek yeniden dağlara kaçar. Salako, Hamido’yu öldürünce ise yeni eşkiya o olur.

Bu noktada Emine ve Salako arasında masallardaki gibi bir aşk doğmaz. Fakat Salako yeni kazandığı karizmasıyla birlikte Emine’nin gönlünü de kazanır.

5. 7 Kocalı Hürmüz (1971, Atıf Yılmaz)

Sadık Şendil‘in yazdığı, Türk halk hikayeleriyle aynı tatta olan “Yedi Kocalı Hürmüz” hem tiyatroya hem sinemaya uyarlanmıştır.

Atıf Yılmaz‘ın yönettiği ve Türkan Şoray‘ı başrolde izlediğimiz Hürmüz’ün hikayesi oldukça eğlenceli. Tabi yedi kocası için hikayenin o kadar eğleceli olduğunu söyleyemeyiz.

Kocasından öç alma amacıyla başlayan hikayede Hürmüz her gün bir kocasını ağırlayıp onlardan hediye kabul ederek ekonomik sorunlarını çözmektedir. Fakat Hürmüz’ün aslında gönlü yakışıklı doktordadır.

Fakat filmin sonunda aslında meselenin Hürmüz için aşk  olmadığını anlıyoruz. Hürmüz aslında aşk gibi meseleleri gerçekçi bulmayan biri.

Erkeklerin ise kaç yaşında olursa olsun kadın-erkek ilişkilerinde acemi oluşunu fark etmesiyle kendine göre birini bulması oldukça zor hale geliyor.

4. Kara Gözlüm (1970, Atıf Yılmaz) 

Yeşilçam Sineması’nda böyle ayakları yere basan ve doğallığından hiçbir şey kaybetmeyen kadın karakter azdır. Azize şöhret basamaklarını hızla tırmanmasına rağmen kendi kişiliğinden hiçbir şey kaybetmeyen biri.

Onun tam karşısında ise Azize’yi artık farklı giyiniyor daha sosyetik mekanlara gidiyor diye yargılayan, Türk Sineması’nda çok sık karşılaştığımız, Kenan karakteri var. Azize artık ünlü bir şarkıcı! Kadın hala balıkçılık yaparken giydiği kıyafetiyle mi gezmek zorunda?

Hele Kenan’ın çok yetenekli olmasına rağmen ünlü bir besteci olmaktan korkmasına anlam vermek oldukça zor. Anonim kalıp o amatör ruhu korumak istiyor olabilir fakat Azize’yle Amerika’ya gidip seslerini büyük kitlelere duyurduklarında Kenan’ın korktuğu gibi tüm etik değerlerini yitirecek değillerdi.

Senin kişiliğin bu kadar mı oynak kardeşim kariyerinde yükselince değerlerini yitirmekten bu kadar korkuyorsun? Azıcık Azize’yi örnek al!

Azize ise Kenan’ı gerçekten sevdiği için kariyerinden vazgeçip aşkını seçiyor. Fakat bunu Kenan’ın davranışlarına anlam vererek yapmıyor.

3. Menekşe Gözler (1969, Atıf Yılmaz)

Atıf Yılmaz gerçekçi kadın karakterler oluşturmakta oldukça başarılı. Bunu en iyi gördüğümüz filmlerden biri de “Menekşe Gözler”. Filmde aynı gazinoda çalışan dört karaktere odaklanıyoruz. Sadri Alışık orta yaşlarında bir saz üstadını canlandırıyor. Erol Büyükburç ise gazinonun hafif batı müziği kadrosundaki genç ve hayat dolu şarkıcısı.

Alışık’ın uzatmalı sevgilisi Pervin ise aynı gazinoda şarkıcılık yapıyor. Fatma Girik  ise deli dolu bir kadın olan Serap’a hayat veriyor. Serap da aynı gazinoda dansözlük yapıyor. Fakat bir gece diğer bir dansçı kadınla kavga etmesiyle gazinodan kovuluyor. Kalacak yeri olmayan Serap Alışık’ın evine alıyor. Uzun süredir içine kapanık bir şekilde yaşayan Sadri, Serap’la birlikte adeta yeniden hayat buluyor.

Pervin ise bu durumu olgunlukla karşılıyor “Böyle kızlar hep gelir gider, ama sonunda ben kalırım yanında…” diyor Sadri Alışık’a.

Pervin ondan beklenen üzere kötü tarafı temsil etmiyor. Tıpkı gerçek hayatta olabileceği gibi bu durumu oluruna bırakıyor.

Serap ise filmde mutlak güzellik ve iyiliği temsil etmiyor. Serap hayatta kalmanın ne kadar zor ve önemli olduğunu fark edebilmiş bir kadın. Önce hayatta kalmaya çalışıyor. Fakat bir gün Alışık’ın hayatına girdiği gibi çıkıyor.

Serap’ı sonradan Alşık’ın en yakın arkadaşı Erol’un yanında görüyoruz. Bu sefer aşk karşılıklı oluyor. Erol’un Serap’ı sevdiği gibi Serap da Erol’u seviyor. Fakat filmin asıl anlatmak istediği bir gönüle asla söz geçirilemeyeceği…

Alışık, Serap’la olmayı ne kadar çok istese de onun en yakın arkadaşı Erol’la mutlu olmasını kabulleniyor. Tıpkı Pervin’in onu beklemeyi kabul etmesi gibi. Bu mutlu bir aşk hikayesinden çok gerçekleri kabulleniş hikayesi.

2. Ah Müjgan Ah (1970, Mehmet Dinler)

Bir başka kabulleniş hikayesi de Safa Önal‘ın yazdığı “Ah Müjgan Ah” filminde var.

70’li yılların Türkiye’sinde yaşanan fukaralığı ve sınıflar arası uçurumu gözler önüne seren film “Aç olan, önce aşkını yer…” gibi bir durumun olası olduğunu da gösteriyor izleyiciye. Müjgan ve Hüsnü birlikte olmak için ekmeyi tuza banmaya razıyken Müjgan’ın bir terzide çalışarak dış dünyaya açılmasıyla durum değişiyor. Hüsnü’nün vadettikleri artık Müjgan’a yeterli gelmiyor.

Geride ise Müjgan’ı gitmesini engelleyemeyen ve hayatına devam etmek zorunda bırakılan Hüsnü kalıyor.

1. Sevmek Zamanı (1965, Metin Erksan)

Halil boyacılık yaptığı evde evin kızı Meral’in resmini gördüğü anda resimdeki kadından etkilenir. Her gün köşke giderek Meral’in resmini seyreder. Bir gün Meral’in kendisi eve gelerek Halil’i kendi resmine bakarken  görür. O anda Meral Halil’in kendisine gerçekten aşık olduğuna inanır. Bu aşktan etkilenerek Halil’e karşılık verir. Fakat Halil’den başladığı tepkiyi alamaz.

Meral’in resmi Halil’in kalbini hiçbir zaman kıramaz fakat Meral’in kendisi bunu yapabilir. Halil içinde büyüttüğü kusursuz aşkı için bu riski almak istemez. Halil tıpkı divan edebiyatındaki gibi mükemmel aşkın zihinde yaşanacağına inanmaktadır.

Meral ise aşk dahil her şeyin çabuk tüketildiği bir ortamda yaşadığı için Halil’in aşkı ona cennet gibi gelmektedir. Halil ve Meral mutlu olabilmişler midir, bilinmez. Fakat aşkın kendini ve karşındakini yontmayla, bu sırada canın acımasıyla ve karşılığında bulunması zor bir zevk ve neşenin gelmesiyle ilgili olduğunu gösteriyor bu film. Metin Erksan‘ın şiirsel yönetimi, Müşfik Kenter ve Sema Özcan‘ın unutulmaz performansları gerçekten izlenmeyi ve alkışlanmayı hak ediyor.

Turist Ömer Yamyamlar Arasında (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Hulki Saner

Yönetmen: Hulki Saner

Senaryo: Hulki Saner

Görüntü Yönetmeni: Mengü Yeğin

Oyuncular: Sadri Alışık, Elif Pektaş, Mualla Sürer, Kudret Karadağ, Aziz Basmacı, Feri Cansel

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil. Fakat internet üzerinden filme ulaşmanız mümkün. Ayrıca televizyonda sıkça rastlayabilirsiniz. Çekimleri Kenya’da yapıldığı söylenen film, her Turist Ömer filmi gibi orijinalliğini ve güldürü tarafını biraz barındırdığı kültür karmaşasından, çoğunu ise Sadri Alışık’ın içten performansından alıyor.

.::Sinemamızdan Eşsiz Müzik Perfomansları::.

Sevgili okurlarımız merhabalar,

Ekip arkadaşımız Asiye Hande Nur Başar, sizler için güzel bir liste hazırladı. 🙂

Keyifli okumalar, dinlemeler. 🙂

_______________________________________________________

Filmlerimizin müzikleri bir liste oluşturmaya yetmeyecek kadar zenginliğe sahip. Bu müzikler günümüzde, deyim yerindeyse, hala popülerliğini koruyor. Fakat ben bu listede oyuncuların kendi seslerinden yorumladıkları şarkılardan bir liste oluşturdum. Bu liste film müzikleri listesinden çok filmin hikayesine katkı sağlayan hatta onun bir parçası olan performanslar.

10. Hababam Sınıfı Uyanıyor – Neler Oluyor Hayatta

Hababam sınıfının kendi içlerinde birlik olmaları en önemli özellikleri. Bununla birlikte kendi içlerinde uyumlu olmaları şarkıyı harmoni içinde söylemelerinden de anlaşılıyor.

9. Kemal Sunal – Çöpçüler Kralı – Hele Yar Zalım Yar

Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı Çöpçüler Kralı Antalya film festivalinden en iyi senaryo ödülüyle eve dönmüştü. Hikayenin bel kemiğini oluşturan nokta ise Apti Şakrak’ın soyadının da çağrıştırdığı gibi şarkıcı olmasıdır. Buna vesile olan olay ise sevdiği kızı arkadaşlarının gazıyla kaçırmaya çalışırken bir gazinoda kadınlar matinesine dalmasıdır. Filmin başından beri sesine güvenen Apti sonunda keşfedilmiştir.

 8. Mavi Boncuk – Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Sinemamızın fakir fakat mutlu ortamlarını en güzel veren sahnelerden biridir. Tarık Akan’ın cool duruşunu bozmadan şarkıya eşlik etmesi, Kemal Sunal’ın oyunculuk kariyerinde parlayacağının sinyallerini vermesi açısından ve tabi ki usta oyuncuları bir arada olmalarının oluşturduğu sinerji sahneyi unutulmaz hale getiriyor.

7. Adile Naşit – Ah Nerede – Gece Gelme Gündüz Gel

Bu filmde Adile Naşit’in hayat verdiği Huriye karakterinin en büyük amacı bir yuva kurmak. Üstelik işvesi cilvesi pek bol… Ne yazık ki abisi tarafından baskı altına alınmış. Durum böyle olunca şarkılar onun iletişim aracı oluyor.

6. Emel Sayın – Mavi Boncuk – Bak Yeşil Yeşil

Emel Sayın eşine az rastlanır bir ses sahip olduğu için haksız bir yarın olmaması açısından onu ilk sıraya almıyoruz. Emel Sayın’ın kendisini oynadığı filmde Tarık Akan’la aralarındaki elektiriğin başarısı tartışılmaz. Özellikle bu sahne, sinemamızın romantik sanhnelerinde başı çekiyor.

 5. Şener Şen – Gülen Gözler – Seviyorum Veriyor musun

Fikret’i babasından istemediği yöntem kalmayan Vecihi en sonunda şarkıların derdine derman olmasını bekliyor.

4. Köyden İndim Şehire – Keklik

Sinemamızın kült sahnelerinden biri de bu altın sayma sahnesidir. Yine birbirinden usta oyuncuların bir arada olduğu filmde bu neşeli türkü ayrı bir tat bırakıyor damaklarda.

3. Cem Yılmaz – Av Mevsimi – Hayde

Listeyi 90 öncesi ile sınırlı tutmak istesem de Yavuz Turgul’un sinemamıza katkıları tartışılamaz derecede büyük. Ayrıca Cem Yılmaz’ın bu filmdeki performansı ülkeyi aşarak Russel Crowe’u da etkilemiş, değinmeden geçmeyelim.

2. Tosun Paşa – Şarköy Türküsü

Sinemamızın dönem filmleri ayrı bir incelemeye tabi tutulmalı. Avrupa ve Amerika sinemasında çok sonradan yapılmaya başlanan geçmiş ve günümüz öğelerinin karıştırılması tekniği sinemamızda çoktan uygulanmaya başlanmış. Filmlerde bunun bilinçli yapıldığı söylenemez. Fakat bu konu incelemeye alıncak olursa Tosun Paşa bunlarında başında geliyor. Tabi ki hamamdaki Seferoğulları ve Tellioğulları kadınlarının şarköy türküsünü kendilerine has yorumlamaları unutulamazdı.

1.Sadri Alışık – Ah Müjgan Ah – Müjgan

Sadri Alşık’ın Turist Ömer’den de alışık olduğumuz tek kişilik performansları sinemamızın klasiklerinden. Bu filmde ise Alışık’ın dramatik hikaye yapısına sindirilmiş performansı filmin sonunda söylediği şarkıyla taçlanıyor.

.::Rafia Hacer Duman Yazdı: Benim Değil Menekşe Gözler::.

Sevgili okurlarımız merhabalar,

Daha önceleri konuk yazarlarımızın çalışmalarını, ana sayfamızın üst kısmındaki KONUK YAZARLAR sekmesinde yayınlıyorduk. Buradan binlerce okura ulaşan konuk yazarlarımızın tek sıkıntısı, yazılarını kendilerine ait, tek bir başlıkta paylaşamamalarıydı. Biz de bu sıkıntıyı gidermek adına, ana sayfamızın sağ tarafındaki KATEGORİLER kısmına KONUK YAZARLAR adlı bir kategori ekledik.

Böylece Üçüncü Adam’da çalışmaları yayınlanmış okurlarımız, bağımsız linkleri ile yazılarını diledikleri gibi paylaşabilecekler.

Yeni uygulamamızın ilk yazarı, samimi cümleleri ile içimizi aydınlatan, keyifli kalemlerden biri… Rafia Hacer Duman…

Keyifli okumalar…

Menekşe Gözler; 1969 yapımı ödüllü bir film. İki yakın arkadaşın, aynı kadına tutuluşunu ve bu aşk uğruna türlü cefaya katlanışını anlatıyor. Film boyunca birçok kalp kırılıyor. Say deseler; Sadri Alışık’ın canlandırdığı karakter en başta gelir çoğunluğun aklına. Sonra yersiz yurtsuz bir dansöz kız olan Serap’ın kederi, en son belki Erol Büyükburç’un en yakın arkadaşının aşık olduğu kıza tutulduğunu öğrendiğinde yaşadığı acı. Peki ya Pervin Par? Onu pek hatırlamayız. Esas kız değil, tutkuyla sevilmiyor. Bir görünüp bir kaybolmuyor. Pervin, pek ipe sapa gelmez, kederi kendinden menkul bir müzisyene aşık kadın. Sahnelerde ve ışıltılı. Bildiğimiz bir kadın Pervin, kızan, üzülen, katlanan, hepsine rağmen tutunan bir kadın, belki bu yüzden o kadar ilginç bulmuyoruz Pervin’i. Bu yüzden unutulacaklar listemizin başında geliyor Pervin belki. O, kavgasız, gürültüsüz, sevdiği adamı senelerce bekliyor, kadınsı bir umutla hayatına düzen vermesini umuyor, sevdiğine yine basitleşmeden sahip çıkıyor. Pervin ansızın çekip gitmiyor, dayanılmaz acılara sebep olmuyor, işte bu yüzden menekşe gözler Pervin’in olmuyor. Şarkılardaki kız Pervin değil.

Menekşe Gözler’i izledikten sonra başımı pencereden dışarı uzatınca sokaklarda bir sürü Pervin görüyorum, becerikli, usul, erkan bilen, tantanaya sebep olmadan küçük hayatının türlü hengamesini toparlayan, işler kotaran ama efsane olmayan kadınlar… Türk sinemasına başımızı çevirdiğimizde de onlarcasına rastlayacağımız kadınlar; adları ezbere bilinmeyen, uzadıkça uzayan hayran kuyrukları olmayan kadınlar… Anneler, ablalar, fedakar öğretmenler daha niceleri… izlediklerimizi anlamlı kılan, fakat, yıldız olmayan kadınlar… aşık olmadığımız, posterlerini duvarlara yapıştırmadığımız, “şöyle bir kadın yanımda olsun, milyon borcum olsun!” diye iç geçirmediğimiz üçüncü kadınlar. Haklarında magazin sayfalarında haberler bulunmaz, çünkü onlar kapris yapmaz, sette olay çıkarmaz. Mecmua muhabirlerince dekolteleri merak edilmez, yürekleri ile anılmak isterler çünkü. Böyledir üçüncü kadınlar, daha bizden, daha sıradan. Rastlayabilirsiniz birine, mesela kedilere mama verirken bir parkta, yahut deniz kenarında. Rastlayabilirsiniz bir çiçekçide mesela Pervin Par’a. Oynadığı karakter gibi, yüce gönüllü, eminim aynı öyle parlıyordur gözleri hala. Mutludur eminim mütevazı hayatında, çünkü işler zorken katlandı Pervin, olanaklar çok kısıtlı, bütçeler yetersizken, gönlünü seve seve verdi sinemaya. Öyle büyük paralar kazanılmadı, ardı arkası kesilmeyen bir şöhretle sarmalanmadı, yalnızca sanatın içine karışmakla buldu huzuru. Bildiğimiz tüm üçüncü kadınlar gibi. Birçok hikayede birçok karakter oldular, gerçek isimleri sinemanın önüne geçsin talebinde bulunmadılar, işte bu yüzden, rol yaptıklarını anlayamadık. Onları kendimizden saydık, yüceltip göklere çıkarmadık, ışıklı dünyada ulaşılmaz bir yere koymadık. Sanki filmlerin kendisinden bir parçaydılar, oyuncu olduklarını anlayamadık. Dönemin tüm eksik şartlarına rağmen ışıl ışıl parıldayan oyunculuğuna sağlık Pervin Par, ve bugün Pervin ile aklıma dolan tüm üçüncü kadınlar…

Menekşe Gözler -1-Rafia Hacer Duman

 

Ah Müjgan Ah (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Berker İnanoğlu

Yönetmen: Mehmet Dinler

Senaryo: Safa Önal

Görüntü Yönetmeni: Nejat Okçugil

Oyuncular: Sadri Alışık, Esen Püsküllü, Salih Güney, Mualla Sürer, Sami Hazinses, Nubar Terziyan, Güzin Özipek

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil. Fakat televizyonda rastlamak mümkün. Sadri Alışık’ın eşsiz performansı için kesinlikle görülmesi gereken bir film.