Tag Archives: tamer yiğit

.::Yeşilçam’dan Akıllara Zarar Erotik Film Fotoğrafları::.

Üçüncü Adam’ın sandığı bir kez daha ardına kadar aralandı. Derinlerde kalan birbirinden özel fotoğraflar ve bilgiler her zaman olduğu gibi yine sizlerle.

Bu çalışmamda Erotik Film döneminde çekilen lobi kartlarından sizler için hazırladığım 5 fotoğraf mecvut. Bu fotoğrafları özellikle hazırladım çünkü her biri dönemin alaycı ruhunu en üst düzeyde yansıtan fotoğraflar. Özellikle üstteki fotoğraf arşivimin en özel fotoğraflarından biriydi, artık sizlerle. 🙂

Feri Cansel ve Aydemir Akbaş‘ın yer aldığı üstteki fotoğraf, filmin “son” karesi görülmekte. Yönetmen filmin “son” yazısını öyle bir yere yazmış ki, uzun bir süre akıldan çıkacak gibi değil!

Aşağıdaki fotoğrafta, ön kısmı normal fotoğraflı olan lobi kartlarının arkasına yazılan erotik film adları mevcut. Herhangi bir afiş çalışması, özel bir karton yahut bir pano düşünülmemiş. Vizyondan kalkan bir filmin lobi kartının sinema işletmesi çalışanlarının el yazısı ile film isimleri yazılmış ve sinemanın kapısına yapıştırılmış.

İsimlerin alt alta bir bütün oluşturması ve aynı tempoda devam etmesi gerçekten özel bir tesadüf (!) olsa gerek.

Bazı fotoğrafları görünce, o dönemin birçok filmini izlediğimde aklıma takılan en temel soruyu soruyorum: “Neden? Nasıl? Hangi akla hizmet?” Cevabı elbette ki çok basit; Zor bir dönemde, zor bir iş içerisinde eğlenmeye çalışmışlar. Aşağıdaki fotoğraf da aynı alaycı ruhla çekilmiş. Filmde neye karşılık geliyor bu kare bilmiyorum ama, Hadi Çaman ve Tamer Yiğit oldukça unutulmaz bir fotoğrafa imza atmışlar. Çırılçıplak kadınları çok gördüm lobilerde ama adı sanı bilinen bir aktörün çırılçıplak fotoğrafına ilk kez bu fotoğrafta rastladım diyebilirim.

Yine bir Aydemir Akbaş klasiği…

Masa bulamayan Akbaş, tabakları koyacak yer bulmakta elbette zorlanmamış. Elmasından biraz ısırmış ve rakısını keyifle yudumluyor. Fotoğrafa baktığımda aklıma Edip Cansever’in şu mısrası geliyor: “Masa da masaymış ha!”

Elif Pektaş ve Aydemir Akbaş, bu fotoğrafları ile erotik film döneminin en ilginç karelerinden birini sunuyorlar bize.

Ve geldik son fotoğrafa. Aşağıdaki fotoğraf benim bir hayli kafamı karıştırdı çünkü filmin geçtiği dönemi, atmosferi, amacı anlayamadım. Diyeceksiniz ki “Diğerleri çok anlaşılıyor sanki!”. Haklısınız ama bu fotoğrafta başka bir şey var.

Fondaki dekor tarihi dönem filmlerinde kullanılan bir dekor. Önde dans etmekte olan oldukça cüretkar dansöz hanım Anuşka hem dönemin ruhunu, hem de bir parti eğlencesinin doruk noktalarından birini yansıtmakta. Sağda normal giyimli olarak Oktar Durukan‘ı görmekteyiz, sigara içmekte. Arkada alkol ve türlü uyuşturucu madde kullanan erkekler (İhsan Bayraktar – Ahmet Karaca) gözükmekte ve kadınlarla birlikte bir “hippi” partisini andırmaktalar. Solda ise nerede ve neden orada olduğunu anlayamayan Tevfik Şen‘i görmekteyiz.

Sanırım fotoğrafın atmosferini o da bizim kadar anlayamamış.

Bu tür derlemeler ve röportajlar devam edecek. Hatta şimdiden müjdesini vereyim, çok yakın bir zamanda, erotik film furyasının en önemli kadın sanatçılarından Dilber Ay’ın dönemin filmlerini ve özel yaşantısını anlattığı en özel röportajı sizlerle olacak.

Her zaman olduğu gibi, takipte kalın…

.::“Sizce ‘En İyi Dövüşen’ Aksiyon ve Avantür Aktörü Kim?” Adlı Mini Anketimiz Sonuçlanmıştır::.

Değerli oylarınız ile sonuçlanan “Sizce ‘En İyi Dövüşen’ Aksiyon ve Avantür Aktörü Kim?” adlı mini anketimizde en çok oy alan aktörümüz, oyların 63.39%’unu alan “Cüneyt Arkın” olarak belirlenmiştir.

Kullanılan Toplam Oy: 2.715

1) Cüneyt Arkın 63.39%  (1,721 oy)

2) Yılmaz Güney 10.28%  (279 oy)

3) Tamer Yiğit 8.47%  (230 oy)

4) Yılmaz Köksal 5.41%  (147 oy)

5) Serdar Gökhan 4.24%  (115 oy)

6) Kadir İnanır 4.16%  (113 oy)

7) Behçet Nacar 4.05%  (110 oy)

.::’Cüneyt Arkın’ın Bir Numaralı Adamı’nın Ardından: Fotoğraflar ve Bilgiler Eşliğinde Adnan Mersinli::.

Adnan Mersin‘li ile ilgili bir çalışma yapmak için arşivimi karıştırdığımda, ufak telefon konuşmalarından kalan notlar ve hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğraflara rastladım. Birçok sanatçımızda olduğu gibi, onun da yüksek kaliteli fotoğraflarını ilk kez yayınlamak -hatta deşifre etmek- elbette benim görevimdi. Hele de bu isim, gerçekten çok sevdiğim karakter oyuncularımızdan biri olan Adnan Mersinli ise, tüm bu çalışmaları ve fotoğraf düzenlemelerini hevesle, keyifle yaptım. İşte karşınızda fotoğraflar ve bilgiler eşliğinde ‘Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamı’ lakaplı gerçek bir sinema emekçisi Adnan Mersinli!

5.1.1940 Mersin doğumlu Adnan Mersinli’nin gerçek adı Adnan Ayli’dir. İlk okulu bitirdikten sonra birçok işte çalışmış, bir dönem tatlıcılık yapmış, ardından 1958 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Bir Şoförün Gizli Defteri’ adlı filmdeki küçük bir rolle sinema yaşantısı başlamıştır. Yüzlerce filmde irili ufaklı rollerde oynamış, özellikle Cüneyt Arkın’lı avantür filmlerde kavgacı-karakter oyuncusu olarak görev almıştır. 1985-1990 yılları arasında 8 filmde yapımcı olarak görev almıştır. Evli ve 2 çocuk babası Adnan Mersinli, 18.04.2016 tarihinde uzun yıllardır tedavi gördüğü Çınarcık Huzurevi’nde hayatını kaybetmiştir.

Aylar önce telefonda defalarca konuşmuş, lakin bir türlü fırsatını bulup Çınarcık Huzurevi’ne ziyaretine gidememiştim. Tüm konuşmalarımızda sesi bitkin geliyor, ‘Nefes almakta çok zorlanıyorum evladım.’ diyordu. KOAH hastasıydı ve son yıllarını bu hastalıkla mücadele ederek geçirmişti. Onu kime sorsam, ‘Adnan mı? Oho… Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamıydı!’ diyerek cümleye başlıyordu. Bir telefon görüşmesinde kendisine bu durumu sorduğumda şöyle yanıt vermişti: ‘Cüneyt Arkın’la öyle zamanlarımız oldu ki, bir dönem değil her gün, her saat beraberdik neredeyse. Avantür filmlerde birlikte çalışıyor, ardından Levent’teki evine geçip sonraki günün sahnelerini çalışıyorduk. Onun evinin bahçesinde trambolin vardı, spor aletleri vardı. Kadir Kök, Mehmet Uğur ve Aydın Haberdar’la beraber ben, onun hiç yanından ayırmadığı adamlardık. Sonra Kadir (Kök) onlarda kaldı yıllarca. Bahçesine baktı, korumalığını yaptı bir nevi. Hatta hızlı yaşadığı dönemlerde, karakollara bile beraber gider, beraber ifade verirdik. Şahitliğini de yaptığım oldu, gecenin bir yarısı koluna girip evine götürdüğüm de… Çekim aralarında Sönmez (Yıkılmaz) ve benle çok güreşir, durduk yere bize sataşırdı. Onu seviyor, saygı duyuyorduk ama rol yapmıyordu ve gerçekten güçlüydü. Yıllardın verdiği çalışmayla pişmişti ve hepimize kök söktürüyordu. Ne kadar zorlansak da, kan ter içinde kalsak da sonuna kadar onunla güreşir, ardından oturur birlikte güle oynaya yemeğimizi yerdik. Güzel günlerdi. Çok zor ama güzel günlerdi.’

O, gerçekten de Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamıydı benim gözümde de. Onunla uzun bir röportaj yapamamış olmanın üzüntüsünü hep taşıyacağım. Ruhun şad olsun Adnan Mersinli. Seni hep, Malkoçoğlu Ölüm Fedai’lerindeki ‘İlbey’ olarak hatırlayacağım…

Ve son sözler değerli sanatçımız Levent Çakır’dan…

Kendisi Adnan Mersinli’nin vefatı üzerine facebook profili üzerinden aşağıdaki satırları yazdı ve bizleri çok duygulandırdı. Kendisinden izin alarak hem anılarını, hem de Adnan Mersinli ile ilgili 2 fotoğrafını sizlerle paylaşmak istedik…

Levent Çakır Anlatıyor;

Köroğlu”, 1968…

Rahmetli Adnan Mersinli’nin beni figüranlar kahvesinde otururken görüp, “Oğlum, tam senlik bir film çekiyoruz. Bol kılıçlı, atlı, dağda bayırda koşturmacalı… Senden bu filmde çokça yararlanabiliriz. Benimle gel, seni Cüneyt ağabeye, Fatma ablaya lanse edeceğim” diyerek elimden tutup setine götürdüğü ilk film… O günlerin “tamamen renkli” ilk filmlerinden biri… Daha önce de bazı düşük bütçeli filmlerde figüran olarak çalışmıştım, ama bu benim çalışacağım ilk büyük prodüksiyondu.

Cüneyt ağabey, “Görelim hünerlerini Çakır, at bakalım şu trambolinde bir parende” deyince, “Usta, ben trambolinde rahat atlayamam, ben akrobatım, düz zeminde çok daha iyi sıçrıyorum” deyip ardı ardına üçer beşer tur parendeler, saltolar atınca, Fatma abla, “Vayyyy Edirneli, sen neymişsin be!” diye bağırmış, Cüneyt ağabey de Atıf babaya (Atıf Yılmaz) “Bu çocuğu ekibe dahil edelim Atıf ağabey, bunda iş var” demişti.

 Adım afişlerde, jenerikte geçmese de, “Köroğlu”nun pek çok atlı sahnesinde figüran olarak rol aldım. Sonrasında da Cüneyt ağabey, Musevi menajeri aracılığıyla benimle “dövüş koreografi hocası” olarak resmî bir anlaşma yaptı. “Zagor”lara kadar neredeyse üç yıl, Cüneyt ağabeyin sözleşmeli akrobatı, dublörü ve dövüş hocası olarak ona hizmet verdim. Bu filmin setinden, Adnan Mersinli ile bir hatıram vardır ki hatırladıkça gözlerim yaşarır.

 Fatma abla da, Cüneyt ağabey de set aralarında son derece neşeli ve eğlenceli oyunculardır. Bir gün, Fatma abla, “Cüneyt, şu Çakır ile Adnan’ı er meydanında bir kapıştıralım” dedi. Eskişehir’de, bir haranın yakınlarında çalışıyoruz. Bütün ekibi ve çevre halkını toplayıp halka haline getirdiler. Fatma abla beni, Cüneyt ağabey de Adnan Mersinli’yi tutuyordu. Epeyce uzun süren bir güreş yaptık. Adnan ağabey çok sıkı bir güreşçiydi, pehlivan gibi bir adamdı. Ama benim avantajım da gençliğimdi. Onu, teknikle değilse bile, sistematik şekilde yorarak en sonunda kazanmayı başardım. Bu yüzden, sette epeyce uzun bir süre “boynuz kulağı geçti” şeklinde geyik muhabbetleri yapılmıştı.

Bir güzel hatıra daha… Cüneyt ağabey benimle güreş tutmayı çok severdi. Bu şekilde antrenman yapıyor, zinde kalıyordu. Ama onunla ne zaman güreşe tutuşacak olsam Adnan Mersinli kulağıma eğilip, “Çakır, sakın ola bu adamı yenmeyesin ha, yenersen ikimiz de biteriz, sinirlenip ikimizi de kovar, yıldız oyuncuları dövüşte asla yenmeyeceksin, ona göre!” diyerek uyarıyordu beni…

Ben de onun tavsiyesine uyup, tam yenebilecek pozisyona geçtiğimde bilerek tuş oluyor ve Cüneyt ağabeyin bize kızmasına engel oluyordum.

Hatıralar, hatıralar…

Fotoğraflar:

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.Adnan Mersinli - Cüneyt Arkın - Behçet Nacar Sellal Taner - Kadir Kök - İsmet Erten- Adnan Mersinli - Tamer Yiğit.jpg

Acımak (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Melih Üstüngör

Yönetmen: Aydın Arakon

Senaryo: Çetin Ener

Görüntü Yönetmeni: Menasi Filmeridis

Oyuncular: Tamer Yiğit, Zeynep Aksu, Önder Somer, Zeynep Tedü, Suzan Avcı, Sedef Ecer

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil.

.::Sinemamızın Unutulmaz Kavgacısı Mehmet Uğur: ‘Hazır mısın?’ dediler, ‘Hazırım tamam…’ dedim… ‘Koş!’ dediler. Ben koştum, döndüm, atladım. Dediler ki; ‘Kamera çalışmadı, bir daha yapacağız…’ ‘Tamam…’ dedim.”::.

Mehmet Uğur: Ben sinemaya şöyle başladım; Ben Gaziantep Oğuzeliliyim. Bizim kazaya cambazlar geldi. İp cambazları. Ben orada çocukluğumdan beri bu işe hevesliydim. Yani akrobattım, bir numaralı akrobattım… Perende atardım, damların üstünden aşağıya atlardım… Yıllar sonra cambazlar geldi, cambazlarla anlaştım, beni memleketten kaçırdılar. 9 yaşında çıktım gurbete. Ama iyi de tel cambazıydım, kauçuk da çalışırdım. Perende atlardım. İstanbul büyük bir yer, çalışmakla bitiremezsiniz. İyi dedim o zaman, İstanbul’a geldik. Kartal’da cambazhaneyi kurduk. Büyük bir cambazhane, açık hava tiyatrosu gibi… Fakat ben de cambazhaneye kimleri getiriyordum; İsmail Dümbüllü, Necdet Tosun, Bircan Canbahar, Berkant, Cuma Pamuk, Mert Pamuk… Bunları benim cambazhaneye getiriyordum. Ama bunların her biri de Yeşilçam’daydı. Yeşilçam’da sanatçıları görüyordum, akşam da afişlerini alıp geliyordum.

Bizim cambazhanenin yanında bir sinema vardı. Bu sinema hem yazlık hem de kışlık sinema olduğundan, yazlık bakımını yapmak için bir arkadaşı Yeşilçam’a getirmişlerdi. ‘Ya, bize bir cambaz lazım…’ falan diye İrfan Atasoy ile Yılmaz Atadeniz konuşuyorlar; ‘Ölmek Var Dönmek Yok’ diye bir kovboy filmi çekecek bunlar. Onlara da bir akrobat lazım… O arkadaş da şans eseri, ‘Ya bizim Kartal’da bir cambaz var, telde yürüyor, atlıyor, zıplıyor…’ diyor. İrfan Atasoy; ‘Kardeşim, hemen o adamı al gel…’ diyor. Şans işte… Ben de onun filmini bir akşam önce seyretmiştim, ‘Uçan Adam-Betmen’ diye… Sonra beni aldılar, götürdüler yazıhanesine. Yazıhanede beklerken Yılmaz Atadeniz geldi, İrfan Atasoy geldi… Dedi ki ‘Neler yapabiliyorsun?’ Dedim, ‘1 dakika, göstereyim…’ Yerde bir figür çektim, tak tak geriye döndüm, bir öyle döndüm, bir masaya çıktım, masada bir köprü yaptım, ayaklarımı boynuma geçirdim, amuda kalktım… Dediler ki; ‘Tamam, bu kadarı yeter…’ ‘Benim yapamayacağım hareketleri sen yaparsın…’ dedi İrfan Atasoy… Yani kavgayı gürültüyü akrobatik hareketleri değil de, yüksekten atlamaları falan… Çünkü İrfan Atasoy çok atletik bir adamdı, kavga sahneleri çekilirken yerinde duramazdı. ‘Tamam…’ dedik o zaman, anlaştık. 64 yılı, daha sinema siyah beyaz çekiliyor. Bana bir para verdiler kardeşim -o zamanın parası ile- büyük bir miktar para… Ben zaten o parayı görür görmez şaşırdım. 1 senede kazanamam vallahi…

Mehmet Uğur

Neyse eve gittim. O zaman da biz cambazhanede, çadırda kalıyoruz. Şimdi rahmetli bir ablamız vardı, Rukiye… O da öldü. Eski gaz ocakları vardı çadırda, bu tüpler yeni çıkmıştı o zaman. Gittim cambazhaneden valizi aldım, gaz ocağını parçaladım. Onlarda dedim; ‘Ağabey, alın bu para ile kendinize tüp alın…’ Bir çekime gittim, bir çekime daha… 3 gün gittim, bol bol para verdiler. İşte o sıralar çekimde bir sakatlık çıktı… Daha filmin ilk sahnesinde iki tane at var, ben böyle tramboline vuracağım, dönerek öbür tarafa düşeceğim, İrfan Atasoy’un yerine… Yüksekten atladım, sonra koşmaya başladım, askerlerle birlikte döneceğim arka üstü gideceğim. “Hazır mısın?” Hazırım. Eskiden bizim kameralarda bir kişi sırf akü taşırdı. Kameranın akücüsü vardı. Yönetmen kameramana ‘Oğlum aküyü tak…’ dedi. Öyle denildi mi fiş takılırdı, kamera çalışırdı. Tabi bu arkadaşımızın dalgınlığına gelmiş, fişi takmamış… ‘Hazır mısın?’ dediler, ‘Hazırım tamam…’ dedim… ‘Koş!’ dediler. Ben koştum, döndüm, atladım. Dediler ki; ‘Kamera çalışmadı, bir daha yapacağız…’ ‘Tamam…’ dedim. Bu sefer taktılar fişi, ‘Tamam, koş!’ dediler. Bu sefer ben koştum, havada döndüm, bu ayağım, dizim, ters döndü… O anda ayağımdan bir ses çıktı anlatamam… İlk günden işim bitti, ayak yok, kalkamıyorum. Fitaş Sineması’nda fizik tedavi vardı, beni oraya götürdüler. 10 gün orada kaldım. Ondan sonra da tekrar cambazhaneye döndüm. Ondan sonra bir miktar cambazhanede yattım. Tekrar aradılar beni… Serdar Gökhan, ‘Estergon Kalesi’ni çekecekmiş, dublör arıyorlarmış. Geldiler, cambazhanede beni aradılar, geldim. Ondan sonra Serdar Gökhan’a dublörlük yaptım. Derken, Tamer Yiğit ile tanıştım… ‘Dadaloğlu’ filminde falan ona dublörlük yaptım. Derken Kaya Film seri filmlere başladı, 2 sene hep avantür çektik… Sinemaya bağlandık, işi kopardık derken Cüneyt Arkın ile tanıştım. Onunla şöyle tanıştım. Aya İrini Kilisesi’nde tarihi bir film çekiliyor, oradan düşecek adamlar lazım. Beni götürdüler… Şimdi ben orada 3–4 sefer düştüm Cüneyt Arkın; ‘Kim bu?’ demiş. ‘Bu adam cambaz, yani yüksekten atlıyor, düşüyor…’ demişler. Cüneyt Arkın da; ‘Bundan sonra her gün gelecek…’ demiş. Böylelikle sinemaya kariyerim tam olarak başladı.

Cüneyt Arkın’ın ‘Battal Gazi’ ve ‘Kara Murat’ filmlerinin tehlikeli sahnelerini çektik… 50 kılığa giriyorduk bir filmde… O koca Hisar Kalesi, bize dar geliyordu. Düşerdik, sıraya girerdik, sırayla tekrar düşerdik. Görünmeyen adamlardan olduğumuz için, her gün setlere gidiyorduk, hiç boş günümüz yoktu. Cüneyt Arkın’ın belirli bir 10 kişisi vardı. O 10 kişi hep gelirdi ama onlar attan düşerlerdi, camdan çıkardı, binadan atalardı… Yani bir filmde 50 kılığa girerlerdi… Tehlikeli sahneleri hep bu 10 kişi yapardı. Bu yüzden de, biz her gün sete giderdik… Ben sinemadan para kazandım, kazanmadım değil. 3 tane çocuk büyüttüm. Oğlumun biri Levent Kırca’dan ayrıldı, Olacak O Kadar’dan. Şu anda yönetmenlik yapıyor. İki tane film çekti. Biri okul filmi, biri de çok komik bir film. Bir projesi daha var, bugün yarın başlayacak o da, ‘Hayali Sevgili’ diye. Onun hazırlığını yapıyorlar. Allah’a şükür sinemadan emekli oldum. Hanım da sinemadan emekli oldu. Ben şikâyetçi değilim. Yani sinemaya böyle geldik.

Şöyle bir şey var; şimdi bizde de 3 tekrar, 5 tekrar çekiliyor, sil baştan yapıyor. Eskiden negatif vardı. Yönetmene derlerdi ki; ‘Kardeşim, ben 20 kutu veriyorum, bir daha da gelme…’ Yönetmen de ne yapardı? Sinemanın en iyi adamlarını, iyi kavgacılarını seçerdi. Şimdi Cüneyt Arkın 5 kişi ile kavga ettiği zaman dördü yapar, biri yanlış yaptığı zaman ne oluyor, film yanıyor… Bir daha… Bir daha, olmuyor. O zaman ne yapardı Cüneyt biliyor musun? O aksiyon sahneli filmlerde bazı acemi arkadaşları aralara sokardı, bizim aramıza. Hani parayı az vermek için. ‘Ne oluyor? Bunlar kim?’ diyorduk, Cüneyt Arkın diyordu ki; ‘Siz karışmayın, bana bırakın…’ Şimdi tak tuk, tak tuk bize vuruyor… Sonra sıra yeni gelenlere geliyor, o adam da zavallım, yumruğu yiyeceğim diye erken alıyor yumruğu… Olmadı mı, bu sefer cidden vuruyor buna… Bu sefer ikinci gün adam ortalarda yok… İşe de gelmiyor. E, bütün yük sende bende değil, Cüneyt Arkın’ın omuzlarında. Adam yumruğu yanlış alınca oyunu bozuluyor, bir sürü hareket bir daha baştan yapılıyor.

Size bir anımı anlatayım. İstanbul’a yakın bir ilde, bir film çekiyoruz. Bir postacı alışmış, her gün sete geliyor. O zaman cep telefonları da yeni çıkmış. Yönetmene telefon getiriyor. Yapımcıya telefon getiriyor. Şimdi Serdar Gökhan dedi ki; ‘Mehmet, şimdi ben buna yükleneceğim, yağcılık yapıyor, rüşvet veriyor…’ ‘Tamam, ağabey… Sen karışma…’ dedim. Postacıyı çağırdım; ‘Gel bakayım buraya kardeşim…’ dedim. ‘Sen de madem bizim içimize girdin, birazdan bir sahne çekilecek, araba çok süratli gelirken, bu arabanın önüne çıkacaksın… Bu araba sana bir vuracak, havada dönüp öbür tarafa düşeceksin…’ dedim.  Bu başlarda gülüyordu, sonra rengi atmaya başladı. Sonra devam ettim; ‘Kardeşim bunlar da sana ateş edecek, sen de aşağıya düşeceksin…’ Ben anlattım, anlattım. Postacıya, ‘Tamam mı? dedim. Postacı duruyor, morali bozulmuş, sessizce ‘Tamam ağabey…’ diyor. Serdar ağabeyci çağırdım; ‘Bak bu arkadaş yapacakmış…’ dedim. Set bitti evlere dağıldık. Bizim postacı akşam yemek dahi yememiş korkudan… Sonra sabahleyin bir baktık, adam sette yok… İstanbul’a gitmiş… Yani öyle intikam aldık biz de…

Biz o sıralar devamlı Cüneyt Arkın ile çalışıyorduk… Şimdi o yumruğun, ille hafif şurayı (yüzünü gösteriyor) şöyle sıyırması lazım. Şu kadar geçti mi yine olmuyor. Onu kamera yakalıyor, yönetmen görüyor… Onun için de, bu sahici yumruğu yemek marifettir. Dayak yiyendedir marifet. Çünkü vurduğu zaman masaya çarpar, camı çerçeveyi kırar oradan çıkar gider. Gerçekten kırar yani. Mesela eskiden biz 5 bölümlük, 4 bölümlük bir camdan çıkardık. Cüneyt Arkın tutardı böyle, bir fırlatırdı, camı kırıp çıkardık. Zor işlerdi, zor günlerdi ama güzel günlerdi…

11.10.2012 – Gazeteci Erol Dernek Sokak / BEYOĞLU

Erhan Tuncer (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam/Genseriko)

Ses kaydının deşifresi için, Hülya Birsen’e sonsuz teşekkürler.