Tag Archives: sinema

.::Üçüncü Adam E-Dergi’nin Yeni Sayısı Sizlerle!::.

Sevgili okur dostlarım,

Filmimin vizyon ve özel gösterim süreçleri nedeniyle Nisan sayımız birkaç gün gecikmeli olarak sizlerle.

Keyifli okumar dilerim.

Dergimizin Nisan sayısını okumak için tıklayınız.

.::Değerli Yeşilçam Sanatçısı Nurhan Nur Hayatını Kaybetti::.

Sinemamızın Yeşilçam dönemi oyuncularından Nurhan Nur 87 yaşında dün hayata veda etti.

14 Mayıs 1930 doğumlu sanatçı 1950 yılı yapımı Parmaksız Salih filmiyle oyunculuğa başladı. Bu Vatanın Çocukları, Düşman Yolları Kesti, Yılanların Öcü (1962), Bozuk Düzen, Son Kuşlar, Kanun Benim, Yaprak Dökümü, Susuz Yaz, Fırat’ın Cinleri, Selvi Boylum Al Yazmalım, Maden gibi sinemamızın önde gelen ve bilinen filmlerinde oynadı.

YARIN SON YOLCULUĞUNA UĞURLANACAK

Cenazesi, 28 Mart 2017 Salı günü, Üsküdar Şakirin Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

*http://www.sabah.com.tr/

.::Sinema ve Tiyatro Sanatçısı Ayberk Atilla Hayatını Kaybetti::.

Bir süredir kanserle mücadele eden değerli sanatçımız Ayberk Atilla, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 

Ruhu şad olsun. 

.::Üçüncü Adam Arşivinden Bir Yavuz Karakaş Belgeseli::.

Sevgili Üçüncü Adam okurları merhabalar,

Herkese güzel haftasonları dilerim. 2012 yılında çektiğim bu belgeseli yıllardır arşivimde bekletiyordum. O dönemde, bir internet televizyonu için çekmiş olduğum bu belgesel ilk kez burada yayınlanıyor. Daha sonra TRT Belgesel için tekrar, daha detaylı şekilde çektiğim belgeselin bir ön taslağı niteliğinde sayılabilir bu belgesel.

Birbirinden güzel onlarca fotoğraf ve bilgi eşliğinde, 30 dakika boyunca keyifli seyirler dilerim herkese. 🙂

Erhan Tuncer

 

.::’Üçüncü Adam E-Dergi’mizin 24 Sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ Sizlerle!::.

Türkiye’nin ilk Yeşilçam e-dergisi ‘Üçüncü Adam E-Dergi’ geri döndü!

Hem de 24 sayfalık ‘Adile Naşit & Münir Özkul Özel Sayısı’ ile…

Bu özel sayıda, hem sitemizde yayınlanan onlarla ilgili tüm röportajları, hem de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış 4 röportaj ve ilk kez göreceğiniz Adile Naşit & Münir Özkul fotoğraflarını göreceksiniz.

ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

*Emeklerimizin tek karşılığı kıymetli teşekkürleriniz. Hiçbir beklenti gütmeden, sizlere sinema emekçilerimizi tanıtmak için var gücümüzle uğraşmaktayız. En azından dergimizin kaç kişiye ulaştığını bilmek adına, yorum kısmına ‘Teşekkürler” ya da “Okudum” yazarsanız çok sevindirirsiniz bizleri. Güzel seneler, keyifli okumalar.

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -2. Bölüm-::.

6) Sami Hazinses

Onu yakından tanıyorsunuz. Sinemamızın en renkli karakter oyuncularından biri Sami Hazinses. Oynadığı filmlerin afişinde ‘Ve çocukların sevgilisi Sami Hazinses’ yazan, oynadığı her filme neşe katan, özellikle mimikleriyle Yeşilçam izleyicisinin gönlünde taht kuran bir isim o. Özel bir yüz, özel bir oyuncu. Tabii onu özel kılan tek unsur mimikleri değil, aynı zamanda esaslı bir bestekar olması. Fatma Girik’in başrolünde oynadığı Şoför Nebahat filminin aynı adlı bestesi ona ait. ‘Derdimi Kimlere Desem’, ‘Yeter Ağlatma Beni’ gibi birçok sanatçının seslendirdiği şarkıların da söz ve müzikleri ona ait. Özellikle ‘Derdimi Kimlere Desem’, sanki onun içini döktüğü, kendini en samimi hislerle ifade ettiği en kıymetli bestelerinden biri.

7) İhsan Gedik

Sinemamızın birçok dönemine şahit olmuş unutulmaz kavgacı karakter oyuncusu İhsan Gedik, set çalışanı olarak başladığı Uğur Film’den ‘Ben oyuncu olmak istiyorum.’ diyerek ayrılır ve yüzlerce filmlik sinema serüveni başlar. ‘Kavgacıların elebaşı’ olarak adlandırıldığı 70’li yıllarda, birçok kavga sahnesini o düzenler, mizansenleri o belirler ve hatta dönemin yeni jönlerine yumruk atıp yumruk almayı o öğretir. Set çalışanı olarak görev aldığı dönemlerden kalan ve onun Yeşilçam’da andının anılmasına sebep olan bir başka meziyeti de şaryo kullanımındaki ustalığıdır. Avantür filmlerin önemli aktörlerinden İrfan Atasoy kendisiyle yapmış olduğumuz bir söyleşide: ‘Setler geç saatlere kadar sürerdi… Bizim İhsan da hem uyur, hem şaryoyu iterdi. Ve her şeye rağmen ufacık dahi titrezmezdi.’ demişti. Şaryo kurulumundaki ve kullanımındaki ustalığı, onun kavgacı olarak gittiği setlerde set çalışanı olarak da görev almasına sebep olmuştur. Kendisi şimdilerde ‘Dünden Bu Güne İhsan Gedik’ adlı fotoğraf albümünü satarak geçimini sağlamaktadır.

8) Danyal Topatan

Yeşilçam’ın Camoka’sı, en sevimli çirkin adamı Danyal Topatan da İhsan Gedik gibi işinin ehli bir şaryo teknisyenidir. Tahta bir masanın 4 ayağının altına çakılan çivilere saplanmış 4 kalıp sabun ile –yanlış duymadınız, bildiğiniz sabun- diklemesine oyulmuş uzun tahtalara yerleştirilen şaryoyu, kayması için başına ve sonuna sürekli su dökerek en doğru/titremesiz iten şaryoculardandır. Ayrıca bir önceki yazımızda andığımız Nizam Ergüden gibi o da senaryoda yer alan patlama, vurulma, yıkılma ve çökme gibi efektlerin yapımında da çalışmıştır. Yeşilçam’ı tırnakları ile vareden gerçek emekçilerden biridir.

9 ve 10) Memduh Ün ve Osman F. Seden

Çalışmama konu olan son iki isim, sinemamızı var eden iki usta yönetmenimiz Memduh Ün ve Osman Seden. Onlar hem yazdılar, hem yönettiler, hem de oynadılar. Hatta bazen kendi filmlerinin yapımcığını da yaptılar. Memduh Ün sinema kariyerine oyuncu olarak başlayıp yönetmenliği tercih ederken, Osman Seden tam tersini uyguladı. İkisi de içlerindeki oyunculuk ateşini, -özellikle de kendi filmlerinde- söndürmemek adına profesyonel meslek yaşantılarının son zamanlarına kadar hep oynadılar. Hatta bazı Yeşilçam izleyicileri eminim ki Osman Seden’i sadece oyuncu zannedip, ‘Aa bu adam mı çekmiş bu filmi?’ diyorlardı. Bir dönem, yönetmenliğini yaptığı türkücü filmlerinin hemen hepsinde kendisini büyük keyifle izliyorduk. Memduh Ün ufak kompozisyonlar çizerek 2-3 dakika gözükse de, Osman Seden filmin hikayesel yapısına etki edecek rollerle izleyici karşısına çıkıyordu.

Çalışmamı bitirirken bir konunun önemle altını çizmek istiyorum; Yeşilçam’ın on parmağında on marifet olan en önemli İsviçre çakıları, kavgacı karakter oyuncularıydı. Dağların tepelerine setler kuran, olmayacak yerlere şaryoları, ışıkları çıkaran, setin tüm yükünü taşıyan onlardı. Her birini rahmetle anıyor, emekleri karşısında her zaman olduğu gibi saygıyla eğiliyorum.

Erhan Tuncer  

.::Sultan Filmi Üzerine: Sokaklar Bizim Evimiz::.

Üçüncü Adam ekibinden Asiye Hande Nur Başar, Sultan filmi üzerine yazdı…

Dünya bir bütün, ülkeler küçük birer köy olurken, artık sınırlar bize kapı komşumuz kadar yakınlaşmışken Türkiye üç denizin ortasında küçük bir çocuk gibiydi. Orada bir yanda bu kapıları kullanıp dünyayı dolaşan insanlar varken, diğer yanda akşam ne yiyeceğini kara kara düşünen insanlar da vardı. Ve bu insanlar yaşadıkları mahalleyi bile terk edemiyorlardı. Böyle bir durumda ne yapılırdı? Mecburen yaşadığın yere ev demek ve hayatta kalmak zorundaydın. Tıpkı Sultan gibi…

1978’de Kartal Tibet‘in yönettiği ‘Sultan’ filmi dönemindeki diğer İstanbul filmlerine göre yenilikçi bir şehir anlatımı benimsiyor. Boğaz’a ya da İstanbul’a şöyle bir tepeden bakmıyoruz. Çamur içinde top oynayan çocuklarla açılıyor film. Çünkü Sultan’ın hikayesi bu. Sultan tabir-i caizse kaotik yaşamı olan bir kadın. Küçük çocuklarıyla bir başına uğraşmak zorunda. Geçinmek için evlere temizliğe gitmesi gerekiyor. Bunun yanında ev işlerinin, yokluktan dolayı daha zor şekilde hallediliyor oluşu Sultan’ın kaotik ortamını daha da karıştırıyor.

İstanbul bu hareketli görüntülerden sonra ortaya çıkıyor. İkinci köprü daha ortalarda yok. Zaten İstanbul bir sis içinde boğaza çok yakın bir lokasyonda çekilmesine rağmen ne deniz ne de İstanbul’un meşhur yedi tepesi gözüküyor.

Asuman Suner‘in yeni Türk sineması için söylediği alternatif İstanbul sunumu bu filmde erken bir yenilik olarak karşımıza çıkıyor ve iki İstanbul’u bu filmde aynı anda görüyoruz. Bir yanda ülkeye yeni gelen ürünlere açık dünyanın geri kalanıyla bütünleşebilen bir kesim var. Diğer yanda ise o kapıyı kapatmak zorunda olanlar… Sultan’ın küçük oğlu annesinden çokomel isteyince bu ve bunun gibi isteklerin Sultan ve komşuları için ne kadar lüks kaçtığını görüyoruz. İçlerinden biri “En iyisi fakir semtlere reklamları yasaklamak” diyor. Bunun yanında Sultan ve komşularının temizliğe gittiği lüks semtlerde iki ayrı İstanbul’u çok daha iyi fark edebiliyoruz.

İkinci İstanbul’u Sultan’ın gözlerinden izliyoruz. Aslında orada bir İstanbul yok. Yaşamın çetin şartları Sultan’ı yaşadığı yerin farkında olmamaya itiyor. Bu dünyanın acıması yok. Evi dediği her bir tuğlasını tek tek kendi elleriyle koyduğu gecekondusunu sevmek zorunda. Çünkü onun da çocuklarının eve getirdikleri köpek Enayi gibi çıkış yolu yok. Belki de Sultan köpeğe uzun uzun baktıktan sonra onunla bir kader ortaklığı kuruyor ve kalmasına izin veriyor.

Ve filmin kilit noktası: Gecekonduları yıkıldığında, mahalleli, yeni bir tane yapmak için yollara düşüyor.

Bu kesim için sokaklar evin ta kendisi. Ne içerideler ne dışarıdalar. Minübüslerin filmde görsel olarak çok yer tutmasının da bununla bir bağlantısı var. Jale Parla‘nın dediği gibi minibüs ne içeride ne dışarıda bir alanı temsil ediyor. Tıpkı gecekonducular gibi…

Sultan tek başına yaşam mücadelesi vermeye çalışan bir kadın. Belki ekonomik olarak refah düzeyi yok, bakması gereken çocuklar onun omuzlarına sorumluluk bindiriyor. Yine de sokaklar onun evi ve neresi olduğuna bakmaksızın yaşadığı yeri ev diye çağırabiliyor. Bu bir zorunluluktan mı geliyor? Yoksa cesaretten mi? Belki ikisi de…

SULTAN1

Asiye Hande Nur Başar