Tag Archives: ihsan gedik

.::Efsane Set Amiri Godzilla Selahattin (Geçgel) Anlatıyor: “Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!”::.

Yeşilçam‘ın Godzilla lakaplı efsane set amiri Selahattin Geçgel’le 2013 yılında gerçekleştirdiğim bir röportajın ses kayıtlarına rastladım geçen günlerde. “Rastladım” diyorum çünkü bazen bir ses kaydının başında başka bir sanatçımızla, devamında bir diğer sanatçımızla, sonunda ise bir başka sanatçımızla yaptığım röportajlara denk gelebiliyorum. O kadar not alarak arşiv yapmama rağmen, kayıt cihazını açıp Gazeteci Erol Dernek Sokak‘ta oturunca, masamıza gelip oturan, birer ikişer cümle ile anılara katkıda bulunan o kadar çok insan oluyor ki…

İşte birazdan okuyacaklarınız, sokakta Necdet Kökeş ve İhsan Gedik ile yaptığım bir söyleşinin ardından masamıza Selahattin ağabeyin oturması ile kaydedilmiş. Aralıklarla birçok anı anlattığından birbiri ile birleşebilenleri sizler için derledim.

Değerli emekçimize rahmet, sizlere de keyifli okumalar dilerim.

Selahattin Geçgel: Sabahleyin çıkıyoruz, geliyoruz Taksim’e, o meydana. Oturuyoruz, böyle çayımızı içeriz, muhabbetimizi ederiz. Tolgay Ziyal gelir; “Arkadaşlar, 5 dakikanız kaldı… Bırakır giderim… Gelmezseniz de o gün hiç gelmezsiniz!” Şimdi, çok enteresan bir durum var; Üsküdar’da evi, veya şurada burada… Seni bir minibüsün 10 dakika beklemesi var. 15. dakika kesinlikle yok! Zaten oyuncular hariç sette az sayıdayız. Yönetmen dışında, ışık 2-3 kişi, reji 1-2 galiba… Kameraman, kamera asistanı… Yani toplasan 6-7 kişi. Bir kişi mesela ötekine de yardım ediyor. Zaten bizim o dönemlerde her şey böyleydi. “Paydos!” denildi miydi “Gideyim orada bir sigaramı yakayım…” yok! Toplanırsın, binersin arabana. Birlikte çalışır, birlikte toplanırsın. Sigaraya yasak yoktu o zaman arabalarda, evlerde. “Oğlum iç…” derdi biri, diğeri “Oğlum içme…” derdi. Böyle çekip giderdik işlere.

Karakter oyuncularına gelince… Valla şunu söyleyeyim; Yönetmenlerimizden bir tanesi, -tam hatırlayamıyorum- ‘yardımcı aktör’ derdi. “Figürasyon” demek yok. Evin içerisinde nasıl biblolar varsa, baktığın zaman, kadrajın içinde de oyuncular var. Her şey oyuncu orada. Bu yüzden oyuncu diyeceksiniz. Bunu kabul edeceksiniz. Uzun lafın kısası; Karakter oyuncularının her biri birer pırlantaydı! O pırlantaların da içinde ayırım yapamazsın. Garip gelecek belki size ama insan iyi de olur kötü de olur ama sette herkes iyidir. Herkes canla çalışır. İşini bitirmeye bakar. Mesela o tahta şaryoları kim iterdi? Sette eksik varsa karakter oyuncusu iterdi. Işığı dağlara onlar taşırdı. Öyle imkansızlıklarla yaptık ki o filmleri aklın almaz. Ama bizde şöyle bir şey vardı: Bir şeyi sevmeden yaparsan “imkansız” olur, severek yaparsan her şey hallolur!

Lakabıma gelince: Bir gün Metin Erksan’ın bir filminde yolun ortasında park etmiş bir ufak bir minibüs var. Çekilmesi lazım, şoförü yok. Ufak da bir şey. Baktık bulunmuyor adam, sinirlendim, yüklendim arabanın arkasından, kıçını yola doğru çeviriverdim. Kameranın önü de kısmen açılmış oldu. Oradan kaldı bu Godzilla lakabı.

Birkaç da anı anlatayım; Şimdi Kartal’da, “İstanbul’un Kızları”nı çekiyoruz. Cüneyt Arkın’ın 2. filmi. Şimdi burada Sevda Ferdağ hanımın soyunma sahnesi var. Eskiden otomatik değil kumanda var. Şarterler açık. Bir basıyor çocuk, “Ah!” diye böyle! Bir koştuk, çocuk simsiyah olmuş, yanmış. Ve, Çamlıca tarafında, hastaneye girdim ve kucağımda rahmetlik oldu. Gene, “Meryem” filmini çekiyoruz Silivri’de. Bir ablamız vardı karakter oyuncularından. Böyle baktı, baktı: “Selahattin bir su…” dedi, küt gitti. Yani, çok gördük aniden gidenleri. Sahibi yok ki oyuncunun. Film varsa varsın, yoksa yoksun.

Mesela, şöyle uzaklara gidip Anadolu’da film çalıştığımızda, sette hep konuşurduk “Arkadaşlar birbirimizi destekleyelim. Birbirimizi yoklayalım. Yarın bir gün, birimize bir şey olduğu zaman, hiç yatırmamışsan sigortanı emekli olamazsın.” diye. Şunu yatırmamışsan, bunu yatırmamışsan, o defteri de açtıkları zaman orada da kayıt yoksa ne yapacak o adam? Ne yapacak? Muhakkak bir şey yapması, birikim yapması gerekiyor. Çok arkadaşımız sefil oldu. İntihar edenler oldu. Biz şükür bu güne geldik.

Son söz diyelim, ne diyelim? İzleyenlere, sevenlere, sahip çıkanlara Godzilla’dan selam diyelim!

*Üstte gördüğünüz fotoğrafı çektiğimde, Hakkı Kıvanç ağabeyin cenazesine gitmek üzereydik. Necdet Kökeş ve Selahattin Geçgel uzun uzun sohbet ettiler. Kısmen sağlıklı olarak sokakta çekildiği son fotoğraflardan biri olabilir…

 

Reklamlar

.::”Üçüncü Adamlara Dair” Devam Bölümleri İle TRT Belgesel’de!::.

Nihayet!

2013 yılında çekimlerini tamamladığım 7 bölümlük, sadece Yeşilçam’ın karakter oyuncularının yer aldığı belgeselim Üçüncü Adamlara Dair, devam bölümleri ile her Cumartesi, TRT Belgesel‘de…

Hakkı Kıvanç ağabey maalesef konu olduğu bölümünü göremedi. Şükür ki, Yavuz Karakaş, Necdet Kökeş, İhsan Gedik, Hasan Yıldız ve Mehmet Uğur görebilecekler.

Yukarıdaki kare belgeselin 2. bölümünden. Bu Cumartesi, 3. bölüm olan Yavuz Karakaş bölümü yayınlanacak. Sonrası ise sırası ile şöyle;

4. Bölüm: Necdet Kökeş

5. Bölüm: İhsan Gedik

6. Bölüm: Hasan Yıldız

7. Bölüm: Mehmet Uğur

Şimdiden keyifli seyirler.

Erhan Tuncer

.::Cüneyt Arkın’ın Bağışlamadığı 10 Film::.

Sevgili dostlar bir süredir yine işlerimin yoğunluğundan dolayı siteye yeni çalışma ekleyemiyordum. Bu sıralar biraz rahatım ve yine birlikteyiz. Yazı yayınlayamasam da Üçüncü Adam’ı terketmediğiniz, hep sahip çıktığınız için sonsuz teşekkürler.

Şimdi sizlere, yumruğu tekmesi bol, Cüneyt Arkın’ın düşmanlarını tabiri caizse eşek sudan gelinceye kadar dövüp öldürerek intikamını aldığı en iyi 10 filmin listesini sunuyorum. Elbette ki herkesin listesi farklı olacaktır ama bu çalışma için birçok filme baştan göz attığımı söylemeliyim. Aşağıda 10’dan 1’e doğru sıralanan filmlerde gerçekten Cüneyt Arkın’ın yumruklarını saymak imkansız. Bu filmlerde elinden kimse kurtulamamış…

Bu listeyi yapmamın esas nedenine gelince; Bu filmler, Üçüncü Adam’ın esas ev sahipleri kavgacı karakter oyuncularımızı en çok gördüğümüz filmler. Onların yer aldığı birbirinden teklikeli onlarca sahneyi görmek için bu filmleri izlemelisiniz! Aramızda olmayanlara rahmet, yaşayanlara selam olsun!

Son olarak, listeye almadığım Soysuzlar, Adalet, Yarınsız Adam, Üç Kağıtçılar, Yalnız Adam, Yıkılmayan Adam, Cemil, Cemil Dönüyor, Battal Gazi Serisi, Kara Murat Serisi, Cüneyt Arkın-Çetin İnanç birlikteliğin 80 sonrası filmleri ve diğer tüm Cüneyt Arkın’lı avantürleri unuttum sanmayın. Hepsinde aksiyon üst düzeyde lakin aşağıdaki filmlerde bazı sahneler var ki, bu filmlerden biraz daha fazla anılmayı hak ediyorlar. Aşağıda kısa cümlelerle anlattım.

*Ayrıca kavga sahnelerinin nasıl çekildiğini anlattığım “Bir Kavganın Anatomisi: Opuuuaaa Pişşşş’uuu” adlı yazıyı okumak için tıklayınız.

İşte o 10 film!

10- Deli Yusuf

Bu filmin birçok yerinde onlarca kavga sahnesi var ama filmde Cüneyt Arkın’ın Kudret Karadağ‘la uzunca kavga ettiği öyle bir sekans var ki… İzlemeye doyum olmaz.

9- Kılıç Arslan

Bu filmin özellikle finali, diğer tüm Battal Gazi ve Kara Murat’lardan çok daha fazla ve çok daha estetik kavga sahnesi içermekte. Cüneyt Arkın’ın en güzel uçtuğu filmlerden biri -hatta en önemlisi- diyebilirim. Tüm Bizans askerlerinin toplanıp kalkanlarını duvar gibi ördüğü ve Kılıç Arslan’ın üzerlerinden uçtuğu sahne nasıl unutulabilir. Kadir Kök ve Mehmet Uğur hiç ölmedilerse en az 200 defa ölmüşlerdir bu filmde!

8- Çaresizler

Çaresizlerin finali, sanırım en çok ağladığım Cüneyt Arkın film finallerinden biridir. Bir baba ve oğul, kum deposunda, ellerinde birer silah, tüm kötü adamlara karşı yürüler…. Öleceklerini bile bile… Finaldeki Hakkı Koşar‘ın trajik ölümünü de unutmamak gerek.

7- Alın Yazısı

Bu filmle ilgili söylenecek çok şey yok sanırım. Çoğu Cüneyt Arkın severin açık ara en favori filmi Alın Yazısı‘dır. Filmde abisinin ve kız kardeşinin intikamını alan Cüneyt Arkın öyle güzel sahnelere imza atar ki, tüm tekli ölüm sahneleri defalarca izlenmeye değedir. Özellikle de İhsan Gedik‘in hamamda öldürüldüğü sahne… Kare kare ezbere bilirim. Aynadan onu takip etmesi, asılı usturayı alması… İçeri girmesi ve bir süre duşta akan suyun altında bekleyip karar vermesi… Ve final!

6- Akrep Yuvası

Cüneyt Arkın çıldırmış olmalı! Yolda dur durak bilmeden giden bir tırın üzerine, hiçbir can güvenliği olmadan, paralel giden bir arbadan nasıl atladın? Nasıl tırmandın. Üst geçitlerde nasıl hızlı hareket edip kendini korudun? O binanın tepesinden, Kudret Karadağ‘ı etkisiz hale getirmek için nasıl aşağıya sarktın? Nasıl, nasıl, nasıl? Akıl almıyor. En sağlam aksiyona sahip Cüneyt Arkın filmerindendir kesinlikle…

5- Deli Şahin

Her anı kavga sahnesiyle dolu, Cüneyt Arkın’ın tüm kavgacı ekibini döndürüp dolaştırıp defalarca dövdüğü en ilginç filmlerden biridir. Sanırım ilk yönetmenlik denemesi. Bu nedenle de nerde filmde hikayesel boşluk varsa oraya kavga sahnesi koymuş. Özellikle Mehmet Uğur ve Yadigar Ejder, bu filmde ondan çok fazla dayak yiyor. Ayrıca finale yakın geniş bir arazide Yavuz Selekman’la öyle bir kavga sahnesi var ki…

4- Kin

Cüneyt Arkın’ın sürekli dayak yiyip, sabredip, susup, unutmaya çalışıp, en sonunda yeminini bozduğu filmlerden. Elbette izlemeye doyum olmayan sahnelerle dolu. Yeminini bozduğu ve kötü adamların mekanını dağıtmaya gittiği sahnede kendisinin ve Kemal Sunal’ın yıllarca dublörlüğünü yapmış olan Ferhat Ünal’a öyle bir uçan tekme atıyor ki! Birkaç kez dikkatlice izlediğinizde tekmenin yüzünde patladığını görebilirsiniz.

3- Baba’nın Oğlu

Cüneyt Arkın’ın bir villanın ikinci katına camı parçalayarak girip, İbrahim Uğurlu‘yu üst kattan alt kata kadar hiç durmadan dövdüğü sahne ve hapisteki ‘Sana hırladım! Hepinize hırladım! Tüm dünyaya hırladım! Bugüne kadar hep insanlar beni ısırdır, artık ben onları ısıracağım!” diye bağırıp Tarık Şimşek‘e 3 dakikada 100’e yakın yumruk attığı meşhur hapishane sahnesi nasıl unutulur!

2- İnsan Avcısı

Punisher çizgi romanını bilirsiniz. Adam intikam için geri döner ve herkesi en akıl almaz işkencelerle öldürür. İşte bu, Punisher‘ın yerli versiyonu. Cüneyt Arkın filmin hiçbir anında durmuyor. Önüne gelen kötü adamı ilk kez yerli sinemamızda gördüğümüz yöntemlerle paramparça ediyor! Adnan Mersinli, Aydın Haberdar ve Cihan Alp‘e kendi mezarlarını kazdırıp çift kırma ile vurarak öldürdüğü sahne harikadır!

1- Hınç

Ve 1. film elbette ki Hınç! “Alo… Ben Kemal… Geliyorum!” diye başlayan her sahnede yerimde duramam. Yıllarca dayak yiyip tüm kötü adamların ayaklarını öpen Arkın, müthiş bir intikam alevi ile geri döner ve kötü adamları dünyaya geldiğine pişman eder. Öyle enfes kavga ve ölüm sahneleri var ki, Cüneyt Arkın filmografisinin kendi türünde “kült” olarak nitelendirilebilecek en önemli filmlerinden biri! Turgut Özatay‘ın ölümü nasıl unutulur?

Benim ilk 10 filmim bunlar.

Sizin kavga ve ölüm sahneleri ile izlemeye doyamadığınız ilk 10 Cüneyt Arkın filminiz hangileri?

Yorum olarak yazarsanız çok sevnirim.

Şimdiden yukarıdaki filmleri tekrar tekrar izleyeceklere keyifli seyirler dilerim. 🙂

Erhan Tuncer

.::Üçüncü Adam E-Dergimizin Mart 2017 Sayısı Sizlerle::.

Üçüncü Adam E- Dergimizin Mart 2017 sayısı, Mart’ın son günü de olsa, sizlerle. 🙂

Dergimizi okumak ve bilgsayarınıza ücretsiz indirmek için tıklayınız.

.::Yeşilçam’ın İsviçre Çakıları -2. Bölüm-::.

6) Sami Hazinses

Onu yakından tanıyorsunuz. Sinemamızın en renkli karakter oyuncularından biri Sami Hazinses. Oynadığı filmlerin afişinde ‘Ve çocukların sevgilisi Sami Hazinses’ yazan, oynadığı her filme neşe katan, özellikle mimikleriyle Yeşilçam izleyicisinin gönlünde taht kuran bir isim o. Özel bir yüz, özel bir oyuncu. Tabii onu özel kılan tek unsur mimikleri değil, aynı zamanda esaslı bir bestekar olması. Fatma Girik’in başrolünde oynadığı Şoför Nebahat filminin aynı adlı bestesi ona ait. ‘Derdimi Kimlere Desem’, ‘Yeter Ağlatma Beni’ gibi birçok sanatçının seslendirdiği şarkıların da söz ve müzikleri ona ait. Özellikle ‘Derdimi Kimlere Desem’, sanki onun içini döktüğü, kendini en samimi hislerle ifade ettiği en kıymetli bestelerinden biri.

7) İhsan Gedik

Sinemamızın birçok dönemine şahit olmuş unutulmaz kavgacı karakter oyuncusu İhsan Gedik, set çalışanı olarak başladığı Uğur Film’den ‘Ben oyuncu olmak istiyorum.’ diyerek ayrılır ve yüzlerce filmlik sinema serüveni başlar. ‘Kavgacıların elebaşı’ olarak adlandırıldığı 70’li yıllarda, birçok kavga sahnesini o düzenler, mizansenleri o belirler ve hatta dönemin yeni jönlerine yumruk atıp yumruk almayı o öğretir. Set çalışanı olarak görev aldığı dönemlerden kalan ve onun Yeşilçam’da andının anılmasına sebep olan bir başka meziyeti de şaryo kullanımındaki ustalığıdır. Avantür filmlerin önemli aktörlerinden İrfan Atasoy kendisiyle yapmış olduğumuz bir söyleşide: ‘Setler geç saatlere kadar sürerdi… Bizim İhsan da hem uyur, hem şaryoyu iterdi. Ve her şeye rağmen ufacık dahi titrezmezdi.’ demişti. Şaryo kurulumundaki ve kullanımındaki ustalığı, onun kavgacı olarak gittiği setlerde set çalışanı olarak da görev almasına sebep olmuştur. Kendisi şimdilerde ‘Dünden Bu Güne İhsan Gedik’ adlı fotoğraf albümünü satarak geçimini sağlamaktadır.

8) Danyal Topatan

Yeşilçam’ın Camoka’sı, en sevimli çirkin adamı Danyal Topatan da İhsan Gedik gibi işinin ehli bir şaryo teknisyenidir. Tahta bir masanın 4 ayağının altına çakılan çivilere saplanmış 4 kalıp sabun ile –yanlış duymadınız, bildiğiniz sabun- diklemesine oyulmuş uzun tahtalara yerleştirilen şaryoyu, kayması için başına ve sonuna sürekli su dökerek en doğru/titremesiz iten şaryoculardandır. Ayrıca bir önceki yazımızda andığımız Nizam Ergüden gibi o da senaryoda yer alan patlama, vurulma, yıkılma ve çökme gibi efektlerin yapımında da çalışmıştır. Yeşilçam’ı tırnakları ile vareden gerçek emekçilerden biridir.

9 ve 10) Memduh Ün ve Osman F. Seden

Çalışmama konu olan son iki isim, sinemamızı var eden iki usta yönetmenimiz Memduh Ün ve Osman Seden. Onlar hem yazdılar, hem yönettiler, hem de oynadılar. Hatta bazen kendi filmlerinin yapımcığını da yaptılar. Memduh Ün sinema kariyerine oyuncu olarak başlayıp yönetmenliği tercih ederken, Osman Seden tam tersini uyguladı. İkisi de içlerindeki oyunculuk ateşini, -özellikle de kendi filmlerinde- söndürmemek adına profesyonel meslek yaşantılarının son zamanlarına kadar hep oynadılar. Hatta bazı Yeşilçam izleyicileri eminim ki Osman Seden’i sadece oyuncu zannedip, ‘Aa bu adam mı çekmiş bu filmi?’ diyorlardı. Bir dönem, yönetmenliğini yaptığı türkücü filmlerinin hemen hepsinde kendisini büyük keyifle izliyorduk. Memduh Ün ufak kompozisyonlar çizerek 2-3 dakika gözükse de, Osman Seden filmin hikayesel yapısına etki edecek rollerle izleyici karşısına çıkıyordu.

Çalışmamı bitirirken bir konunun önemle altını çizmek istiyorum; Yeşilçam’ın on parmağında on marifet olan en önemli İsviçre çakıları, kavgacı karakter oyuncularıydı. Dağların tepelerine setler kuran, olmayacak yerlere şaryoları, ışıkları çıkaran, setin tüm yükünü taşıyan onlardı. Her birini rahmetle anıyor, emekleri karşısında her zaman olduğu gibi saygıyla eğiliyorum.

Erhan Tuncer  

.::Murat Yağmur, Babası Mehmet Yağmur’u Anlatıyor: “İstiklal Caddesi’nde bir kadın gelip babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor.”::.

Sevgili dostlarımız merhabalar,

Yine bir sanatçımızın yakını bizlere ulaştı ve babasını, sinemamızın emektar kavgacı karakter oyuncularından Mehmet Yağmur‘u anlattı. İçtenliği ve samimiyetinden dolayı, Mehmet Yağmur’un oğlu Murat Yağmur‘a çok teşekkür ederiz.

Bizzat kendi arşivinden çıkardığı fotoğraflarla, karşınızda sinemamızın gerçek emekçilerinden Mehmet Yağmur!

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Hep babamın anılarıyla büyüdüm. Baba oğuldan ziyade arkadaş gibi olduk. Babam ortaokul terkti ama hayat okulundan mezun olmuş ve genel kültür olarak mükemmel bir bilgisi vardı. Ben aşırı yaramaz yerinde durmayan  bir çocuk olmama rağmen babamdan sadece 1 kere dayak yemişimdir. Buna karşılık yaşım 31 oldu hala da babamdan korkarım ve saygım sonsuzdur. Babam benim idolümdür.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı?

Sinemadan önce Malatya’da babasının yanında kerestecilik yapıyormuş.

3) Mehmet Yağmur’un sinema kariyeri nasıl başladı?

1960 yıllarında evden İstanbul’a kaçarak tesadüfen bir elektrikçinin yanında setlerde ışıkçılık yapmaya başlayarak… Daha sonra sette çalışmış ve set amirliği yapmış. Ardından 1965 yılında askerden geldikten sonra 1965-67 yıllarında Malatya’da kalmış. Daha sonra yine İstanbul’a gelmiş ve Trakya’ya, Ege’ye yani bölge bölge sinemalara film gezdirmeye başlamış. 1970 yılında Antalya’da Yılmaz Duru ile ‘Bin Yıllık Yol’ adlı film çekimine gitmişler. Babam o zamanlar yine kamera arkası çalışmalar yapıyormuş. Filmin bir oyuncusu gelmemiş, Yılmaz Duru babama ‘Seni oynatalım…’ demiş. Yapardın-yapamazdın derken babam ‘Bin Yıllık Yol’ adlı filme oynamış. Daha sonrasında İstanbul’a gelmişler. Rahmetli Hüseyin Baradan yine set amirliğine çağırmış fakat babamı ilk işe alan Arif Eriş -o zaman prodüksiyon amiri- karşı çıkmış ‘Mehmet Yağmur artık sinema sanatçısı oldu, set amirliğine almayın…’ diye… Ve babam filmin afişindeki yazıyı o zaman görmüş ‘Ve Mehmet Yağmur…’ diye. Ondan sonra sinema macerası başlıyor.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Evet, bir gün yanında Tevfik Şen ve bir arkadaşı beraber İstiklal Caddesi’nde giderken karşılarından 3 bayanın kendilerine doğru geldiklerini görüyorlar. Babam tam ‘Hanımefendi bir sorun mu var?’ diye soracakken karşısındaki bayan babamın yüzüne tükürüyor. Babam tabi ne olduğunu anlamaya çalışırken niye öyle bir davranışta bulunduğunu sorduğunda kadının ağlayarak ‘Sen o kadına nasıl tecavüz edersin?’ diye cevap vermesiyle, kadının 5 dakika önce sinemadan çıktığını anlıyor. Ayrıca film bütçelerinin az olduğundan dolayı filmi bir kerede bitirmeleri gerektiğini, yanlışları ve hataları en aza indirmek zorunda olduklarını, Avrupa’nın ‘olmamış’ diyip attıkları filmlerle Türk sinemasında 3 veya 4 tane film çekilebileceğini, bunun da ne zor şartlarda sinema yaptıklarının göstergesi olduğunu anlatırdı.

5) Çalışma disiplini açısından Mehmet Yağmur’u nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Ben Üçüncü Adamlar’ın düşünerek oynadıklarını sanmıyorum. Onlardaki kabiliyetin ayrı bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü atın üstünden rol gereği düşmenin, Malkoçoğlu Cem Sultan filmindeki köprüden düşme sahnesi gerçekte olan şeyler, yani kamera oyunları falan değil ve sadece küçük örneklerden bahsediyorum.  Bence düşünenler bunları yapmaz…

6) İzleyicilerimiz Mehmet Yağmur’u ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Tabi birçok hatırası var ama şu an aklıma gelen, Kara Murat filmlerinde ‘Baba, o kadar adamı nerden buluyorlar?’ diye sorduğumda, ‘Oğlum ben o filmlerde en az 17 -18 kere ölüyordum…’ demişti. Ve annemin bir gün evde ağlayarak ve hatta sinirli bir şekilde kızıp bağırmasını duyduğunda içeri girmiş, ‘Hanım hayırdır? Ne oldu, ne bu sinir?’ diye sorduğunda, annem ‘Rabia’ filmini göstererek ‘Görmüyor musun? Adi adam nasıl da Rabia’ya iftira atıyor…’ dediğinde, anneme ‘Ağzına sağlık hanım, o benim tanımadın mı?’ demiş…

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Keşke oynamasaydım dediği bir filmini hatırlamıyorum. Oynamak istediği fakat sette attan düşüp kolunu kırdığı için oynayamadığı Cüneyt Arkın’ın ‘Küçük Kovboy’ filmi var.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette ki görmüyorlar. En basiti Malatya’da 6-7 defa film festivali yapıldı, şu ana kadar babama bir davet dahi gelmedi. Bu örneğin bile çok şey anlattığına inanıyorum.

9) Babanız Mehmet Yağmur olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?  

Elbette ki değildi… Hala kendine kızar, ‘Neden cahil davrandık da savrulup gittik?’ diye ama şu gün olmuş o günlerini anlatmaya başladığında hala gözleri dolar. Özlemini ben anlarım ve biz onunla gurur duyuyoruz.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

İhsan Gedik abi Malatya’ya gelmişti. Kitap tanıtımı yapıyordu. Babamla buluştular. Onların o zaman anlattıkları anıları dinlemek çok keyifli idi ve ikisinin de gözlerindeki sinemaya olan özlemleri ve sevgilerini görmek unutamadığım anılardan bir tanesiydi.

11) Babanız şimdilerde ne yapmakta, geçimini nasıl sağlamakta?

Sinemadan sonra ticari taksicilik yaparak bizleri büyüttü. Şu an Bağ-Kur emeklisi ve 3 erkek evladını yetiştirmenin gururu içinde Malatya’da yaşıyor.

Murat Yağmur‘a tüm emekleri için bir kez daha teşekkürler…

Mehmet Yağmur‘a sonsuz selam, sevgi ve saygılarımızla…

Üçüncü Adam

.::Yeşilçam’dan Özçekim Var::. 

Hasan Yıldız ağabey öylesine güzel çekmiş ki, paylaşmadan edemedik… 🙂 

Hasan Yıldız – İhsan Gedik 
Vapurda, otobüste, metroda aramızdalar. Öyle güzel kötüler ki… 🙂 
Selam olsun size gerçek sinema emekçileri!​