Category Archives: KEŞİF

.::Cüneyt Arkın’ın Kopan Elinin Ameliyat Sonrası Çekilen Fotoğrafı::.

Yıllar önce benim gibi Cüneyt Arkın tutkunu/arşivcisi bir kardeşimden TGRT’de yayınlanan çok nadir bir Cüneyt Arkın belgeseli edinmiştim. Belgeselin yönetmeni de Arkın’ın bizzat kendisiydi. Geçen günlerde fragmanları bulduğum DVD’lerden çıkan bu belgeseli bir daha izledim ve şok oldum! Cüneyt Arkın geçirdiği o korkunç kazayı anlattıktan sonra (elinin koptuğu kaza) bu görüntü çıktı ortaya. Durdurup hemen kaydettim ve sizlerle paylaşmak istedim. Bu, eğer temsili bir görüntü değilse -ki bence değil- Cüneyt Arkın’ın elinin ameliyat sonrası çekilen tek fotoğrafı… Kazanın boyutunu ve korkunçluğunu dikiş yerlerinden görmek mümkün. Çok önemli ve ciddi bir belge olduğundan logo koymak zorundayım, anlayışınıza sığınıyorum. Sevgi ve selamlarımla.

.::Yeşilçam Film Fragmanları Youtube Hesabımızda!::.

Merhabalar,

Yıllar önce edindiğim VHS kasetlerdeki orijinal Yeşilçam fragmanlarının bir kısmını bilgisayar ortamına aktarıp DVD’lerde saklamıştım. Yakın zamanda başka bir konu için arşivimi karıştırırken denk geldiğim bu fragmanlar beni bir hayli heyecanlandırdı. Sizleri de heyecanlandıracağını düşündüğümden hevesle paylaşmak istedim.

Arşivimde ayrıca DVD’lere basılı olarak sakladığım Arzu Film’e ait Kemal Sunal film fragmanlarını ise yaklaşık 15 sene önce DVD filmler satan bir dükkandan edindiğimi hatırlıyorum. Eğer Arzu Film yetkilileri izin verirse onları da sizlerle paylaşacağım.

Bir de Üçüncü Adam’dan takip edenler bilecektir ki, 300’den fazla 35mm Yeşilçam film fragmanı arşivimde gün ışığına çıkmayı bekliyor. Maliyetli bir işlem olduğundan uygun koşulları yaratabilirsem dijital ortama aktaracağım birer birer.

Herkese keyifli seyirler dilerim.

.::İlk Kez Yayınlanan Belgelerle: Sadri Alışık’ın Yarım Kalan Filmi “Ayyaş” Üzerine::.

Herkese merhaba,

2019 yılını blog üzerine yazınsal olarak çok verimli geçiremesem de, yaklaşık 10 ayımı alan İhsan Yüce’nin biyografi kitabı buradaki açığımı kapatacaktır düşüncesindeyim. İlk kez burada duyurmuş olayım; kitap “Gül Gibi Zabıta Amiri Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam – Bir İhsan Yüce Kitabı” adı ile Şubat ayında raflardaki yerini alacak. Bir süredir heyecanla beklediğinize dair aldığım onlarca mesaja karşılık şunu belirtmeliyim ki, 300 sayfaya yakın, özel bir kitap oldu İhsan Yüce’nin kitabı. Beklediğinize değecek.

Ayyaş filmine gelecek olursak; Geçen sene Ağustos ayında İzdiham adlı kültür sanat dergisinde ilk kez yayınladığım yazı çalışmamı sizlerin yoğun ısrarına dayanamayarak burada da yayınlamak istiyorum. İnstagram paylaşımlarımda aldığım karar neticesinde fotoğraflara logo koymama konusunda da kararlıyım. İnsanların bir süre sonra kaynakça belirtecek bilince erişeceğine inanmak istiyorum.

Gönül Yazar – Sadri Alışık – Muhterem Nur

6 Nisan 2016’da kaybettik Ülkü Erakalın’ı. Sanırım şimdiye kadar hiçbir doğum günümde bu kadar kötü bir haber almamıştım. Bu nedenle Yeşilçam’ın bu ciddi kaybını her yıl kederle hatırlarım. Vefatından günler sonra –aylar, yıllar değil, günler- tüm özel eşyalarının sahaflara ve eskicilere satılması da ayrı bir üzüntüdür benim için. Onun adına açılmış bir vakıfta ya da bir üniversitenin sinema bölümünün bir odasında görmek isterdim senaryolarını, fotoğraflarını, notlarını, hatta kalemlerini ve gözlüklerini… Ve de son görüntülü söyleşilerinde ve fotoğraflarında hep fonda kendine asil bir yer edinmiş piyanosunu… Sahaf dostlarıma “5 senaryo, iki de not defteri kaça olur?” diye sormamayı dilerdim.

Tek tesellim, birçok yapım şirketinin çöpe attığı ya da kiloyla kâğıtçılara sattığı sinema belgeleri gibi yok olmamaları. Şükür ki senaryolarının ve notlarının büyük bir kısmı benim ve benim gibi kendi imkânları ile Yeşilçam arşivi toplayan ağabeylerimin ve dostlarımın arşivinde. Hepsi güvendeler ve uygun kitaplarda, dergilerde ve sergilerde Yeşilçam severlerle buluşmayı beklemekteler.

İşte okumakta olduğunuz bu yazı, Ülkü Erakalın arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan senaryo ve fotoğraflar eşliğinde, hakkında hiçbir bilgiye rastlanmamış ve “kayıp” olduğu iddia edilen “Ayyaş” filmi üzerine yazılan ilk yazıdır.

Filmin Senaryosunun Cilt Kapağı

Şimdi sizlerle, senaryoyu okuduktan sonra sizler için hazırladığım filmin teknik detaylarını ve kısa öyküsünü paylaşacağım;

Öncelikle şunu belirteyim, “Ayyaş” filmi kayıp değil. Film, nedenini bilemediğimiz şekilde yarıda kalmış. 92 sayfalık ve 178 sahnelik filmin sadece 42 sahnesi çekilebilmiş. Çekilen sahnelerin tespiti, senaryoda üzerine notlar alındığı ve repliklerde düzenlemeler yapıldığı için oldukça kolay. Çeşitli İstanbul manzaralarının çekimi dışında, sadece hapishane hücresinde, barda, hastanede ve tiyatro kulisinde geçen sahneler çekilebilmiş. Senaryo ile beraber edindiğim film diaları (fotoğrafları) da bunu doğruluyor. Filmin senaryosunun yazım tarihi de, senaryonun son sayfasında belirtildiği üzere 18 Eylül 1975. Basılmış film sözlüklerindeki ve internetteki 1974 tarihi de bu nedenle yanlış. Hatta filmin çekimlerine hemen başlanmadıysa filmin tarihine 1976 dahi diyebiliriz. “Geçmiş Gazete” sitesinde yer alan filmle ilgili haberde Ülkü Erakalın’ın filmden bir hayli ümitli olduğunu, yurt içi ve dışı festivallerde ödül almayı planladığını okumuştum. Bu da filme, diğer filmlerinden biraz daha fazla özendiği anlamına gelebilir. Bu nedenle filmin ön hazırlığını da hesaba katarsak, 1976 yılında çekimlere başlandığı muhtemel.

Gelelim filmin öyküsüne;

“Salih (Sadri Alışık), Ferha (Muhterem Nur) ve Ferha’nın kızı Selma (Gönül Yazar) bir tiyatro kumpanyasında çalışmaktadırlar. Dönemin ünlü kantocularından Ferha, gösterilerden birinde kalp krizi geçirir ve sahneye çıkamaz.

Muhterem Nur – Gönül Yazar

İzleyiciler alkış kıyamet salonu inletince, yerine mecburen kızı Selma çıkar. Daha önce hiç kanto yapmamış Selma başlarda bocalasa da seyircinin de coşkusu ile sahnede yıldızlaşmaya başlar. O gün gösteri bittikten sonra Salih, sadece tiyatroya annesine yardıma gelen bu genç ve güzel kıza hem sesinin güzelliğinden dolayı hayranlık duyar hem de günler geçtikçe iyiden iyiye âşık olur. Günler sonra anne tekrar kalp krizi geçirir ve doktor (Renan Fosforoğlu) çok vaktinin kalmadığını söyler.

Renan Fosforoğlu – Gönül Yazar – Sadri Alışık

Selma yıkılır. Ferha, Selma’yı Salih’e emanet edip son nefesini verir. Salih ve Selma hayatlarını ve işlerini düzene sokmak için ve evlenirler. Tam her şey yoluna girmiştir ki ünlü organizatör Ferit Bey (Ekrem Bora), bir akşam tiyatroya gelir ve Selma’nın sesine ve gösterisine bayılır. Ona kendisi için çalışmasını teklif eder. Salih, bu kadar büyük bir işin içine girerse, tüm düzenlerinin bozulacağını söyler. Selma ise “Hep bu tiyatroda mı şarkı söyleyeceğim?” diyerek, Ferit Bey’in teklifini kabul eder. Bu dakikadan sonra filmin sonuna kadar, Salih’in, Selma’yı çok sevmesinden kaynaklı büyük bir kaybetme korkusuna kapılmasını ve bu nedenle alkole başlayıp gün geçtikçe daha çok içerek filme adını veren bir “Ayyaş”a dönüşmesini izleriz. Bu dönüşümde de en büyük pay, “içkilerin kraliçesi” lakaplı Leyla (Çolpan İlhan) adlı bar sahibi kadın ve onu kendine sürekli borçlandırıp varını yoğunu alkole yatırmasına sebep olan Dut Ali (Senih Orkan)’dır. Filmin son kısımlarında Salih, içki alacak parası kalmadığı için, Ferit Bey’in Selma’ya hediye ettiği köşkteki gümüş şamdanları çalıp kaçarken bekçiye yakalanıp hapse atılır. Bu süreçte de Selma, Salih’in kendinden çok alkolü sevdiğini düşünüp Salih’ten ayrılarak Ferit Bey’le evlenir. Salih ise hapishanede alkolden kurtulmak için tedavi görmeye karar vermiştir ve hastaneye yatmıştır. Acı haberi, kendini ziyarete gelen Selma’dan öğrenir. Salih, Selma ve Ferit Bey’e acı bir bakış atarak hastane odasından çıkıp gider… Selma kaygılı gözlerle etrafa bakmaktadır… Bakar… Bakar… Bakar…”

Film, bu sahneyle biter.

Son birkaç cümlesini Ülkü Erakalın’ın filmlerini anlatırken duyduğu coşku ile yazmaya çalıştığım film öyküsü burada bitiyor. Klasik Yeşilçam filmlerinin aksine mutlu bir sonu yok Ayyaş’ın. Hatta senaryonun kurgusu da, diğer birçok aşk filminden farklı olarak paralel bir anlatımla ilerliyor. Senaryonun ilk sayfalarında çeşitli İstanbul sahnelerinden sonra okuduğumuz ilk sahne hücrede geçiyor. Salih, kederli sesi ile bize hikâyesini, alkolün tuzağına düştükten sonra başına gelenleri anlatıyor. Ve senaryo boyunca da aralıklarla hücre anlatımlarını görerek filmin finaline geliyoruz. Özenilmiş, benzer konulardaki onlarca filmden ayrılabilmesi için üzerine çalışılmış bir senaryo bu. Erakalın’ın çok özenerek yazdığı bir diğer filmi “Ben Sana Mecburum” gibi…

Son olarak, bu senaryonun Ülkü Erakalın için önemine gelirsek; Ülkü Erakalın’ın annesi, Yunanistan’dan Türkiye’ye gelmiş bir tiyatro sanatçısı… Usta bir kantocu… Adı da Vaso… Senaryonun ilk sayfalarında kalp krizi geçiren kantocu Ferha gibi… Senaryonun ilk 20 sayfasındaki kantoların yazımındaki coşkuyu, hâkimiyeti gördüğümde çok duygulandığımı söylemeliyim. Sanırım Erakalın, özellikle çadır tiyatrolarındaki sessiz faziletlere dikkat çekmek istemişti bu senaryosunda. Bir de yılların meslek birikimi ile şahit olduğu, alkolün yok ettiği sanatçılara… Yıldırım Önal gibi… Cahide Sonku gibi…

Geçen yıllarda yitirdiğimiz büyük usta Sadri Alışık, değerli hayat arkadaşı Çolpan İlhan, Ekrem Bora, Senih Orkan, Renan Fosforoğlu, Yalçın Gülhan ve Ülkü Erakalın’a rahmet, Muhterem Nur ve Gönül Yazar’a selam ile…