Tag Archives: kemal sunal

.::Yeliz Ergün, Babası Atilla Ergün’ü Anlatıyor: “Babam Atatürk’ü Oynamayı Çok İsterdi!”::.

Merhabalar sevgili dostlar,

Bu yılın başlarında değerli sanatçımız Atilla Ergün’ün kızı Yeliz Ergün ile babası üzerine kısa ama oldukça doyurucu bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Festivaller, işler derken ancak vakit bulabildim ve düzenledim. Şimdi sizlerle.

Keyifli okumalar dilerim.

Yeliz Hanım’a da içtenliği ve vakit ayırdığı için çok teşekkür ederim.

__________________________________________________

Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanız Atilla Ergün ile ilişkiniz nasıldı?

Babamla ilişkilerim çok iyiydi. Çok sevgi dolu bir babaydı. Bir de ruhumuz çok uyuyordu. Yani aynı evlada geçmiş durumdaydı. O yüzden iyi bir ilişki yürüttük, tabii daha muhafazakar bir babaydı. Diğer arkadaşlarımın babalarına göre. Herhalde o çalışma ortamlarından gördüklerinden kaynaklanıyordu.

Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı ve sinema kariyeri nasıl başladı?

Babamın daha önce bir mesleği yoktu, zaten Ankara Devlet Tiyatrosu‘ndan mezun, tiyatro oyuncusuydu. Daha sonra bir teklifle sinemaya başlayarak orada devam etti. İlk filmi Sevim Tuna‘yla “Kocamdan Ayıramazsın” filmiydi, hatta Sevim Hanım anlatırdı; Filmi bitirmiş ve kocasından ayrılmış. Adıyla pek bağdaşmayan bir süreç olmuş.

Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinemada şöyle zorluklarla karşılaşılırdı; İlk zamanlar her şey iyiydi yetmişli yıllarda ama daha sonra bütün sanatçıların o seks filmi furyası denen dönemlerde başka işler yapmaya mecbur kaldılar. Sinema piyasası durdu. O süreçte bizim farklı gelirlerimiz devam etti ve başka bir sektöre geçmedi babam. O dönemi atlattık. Daha sonra zaten dizilerle birlikte renklendi. İşler açıldı. Sinemada karşılaşılan zorluklar tabii ki şu anda setlerde de aynı sorunlar var. Uzun çalışma saatleri O zaman tabi, çekler var, bonolar var, ödenmeyen paralar, şimdi de herkesin yaşadığı… Tabi dönem şartlarında tüm filmi bir anda bitirmek gerekiyor, geri dön çek filmi durumu olmadığı için. Daha hızlı hareket etmek zorunda kalıyorlardı ve yanlış yapmamak zorunda kalıyorlardı bildiğim kadarıyla.

Çalışma disiplini açısından babanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Oynadığı filmler üzerine detaylı çalışıyor muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Zaten o, Ankara Devlet Konservatuarı’nın verdiği büyük oyunculuk eğitiminden sonra hazırlanma süreci daha kısa oluyordu. Öncesinde, tabii ki çalışıp role girmeye çalışıp daha sonra eve geldiğinde evde bitiyordu set. Yani hazırlık vardı ama setten eve gelip bana bir şey anlattığını hiç tutturamam. Sanıyorum ki set hayatını pek sevmiyordu. Pek de sevilecek bir yanı yoktu. Biliyorsunuz kıskançlıklar… Statü farklılıkları uygulanan tüm davranışlar falan… Bazı sanatçılarda çok farklı oluyor da çok ünlü olmasına rağmen çok efendi bulduğu sanatçılar da vardı mesela. Bunun başında İbrahim Tatlıses geliyordu. Sinemadan olmamasına rağmen… Babam zaten çok özel şarkı sözleri yazardı ama kimse vermezdi. Çok güzel şiir yazardı, çok iyi bir ozandı. İlk kez bir eserine kıyıp İbrahim Tatlıses’e verdi ve hit oldu. Bülent Ersoy, Semiha Yankı, Azer Bülbül ve Adnan Şenses okudu. Ama İbrahim Tatlıses’te en çok duyuldu. “Hesabım Var” şarkısı. Bir de Coşkun Sabah‘a “Adını Yoldaki Taşlara Yazdım”ı vermişti. Coşkun Bey’i de çok severdi.

*Şarkıları yazının sonunda dinleyebilirsiniz.

Yüzlerce filmde oynamış olan babanızın “keşke oynasaydım” ya da “keşke oynamasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın oynamak istemediği bir filmi olduğunu düşünmüyorum ama Atatürk‘ün hayatında, Atatürk’ü oynamayı çok isterdi. Çok iyi bir Atatürkçü’ydü çünkü…

Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Valla yani ben böyle düşünmüyorum. Bütün sinema emekçileri daha önce düzgün yaşıyorlarsa, o düzgün hayatları devam ediyor. Ama işin içine tembellik, işin içinde alkol, işin içine şahsi çekememezlikler girdiği zaman kaçınılmaz son geliyor ve bunu meslek olarak yapmak için hakkaten insan ilişkilerinizin çok iyi olması ve en azından çok ciddi bir yeteneğinizin olması gerekiyor.

Babanızla diğer oyuncuların ilişkileri nasıldı?

Babamın en iyi arkadaşı Tanju Korel‘di. Bergüzar Korel ve Zeynep Korel‘in babası biliyorsunuz. Onun ardından ailecek görüşürdük; Erol Taş. Yine Yıldırım Gencer‘i çok severdi, Eşref KolçakHayati HamzaoğluKadir Savun…  Evet, en kıymetlileri aklıma gelenler bu isimler  ama hani Tanju Korel “ahretlik” denir ya, ahretlikti babam için. Zeten yakın bir arayla vefat ettiler.

Babanız Atilla Ergün olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Sinemada hayal ettiği yerde miydi; Sinema zaten hayal ettiği yerde değildi ki… Kendi adına herkes elinden geleni yapmış ve ortaya hala keyifle izlenen filmler çıkmış, Kemal Sunal filmleri, Cüneyt Arkın filmleri babamın yoğun olduğu filmler. Yönetmen Natuk Baytan’la arası çok iyiydi. Eşi de benim ikinci annem gibiydi.

Sinemada şöyle: Dizilerin çok daha arttığı zamanlarda yani. Bir on yıl daha, yani 65 70 yaşına kadar bir ömrü olsaydı, 10 yıl daha, o dizi furyasında yer almasını isterdim. O da çok isterdi eminim. İlk başta “Tetikçi Kemal” olmak üzere Mahsun Kırmızıgül‘ün tüm dizilerinde rol aldı. Öyle de gidiyordu. Son, vefat ettiğinde de Kerem Alışık‘la dizi çekimindeydi.

Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Babamla ilgili unutamadığım bir anı; Onun Zeybek oynayışını hiç bir zaman unutamam… En etkili görüntü, babamdan, bu kalan aklımda…

Teşekkürler.

*İlk fotoğraf Yeliz Ergün arşivine aittir.

Atilla Ergün’ün yazdığı ve bestelenen şarkılar aşağıdan dinleyebilirsiz;

 

 

Reklamlar

.::Selahattin Fırat’la Gerçekleştirdiğimiz Canlı Yayın Röportajı Sizlerle!::.

Değerli karakter oyuncumuz Selahattin Fırat ile aylar öncesinde Üçüncü Adam‘ın İnstagram Hesabından yaptığımız yayın sizlerle!

.::Kör Nizam’ın Bombaları::.

Öncelikle Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları adlı iki bölümlük çalışmama göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederim. Çalışmamın birinci bölümünde yer verdiğim Nizam Ergüden ile ilgili önemli mesajlar aldım ve yeni bilgiler edindim. Değerli yönetmenimiz Hidayet Pelit‘in oğlu Bülent Pelit, yazının yayınlandığı akşam bana bir mesaj attı;

“Nizam Ergüden ile ilgili bir şey hatırlatayım; Hayatının son yıllarında sinemaya küsen Nizam Ergüden yarış atı seyisliği ve antrenörlüğüne başladı. Veliefendi ve İzmir Şirinyer Hipodromu’nu kendine mekan tuttu. Orada da büyük başarılar elde etti ama antrene ettiği Atıl isimli arap atının darbeleriyle hayatını kaybetti. Oğlu Hüseyin Ergüder de piyasanın iyi set elemanlarından biriydi…” 

İlginç, zor ve tehlikelerle dolu bir yaşamın böylesine bir trajedi ile bitmesine gerçekten çok üzüldüm. Yaptığım röportajlarda herkesten duyduğum “Bu kadar aksaklığına ve sakarlığına rağmen Yeşilçam’ın ev sevilen insanlarından biri…” olduğuydu. Özellikle Yılmaz Güney‘le yakın dost olan Nizam Ergüden, en çok onun avantür filmlerine çalışmıştır. Güney de bu dostluklarının neticesi olarak ona küçük roller vermeye başlamıştır. Şüphesiz onu milyonlara tanıtan en önemli rolü, Natuk Baytan‘ın yönettiği Üç Kağıtçı filmindeki Sabri karakteridir. Tabii ki Banker Bilo’daki kaçakçı karakterini de unutmamak gerek.

Şimdi sizleri, yaptığım röportajlardan derlediğim Kör Nizam lakaplı Nizam Ergüden’in yol açtığı iş kazaları ile ilgili bölümle başbaşa bırakıyorum;

Yılmaz Atadeniz (Yönetmen)

Hiç unutmuyorum, Ölmek Var Dönmek Yok diye İrfan Atasoy, Feri Cansel’in oynadığı bir filmi çekiyoruz Abraham Paşa Çiftliği’nin arka tarafındayız. Kameraman Kenan Kurt, “Ya Yılmaz ağabey burada bomba patlatacaksın benim kameram bundan başka zenginliğim yok, bunu geriye alalım, ben zoomla idare ederim” dedi. O ağaçların bulunduğu kısma kadar geriye aldı. O devirlerde bu türlü patlamaları yapan Nizam isminde bir arkadaşımız vardı. Nizam, Yılmaz Güney filmlerinde aktör olarak da oynadı. Şimdi o patlamaları çatlamaları kendi çocuğu yapıyor. Kısa boylu, genç bir oğlan. Onunla da çalıştım ben. O gün bomba koyacaklar, İrfan ile Feri Cansel o kapıdan çıkacak, arkadan kavgacılar gelecekler, ateş edecekler, Feri bomba atacak, bomba attığı zaman bomba patlayacak. Bu kadar yapıyoruz. Kameraman hazır, her şey hazır… “Motor!” Feri ile İrfan Atasoy çıktılar. O 4 kişi çıktı. Ahmet falan vardı hatta içlerinde. Çıktılar. Çıkınca, bombayı attı Feri, “Bombayı düştüğü yerde patlatın!” dedim. Yerden bir alev sütunu çıktı. O taraftaki ne kadar cam, çerçeve var ise her şey indi aşağıya. Toz, duman içerisinde kaldı. Bir de arkadan da Nuray diye dansöz bir kızımız var, belden yukarısı çıplak silahı öyle tutacak ki göğüslerini kapayacak. Şimdi bomba patladı, patladı ama kaldırım taşı yukarıdan vınlayarak Feri’nin üstüne düşecek, gördüm ben olayı. Feri’ye, “Kafanı yukarı kaldır bak!” demeye vakit yok, “Kamerada görünüyorsun kaç!” dedim ben. O benim emirlerime uyarak hareket etti. Kaldırım taşı pat diye düştü. Nuray çıktı, kız panikten titriyor, kızın göğüsleri meydanda… “Hemen yukarıya alın…” dedim. Öyle ve stop. Oradaki adamların katiyetle inanamıyorsun yaşadıklarına. Yani yerden o alev sütunu filmde de gördüm, kurgularını ben yaptım filmlerin. İnanılmaz bir şey. Dinamit koymuş Nizam… O dinamit yere 1 metre çukur açmış. Orada kanalizasyon kanalı varmış, alttan geçen o kanala kadar açmış. Ben Nizam’ı kovaladığımı biliyorum yani. “Ulan nasıl bu kadar dinamiti koyarsın?” diye…

 Mehmet Uğur (Dublör / Kavgacı Karakter Oyuncusu)

Bomba patlayacak bir gün… Koşacağız, mayına basacağız bomba patlayacak. Beni çağırdılar gittim. “Hazır mısın?” “Hazırım…” Geldim bir bastım, basmamla bombayı bir patlattılar, inan pantolonum ikiye bölündü. 2 metre çukur açıldı içine düştüm Nizam’ın bombasından…

 Selahattin Geçgel – Godzilla Selahattin (Set Amiri / Efekt Uzmanı)

Kargacı Halil filmini çekiyoruz Yılmaz Güney’le Polenezköy’de. Ben de ufak bir rolde oynuyorum. Yılmaz abi “Selahattin’e fünye hazırlayın…”dedi. Nizam fünyeyi hazırladı, bağladı. Yılmaz abi karşıda, ben de köşeden çıkıyorum. Yılmaz abi vuruyor beni. Fünye bir patlıyor ben uçuyorum. Yılmaz abi bağırmış ‘Eşşoğlu eşşek, ben yılların aktörüyüm böyle ölemedim!” diye. Herkes alkışlamış tabii. Yılmaz abi bağırmış: “Godzilla kalk! Godzilla!” Godzilla gözünü bir açtı SSK Hastanesinde…

Erhan Tuncer 

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -1. Bölüm-: Sadece Oyuncu Olmayanlara Dair::.

Sevgili dostlar merhaba,

Bu çalışma dizisinde sizlere, Yeşilçam’da sadece oyunculuk ya da yönetmenlik yapmamış, sinemamızın gerçek emekçilerinden bahsedeceğim. 2 bölüm olarak yayınlanacak bu çalışmanın ilk bölümünün konukları Zeki Alpan, Cemal Konca, Nizam Ergüden, Niyazi Vanlı ve Necdet Kökeş olacak. Sadece oyuncu olarak izlediğiniz değerli sanatçılarımızın, Yeşilçam içerisinde ayrıca uzman olduğu alanları öğrenince gerçekten şaşıracaksınız.

Bu çalışmayı hazırlarken, sanatçılarımızın sosyal hayatlarındaki özel yeteneklerini/uğraşlarını değil, Yeşilçam içerisindeki bir nevi ikinci –hatta bazıları için birinci- mesleklerini gün ışığına çıkarmaya dikkat ettim. Bu nedenle, gençliğinden beri profesyonelce keman çalmakta olan Hulusi Kentmen gibi özel yeteneklileri değil, -çalışmamızın ikinci kısmında yer alacak olan- sinema filmleri için besteler yapan Sami Hazinses’i sizlere anlatmayı uygun buldum. Çalışmamda yer alan 10 isim de, sinemaya farklı alanlarda eş zamanlı olarak hizmet etmiş isimler olacak.

İlk 5 isim sizlerle…

İşte Yeşilçam’ın İsviçre çakıları…

İşte Yeşilçam’ın maharetli elleri…

1) Zeki Alpan

Zeki Alpan’ı Kemal Sunal ve Keloğlan filmlerinden hatırlamayanınız yoktur sanırım. Özellikle kostüme filmlerde boy gösteren Alpan, sinemamızın ilk ‘profesyonel’ makyajcılarından birdir. Profesyonel kelimesini özellikle tırnak içine almak istedim çünkü bu işi kendine meslek edinmiş, özel sakal ve bıyıklar üretmiş ve kendine tam donanımlı bir makyaj çantası oluşturmuştur. Sanatçımızın oğlu ile yaptığım bir söyleşide, Kadir İnanır’ın Yeşilçam’da çekilen ilk bıyıklı fotoğrafındaki takma bıyığın Zeki Alpan tarafından yapıldığını ve hatta kariyerine bıyıklı olarak devam etmesini öneren ilk kişi olduğunu öğrenmiştim. Araştırmalarım doğrultusunda vardığım sonuç, sanatçımızın oğlunun anlattıklarını doğrular nitelikte çünkü 1950’li yıllardan itibaren sakal-bıyık ihtiyacı olan neredeyse tüm filmlerdeki sakallar-bıyıklar Zeki Alpan’a ait. Aşağıda kendisi ile yapılan söyleşiyi okuduğunuzda, işine ne kadar özenle yaklaştığını göreceksiniz.

*Röportajın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

2) Cemal Konca

cemal-konca-portre

Sinemamızın adı bilinmen önemli makyajcılarından biri de Cemal Konca’dır. Onlarca filmde karakter oyuncusu olarak görev alan Konca, özellikle plastik makyaj konusunda kendini oldukça uzmanlaştırmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kendisini, Natuk Baytan’la birlikte Duvardaki Kan dizisinin setinde görüyorsunuz. Gerçekleşmesi güç bir makyajı kendi yöntemleri ile dakikalar sonra bitirdiğini okuyacağınız bu dergi haberinde, Konca’nın kendi gibi yetiştirdiği oğlunu da göreceksiniz.

*Haberin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

_______________________________________________________

3) Nizam Ergüden

Nam-ı diğer Kör Nizam… ‘Kör Nizam bir bomba yapmış abi… Bir patladı, pantolonum falan parçalandı…’ gibi onlarca cümle duyarsınız Yeşilçam sokağında. Aksiyon ve avantür filmlerdeki patlamaların büyük bir bölümü yapan kişi, Yeşilçam’ın özel efekt uzmanlarından Nizam Ergünden’dir çünkü. Elinin ayarının olmadığı ve patlamalı sahnelerde barutu biraz fazla kaçırdığı söylenir hep. Yaşayanların şimdilerde gülerek anlattığı birçok ‘patlamalı’ kazanın altında onun parmağı vardır. ‘Kör Nizam’ın Bombaları’ üzerine sayfalar dolusu anı var arşivimde. Uygun bir zamanda bu başlıkta bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Unutmadan, Nizam Ergüden’in ‘kör’ lakabı işini gözü kapalı yaptığından değil, gözlerinin şaşı olmasından kaynaklanmaktadır. Yeşilçam’da özellikle set çalışanlarının böyle ilginç lakapları vardır. Bu yıl içinde kaybettiğimiz, sinemamızın bir diğer özel efekt uzmanı Godzilla lakaplı Selahattin Geçgel’i de rahmetle analım. Onun uzmanlaştığı en önemli alan da fünye üretimiydi. Bir oyuncu vurulduğunda vücudundan patlayarak çıkan –çoğu sade dumanlı- kanların etrafa saçılmasını sağlayan fünyeleri Godzilla Selahattin hazırlardı.

_______________________________________________________

4) Niyazi Vanlı

‘Ah Nerede’ filminin finalinde kalabalığı yararak gelen polis memurunu hatırladınız mı? Evet, onun adı Niyazi Vanlı. Peki o yararak geldiği kalabalığı sete kim getirdi? Bu sorunun cevabı da aynı: Niyazi Vanlı. O, Yeşilçam’ın en büyük figürasyon ajanslarından birinin sahibi. Hatta 70’li yıllarda filmlerde yeni yeni görmeye başladığımız kavgacı karakter oyuncularının büyük bir bölümünü sinemamıza kazandıran kişi o. Yeşilçam Sokağı’nda arkadaşlarından duyduklarım, görüldüğünün aksine son derece egosu yüksek ve piyasanın kurdu bir insan olduğu yönünde. Elinden hiçbir zaman düşürmediği viskisi ile ‘Onu ben oyuncu yaptım… O benim bulduğum adamdı… Kapımdan ayrılmazdı…’ gibi ‘benim sayemde’ başlıklı onlarca cümle duyulurmuş Niyazi Vanlı figüranlık bürosunda. ‘Seni artist yapacağım…’ diyerek kandırılan genç kızların uğrak yerlerinden biri olduğu da söylenir bu büronun. Setlerde sakatlanan kavgacıların da uğrak yeridir aynı zamanda. Niyazi Vanlı’nın eşinin, zeytinleri, otları ezerek oluşturduğu özel bir karışımla çıkıklar hemen tedavi edilir, oyuncu bir gün istirahatten sonra sete çıkabilir hale getirilirmiş.

_______________________________________________________

5) Necdet Kökeş

Sivori Necdet… Brezilyalı bir futbolcuya benzerliğinden dolayı ona takılan bu lakap, yıllarca setlerde prodüksiyon amirliği yapmış Necdet Kökeş’in hızını ve çalışkanlığı özetler nitelikte. “Bir set kaç kişiden oluşur? Kimler işini en iyi şekilde yapar? Bir film kaç günde biter? Biraz da daha zorlarsak kaç günde biter?” Bu soruların tamamının cevabını veren en önemli kişilerden biridir Necdet Kökeş. Yapımcının en güvendiği insan, tüm seti emanet ettiği gerçek bir profesyoneldir. Özellikle Hulki Saner prodüktörlüğünde gerçekleşmiş 70’li yıllara ait filmlerin önemli bir bölümünün prodüksiyon amiri odur. İzleyiciler onu oyuncu olarak tanısa da, Yeşilçam Sokağı –özellikle de eski yapımcılar- onu daha çok prodüksiyon amiri özelliğiyle hatırlamaktadır.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

*Çalışmamızın 2. Bölümü birkaç gün içerisinde sizlerle.

.::Yeşilçam’ı Sarsan 10 Ani Ölüm: Filmleri Yarıda Kalanlara Dair::.

Erdal Tosun’un ani ölümü hepimizi derinden üzdü. Daha oynayacağı onlarca film, onlarca tiyatro oyunu varken bir anda aramızdan ayrılıveren Tosun, bildiğiniz üzere sinemamızın önemli karakter aktörlerinden Necdet Tosun’un oğluydu. Ne acı bir tesadüftür ki, Necdet Tosun da trafik kazasında vefat etmişti. Bu acı tesadüften yola çıkarak, Yeşilçam’ı sarsan ve milyonlarca sinemaseverde derin izler bırakan 10 ani ölümü sizler için derledik.

Birazdan okuyacağınız isimler, filmlerini yarıda bırakıp da gittiler.

Ansızın, henüz rejisör ‘kestik!’ dahi diyemeden…

1- Suphi Kaner

Yeşilçam’ı sarsan ilk ölüm, yapımcılardan yediği ambargodan dolayı iş bulamaz hale gelen, dönemin en başarılı komedi oyuncularından Suphi Kaner’in intihar etmesiydi şüphesiz. ‘Biraz dinleneceğim…’ diyerek girdiği odasında, 3 tüp hap içerek hayatına son vermiş, geride bıraktığı tüm dostlarına ve sinemaseverlere büyük bir şok yaşatmıştı. Vefat ettiğinde 30 yaşındaydı… Yolu yarılamamıştı dahi…

2- Ahmet Tarık Tekçe

Tüm sinemaseverleri yasa boğan ikinci ölüm, Ahmet Tarık Tekçe’nin ani ölümüydü. Oynadığı bir filmin galasına giderken trafik kazası geçirmiş, birkaç gün süren yaşam mücadelesini kaybetmişti. ‘Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe’siz film olmaz!’ yazıyordu oynadığı filmlerin jeneriğinde. En çok sevildiği, en çok para kazandığı yıllarda, en çok korktuğu şekilde vefat etmişti Tekçe. 4 Ekim 1964’te… Henüz 43 yaşında… (Ahmet Tarık Tekçe’nin vefatı ile ilgili, ayrıca ayrıntılı bir çalışma yapmaktayız. Yakında sizlerle paylaşacağız.)

3- Necdet Tosun

Dönemin bir diğer önemli komedi oyuncularından Necdet Tosun, Almanya’ya bir iş seyahati için gitmiş, orada geçirdiği trafik kazası sonucu apar topar İstanbul’a getirilmişti. İki haftaya yakın İstanbul’da tedavi edilse de, 10 Mayıs 1975 günü kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti. O gün Yeşilçam, en tonton sanatçısını yitirmişti.

4- Uğur Güçlü

Yapımcıların kara listesine alınan bir diğer aktör de Uğur Güçlü’ydü. 70’li yılların başında yapımcılardan ambargo yemiş, bu nedenle derin bir bunalıma girmişti. O yıllarda –belki de sinemadan bir kaçış olacağını düşünerek- aniden evlenmiş, mutluluğu uzun sürmemiş ve ani bir kararla karısını terk etmişti. Her şeyin ‘birden bire’ olduğu çalkantılı günlerden birinde, soyadı benzerliğinden başka hiçbir ilişkisinin olmadığı Selahattin Güçlü tarafından kurşunlanarak, eski karısının önünde hayatını kaybetmişti. 1968 yılında başladığı sinema kariyeri, 1978 yılında son bulmuştu.

5- Nil Göncü

Metin Erksan’ın yönettiği, sinemamızın en özel filmlerinden biri olan Kuyu’nun başrolünü Hayati Hamzaoğlu ile birlikte paylaşan Nil Göncü, sessiz ama etkili performansı ile dikkat çekmiş, 5. filminin çekimleri esnasında bağırsak düğümlenmesi geçirerek, henüz 19 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Bu ani ölüm sinema camiasında büyük ses getirmiş, ölümün ansızın gelebileceğini, yarınını düşünmeden yaşayan birçok sanatçıya bir an olsun hatırlatmıştı.

6- Feri Cansel

Sinemamızın en güzel, en özel kadınlarından biri olan Feri Cansel, şiddetli geçimsizlikle sürdürdüğü nişanlılığını bir türlü sağlıklı yollarla bitirememişti. 2 Eylül 1983 günü her zamankinden daha büyük bir kavga yaşadığı nişanlısı Melih Ük’e “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna…’ demiş, bu son sözleri olmuştu. Güzeller güzeli Feri Cansel, nişanlısı tarafından kurşunlanarak, feci şekilde öldürülmüştü.

7- Ayhan Işık

13 Haziran 1979… Yeşilçam’ın kralı eski hareketli günlerini geride bırakmış, henüz yapımcılığa başlamış, yılda 1-2 filmde oynayarak ‘Ben hala buradayım…’ demeye çalışmaktaydı. Güneşlenmek için çıktığı evinin balkonunda uyuyakalmış, şiddetli bulantı ve baş ağrıları ile uyanarak hastaneye kaldırılmıştı. En yakın dostu Sadri Alışık’ın başında 3 gün boyunca aralıksız nöbet tuttuğu Ayhan Işık, 16 Haziran 1979’da hayatını kaybederek, Yeşilçam’ı ve tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu.

8- Âdem Taşay  

1975 yılında başladığı sinema kariyerine 20’ye yakın film sığdıran Âdem Taşay’ı özel kılan oyunculuğu yahut karakteristik özellikleri değil, 24 Ocak 1997 günü, 43 yaşında, evinde ölü bulunmasıydı. Tam da Yeşilçam’ın iyiden iyiye tükendiği günlerde yaşanan bu ani ölümün üzeri sessizce örtülmüş, Taşay çok konuşulmadan unutulmaya maalesef mahkûm olmuştur. (Başına isabet eden tek kurşunla hayatını kaybeden Taşay’ın ölümü hala bilinmezliğini korumakta, cinayet mi, ihtihar mı olduğu bilinmemektedir.)

9- Yadigâr Ejder

Onunla ilgili sayfalar dolusu yazdım. ‘Bir Yadigâr Ejder Kitabı’nda vefatına dair tüm detayları açıkladım. 300’e yakın filmde irili ufaklı rollerde oynamış gerçek bir sinema emekçisi, 4 Mart 1991 günü, Beyoğlu – Hasnun Galip sokakta yemek yemek için girdiği bir lokantanın tuvaletinde beyin kanaması geçirerek, henüz 41 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Vefatını gören birkaç kişi dışında herkes bir şeyler uydurdu. En popüleri de ‘Taksim Parkı’nda donarak öldü…’ yalanıydı. Yıllarca işledi, insanların vicdanını sızlattı. Nedense, yıllarca karın tokluğuna çalışıp otellerde yatıp kalkan bir oyuncunun yaşamı değil de ölümü vicdanlarda yer etmişti. Öyle ya; Popüler olan, en geçerli, en çarpıcı olandı… Şükür ki artık hakkındaki neredeyse tüm bilinmezler ortadan kalktı. 41 yaşında gelen bu ani ölümden geriye, yüzlerce filmi yadigâr kaldı.

Yadigar Ejder bu karede izleyicisine son kez bakıyor… Bu görüntünün çekildiği günün öğleden sonrası hayatını kaybediyor… Ula Ula Niyazi filmi 4 Mart 1991

10- Kemal Sunal

O öldüğünde Yeşilçam artık bitmiş, geriye büyük bir tortu kalmıştı. O tortudan yeni sinemacılar çıktı, çıkamayıp yok olanlar oldu, birçok sinemacı da kendine yeni çıkış yolları aradı. İşte onun ölümü Yeşilçam’ı sarsmadı belki ama Yeşilçamlı seyirciyi mahvetti.

Hiç şüphe yok ki, Kemal Sunal’ın ölümü sinemaseverler için bir travma, hala yutulamamış bir yumru, hala koşar adım kaçılan en acı gerçektir. Balalayka filminin çekimlerine giderken, henüz hareket etmemiş bir uçağın içinde heyecandan duruveren kalbi, yıllardır inanmakta güçlük çektiğimiz en sarsıcı olaylardan biridir. Onun ani ölümü, onun o çok ama çok ani ölümü, binlerce, milyonlarca kahkahayı yarıda bırakmıştır. 3 Temmuz 2000’den sonra ne vakit Tosun Paşa başlasa, önce acı bir tebessümle bakar olduk televizyona.

Aniden gidip, hiç gitmemek ve hiç gidemeyecek olmak böyle bir şey olsa gerek.

Ruhlarınız şad olsun.

*Nil Göncü fotoğrafı sinematurk.com’dan alınmıştır.

*Uğur Güçlü fotoğrafı turknostalji.com’dan alınmıştır.

.::Bilal Karahan, Babası Osman Han’ı Anlatıyor: Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti::.

Değerli sanatçımız Osman Han‘ın oğlu ile, Üçüncü Adam’ın İnstagram hesabını açtığımız gün tesadüf eseri tanıştık ve heyecanla az sonra okuyacağınız röportajı gerçekleştirdik. Osman Han’ın ilk kez böylesine detaylıca anıldığı bu çalışmamızın gerçekleşmesi için tüm samimiyeti ile emek veren, değerli karakter oyuncumuzun oğlu Bilal Karahan‘a sonsuz teşekkürler…

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Abimle birlikte çocukluk yıllarımız Rize’de mavi ile yeşilin içe içe olduğu bir ortamda geçti. Müstakil evimizde mütevazı bir hayat sürdük. Babamla ilişkilerimiz her çocuğunki gibiydi. Biz abimle yaramazlık yapardık o bize önceleri kızar, sonra sarılır affederdi.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı? 

Babam çok iyi bir aşçıydı. Sinema öncesi ve sonrası bu mesleğinden hiç vazgeçmedi. Çok özel yerlerde bu mesleğini sürdürdü ve başta biz olmak üzere çok insan yetiştirdi. Özellikle deniz mahsulleri üzerine çok leziz tatlar sundu. Mersin‘den İstanbul’a ve en son Rize’de emeklilik dönemine kadar çalıştı. Sinema geçmişi bilindiği için çevresi bir hayli genişti. Sinema sektöründe çalışıp akabinde emekli olup işlerini devam ettirebilen ender üçüncü adamlardandı.

3) Osman Han’ın sinema kariyeri nasıl başladı?

İstanbul Beyoğlu’nda aşçılık yaparken Kadir Savun ile tanıştı. Mimikleri ve Rize şivesi hoştu. Altın çağını yaşayan Yeşilçam furyası babamı da etkilemişti. Ve sinema hayatı bu şekilde başlamış oldu.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinema o dönem çok para kazandırmıyordu. Bir çok film çekiliyordu. Uzun çalışma saatleri, bir setten öbür sete koşuşturmacanın yorucu olduğundan bahsederdi. Hatta bir sohbetimizde kendisine, Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti. Bu işin zor ama güzel tarafıydı. Asıl sıkıntı bir sendikanın olmayışı, bir ajansa bağlı olmamaları ve TRT’nin o dönem Yeşilçam’a sahip çıkmamasıydı. Zira Üçüncü Adamlar hep hazin sonlarla anıldı. Bu da devletin o dönem sanatçılarına ne kadar az değer verdiğinin göstergesiydi.

5) Çalışma disiplini açısından Osman Han’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Gerek sinema hayatında gerek iş ve ev hayatında disiplinli ama bir o kadar da yumuşak kalpli bir insandı. Rolleri genelde kısa kısa Ve belirli sahneler olduğu İçin hata yapmamaya çok özen gösterirdi. Birçok filmde babamı izlediğim zaman bir şeye dikkat ettim. Hiçbir zaman kameraya bakmadı. Oynadığı anı hep yaşadı.

6) İzleyicilerimiz Osman Han’ı ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Evet rolü gereği  bir hayli kavgacıydı. Levent Kırca’nın Taşı Toprağı Altın Şehir filminin kavga sahnesinde yaralanmıştı. Bir de Battal Gazi filmlerinin birinde attan düşerek kaburgasını kırmıştı. Ama bunlar o zamanın sinemasının gerçekleriydi.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın sinemayı bırakması 79’dan sonra Yeşilçam sinemasının İtalyan sineması kültürüne (Erotik Film Furyası) kaymaya başladığı zamanla denktir. Aile geleneği, yetiştiriliş tarzı  o dönemden sonra sinemayı bırakmasına ve Rize’ye yerleşmesine neden olmuştur. Bence Eşkıya filmi Türk sinemasının yeniden dirilişidir. Ve bu filmden sonra Türk sineması kendi  kimliğine yeniden bürünmüştür.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Üçüncü Adam örnek bir site. Bir filmi 10’larca kez izleyip yeniden izlediğinde bir insan yine mutlu olup heyecanlanabiliyorsa bu gerçek bir başarıdır. İnsanlar Üçüncü Adamlara çok şeyler borçlu ve bunu birilerinin görmesi ve ekrana taşıması ayrı bir mutluluk. Üçüncü Adamın çok daha başarılı işlere imza atacağı aşikar. Yolu her daim açık olsun.

9) Babanız Osman Han olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Bir insanın bir işteki başarısının ölçüsü zirve olmaktır. Elbette ki babam istediği yerde değildi. Türk sinemasında istediği yerlerde olan insanlar özel ailelerden gelen veya çok özel yeteneklere sahip olan kişilerdi. Bir Kadir İnanır, bir Kemal Sunal, bir Öztürk Serengil olmak elbette ki her oyuncunun hayali ama şartlar ve kimlikler kimi zaman insanı bir yere kadar taşır. Biz babamı böyle de çok sevdik. O bizim ailemizde hep başroldeydi.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

1998 yazında İstanbul’da Erol Taş’ı ziyarete gittik. Bir ayağı kesilmişti. Babamı gördüğü zaman ağladı. O kaba saba gibi gözüken adamın altın gibi bir kalbi vardı. Çok sarıldılar, eskileri yad ettiler. Erol Taş, çocuklarının mirası yüzünden kavgalarını babama açınca yine gözleri doldu ve ağladı. Koltuğun bir kenarında ben vardım, bir kenarında babam. Bu anımı hiç unutmam. İkisinin de mekanı cennet olsun.

Sevgi ve Saygılarımla…

Bilal Karahan.

*Aile fotoğrafları değerli sanatçımızın oğlu Bilal Karahan arşivinden temin edilmiştir.

 

.::Yeni Fotoğraflar ve Bilgiler Eşliğinde Yadigar Ejder::.

Yadigar Ejder - Kapak Yeni

‘Allı Gelin’ adlı 80’lere ait bir video filmden…

Merhaba dostlar,

Bugün, Yadigar Ejder’in aramızdan ayrılışının 25. yıl dönümü. Şimdiye kadar vaktim yettiğince yaptıklarımla -ve yapmaya çalıştıklarıma- onu hep anmak, hakkında yeni bilgilere ulaşmak ve onu daha yakından tanıyabilmek için hevesli bir uğraştayım. Attığım her adımda yeni bilgilere, yeni fotoğraflara ulaşıyorum. Anlayacağınız, ‘Bir Yadigar Ejder Kitabı’ bitmiyor, her geçen gün yeniden yazılıyor.

Kitabın yayınlanmasının ardından, Yadigar Ejder’li onlarca hayran fotoğrafı yollandı mail adresime. Yüze yakın yeni lobi ve fotoğrafı da bizzat kendi aramalarımda edindim. Kitabı edinen sinema tarihçisi sevgili ağabeyim Alican Sekmeç, araştırmaları doğrultusunda Yadigar Ejder’in filmografisine ciddi bir katkıda bulundu ve film arşivcisi değerli kardeşim Aykut Bal ile birlikte ulaşabildiğimiz filmlerle Yadigar Ejder’in yer aldığı film sayısı 300’ü aştı. Hatta sevenlerine bir müjde; Yadigar Ejder’in kendi sesi ile oynadığı, hiçbir yerde bulunmayan bir filmi de gün ışığına çıkardık. Daha önce Ferhan Şensoy ile oynadığı ufak bir sahneyi ve Himmet Ağa’nın İzdivacı filmlerini görüp heyecanlananlar, bu filmi gördüklerinde çok mutlu olacaklar. Filmden parçalar, Yadigar Ejder ile ilgili yakın zamanda düzenlenecek ve konuşmacı olarak yer alacağım bir panelde ilk kez gösterilecek. Ayrıntıları sizlerle paylaşacağım.

Arşivime katılan aşağıdaki yeni fotoğraflar ve fotoğrafların hikayeleri sizlerle;

Yadigar Ejder 1972 (Fosforlu Melek) Logolu

Bu fotoğraf, öyle zannediyorum ki Yadigar Ejder’i gördüğümüz ilk film karelerinden biri –hatta belki de ilki-. 1972 yılına ait bu filmin adı Fosforlu Melek. Filmi internetteki herhangi bir video paylaşım sitesinde bulmanıza imkan yok. Biz henüz edindik ve bu kareyi görünce çok heyecanlandık. Filmin bize ulaşmasında emeği geçen Aykut’a buradan bir teşekkürü borç bilirim. Bu film ile birlikte, kitapta da yer verdiğim bir bilgiyi yine kendi çabamla çürütmüş oldum. Bunda Alican ağabeyin ve Aykut’un emeği gerçekten çok büyük. Bir görüşmemizde Alican ağabey, jeneriğinden yokla çıkarak Yadigar Ejder’in ilk filmi olduğunu düşündüğümüz Ayşecik Bahar Çiçeği filminin jeneriğinin o filme ait olmadığını düşündüğünü belirtti ve bu vesile ile filmi ufak bir incelemeye aldık. Kaldı ki filmin erişebildiğimiz tüm kopyalarında son 20 dakikaya yakını yoktu ve izlediğimiz süre boyunca da Yadigar Ejder bir tek karede dahi gözükmüyordu. Ben birkaç yıldır, Yadigar Ejder’in filmin kayıp son kısmı içerisinde yer alabileceğini düşünmüştüm. Takdir edersiniz ki 90 öncesi klasik filmlerimizde kötü adamlar filmin sonunda daha belirgin şekilde ortaya çıkar, jönün olağanüstü çabaları ile bertaraf edilirlerdi. O anlarda kendisini görebileceğimiz umuduyla birkaç yıldır filmin tam kopyasını aradık ama bulamadık. Filmin jeneriğinin 1975 yapımı Kader Yolcuları’na ait olduğunu anlayınca o Yadigar Ejder’in ilk filminin Ayşecik Bahar Çiçeği olma ihtimali ortadan kalkmış oldu. Sinematürk’de Yadigar Ejder’in filmografisine aralıklarla 70 öncesi filmler eklenmekte ama o filmlerin hiç birinde Yadigar Ejder yok. Tarihsel olarak da olma ihtimali yok çünkü örnek olarak 1968 yılında Sivas’tan İstanbul’a henüz gelmiş bir kişinin, 1966’da bir filmde oynama ihtimali mantık dışıdır. Araştırmalarım doğrultusunda Yadigar Ejder’in 1971 yılı sonlarında çekilip 1972 yılında gösterime girmiş bir filmde ilk kez yer alma ihtimali çok daha büyük bir olasılık. 1972 yılında ise, kesin, net bilgilerle ve film kareleriyle sinemamızda yer almaya başladığı bir gerçek. Bu nedenlerle Fosforlu Melek’in, Yadigar Ejder’in ilk filmi olma ihtimali, son siyah-beyaz çekilmiş filmlerden biri olmasından dolayı da oldukça yüksek.

Yadigar Ejder Kahvehanede Temiz - Logolu

Bu fotoğrafı sinema sevdalısı, arşivci ağabeyim Bülent Kıdır geçen sene içerisinde bana yollamıştı. Lakin bana yolladığı bu fotoğrafın üzerinde ‘çarpı’ olan eski bir kopyasıydı. Kendisi bu fotoğrafı internet üzerindeki bir fotoğraf satış sitesinden bilgisayarına kopyaladığını yazmış, ‘benim arşivimden diyemem’ diye belirterek, ne kadar paylaşım etiğine sadık bir insan olduğunu da belli etmişti. Var olsun. Ben de aynı yıl içerisinde tesadüf olarak, bir sahafın efemera bölümünde bu fotoğrafın şimdi gördüğünüz temiz -ya da temizlenmiş- haline ulaştım ve çok heyecanlandım. İşte bu fotoğrafta, hiçbir zaman evi olmamış bir sinema emekçisinin, muhtemelen filmciler sokağındaki bir kahvede çekilmiş en doğal hallerinden birine tanık oluyoruz. Duygulanmamak gerçekten elde değil…

Yadigar Ejder Aile Gazinosunda

Yer ‘Yeşilçam Aile Gazinosu’

Gencecik bir Yadigar Ejder…

Bu fotoğrafı, kitap baskıya girdikten günler sonra ‘sanırım yetiştiremedim ama olsun’ diyerek, Yadigar Ejder’in yeğeni, Özlem Erdoğan Çelik hanımefendi yolladı. Kitaba yetişemedi ama şu an sizlerle… Zannediyorum 1972-75 yılları arasında çekilmiş bir fotoğraf.

Yadigar Ejder ve Umut Kınaoğlu - Yeni

Bu da, Bir Yadigar Ejder Kitabı’nı okuyan Umut Kınaoğlu adlı okurumuzun bize yolladığı, kişisel albümünden bir fotoğraf. Fotoğrafta, Yadigar Ejder’in kucağındaki kişi, şimdilerde 40’lı yaşlarda olan Umut Kınaoğlu…

Adını vermek istemediğim bir sinema emekçisi büyüğüm, Yadigar Ejder’le ilgili bir kitap hazırladığımı ve onunla ilgili her şeyin koleksiyonunu yaptığımı söylediğimde, ‘Evladım başka işin mi yok? Sinemanın başka sorunu mu kalmadı? Benim ve bizim gibi ustaların kitabını yapsana!’ demişti. Evet, başka işim yok. Ben, bir sinema emekçisinin  yüreğine inip, oradan, onun gözünden sinemamızı yazmak istiyorum. Onun gibi bakanların gözünden sinemamızı anlatmak istiyorum. Anlatıyorum. Anlatmaya da devam edeceğim.

Ruhun şad olsun Yadigar Ejder…

Erhan Tuncer

Bir Yadigar Ejder Kitabı