Author Archives: appayue

.::Tombul Ali::.

Karakterin Adı: Ali

Karakteri Canlandıran: Necdet Tosun

Karakterin Amacı: Hapisten çıktıktan sonra namusuyla para kazanıp hayatını devam ettirmek ve dostlarına yardım etmek.

Şu An Ne Yapıyor?: Ali alın teriyle çalışıp biriktirdiği parasıyla bir çay ocağı açtı. Tarık ve Mine onu Zeynep isimli bir arkadaşlarıyla tanıştırdılar. Ali, Zeynep’e ilk görüşte vuruldu. Zeynep de Ali’nin temiz kalbine ilk seferde tutuldu. Birlikte mutlu bir yuva kurdular.

Ali diyor ki:
Başefendi: Ali!
Ali: Buyur başaefendi
Başefendi: Nasıl yaparsın bakayım orta şekerli kahveyi?
Ali: Şey başefendi, cezveyi alırım, içerisine suyu koyarım sonra da kahveyi dökerim, karıştırırım karıştırırım karıştırırım…
Başefendi: Peki, sonra?
Ali: Sonra da şekeri alır tam kahvenin ortasına dikerim, olur sana orta şekerli kahve.

Reklamlar

.::Sultan Filmi Üzerine: Sokaklar Bizim Evimiz::.

Üçüncü Adam ekibinden Asiye Hande Nur Başar, Sultan filmi üzerine yazdı…

Dünya bir bütün, ülkeler küçük birer köy olurken, artık sınırlar bize kapı komşumuz kadar yakınlaşmışken Türkiye üç denizin ortasında küçük bir çocuk gibiydi. Orada bir yanda bu kapıları kullanıp dünyayı dolaşan insanlar varken, diğer yanda akşam ne yiyeceğini kara kara düşünen insanlar da vardı. Ve bu insanlar yaşadıkları mahalleyi bile terk edemiyorlardı. Böyle bir durumda ne yapılırdı? Mecburen yaşadığın yere ev demek ve hayatta kalmak zorundaydın. Tıpkı Sultan gibi…

1978’de Kartal Tibet‘in yönettiği ‘Sultan’ filmi dönemindeki diğer İstanbul filmlerine göre yenilikçi bir şehir anlatımı benimsiyor. Boğaz’a ya da İstanbul’a şöyle bir tepeden bakmıyoruz. Çamur içinde top oynayan çocuklarla açılıyor film. Çünkü Sultan’ın hikayesi bu. Sultan tabir-i caizse kaotik yaşamı olan bir kadın. Küçük çocuklarıyla bir başına uğraşmak zorunda. Geçinmek için evlere temizliğe gitmesi gerekiyor. Bunun yanında ev işlerinin, yokluktan dolayı daha zor şekilde hallediliyor oluşu Sultan’ın kaotik ortamını daha da karıştırıyor.

İstanbul bu hareketli görüntülerden sonra ortaya çıkıyor. İkinci köprü daha ortalarda yok. Zaten İstanbul bir sis içinde boğaza çok yakın bir lokasyonda çekilmesine rağmen ne deniz ne de İstanbul’un meşhur yedi tepesi gözüküyor.

Asuman Suner‘in yeni Türk sineması için söylediği alternatif İstanbul sunumu bu filmde erken bir yenilik olarak karşımıza çıkıyor ve iki İstanbul’u bu filmde aynı anda görüyoruz. Bir yanda ülkeye yeni gelen ürünlere açık dünyanın geri kalanıyla bütünleşebilen bir kesim var. Diğer yanda ise o kapıyı kapatmak zorunda olanlar… Sultan’ın küçük oğlu annesinden çokomel isteyince bu ve bunun gibi isteklerin Sultan ve komşuları için ne kadar lüks kaçtığını görüyoruz. İçlerinden biri “En iyisi fakir semtlere reklamları yasaklamak” diyor. Bunun yanında Sultan ve komşularının temizliğe gittiği lüks semtlerde iki ayrı İstanbul’u çok daha iyi fark edebiliyoruz.

İkinci İstanbul’u Sultan’ın gözlerinden izliyoruz. Aslında orada bir İstanbul yok. Yaşamın çetin şartları Sultan’ı yaşadığı yerin farkında olmamaya itiyor. Bu dünyanın acıması yok. Evi dediği her bir tuğlasını tek tek kendi elleriyle koyduğu gecekondusunu sevmek zorunda. Çünkü onun da çocuklarının eve getirdikleri köpek Enayi gibi çıkış yolu yok. Belki de Sultan köpeğe uzun uzun baktıktan sonra onunla bir kader ortaklığı kuruyor ve kalmasına izin veriyor.

Ve filmin kilit noktası: Gecekonduları yıkıldığında, mahalleli, yeni bir tane yapmak için yollara düşüyor.

Bu kesim için sokaklar evin ta kendisi. Ne içerideler ne dışarıdalar. Minübüslerin filmde görsel olarak çok yer tutmasının da bununla bir bağlantısı var. Jale Parla‘nın dediği gibi minibüs ne içeride ne dışarıda bir alanı temsil ediyor. Tıpkı gecekonducular gibi…

Sultan tek başına yaşam mücadelesi vermeye çalışan bir kadın. Belki ekonomik olarak refah düzeyi yok, bakması gereken çocuklar onun omuzlarına sorumluluk bindiriyor. Yine de sokaklar onun evi ve neresi olduğuna bakmaksızın yaşadığı yeri ev diye çağırabiliyor. Bu bir zorunluluktan mı geliyor? Yoksa cesaretten mi? Belki ikisi de…

SULTAN1

Asiye Hande Nur Başar

.::Sanatçı Şefik Döğen Hayatını Kaybetti::.

IMG_5817

Uzun süredir şeker hastası olan ve bir süredir tedavi gören Türk sinemasının emektar oyuncularından Şefik Döğen 69 yaşında hayatını kaybetti.

Şefik Döğen 1947 yılında Ayancık’ta dünyaya geldi. Döğen’in tiyatro ile tanışması edebiyat öğretmeni Nermin Hanım’ın Nasreddin Hoca fıkralarını oyunlaştırdığı oyunla başlar.İlk kez bu oyunda sahne alan Döğen, ardından Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın amatör tiyatrosuna gider. Usta oyuncu bununla yetinmez ve bir grup arkadaşı ile Samsun Oda Tiyatrosu’nu kurmaya karar verir.

Ancak Döğen esas ününü Cemal Reşit Rey’in müziklerini yaptığı, Erol Günaydın’ın senaryosunu yazdığı oyun ‘Yaygara Yetmiş’te oynadığı Şarhoş Bekir ile kazanır. Şarhoş Bekir tiplemesi çok beğenilen Döğen Yeşilçam’dan davet alır ve sinemanın kapıları açılır.

Döğen, ‘Hayat Sevince Güzel’, ‘Hayat Bayram Olsa’, ‘Yuvasız Kuşlar’ gibi sevilen Yeşilçam filmlerinde rol aldı.Usta sanatçının cenazesi bugün öğle namazına müteakip Levent camiinden kaldırılacak ve Zincirlikuyu mezarlığına defnedilecek.

Kaynak: Radikal

.::Ünlü oyuncu Remzi Evren hayatını kaybetti::.

dizi-ve-sinema-oyuncusu-remzi-evren-hayatini-8041576_7723_m

Ünlü dizi ve sinema oyuncusu Remzi Evren (58), Üsküdar’daki evinde hayatını kaybetti. KOAH hastası olduğu öğrenilen Evren’in uykusunda kalp krizi geçirdiği belirtildi.

Yakınlarından edinilen bilgiye göre, Remzi Evren, Üsküdar Aziz Mahmut Hüdayi Mahallesi, Tahririye Sokak’taki evinde saat 13.00 sıralarında hayatını kaybetti.

KOAH hastası olan Evren’in uykusunda kalp krizi geçirdiği öğrenildi. 2 kız çocuğu bulunan Remzi Evren’in öldüğünü öğrenen yakınları eve gelerek taziyede bulundu. Yakınları, oyuncunun ölümünden büyük üzüntü duyduklarını dile getirdiler.

Üvey Baba, Kurtlar Vadisi Pusu, Karadayı, Behzat Ç. ve son olarak Muhteşem Yüzyıl: Kösem gibi önemli dizilerde oynayan Remzi Evren, Cem Yılmaz’ın “Av Mevsimi” adlı sinema filminde de rol almıştı.

Kaynak: Radikal

.::Türk Sinemasından Akıllara Kazınan 10 Aşk Hikayesi::.

Hazırlayan: Asiye Hande Nur Başar

Türk sinemasında ‘aşk’ dendiğinde orada durmayı bilmek lazım. Özellikle bizim sinemamızda ‘aşk’ çoğu filmin bel kemiğini oluşturmaktadır. Sadece Türk Sineması’nda değil dünya sinemasında da ideal olan aşk ve yaşadığımız hayatta karşımıza çıkması daha olası aşklar olarak filmleri ikiye ayırabililiriz.

Ben bu listede, Türk sinemasında ‘yaşadığımız hayatta daha çok karşımıza çıkan’ 9 aşk hikayesinin yanı sıra, 1 de ‘ideal aşk’ı anlatan çok önemli bir filmi sizlerle buluşturmak istedim.

10. Neşeli Günler (1978, Orhan Aksoy)

Saadet ve Kazım’ın turşu ne ile yapılır kavgasını bilmeyen yoktur. Aslında ikisinin kavgası kendi dediğinden vazgeçmeyince evliliğin yürüyemeyeceğinin bir kanıtı gibidir. Yıllar yılları kovaladıktan sonra Saadet ve Kazım sivri yerleri törpüleyince birbirlerini ne kadar sevdiklerini anlarlar.

9. Gülen Gözler (1977, Ertem Eğilmez)

Vecihi ve Fikret’in aşkı… Fikret’in babası onu Vecihi’ye vermedikçe aralarındaki aşk daha da körüklenir. Fakat biliyoruzdur ki Fikret ve Vecihi bir gün evleneceklerdir. Ve evlilikleri gıptayla baktığımız uyumlu çiftlerin evlilikleri gibi mutlu ve huzurlu olacaktır.

8. Tosun Paşa (1976, Kartal Tibet)

“Aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir / En sevdiğim tatlı kazandibidir,
Leyla sev beni sokma müşküle / Seninle kaşık atalım iki tabak keşküle”

Tellioğulları ve Seferoğulları arasındaki Yeşil Vadi kavgası malum… Bu kavgayı sonlandırmak için iki aile de kendi damat adayını öne çıkararak İskenderiye’nin en büyük devlet memuru olan Daver Bey’in kızı Leyla’yı ister.

Leyla’nın gönlü Seferoğulların’dan Suphi’dedir. Ne var ki Tellioğulları’nın sahte Tosun Paşa planları gerçek Tosun Paşa’nın İskenderiye’ye gelmesiyle sonlanır. Bir de bakarız ki hakiki Tosun Paşa, Leyla ile evlenip Yeşil Vadi’nin sahibi olmuştur.

Leyla hani Suphi’yi seviyordur deriz ama gerçekçi olmak gerekirse Daver Bey kızını elbette Paşa’ya vermek isteyecektir. Daver Bey kızının fikirlerine önem veren bir baba olsa da Paşa’ya hayır dendiği görülmüş şey değildir. Zaten Leyla da halinden memnun bir şekilde gönlünü Tosun Paşa’ya emanet eder.

7. Çöpçüler Kralı (1977, Zeki Ökten)

Çöpçüler Kralı‘nda esas kız Hacer’in aşk anlayışı pragmatik olarak değişkenlik gösterir. Hacer önce maaşı ve rütbesi olan Zabıta Şakir’i severken Şakir’in evliliği annesi yüzünden geciktirmesi üzerine Apti’yi kıskandırma aracı olarak kullanır.

Hacer bu taktikte başarılı olur ve Şakir annesini bir şekilde ikna ederek Hacer’i istemeye gelir. Daha sonra Apti’nin şans eseri ünlü bir şarkıcı olmasından sonra Hacer birden Apti’ye aşık olduğunu anlar.

Apti ise tek istediği kadın Hacer olmasına rağmen ünlü olduktan sonra ondan daha “iyilerini” bulacağını fark eder ve Hacer’i reddeder.

80 döneminin “İşi bileceksin fakat işe gitmeyeceksin” ve “Devrin adamı olacaksın” düsturlarını Umur Bugay‘ın kaleminden komik ve eğlenceli bir şekilde izliyoruz. Bu düsturlar aşk için de geçerli oluyor. “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye bir şey yok. Gerçek hayatta herkes kendini düşünüyor. Çünkü artık dünya kurtlar sofrasına dönüşüyor.

6. Salako (1974, Atıf Yılmaz)

Baş kadın karakter Emine babası onu sevmediği biriyle evlendirmesin diye bir yol aramaktadır. En sonunda kendisine aşık ve saf bir adam olan Salako’yu ikna ederek kaçar.

Emine’nin asıl amacı yıllar önce tanıştığı ve etkilendiği Eşkiya Hamido’nun yanına gitmektir. Emine yol boyunca Salako’yu seviyormuş gibi yapar.

Salako adı üstünde saf bir adam olduğu için onu kandırması çok kolay olur. En sonunda Emine Hamido’nun yanına gelir. Fakat Hamido o hayallerini süsleyen adamdan çok farklıdır. Hamido, Emine’yi tekrar babasını yanına yollamaya kalkınca Emine, Salako’yu tekrar ikna ederek yeniden dağlara kaçar. Salako, Hamido’yu öldürünce ise yeni eşkiya o olur.

Bu noktada Emine ve Salako arasında masallardaki gibi bir aşk doğmaz. Fakat Salako yeni kazandığı karizmasıyla birlikte Emine’nin gönlünü de kazanır.

5. 7 Kocalı Hürmüz (1971, Atıf Yılmaz)

Sadık Şendil‘in yazdığı, Türk halk hikayeleriyle aynı tatta olan “Yedi Kocalı Hürmüz” hem tiyatroya hem sinemaya uyarlanmıştır.

Atıf Yılmaz‘ın yönettiği ve Türkan Şoray‘ı başrolde izlediğimiz Hürmüz’ün hikayesi oldukça eğlenceli. Tabi yedi kocası için hikayenin o kadar eğleceli olduğunu söyleyemeyiz.

Kocasından öç alma amacıyla başlayan hikayede Hürmüz her gün bir kocasını ağırlayıp onlardan hediye kabul ederek ekonomik sorunlarını çözmektedir. Fakat Hürmüz’ün aslında gönlü yakışıklı doktordadır.

Fakat filmin sonunda aslında meselenin Hürmüz için aşk  olmadığını anlıyoruz. Hürmüz aslında aşk gibi meseleleri gerçekçi bulmayan biri.

Erkeklerin ise kaç yaşında olursa olsun kadın-erkek ilişkilerinde acemi oluşunu fark etmesiyle kendine göre birini bulması oldukça zor hale geliyor.

4. Kara Gözlüm (1970, Atıf Yılmaz) 

Yeşilçam Sineması’nda böyle ayakları yere basan ve doğallığından hiçbir şey kaybetmeyen kadın karakter azdır. Azize şöhret basamaklarını hızla tırmanmasına rağmen kendi kişiliğinden hiçbir şey kaybetmeyen biri.

Onun tam karşısında ise Azize’yi artık farklı giyiniyor daha sosyetik mekanlara gidiyor diye yargılayan, Türk Sineması’nda çok sık karşılaştığımız, Kenan karakteri var. Azize artık ünlü bir şarkıcı! Kadın hala balıkçılık yaparken giydiği kıyafetiyle mi gezmek zorunda?

Hele Kenan’ın çok yetenekli olmasına rağmen ünlü bir besteci olmaktan korkmasına anlam vermek oldukça zor. Anonim kalıp o amatör ruhu korumak istiyor olabilir fakat Azize’yle Amerika’ya gidip seslerini büyük kitlelere duyurduklarında Kenan’ın korktuğu gibi tüm etik değerlerini yitirecek değillerdi.

Senin kişiliğin bu kadar mı oynak kardeşim kariyerinde yükselince değerlerini yitirmekten bu kadar korkuyorsun? Azıcık Azize’yi örnek al!

Azize ise Kenan’ı gerçekten sevdiği için kariyerinden vazgeçip aşkını seçiyor. Fakat bunu Kenan’ın davranışlarına anlam vererek yapmıyor.

3. Menekşe Gözler (1969, Atıf Yılmaz)

Atıf Yılmaz gerçekçi kadın karakterler oluşturmakta oldukça başarılı. Bunu en iyi gördüğümüz filmlerden biri de “Menekşe Gözler”. Filmde aynı gazinoda çalışan dört karaktere odaklanıyoruz. Sadri Alışık orta yaşlarında bir saz üstadını canlandırıyor. Erol Büyükburç ise gazinonun hafif batı müziği kadrosundaki genç ve hayat dolu şarkıcısı.

Alışık’ın uzatmalı sevgilisi Pervin ise aynı gazinoda şarkıcılık yapıyor. Fatma Girik  ise deli dolu bir kadın olan Serap’a hayat veriyor. Serap da aynı gazinoda dansözlük yapıyor. Fakat bir gece diğer bir dansçı kadınla kavga etmesiyle gazinodan kovuluyor. Kalacak yeri olmayan Serap Alışık’ın evine alıyor. Uzun süredir içine kapanık bir şekilde yaşayan Sadri, Serap’la birlikte adeta yeniden hayat buluyor.

Pervin ise bu durumu olgunlukla karşılıyor “Böyle kızlar hep gelir gider, ama sonunda ben kalırım yanında…” diyor Sadri Alışık’a.

Pervin ondan beklenen üzere kötü tarafı temsil etmiyor. Tıpkı gerçek hayatta olabileceği gibi bu durumu oluruna bırakıyor.

Serap ise filmde mutlak güzellik ve iyiliği temsil etmiyor. Serap hayatta kalmanın ne kadar zor ve önemli olduğunu fark edebilmiş bir kadın. Önce hayatta kalmaya çalışıyor. Fakat bir gün Alışık’ın hayatına girdiği gibi çıkıyor.

Serap’ı sonradan Alşık’ın en yakın arkadaşı Erol’un yanında görüyoruz. Bu sefer aşk karşılıklı oluyor. Erol’un Serap’ı sevdiği gibi Serap da Erol’u seviyor. Fakat filmin asıl anlatmak istediği bir gönüle asla söz geçirilemeyeceği…

Alışık, Serap’la olmayı ne kadar çok istese de onun en yakın arkadaşı Erol’la mutlu olmasını kabulleniyor. Tıpkı Pervin’in onu beklemeyi kabul etmesi gibi. Bu mutlu bir aşk hikayesinden çok gerçekleri kabulleniş hikayesi.

2. Ah Müjgan Ah (1970, Mehmet Dinler)

Bir başka kabulleniş hikayesi de Safa Önal‘ın yazdığı “Ah Müjgan Ah” filminde var.

70’li yılların Türkiye’sinde yaşanan fukaralığı ve sınıflar arası uçurumu gözler önüne seren film “Aç olan, önce aşkını yer…” gibi bir durumun olası olduğunu da gösteriyor izleyiciye. Müjgan ve Hüsnü birlikte olmak için ekmeyi tuza banmaya razıyken Müjgan’ın bir terzide çalışarak dış dünyaya açılmasıyla durum değişiyor. Hüsnü’nün vadettikleri artık Müjgan’a yeterli gelmiyor.

Geride ise Müjgan’ı gitmesini engelleyemeyen ve hayatına devam etmek zorunda bırakılan Hüsnü kalıyor.

1. Sevmek Zamanı (1965, Metin Erksan)

Halil boyacılık yaptığı evde evin kızı Meral’in resmini gördüğü anda resimdeki kadından etkilenir. Her gün köşke giderek Meral’in resmini seyreder. Bir gün Meral’in kendisi eve gelerek Halil’i kendi resmine bakarken  görür. O anda Meral Halil’in kendisine gerçekten aşık olduğuna inanır. Bu aşktan etkilenerek Halil’e karşılık verir. Fakat Halil’den başladığı tepkiyi alamaz.

Meral’in resmi Halil’in kalbini hiçbir zaman kıramaz fakat Meral’in kendisi bunu yapabilir. Halil içinde büyüttüğü kusursuz aşkı için bu riski almak istemez. Halil tıpkı divan edebiyatındaki gibi mükemmel aşkın zihinde yaşanacağına inanmaktadır.

Meral ise aşk dahil her şeyin çabuk tüketildiği bir ortamda yaşadığı için Halil’in aşkı ona cennet gibi gelmektedir. Halil ve Meral mutlu olabilmişler midir, bilinmez. Fakat aşkın kendini ve karşındakini yontmayla, bu sırada canın acımasıyla ve karşılığında bulunması zor bir zevk ve neşenin gelmesiyle ilgili olduğunu gösteriyor bu film. Metin Erksan‘ın şiirsel yönetimi, Müşfik Kenter ve Sema Özcan‘ın unutulmaz performansları gerçekten izlenmeyi ve alkışlanmayı hak ediyor.

Turist Ömer Yamyamlar Arasında (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Hulki Saner

Yönetmen: Hulki Saner

Senaryo: Hulki Saner

Görüntü Yönetmeni: Mengü Yeğin

Oyuncular: Sadri Alışık, Elif Pektaş, Mualla Sürer, Kudret Karadağ, Aziz Basmacı, Feri Cansel

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil. Fakat internet üzerinden filme ulaşmanız mümkün. Ayrıca televizyonda sıkça rastlayabilirsiniz. Çekimleri Kenya’da yapıldığı söylenen film, her Turist Ömer filmi gibi orijinalliğini ve güldürü tarafını biraz barındırdığı kültür karmaşasından, çoğunu ise Sadri Alışık’ın içten performansından alıyor.

Acımak (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Melih Üstüngör

Yönetmen: Aydın Arakon

Senaryo: Çetin Ener

Görüntü Yönetmeni: Menasi Filmeridis

Oyuncular: Tamer Yiğit, Zeynep Aksu, Önder Somer, Zeynep Tedü, Suzan Avcı, Sedef Ecer

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil.