Tag Archives: sadri alışık

.::İlk Kez Yayınlanan Belgelerle: Sadri Alışık’ın Yarım Kalan Filmi “Ayyaş” Üzerine::.

Herkese merhaba,

2019 yılını blog üzerine yazınsal olarak çok verimli geçiremesem de, yaklaşık 10 ayımı alan İhsan Yüce’nin biyografi kitabı buradaki açığımı kapatacaktır düşüncesindeyim. İlk kez burada duyurmuş olayım; kitap “Gül Gibi Zabıta Amiri Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam – Bir İhsan Yüce Kitabı” adı ile Şubat ayında raflardaki yerini alacak. Bir süredir heyecanla beklediğinize dair aldığım onlarca mesaja karşılık şunu belirtmeliyim ki, 300 sayfaya yakın, özel bir kitap oldu İhsan Yüce’nin kitabı. Beklediğinize değecek.

Ayyaş filmine gelecek olursak; Geçen sene Ağustos ayında İzdiham adlı kültür sanat dergisinde ilk kez yayınladığım yazı çalışmamı sizlerin yoğun ısrarına dayanamayarak burada da yayınlamak istiyorum. İnstagram paylaşımlarımda aldığım karar neticesinde fotoğraflara logo koymama konusunda da kararlıyım. İnsanların bir süre sonra kaynakça belirtecek bilince erişeceğine inanmak istiyorum.

Gönül Yazar – Sadri Alışık – Muhterem Nur

6 Nisan 2016’da kaybettik Ülkü Erakalın’ı. Sanırım şimdiye kadar hiçbir doğum günümde bu kadar kötü bir haber almamıştım. Bu nedenle Yeşilçam’ın bu ciddi kaybını her yıl kederle hatırlarım. Vefatından günler sonra –aylar, yıllar değil, günler- tüm özel eşyalarının sahaflara ve eskicilere satılması da ayrı bir üzüntüdür benim için. Onun adına açılmış bir vakıfta ya da bir üniversitenin sinema bölümünün bir odasında görmek isterdim senaryolarını, fotoğraflarını, notlarını, hatta kalemlerini ve gözlüklerini… Ve de son görüntülü söyleşilerinde ve fotoğraflarında hep fonda kendine asil bir yer edinmiş piyanosunu… Sahaf dostlarıma “5 senaryo, iki de not defteri kaça olur?” diye sormamayı dilerdim.

Tek tesellim, birçok yapım şirketinin çöpe attığı ya da kiloyla kâğıtçılara sattığı sinema belgeleri gibi yok olmamaları. Şükür ki senaryolarının ve notlarının büyük bir kısmı benim ve benim gibi kendi imkânları ile Yeşilçam arşivi toplayan ağabeylerimin ve dostlarımın arşivinde. Hepsi güvendeler ve uygun kitaplarda, dergilerde ve sergilerde Yeşilçam severlerle buluşmayı beklemekteler.

İşte okumakta olduğunuz bu yazı, Ülkü Erakalın arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan senaryo ve fotoğraflar eşliğinde, hakkında hiçbir bilgiye rastlanmamış ve “kayıp” olduğu iddia edilen “Ayyaş” filmi üzerine yazılan ilk yazıdır.

Filmin Senaryosunun Cilt Kapağı

Şimdi sizlerle, senaryoyu okuduktan sonra sizler için hazırladığım filmin teknik detaylarını ve kısa öyküsünü paylaşacağım;

Öncelikle şunu belirteyim, “Ayyaş” filmi kayıp değil. Film, nedenini bilemediğimiz şekilde yarıda kalmış. 92 sayfalık ve 178 sahnelik filmin sadece 42 sahnesi çekilebilmiş. Çekilen sahnelerin tespiti, senaryoda üzerine notlar alındığı ve repliklerde düzenlemeler yapıldığı için oldukça kolay. Çeşitli İstanbul manzaralarının çekimi dışında, sadece hapishane hücresinde, barda, hastanede ve tiyatro kulisinde geçen sahneler çekilebilmiş. Senaryo ile beraber edindiğim film diaları (fotoğrafları) da bunu doğruluyor. Filmin senaryosunun yazım tarihi de, senaryonun son sayfasında belirtildiği üzere 18 Eylül 1975. Basılmış film sözlüklerindeki ve internetteki 1974 tarihi de bu nedenle yanlış. Hatta filmin çekimlerine hemen başlanmadıysa filmin tarihine 1976 dahi diyebiliriz. “Geçmiş Gazete” sitesinde yer alan filmle ilgili haberde Ülkü Erakalın’ın filmden bir hayli ümitli olduğunu, yurt içi ve dışı festivallerde ödül almayı planladığını okumuştum. Bu da filme, diğer filmlerinden biraz daha fazla özendiği anlamına gelebilir. Bu nedenle filmin ön hazırlığını da hesaba katarsak, 1976 yılında çekimlere başlandığı muhtemel.

Gelelim filmin öyküsüne;

“Salih (Sadri Alışık), Ferha (Muhterem Nur) ve Ferha’nın kızı Selma (Gönül Yazar) bir tiyatro kumpanyasında çalışmaktadırlar. Dönemin ünlü kantocularından Ferha, gösterilerden birinde kalp krizi geçirir ve sahneye çıkamaz.

Muhterem Nur – Gönül Yazar

İzleyiciler alkış kıyamet salonu inletince, yerine mecburen kızı Selma çıkar. Daha önce hiç kanto yapmamış Selma başlarda bocalasa da seyircinin de coşkusu ile sahnede yıldızlaşmaya başlar. O gün gösteri bittikten sonra Salih, sadece tiyatroya annesine yardıma gelen bu genç ve güzel kıza hem sesinin güzelliğinden dolayı hayranlık duyar hem de günler geçtikçe iyiden iyiye âşık olur. Günler sonra anne tekrar kalp krizi geçirir ve doktor (Renan Fosforoğlu) çok vaktinin kalmadığını söyler.

Renan Fosforoğlu – Gönül Yazar – Sadri Alışık

Selma yıkılır. Ferha, Selma’yı Salih’e emanet edip son nefesini verir. Salih ve Selma hayatlarını ve işlerini düzene sokmak için ve evlenirler. Tam her şey yoluna girmiştir ki ünlü organizatör Ferit Bey (Ekrem Bora), bir akşam tiyatroya gelir ve Selma’nın sesine ve gösterisine bayılır. Ona kendisi için çalışmasını teklif eder. Salih, bu kadar büyük bir işin içine girerse, tüm düzenlerinin bozulacağını söyler. Selma ise “Hep bu tiyatroda mı şarkı söyleyeceğim?” diyerek, Ferit Bey’in teklifini kabul eder. Bu dakikadan sonra filmin sonuna kadar, Salih’in, Selma’yı çok sevmesinden kaynaklı büyük bir kaybetme korkusuna kapılmasını ve bu nedenle alkole başlayıp gün geçtikçe daha çok içerek filme adını veren bir “Ayyaş”a dönüşmesini izleriz. Bu dönüşümde de en büyük pay, “içkilerin kraliçesi” lakaplı Leyla (Çolpan İlhan) adlı bar sahibi kadın ve onu kendine sürekli borçlandırıp varını yoğunu alkole yatırmasına sebep olan Dut Ali (Senih Orkan)’dır. Filmin son kısımlarında Salih, içki alacak parası kalmadığı için, Ferit Bey’in Selma’ya hediye ettiği köşkteki gümüş şamdanları çalıp kaçarken bekçiye yakalanıp hapse atılır. Bu süreçte de Selma, Salih’in kendinden çok alkolü sevdiğini düşünüp Salih’ten ayrılarak Ferit Bey’le evlenir. Salih ise hapishanede alkolden kurtulmak için tedavi görmeye karar vermiştir ve hastaneye yatmıştır. Acı haberi, kendini ziyarete gelen Selma’dan öğrenir. Salih, Selma ve Ferit Bey’e acı bir bakış atarak hastane odasından çıkıp gider… Selma kaygılı gözlerle etrafa bakmaktadır… Bakar… Bakar… Bakar…”

Film, bu sahneyle biter.

Son birkaç cümlesini Ülkü Erakalın’ın filmlerini anlatırken duyduğu coşku ile yazmaya çalıştığım film öyküsü burada bitiyor. Klasik Yeşilçam filmlerinin aksine mutlu bir sonu yok Ayyaş’ın. Hatta senaryonun kurgusu da, diğer birçok aşk filminden farklı olarak paralel bir anlatımla ilerliyor. Senaryonun ilk sayfalarında çeşitli İstanbul sahnelerinden sonra okuduğumuz ilk sahne hücrede geçiyor. Salih, kederli sesi ile bize hikâyesini, alkolün tuzağına düştükten sonra başına gelenleri anlatıyor. Ve senaryo boyunca da aralıklarla hücre anlatımlarını görerek filmin finaline geliyoruz. Özenilmiş, benzer konulardaki onlarca filmden ayrılabilmesi için üzerine çalışılmış bir senaryo bu. Erakalın’ın çok özenerek yazdığı bir diğer filmi “Ben Sana Mecburum” gibi…

Son olarak, bu senaryonun Ülkü Erakalın için önemine gelirsek; Ülkü Erakalın’ın annesi, Yunanistan’dan Türkiye’ye gelmiş bir tiyatro sanatçısı… Usta bir kantocu… Adı da Vaso… Senaryonun ilk sayfalarında kalp krizi geçiren kantocu Ferha gibi… Senaryonun ilk 20 sayfasındaki kantoların yazımındaki coşkuyu, hâkimiyeti gördüğümde çok duygulandığımı söylemeliyim. Sanırım Erakalın, özellikle çadır tiyatrolarındaki sessiz faziletlere dikkat çekmek istemişti bu senaryosunda. Bir de yılların meslek birikimi ile şahit olduğu, alkolün yok ettiği sanatçılara… Yıldırım Önal gibi… Cahide Sonku gibi…

Geçen yıllarda yitirdiğimiz büyük usta Sadri Alışık, değerli hayat arkadaşı Çolpan İlhan, Ekrem Bora, Senih Orkan, Renan Fosforoğlu, Yalçın Gülhan ve Ülkü Erakalın’a rahmet, Muhterem Nur ve Gönül Yazar’a selam ile…

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

.::Yeşilçam’ı Sarsan 10 Ani Ölüm: Filmleri Yarıda Kalanlara Dair::.

Erdal Tosun’un ani ölümü hepimizi derinden üzdü. Daha oynayacağı onlarca film, onlarca tiyatro oyunu varken bir anda aramızdan ayrılıveren Tosun, bildiğiniz üzere sinemamızın önemli karakter aktörlerinden Necdet Tosun’un oğluydu. Ne acı bir tesadüftür ki, Necdet Tosun da trafik kazasında vefat etmişti. Bu acı tesadüften yola çıkarak, Yeşilçam’ı sarsan ve milyonlarca sinemaseverde derin izler bırakan 10 ani ölümü sizler için derledik.

Birazdan okuyacağınız isimler, filmlerini yarıda bırakıp da gittiler.

Ansızın, henüz rejisör ‘kestik!’ dahi diyemeden…

1- Suphi Kaner

Yeşilçam’ı sarsan ilk ölüm, yapımcılardan yediği ambargodan dolayı iş bulamaz hale gelen, dönemin en başarılı komedi oyuncularından Suphi Kaner’in intihar etmesiydi şüphesiz. ‘Biraz dinleneceğim…’ diyerek girdiği odasında, 3 tüp hap içerek hayatına son vermiş, geride bıraktığı tüm dostlarına ve sinemaseverlere büyük bir şok yaşatmıştı. Vefat ettiğinde 30 yaşındaydı… Yolu yarılamamıştı dahi…

2- Ahmet Tarık Tekçe

Tüm sinemaseverleri yasa boğan ikinci ölüm, Ahmet Tarık Tekçe’nin ani ölümüydü. Oynadığı bir filmin galasına giderken trafik kazası geçirmiş, birkaç gün süren yaşam mücadelesini kaybetmişti. ‘Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe’siz film olmaz!’ yazıyordu oynadığı filmlerin jeneriğinde. En çok sevildiği, en çok para kazandığı yıllarda, en çok korktuğu şekilde vefat etmişti Tekçe. 4 Ekim 1964’te… Henüz 43 yaşında… (Ahmet Tarık Tekçe’nin vefatı ile ilgili, ayrıca ayrıntılı bir çalışma yapmaktayız. Yakında sizlerle paylaşacağız.)

3- Necdet Tosun

Dönemin bir diğer önemli komedi oyuncularından Necdet Tosun, Almanya’ya bir iş seyahati için gitmiş, orada geçirdiği trafik kazası sonucu apar topar İstanbul’a getirilmişti. İki haftaya yakın İstanbul’da tedavi edilse de, 10 Mayıs 1975 günü kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti. O gün Yeşilçam, en tonton sanatçısını yitirmişti.

4- Uğur Güçlü

Yapımcıların kara listesine alınan bir diğer aktör de Uğur Güçlü’ydü. 70’li yılların başında yapımcılardan ambargo yemiş, bu nedenle derin bir bunalıma girmişti. O yıllarda –belki de sinemadan bir kaçış olacağını düşünerek- aniden evlenmiş, mutluluğu uzun sürmemiş ve ani bir kararla karısını terk etmişti. Her şeyin ‘birden bire’ olduğu çalkantılı günlerden birinde, soyadı benzerliğinden başka hiçbir ilişkisinin olmadığı Selahattin Güçlü tarafından kurşunlanarak, eski karısının önünde hayatını kaybetmişti. 1968 yılında başladığı sinema kariyeri, 1978 yılında son bulmuştu.

5- Nil Göncü

Metin Erksan’ın yönettiği, sinemamızın en özel filmlerinden biri olan Kuyu’nun başrolünü Hayati Hamzaoğlu ile birlikte paylaşan Nil Göncü, sessiz ama etkili performansı ile dikkat çekmiş, 5. filminin çekimleri esnasında bağırsak düğümlenmesi geçirerek, henüz 19 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Bu ani ölüm sinema camiasında büyük ses getirmiş, ölümün ansızın gelebileceğini, yarınını düşünmeden yaşayan birçok sanatçıya bir an olsun hatırlatmıştı.

6- Feri Cansel

Sinemamızın en güzel, en özel kadınlarından biri olan Feri Cansel, şiddetli geçimsizlikle sürdürdüğü nişanlılığını bir türlü sağlıklı yollarla bitirememişti. 2 Eylül 1983 günü her zamankinden daha büyük bir kavga yaşadığı nişanlısı Melih Ük’e “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna…’ demiş, bu son sözleri olmuştu. Güzeller güzeli Feri Cansel, nişanlısı tarafından kurşunlanarak, feci şekilde öldürülmüştü.

7- Ayhan Işık

13 Haziran 1979… Yeşilçam’ın kralı eski hareketli günlerini geride bırakmış, henüz yapımcılığa başlamış, yılda 1-2 filmde oynayarak ‘Ben hala buradayım…’ demeye çalışmaktaydı. Güneşlenmek için çıktığı evinin balkonunda uyuyakalmış, şiddetli bulantı ve baş ağrıları ile uyanarak hastaneye kaldırılmıştı. En yakın dostu Sadri Alışık’ın başında 3 gün boyunca aralıksız nöbet tuttuğu Ayhan Işık, 16 Haziran 1979’da hayatını kaybederek, Yeşilçam’ı ve tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu.

8- Âdem Taşay  

1975 yılında başladığı sinema kariyerine 20’ye yakın film sığdıran Âdem Taşay’ı özel kılan oyunculuğu yahut karakteristik özellikleri değil, 24 Ocak 1997 günü, 43 yaşında, evinde ölü bulunmasıydı. Tam da Yeşilçam’ın iyiden iyiye tükendiği günlerde yaşanan bu ani ölümün üzeri sessizce örtülmüş, Taşay çok konuşulmadan unutulmaya maalesef mahkûm olmuştur. (Başına isabet eden tek kurşunla hayatını kaybeden Taşay’ın ölümü hala bilinmezliğini korumakta, cinayet mi, ihtihar mı olduğu bilinmemektedir.)

9- Yadigâr Ejder

Onunla ilgili sayfalar dolusu yazdım. ‘Bir Yadigâr Ejder Kitabı’nda vefatına dair tüm detayları açıkladım. 300’e yakın filmde irili ufaklı rollerde oynamış gerçek bir sinema emekçisi, 4 Mart 1991 günü, Beyoğlu – Hasnun Galip sokakta yemek yemek için girdiği bir lokantanın tuvaletinde beyin kanaması geçirerek, henüz 41 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Vefatını gören birkaç kişi dışında herkes bir şeyler uydurdu. En popüleri de ‘Taksim Parkı’nda donarak öldü…’ yalanıydı. Yıllarca işledi, insanların vicdanını sızlattı. Nedense, yıllarca karın tokluğuna çalışıp otellerde yatıp kalkan bir oyuncunun yaşamı değil de ölümü vicdanlarda yer etmişti. Öyle ya; Popüler olan, en geçerli, en çarpıcı olandı… Şükür ki artık hakkındaki neredeyse tüm bilinmezler ortadan kalktı. 41 yaşında gelen bu ani ölümden geriye, yüzlerce filmi yadigâr kaldı.

Yadigar Ejder bu karede izleyicisine son kez bakıyor… Bu görüntünün çekildiği günün öğleden sonrası hayatını kaybediyor… Ula Ula Niyazi filmi 4 Mart 1991

10- Kemal Sunal

O öldüğünde Yeşilçam artık bitmiş, geriye büyük bir tortu kalmıştı. O tortudan yeni sinemacılar çıktı, çıkamayıp yok olanlar oldu, birçok sinemacı da kendine yeni çıkış yolları aradı. İşte onun ölümü Yeşilçam’ı sarsmadı belki ama Yeşilçamlı seyirciyi mahvetti.

Hiç şüphe yok ki, Kemal Sunal’ın ölümü sinemaseverler için bir travma, hala yutulamamış bir yumru, hala koşar adım kaçılan en acı gerçektir. Balalayka filminin çekimlerine giderken, henüz hareket etmemiş bir uçağın içinde heyecandan duruveren kalbi, yıllardır inanmakta güçlük çektiğimiz en sarsıcı olaylardan biridir. Onun ani ölümü, onun o çok ama çok ani ölümü, binlerce, milyonlarca kahkahayı yarıda bırakmıştır. 3 Temmuz 2000’den sonra ne vakit Tosun Paşa başlasa, önce acı bir tebessümle bakar olduk televizyona.

Aniden gidip, hiç gitmemek ve hiç gidemeyecek olmak böyle bir şey olsa gerek.

Ruhlarınız şad olsun.

*Nil Göncü fotoğrafı sinematurk.com’dan alınmıştır.

*Uğur Güçlü fotoğrafı turknostalji.com’dan alınmıştır.