Tag Archives: ah nerede

.::Sinemamızdan Eşsiz Müzik Perfomansları::.

Sevgili okurlarımız merhabalar,

Ekip arkadaşımız Asiye Hande Nur Başar, sizler için güzel bir liste hazırladı. 🙂

Keyifli okumalar, dinlemeler. 🙂

_______________________________________________________

Filmlerimizin müzikleri bir liste oluşturmaya yetmeyecek kadar zenginliğe sahip. Bu müzikler günümüzde, deyim yerindeyse, hala popülerliğini koruyor. Fakat ben bu listede oyuncuların kendi seslerinden yorumladıkları şarkılardan bir liste oluşturdum. Bu liste film müzikleri listesinden çok filmin hikayesine katkı sağlayan hatta onun bir parçası olan performanslar.

10. Hababam Sınıfı Uyanıyor – Neler Oluyor Hayatta

Hababam sınıfının kendi içlerinde birlik olmaları en önemli özellikleri. Bununla birlikte kendi içlerinde uyumlu olmaları şarkıyı harmoni içinde söylemelerinden de anlaşılıyor.

9. Kemal Sunal – Çöpçüler Kralı – Hele Yar Zalım Yar

Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı Çöpçüler Kralı Antalya film festivalinden en iyi senaryo ödülüyle eve dönmüştü. Hikayenin bel kemiğini oluşturan nokta ise Apti Şakrak’ın soyadının da çağrıştırdığı gibi şarkıcı olmasıdır. Buna vesile olan olay ise sevdiği kızı arkadaşlarının gazıyla kaçırmaya çalışırken bir gazinoda kadınlar matinesine dalmasıdır. Filmin başından beri sesine güvenen Apti sonunda keşfedilmiştir.

 8. Mavi Boncuk – Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Sinemamızın fakir fakat mutlu ortamlarını en güzel veren sahnelerden biridir. Tarık Akan’ın cool duruşunu bozmadan şarkıya eşlik etmesi, Kemal Sunal’ın oyunculuk kariyerinde parlayacağının sinyallerini vermesi açısından ve tabi ki usta oyuncuları bir arada olmalarının oluşturduğu sinerji sahneyi unutulmaz hale getiriyor.

7. Adile Naşit – Ah Nerede – Gece Gelme Gündüz Gel

Bu filmde Adile Naşit’in hayat verdiği Huriye karakterinin en büyük amacı bir yuva kurmak. Üstelik işvesi cilvesi pek bol… Ne yazık ki abisi tarafından baskı altına alınmış. Durum böyle olunca şarkılar onun iletişim aracı oluyor.

6. Emel Sayın – Mavi Boncuk – Bak Yeşil Yeşil

Emel Sayın eşine az rastlanır bir ses sahip olduğu için haksız bir yarın olmaması açısından onu ilk sıraya almıyoruz. Emel Sayın’ın kendisini oynadığı filmde Tarık Akan’la aralarındaki elektiriğin başarısı tartışılmaz. Özellikle bu sahne, sinemamızın romantik sanhnelerinde başı çekiyor.

 5. Şener Şen – Gülen Gözler – Seviyorum Veriyor musun

Fikret’i babasından istemediği yöntem kalmayan Vecihi en sonunda şarkıların derdine derman olmasını bekliyor.

4. Köyden İndim Şehire – Keklik

Sinemamızın kült sahnelerinden biri de bu altın sayma sahnesidir. Yine birbirinden usta oyuncuların bir arada olduğu filmde bu neşeli türkü ayrı bir tat bırakıyor damaklarda.

3. Cem Yılmaz – Av Mevsimi – Hayde

Listeyi 90 öncesi ile sınırlı tutmak istesem de Yavuz Turgul’un sinemamıza katkıları tartışılamaz derecede büyük. Ayrıca Cem Yılmaz’ın bu filmdeki performansı ülkeyi aşarak Russel Crowe’u da etkilemiş, değinmeden geçmeyelim.

2. Tosun Paşa – Şarköy Türküsü

Sinemamızın dönem filmleri ayrı bir incelemeye tabi tutulmalı. Avrupa ve Amerika sinemasında çok sonradan yapılmaya başlanan geçmiş ve günümüz öğelerinin karıştırılması tekniği sinemamızda çoktan uygulanmaya başlanmış. Filmlerde bunun bilinçli yapıldığı söylenemez. Fakat bu konu incelemeye alıncak olursa Tosun Paşa bunlarında başında geliyor. Tabi ki hamamdaki Seferoğulları ve Tellioğulları kadınlarının şarköy türküsünü kendilerine has yorumlamaları unutulamazdı.

1.Sadri Alışık – Ah Müjgan Ah – Müjgan

Sadri Alşık’ın Turist Ömer’den de alışık olduğumuz tek kişilik performansları sinemamızın klasiklerinden. Bu filmde ise Alışık’ın dramatik hikaye yapısına sindirilmiş performansı filmin sonunda söylediği şarkıyla taçlanıyor.

Reklamlar

.::Huriye::.

Karakterin Adı: Huriye

Karakteri Canlandıran: Adile Naşit

Karakterin Amacı: Kendine uygun bir kısmet bulup evlenmek.

Şu An Ne Yapıyor?: Abisinden gizli bir şekilde yün eleyicisiyle İstanbul’dan kaçtı. İki tane çocukları oldu. Huriye’nin abisi yeğenlerini görünce Huriye’yi ve kocasını affetti.

Huriye diyor ki:
Huriye: Buyrun, bir yer mi arıyorsunuz?
Ferit: Şey ben elektrikçiyim de kontak var mı, diye bakıcaktım.
Huriye: Buyrun bakın tabii… Kontak olmaz olur mu! Vardır elbet, buyrun.
Huriye: Sizi Allah mı gönderdi?
Ferit: Hayır, şirket gönderdi. Fakat burada bir bozukluk yok. Bir de ana sigortanıza bakabilir miyim?
Huriye: Anacığım sizlere ömür, ama benim nereme isterseniz bakabilirsiniz.
Ferit: Ana sigorta aşağıdadır. Ben bir inip baka…
Huriye: Aa valla olmaz, bir kahve içmeden bir yere bırakmam.
Ferit: Ama işim var.
Huriye: Öyleyse şeker alın. Biliyor musunuz yalnızlık çok kötü bir şey. Hele gençlikte.
Ferit: Öyledir.
Huriye: Bekarsınız herhalde?
Ferit: Evet.
Huriye: Ben de sizin gibiyim. Ne tuhaf değil mi nasıl da tanışıp arkadaş oluverdik. Kusura bakmayın kılığımda pek kötü. Durun hemen giyinip gelirim.
Ferit: Zahmet etmeyin. Ben sonra gene gelirim.
Huriye: Ne zaman, ne zaman?
Ferit: Ne zaman isterseniz?
Huriye: (baygın bir şekilde) sahi mi?

Memur: Selim oğlu Ferit’i kocalığa kabul ediyor musunuz?
Huriye: Nasıl etmem? Sevişiyoruz.
Memur: Evet mi, hayır mı?
Huriye: Evet!
Memur: Siz, Hasan kızı Huriye’yi zevceliğe kabul ediyor musunuz?
Huriye: Ediyor ediyor!
Memur: Sus hanım kendisi cevap versin!
(sessizlik olur)
Memur: Cevabınızı bekliyoruz efendim.
Huriye: Evet desene!

.::Gülten Kaya (1946)::.

Sinema yaşantısına 1971 yılında başlayan Gülten Kaya, ağırlıklı olarak erotik/komedi’lerde ve mahalle komedilerinde yer almış, 79 yılına kadar 90’a yakın filmde irili ufaklı rollerde oynamıştır.

Okurlarımız kendisini ağrılıklı olarak, Ah Nerede adlı filmdeki, istenmeyen nişanlı kız olarak hatırlayacaklardır. İri yapısı ve keskin yüz hatlarıyla, hamarat ev kadını, eli maşalı bir kızkardeş gibi, anaç rollerinde çok daha fazla görmeyi dilerdik kendisini…

Gülten Kaya’nın şimdilerde yaşamını nasıl idame ettirdiğine dair kesin bir bilgi sahibi değilsek de, 70’lerin sonunda sinemayı bıraktıktan sonra evlendiğini ve gözlerden ırak bir yaşam sürüğünü duyduk.

Kendisine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.

Fotoğraflar:

.::Niyazi Vanlı (1917-1983)::.

Sinemamızın emektar sanatçılarından Niyazi Vanlı, oynadığı 100 küsür filmin büyük bir bölümünde polis ve mahallenin sakinlerinden biri olarak karşımıza çıktı. Onu hatırlayanlar, Ah Nerede filminin sonunda kalabalığı yarıp gelen polis memuru olarak hatırlayacaklardır. Üç Kağıtçı filminin final sahnesinde Kemal Sunal‘dan tekme yedikten sonra koşmaya başlayan, koltuk değnekli adamı da unutmamak gerek.

Niyazi Vanlı aynı zamanda Yeşilçam Sokağı’nın en büyük figürasyon şirketlerininden birinin de sahibiydi. Birçok kavagacı karakter oyuncumuzu sektöre kazandıran odur.

Kendisini rahmetle anıyoruz.

Fotoğraflar:

.::İhsan Baysal (16.9.1940-2003)::.

Filmografisine sığdırdığı 160 küsür filme, polisiye ve avantür filmlerin sevilen yüzü olan emektar sanatçımız İhsan Baysal‘ı rahmetle anıyoruz. Okuyucularımız onu, Ah Nerede filminde canlandırdığı hallaç tiplemesi ile Huriye‘nin (Adile Naşit) abisi Ali Kaya‘dan (Hayati Hamzaoğlu) temiz bir dayak yemesi ile hatırlayacaklardır. Üstteki fotoğraf, Ben Bir Garip Keloğlanım filminde canlandırdığı aklını yitirmiş şehzade rolüne ait. Bu da emektar sanatçımızın unutulmaz performanslarından biridir.

Bu sahneyi ve sözleri de unutmamak gerek;

Kavun değil kelektir,
Fistan değil yelektir,
Eğer tacı sorarsan,
En adi bir köpektir!

.::Hayati Hamzaoğlu (5.3.1933 – 15.4.2000)::.

*İlkokul’dan sonra, kunduracılık, dökümcülük, kuyumculuk gibi değişik işlerde çalışan Hamzaoğlu, sanat hayatına 1953 yılında yardımcı oyuncu olarak başlamıştır. 1961’de ilk başrolünü oynayan sanatçı, “kötü adam” rolleriyle tanınmakta olup, 200’e yakın filmde rol almış olmasına karşın, yalnız, parasız ve bakıma muhtaç bir şekilde yaşamını yitirmiştir. Hamzaoğlu yakalandığı akciğer kanserinden kurtulamayarak 15 Nisan günü 67 yaşında vefat etti. Cenazesi 17 Nisan 2000 Akşamı Antalya Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

*http://tr.wikipedia.org

     Ah Nerede‘nin Ali Kaya‘sı, Çöl Kartalı‘nın Seyit İdris‘i, unutulmaz kötü adam Hayati Hamzaoğlu… Büyük seslendirme sanatçısı Sadettin Erbil‘in seslendirmesi ile birleşen keskin jest ve mimikleri ile hafızamıza kazınmış büyük karakter oyuncusu…

Kendisini rahmetle anıyoruz. Şimdiden yorumlayan ellerinize sağlık.

Fotoğraflar:

Üçüncü Adamlar Hakkında…

Sinemanın “yıldız”ları vardır. Yakışıklıdırlar, güzeldirler, alımlıdırlar, bir bakışları ile insanı kendilerine aşık edebilirler. Bu yıldızların posterleri vardır. Her sinema severin odasında, en güzel yerde, en az bir tane bulunurlar. En güzel bakış ve duruşları ile bazen bize bakarlar, bazen de ulaşılmaz ufuklara. Öyle güzel ve yakışıklıdırlar ki, uğruna akrostiş şiirler yazılabilir, geceler boyu resimleri ile uyunabilir, hatta çoluğumuza çocuğumuza bile onların isimleri konabilir. Bir tutkudur yıldızlara bağlanmak. Onlar hep afişlerde en önde durur,isimleri en üstte yazılır. Paranın da,şöhretin de,sevginin de en fazlasını hep onlar alırlar. Çünkü buna hem layıktırlar hem de muhtaçtırlar. Başka türlü yaşayamazlar, var olamazlar. Başka türlüsünü düşünemezler dahi. Bu iniş çıkışları gözden kaçıran yıldızların bazıları kayar, düşer, yok olur. Yalnız asla değerlerini kaybetmezler. “Bir yıldız vardı bir ara…” diye başlayan cümlelerin de başrolleridirler hep. Kısacası hayat, kader, dünya -ne derseniz deyin-, onları zirveden indirmemekte karar kılmışlardır. Unutulmazlar, her daim hatırlanırlar…

Bir de “üçüncü adamlar” vardır. Bu üçüncü adamlar, her daim vardırlar, lakin nedense yokmuşçasına uzaklarda, kıyılarda, köşelerde dururlar da, yıldızlara bakalar. Yıldızlardan -rol icabı- devamlı dayak yerler, küfür yerler, öldürülürler, bağışlanırlar, sevilirler… Üçüncü adam olmak zordur, önce bunu bilirler. Hiç bir afişte isimlerinin yer almayacağını bilirler ama yine de bazen bir sevda uğruna, bazen de karın tokluğuna yıldızların gölgesinde yer alırlar. Bazı yıldızlar onları önemsemez, aynı evrende bulunmaktan dahi çekinirler. “Kestik!!” denildi mi, bir üçüncü adam ile yıldız hemen ayrılır başka masalara giderler. Ama yıldızların iyileri de vardır. Kendi yemez üçüncü adamlara yediririler. “Ben ısınıyorsam o da ısınacak derler”… Sevgileriyle ısıtırlar. Varlıklarıyla ısıtırlar. Ama bu türlü yıldız her daim gözükmez insana, her daim nasip olmaz üçüncü adama. Yıldız, yeni işlerde yine yıldız olmak için,elbette ki köprüden atlamacaktır. Öyleyse köprüden kim atlayacaktır? Tabii ki kolunun kırığı geçen ay düzelmiş, üçüncü adam… Üstelik kendisine sorulmadan “ben yaparım diyecektir…” Peki niye yapacaktır bunu üçüncü adam. Çünkü iki kuruş daha kazanacaktır. Çünkü bütün iş için aldığı ücreti, önceki gün kahvedeki borcuna saymış, yine cebi delik gelmiştir yıldızların yanına…

Sonra yıllar geçmiştir. Üçüncü adam yaşlanmıştır. Bedeni kendini taşıyamaz olmuştur. Hiç bir hayat güvencesi yoktur. Ve… Bir üçüncü adam terk ediverir alemi. Ki bu adam,üçüncü adamların en devi, en yufka yüreklisi, Yadiğarı… Bir kış sabahı, İstanbul’un bir parkında, donarak ölmüş bulurlar Yadigar’ı… Üçüncü adamların en kocamanı, terk eder yıldızlarını. Cebinden yeni rolü için giymesi gereken beyaz elbisesinin parası dahi çıkmaz. Bir kez dahi ısınamadan göçer, göçer gider sessizce. Kendi gider, adı kalır Yadigar… Üçüncü adamların kaderi budur. Üç kuruş için en olmadık filmlerde oynamışlardır. Zamanında kötü adamların en kötüsü olan üçüncü adamlar, 78’lerde anadan üryan soyunup, sönmüş yıldızlarla “kaçak” filmlerde oynarlar. Bazı yıldızlar renki kutu aracılığı ile onları eleştirdiklerinde de “mecburduk” dahi demezler. Diyemezler. Diyemeden göçüp giderler. Kimi bir kahve köşesinde, kimi bir otel odasında, kimi pis bir apartman dairesinde, kimi belediyelerin bakım(!) evlerinde, ilk ve son başrollerini oynayıp, hayatlarında ilk kez yıldız olurlar….

İşte bu blog, üçüncü adamlarımız için, Yeşilçam’ın “üçüncü adamları” için hazırlanmıştır. Bu blog, geç kalmış bir vefa borcunun temsilcilerinden biri, en sonuncusudur! Vefalı abilerimize teşekkür, en büyük övgüyü hak eden “Üçüncü Adamlarımız” a saygıyla….İlk konuğumuz Savaş Başar usta…

.:Genseriko:.