Tag Archives: tanju korel

.::Yeliz Ergün, Babası Atilla Ergün’ü Anlatıyor: “Babam Atatürk’ü Oynamayı Çok İsterdi!”::.

Merhabalar sevgili dostlar,

Bu yılın başlarında değerli sanatçımız Atilla Ergün’ün kızı Yeliz Ergün ile babası üzerine kısa ama oldukça doyurucu bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Festivaller, işler derken ancak vakit bulabildim ve düzenledim. Şimdi sizlerle.

Keyifli okumalar dilerim.

Yeliz Hanım’a da içtenliği ve vakit ayırdığı için çok teşekkür ederim.

__________________________________________________

Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanız Atilla Ergün ile ilişkiniz nasıldı?

Babamla ilişkilerim çok iyiydi. Çok sevgi dolu bir babaydı. Bir de ruhumuz çok uyuyordu. Yani aynı evlada geçmiş durumdaydı. O yüzden iyi bir ilişki yürüttük, tabii daha muhafazakar bir babaydı. Diğer arkadaşlarımın babalarına göre. Herhalde o çalışma ortamlarından gördüklerinden kaynaklanıyordu.

Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı ve sinema kariyeri nasıl başladı?

Babamın daha önce bir mesleği yoktu, zaten Ankara Devlet Tiyatrosu‘ndan mezun, tiyatro oyuncusuydu. Daha sonra bir teklifle sinemaya başlayarak orada devam etti. İlk filmi Sevim Tuna‘yla “Kocamdan Ayıramazsın” filmiydi, hatta Sevim Hanım anlatırdı; Filmi bitirmiş ve kocasından ayrılmış. Adıyla pek bağdaşmayan bir süreç olmuş.

Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinemada şöyle zorluklarla karşılaşılırdı; İlk zamanlar her şey iyiydi yetmişli yıllarda ama daha sonra bütün sanatçıların o seks filmi furyası denen dönemlerde başka işler yapmaya mecbur kaldılar. Sinema piyasası durdu. O süreçte bizim farklı gelirlerimiz devam etti ve başka bir sektöre geçmedi babam. O dönemi atlattık. Daha sonra zaten dizilerle birlikte renklendi. İşler açıldı. Sinemada karşılaşılan zorluklar tabii ki şu anda setlerde de aynı sorunlar var. Uzun çalışma saatleri O zaman tabi, çekler var, bonolar var, ödenmeyen paralar, şimdi de herkesin yaşadığı… Tabi dönem şartlarında tüm filmi bir anda bitirmek gerekiyor, geri dön çek filmi durumu olmadığı için. Daha hızlı hareket etmek zorunda kalıyorlardı ve yanlış yapmamak zorunda kalıyorlardı bildiğim kadarıyla.

Çalışma disiplini açısından babanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Oynadığı filmler üzerine detaylı çalışıyor muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Zaten o, Ankara Devlet Konservatuarı’nın verdiği büyük oyunculuk eğitiminden sonra hazırlanma süreci daha kısa oluyordu. Öncesinde, tabii ki çalışıp role girmeye çalışıp daha sonra eve geldiğinde evde bitiyordu set. Yani hazırlık vardı ama setten eve gelip bana bir şey anlattığını hiç tutturamam. Sanıyorum ki set hayatını pek sevmiyordu. Pek de sevilecek bir yanı yoktu. Biliyorsunuz kıskançlıklar… Statü farklılıkları uygulanan tüm davranışlar falan… Bazı sanatçılarda çok farklı oluyor da çok ünlü olmasına rağmen çok efendi bulduğu sanatçılar da vardı mesela. Bunun başında İbrahim Tatlıses geliyordu. Sinemadan olmamasına rağmen… Babam zaten çok özel şarkı sözleri yazardı ama kimse vermezdi. Çok güzel şiir yazardı, çok iyi bir ozandı. İlk kez bir eserine kıyıp İbrahim Tatlıses’e verdi ve hit oldu. Bülent Ersoy, Semiha Yankı, Azer Bülbül ve Adnan Şenses okudu. Ama İbrahim Tatlıses’te en çok duyuldu. “Hesabım Var” şarkısı. Bir de Coşkun Sabah‘a “Adını Yoldaki Taşlara Yazdım”ı vermişti. Coşkun Bey’i de çok severdi.

*Şarkıları yazının sonunda dinleyebilirsiniz.

Yüzlerce filmde oynamış olan babanızın “keşke oynasaydım” ya da “keşke oynamasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın oynamak istemediği bir filmi olduğunu düşünmüyorum ama Atatürk‘ün hayatında, Atatürk’ü oynamayı çok isterdi. Çok iyi bir Atatürkçü’ydü çünkü…

Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Valla yani ben böyle düşünmüyorum. Bütün sinema emekçileri daha önce düzgün yaşıyorlarsa, o düzgün hayatları devam ediyor. Ama işin içine tembellik, işin içinde alkol, işin içine şahsi çekememezlikler girdiği zaman kaçınılmaz son geliyor ve bunu meslek olarak yapmak için hakkaten insan ilişkilerinizin çok iyi olması ve en azından çok ciddi bir yeteneğinizin olması gerekiyor.

Babanızla diğer oyuncuların ilişkileri nasıldı?

Babamın en iyi arkadaşı Tanju Korel‘di. Bergüzar Korel ve Zeynep Korel‘in babası biliyorsunuz. Onun ardından ailecek görüşürdük; Erol Taş. Yine Yıldırım Gencer‘i çok severdi, Eşref KolçakHayati HamzaoğluKadir Savun…  Evet, en kıymetlileri aklıma gelenler bu isimler  ama hani Tanju Korel “ahretlik” denir ya, ahretlikti babam için. Zeten yakın bir arayla vefat ettiler.

Babanız Atilla Ergün olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Sinemada hayal ettiği yerde miydi; Sinema zaten hayal ettiği yerde değildi ki… Kendi adına herkes elinden geleni yapmış ve ortaya hala keyifle izlenen filmler çıkmış, Kemal Sunal filmleri, Cüneyt Arkın filmleri babamın yoğun olduğu filmler. Yönetmen Natuk Baytan’la arası çok iyiydi. Eşi de benim ikinci annem gibiydi.

Sinemada şöyle: Dizilerin çok daha arttığı zamanlarda yani. Bir on yıl daha, yani 65 70 yaşına kadar bir ömrü olsaydı, 10 yıl daha, o dizi furyasında yer almasını isterdim. O da çok isterdi eminim. İlk başta “Tetikçi Kemal” olmak üzere Mahsun Kırmızıgül‘ün tüm dizilerinde rol aldı. Öyle de gidiyordu. Son, vefat ettiğinde de Kerem Alışık‘la dizi çekimindeydi.

Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Babamla ilgili unutamadığım bir anı; Onun Zeybek oynayışını hiç bir zaman unutamam… En etkili görüntü, babamdan, bu kalan aklımda…

Teşekkürler.

*İlk fotoğraf Yeliz Ergün arşivine aittir.

Atilla Ergün’ün yazdığı ve bestelenen şarkılar aşağıdan dinleyebilirsiz;

 

 

.::Yusuf Ekşi, İhsan Yüce’nin Cenaze Törenini Anlatıyor: “Can (Yücel) ağabey yavaş yavaş Doğancılar’dan aşağı doğru gidiyordu. ‘Can ağabey, bekle geliyorum!’ deyip onu arabaya aldım, yola koyulduk. Şaşırdım. ‘Yahu ağabey, merak ettim, mezarlığa niye gelmedin?’ der demez. Bana: ‘İnsan arkadaşını gömer mi yahu?’ dedi…”::.

İhsan (Yüce) ağabeyi Yeşilçam’dan, yani İmam Adnan sokağından tanırım.

Sinemaya meraklı olduğum dönemlerdi. Kadıköy’deki tiyatro çalışmam bitince, doğru Beyoğlu’na… Sinema camiasıyla olmak bana mutluluk veriyordu. İhsan ağabey de bizim gibi Üsküdar’da oturuyordu. O nedenle görüşmemiz daha sık olurdu. Bazen salacakta oturup senaryo yazardı. Salacak o zamanlar bizim mekânımızdı. Görüştüğümüzde sohbet ederdik. Sinemadan, tiyatrodan bahsederdik… Bir dönem, arkadaşlarla zor şartlarda, Gençler Tiyatro’sunu kurduk. Prova yaptığımız yer dardı. Prova almakta zorlanıyorduk. Bize geniş yer lazımdı. Yer bulmakta da bayağı zorlandık, sıkıldık… Bir gün İhsan ağabeye bahsettim, hiç unutmam, bana ‘Ne üzülüyorsun Yusuf, takma kafana, hallederiz…’ dedi. Çok sevindim. Kısa zamanda belediyeden bize yer tahsis ettirdi. Bu bizim için çok iyi olmuştu. Bir zaman bu yeni mekânda oyunlar hazırlayıp oynadık. Bunu hiç unutmam. İhsan ağabeyi çok severdim, o da beni severdi. İyi bir insandı ve iyilik yapmayı çok severdi. İyi olmam için bana hep nasihat ederdi. Ayriyeten, kayınpederimin masa arkadaşıydı. ‘Bak Yusuf, çok çalış, para kazan… Yoksa Ahmet Zeki (kayınpederim) kızını elinden alacak…’ diye takılırdı. ‘Sinemayı şimdilik boş ver. Önce sana sürekli para kazanacak iş lazım. Cebinde para olduktan sonra her şey kolay olur, ama paran yoksa rolünü bile oynayamazsın, bu dediklerimi unutma… Bak, ben senaryo yazıyorum, tiyatro yapıyor, sinemada oynuyorum ama hala kiralarda sürünüyorum… Böyle olmamak için, başta para kazanacak başka işin olsun. Sinemayı hobi olarak yapmanı tavsiye ederim…’ derdi.  Ve ne yaparsam doğru olur, ne yaparsam hata olur, bir güzel anlatırdı.

Fakat ben de, ettiği nasihatleri bir bir tuttum, iyi ki de tutmuşum. İhsan ağabeye gelince; İhsan ağabey sigarayı çok içerdi. Ayriyeten sinüzitten çok çektiğini duymuştum… Gel zaman git zaman, 1991 yılı Mayıs ayıydı, İhsan ağabeyi kaybettik. Cenazesi evine yakın, Üsküdar/Doğancılar camiinden kalktı. Cenazede tüm sevenleri vardı. Caminin avlusunda bekliyorduk. Namaz kılınıp, Karaca Ahmet mezarlığına gidecektik. O ara, şu anda adını hatırlayamadığım arkadaşlardan biri bana seslendi: ‘Yusuf, Can (Yücel) ağabey gitmek istiyor… Üsküdar’a kadar arabayla bırak da gel…’ dediler. Can ağabey yavaş yavaş Doğancılar’dan aşağı doğru gidiyordu. ‘Can ağabey, bekle geliyorum!’ deyip onu arabaya aldım, yola koyulduk. Şaşırdım. ‘Yahu ağabey, merak ettim, mezarlığa niye gelmedin?’ der demez. Bana: ‘İnsan arkadaşını gömer mi yahu?’  dedi… Öylece kaldım… Hiç bu yönünü düşünmemiştim…

Üsküdar meydanında, o zamanlar Erenler düğün salonu vardı. Yanında da küçük bir birahane bulunuyordu. Oraya yanaştırdı beni. ‘Hadi gel, birer bira içeceğiz…’ dedi. Ben de: ‘Sağ olasın Can ağabey, ben gidip arkadaşlara yetişeyim.’ dedim. Can ağabey de, ‘Zaten araba sürüyorsun, sana yarım bardak söyleyeceğim…’ dedi. Ben de kırmadım. Kısa sohbet sırasında Can ağabeyin, hiçbir arkadaşını gömmediğini öğrendim. Sonra aceleyle içip ayrıldım yanından. Mezarlığa doğru ilerlerken, Can ağabeyin, ‘İnsan arkadaşını gömer mi?’ lafı aklımı kurcalıyordu. Haksız da değildi hani… Derken mezarlığa geldiğimde, arkadaşlarımı mezarlık kapısında gördüm. İhsan ağabeyi defnetmiş dönüyorlardı. Hiç unutamadığım bir anım olmuştu. Mezarlığın kapısından çıkmış yürüyorduk. Tanju Korel elini omzuma attı. Herkesin duyacağı biçimde bağırarak: ‘Arkadaşlar, yeni bir sinema filmi yapacağım! Oyuncuların tümü de Yeşilçam’dan olacak! Ama mutlaka yapacağım!’ dedi. Sanki Tanju ağabeyin içine dert olmuştu Yeşilçamlıların unutulmuşluğu…

Ve 2005 yılının Mayıs baharında Tanju ağabeyi de kaybettik… Ölüm, gerçek ve kaçınılmaz bir olgu, fakat insan böyle eski anıları hatırladıkça içi bir garip oluyor… Hüzünleniyor… Tüm kaybettiklerimizi saygı ve sevgiyle anıyorum…

Yusuf Ekşi ağabeyime sonsuz teşekkürler…