Tag Archives: erotik yeşilçam

.::Değerli Sanatçımız Ercan Yazgan Felç Geçirdi::.

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, geçirdiği felç nedeniyle tedavi altına alındı.

Alınan bilgiye göre, özellikle oynadığı televizyon dizileriyle tanınan Ercan Yazgan, hafta içi felç geçirerek Sultanbeyli’deki özel bir hastaneye kaldırıldı.

Tedavisine hastanede devam edilen Yazgan’ın sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi.

*www.sabah.com.tr

Reklamlar

.::Erotik Filmlerin Yıldızı Dilber Ay’ın İtirafları: “Açıkçası bu filmler konusu ve çekimi ile estetik-erotik hiçbir düşünce taşımayan, yalnızca cinsi münasebet detaylarının sergilendiği filmlerdi.”::.

Üçüncü Adam, yıllardır ötekileştirilmiş, lanetlenmiş bir dönemin karanlık dehlizlerinde dolanmaya devam ediyor. Aralıklarla da dolaşmaya devam edecek.

Bu kez size arşivimizden, hiçbir yerde yayınlanmamış bir röportaj sunmayı uygun bulduk. 30’a yakın erotik filmde oynamış Dilber Ay, sinemaya başlangıcını ve özel yaşantısını bu röportajda anlattı!

Röportajın Kaynağı: Erkekçe Dergisi – Ağustos 1981

Seks filmleriyle gittikçe batağa saplanan Yeşilçam da 12 Eylül’den sonra rahat bir nefes aldı. Hiçbir estetiği olmayan saçma sapan porno filmleri artık çekilmiyor. Ticari amaçlı bazı filmciler “Siz de ileride ünlü olacaksınız.” diyerek genç kızları seks filmlerine alet edemiyorlar artık. 12 Eylül öncesinin Yeşilçam’daki porno film yıldızlarından biri de Dilberay. Tam 22 seks filmi çevirmiş. İlginç anılarını “ERKEKÇE”ye anlattı.

Seksle İlk Tanışmam

Babamın ölümünden sonra annem tekrar evlendi. Üvey babamsa beni istemiyordu. Bu nedenle beni bir ailenin yanına verdiler. Tek odalı bir evdi. Belki tuhaf gelecek ama onların yatağının altında, yerde yatıyordum. O zamanlar henüz 7 yaşlarında idim ve hemen hemen ilkokul bitene kadar yanlarında kaldım. Bir akşam inilti, çığlık da diyebilirim karışık seslerle uyandım, merak ettim kafamı çıkardım, görmek istiyordum. Beni görecekler diye de tedirgindim. O merakla kafamı çıkarmamla birlikte üvey babamın beni fark etmesi bir oldu. O geceden sonra bazı geceler uyumayıp gözlemeye çalıştım ancak her seferinde de fark ediliyordum. Bir şey görebildiysem de sonradan o seslerin seks ile ilgili olduğunu anladım. Yani seksle ilk tanışmam sesle oldu diyebilirim. 

Röntgen

O zamanlar kadın-erkek farkının bilincinde değildim. Gene ilkokul sıralarıydı. Mahallede bir kız ve bir erkek iki arkadaşım vardı. Bazı günler ortadan kayboluyorlardı. Ne yapıyorlar diye merak ederdim. Bir gün ne yaptıklarını sorunca “gel sana bir şey göstereceğiz” dediler ve beni evlerindeki bir odaya götürdüler. Duvarda bir delik vardı. Bu delikten bitişik komşunun odasını seyrediyorlardı. Bakar bakmaz o anda şok olduğumu hatırlıyorum. Komşu karı koca yataktaydılar, ikisi de çıplaktılar ve erkeğin önünde kocaman bir şey vardı. İlk defa görüyordum. Daha önce sünnet düğünlerinde görmüştüm ancak bu çok farklı idi…

Üvey Babamın Ziyareti

Ana evine dönmüştüm. Üvey babam sürekli içki içen bir kişiydi. O sıralarda ben genç kızlığa adım atmaya başlamıştım. Aklımda kaldığı kadarı ile orta 2’ye gidiyordum. Bir akşam oda kapımın zorlandığını duydum. Yataktan kalktım. “Kim o?” dedim. “Benim kızım, kapıyı aç.” diyen üvey babamın sesiydi. “Ne var?” dedim, “Kibritim orada, onu alacağım.” dedi. Sağa sola baktım, kibrit yok. Şüphelendim. Zaten bazı konuları yavaş yavaş anlıyordum. Annemin duyabilmesi için yüksek sesle “Burada kibrit yok!” dedim ve tahmin ettiğim gibi annem duyarak geldi. “Ne işin var senin burada?” diye ona çıkıştı. Buna benzer birkaç olay daha oldu sonradan. Üvey babamın benimle ilişki kurmak istediğini anlamıştım. İlk defa kendimi kadın gibi hissediyordum.

Yeşilçam’a Merhaba

Orta okulu bıraktıktan sonra can sıkıntısını giderebilmek için LCC mankenlik okuluna gittim. Diploma aldıktan sonra amacım mankenliğe devam etmekti. Fakat şans sinemadan yana açıldı. Bir filmcinin vasıtası ile Yeşilçam’a girdim. İlk rolümün seks sahnesi olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim ve inceldiği yerden kopsun diyerek devam etmeye karar verdim. “Ölüm Savaşı” adında bir yapımdı. Çekim normal devam ediyordu. Bir ara “Üstünü çıkar, sutyenle kal.” dediler. Çıkarttım. Sonra bir şişe kanyak geldi. “Bir yudum al açılırsın, rahat edersin.” dediler. Ona da “olur” dedim. Ne derseler kabul ediyordum. Çok hevesliydim. Daha sonraki filmlerde ben soyundukça fiyatım arttı. Sonunda da çırılçıplak duruma geldim. Seks filmlerinin çekimleri öncesinde çok cazip teklifler yapılıyor. Ücret soyunma sınırına göre ayarlanıyor ve ne kadar soyunursan ücret yükseliyor. Bir de “Ünlü Yıldızlar bile bu yoldan zirveye çıktı.” diyorlar. “Sen de öyle olacaksın.” diyorlar. Onlar böyle konuştukça açıl açılabildiğin kadar. İlk filminden 5.000 TL, son filmimdense 60.000 TL aldım.

22 film yaptım. On üçüncüden sonrakiler tamamen anadan doğmaydı. Tabii ki bu arada bol bol sevişme sahneleri ve gittikçe daha cüretkar planlar çekiliyordu. Artık “jön” dedikleri figüranlarla anadan doğma sevişiyordum filmlerde.

Bir süre, edep yerime enli flasterden bant yapıştırdılar. Çekim sırasında yararını gördüm. Rejisör, bant görünmesin diye kameranın zaviyesine dikkat ediyor, bu da filmleri adi çıplaklıktan bir dereceye kadar kurtarıyordu.

İlk filmim “Ölüm Savaşı”ndan son filmim “Gece Yaşayan Kadın”a kadar bakire idim. Bu nedenle çevirdiğim hiçbir filmimde gerçek cinsel münasebet sahnesi olmadı. Kadınlığa geçişim seks filmlerinin yasaklanmasından sonradır. Yani anlayacağınız tüm bu porno-erotik filmleri “kız oğlan kız” olarak çevirdim. Bu gerçeği, tarihi belli hastane raporu ile de belgeleyebilirim.

Açıkçası bu filmler konusu ve çekimi ile estetik, erotik hiçbir düşünce taşımayan, yalnızca cinsi münasebet detaylarının sergilendiği filmlerdi.

Bir filmde, -galiba “Cemile’nin Kaderi” isimli olacak- üç beş erkekle bir grup seks sahnesi vardı. Soyundum yatağa girdim. O sırada rejisör figüranlara sıkı sıkı tembihliyordu: “Dilber bakiredir, dikkatli olun!” diye. Bu lafın üzerine herkes kahkahalarla güldü. Çünkü kimse inanmamıştı.

Çekim Sırasında Hiç Orgazm Olmadım

Bir sinema aşkım, bir de paraya ihtiyacım vardı. Bu nedenle porno film çeviriyordum. Sevişme sahnelerinde zevk almama imkan yoktu. Bir filmde şöyle bir olaya tanık oldum. Daha önce fotoromanlarda oynamış bir erkek arkadaş getirdiler. O güne kadar seks filmlerinde oynamamış biriydi. Seks sahnesinin yarısında rejisör: “Dışarı kadar çık ve tekrar gel!” dediğini duydum. Dönüp baktığımda mayosu ıslanmış, yani karşımdaki orgazm olmuştu.

Ve Gerçek Seks Yaşamım

Porno film yıldızı olduğum için kimse kız olduğuma ihtimal vermiyordu. Son filmimi çevirdikten sonra bir erkekle yemeğe çıktım ve onunla yattım. Kız olduğumu söylediğimde dalga geçtiğimi zannetti. Artık sabrım taşmıştı. Bekaretimi o gece, bir zevk anında değil, sırf bu konu kapansın diye verdim. Şimdi kesinlikle bildiğim bir şey var. Seks hayatımı sinema çok olumsuz yönde etkilemiş. Bir erkek arkadaşımla beraber aşk yaparken birdenbire gözümün önünde rejisörü görür gibi oluyorum. Karşımda durmuş “Stop!” diyor bana. Birdenbire kaskatı oluyorum. Tam orgazm olacağım sırada bütün zevkim kaçıyor. Bu tür psikolojik rahatsızlıklardan sanırım zamanla kurtulacağım. Sevişmeye konsantre olmam bir saati buluyor. Bu süre içinde Yeşilçam’ın görüntüsü ancak kayboluyor gözlerimden.

Teşekkürler 12 Eylül

12 Eylül’den sonra porno filmlerin yasaklanması hayatımı değiştirdi. Maddi yönden sıkıntıya düştüm ama huzuru buldum. Keşke bu işe başladığım sıralarda yasaklansaydı da ben bu kadar yıpranmasaydım. Bizdeki seks filmlerinde hiçbir zaman güzeli veremediler. Bir Emmanuel’i düşünün, bir de bizdeki filmleri. Biz, kadın erkek ilişkisinin anatomik detaylarını gösterme çabasındayken onlar estetiğin, sanatın doruk noktasını arıyorlardı. Kötü örnekler vermektense hiç vermemek daha iyi. İyi oldu yasaklandığı. Toplumun örf ve adetlerine aykırı saçmalıklara yer olmamalı sinemada. İnanın, samimi söylüyorum: Teşekkürler 12 Eylül…

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -19-::.

Yadigar Ejder - Yılmaz Duru

.::Bilal Karahan, Babası Osman Han’ı Anlatıyor: Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti::.

Değerli sanatçımız Osman Han‘ın oğlu ile, Üçüncü Adam’ın İnstagram hesabını açtığımız gün tesadüf eseri tanıştık ve heyecanla az sonra okuyacağınız röportajı gerçekleştirdik. Osman Han’ın ilk kez böylesine detaylıca anıldığı bu çalışmamızın gerçekleşmesi için tüm samimiyeti ile emek veren, değerli karakter oyuncumuzun oğlu Bilal Karahan‘a sonsuz teşekkürler…

1) Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Abimle birlikte çocukluk yıllarımız Rize’de mavi ile yeşilin içe içe olduğu bir ortamda geçti. Müstakil evimizde mütevazı bir hayat sürdük. Babamla ilişkilerimiz her çocuğunki gibiydi. Biz abimle yaramazlık yapardık o bize önceleri kızar, sonra sarılır affederdi.

2) Babanızın sinema kariyeri öncesinde herhangi bir mesleği var mıydı? 

Babam çok iyi bir aşçıydı. Sinema öncesi ve sonrası bu mesleğinden hiç vazgeçmedi. Çok özel yerlerde bu mesleğini sürdürdü ve başta biz olmak üzere çok insan yetiştirdi. Özellikle deniz mahsulleri üzerine çok leziz tatlar sundu. Mersin‘den İstanbul’a ve en son Rize’de emeklilik dönemine kadar çalıştı. Sinema geçmişi bilindiği için çevresi bir hayli genişti. Sinema sektöründe çalışıp akabinde emekli olup işlerini devam ettirebilen ender üçüncü adamlardandı.

3) Osman Han’ın sinema kariyeri nasıl başladı?

İstanbul Beyoğlu’nda aşçılık yaparken Kadir Savun ile tanıştı. Mimikleri ve Rize şivesi hoştu. Altın çağını yaşayan Yeşilçam furyası babamı da etkilemişti. Ve sinema hayatı bu şekilde başlamış oldu.

4) Sinemada ne tür zorluklarla karşılaştı? Bu zorlukları sizlerle paylaştı mı?

Sinema o dönem çok para kazandırmıyordu. Bir çok film çekiliyordu. Uzun çalışma saatleri, bir setten öbür sete koşuşturmacanın yorucu olduğundan bahsederdi. Hatta bir sohbetimizde kendisine, Kara Murat filminde ‘Neden bir Osmanlı bir Bizanslı oluyorsun?’ dediğimde, ‘Oğlum; Cüneyt Arkın bir vurmaya on adam deviriyor… Sette adam mı kaldı… Mecbur ölüp ölüp diriliyoruz…’ demişti. Bu işin zor ama güzel tarafıydı. Asıl sıkıntı bir sendikanın olmayışı, bir ajansa bağlı olmamaları ve TRT’nin o dönem Yeşilçam’a sahip çıkmamasıydı. Zira Üçüncü Adamlar hep hazin sonlarla anıldı. Bu da devletin o dönem sanatçılarına ne kadar az değer verdiğinin göstergesiydi.

5) Çalışma disiplini açısından Osman Han’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Rolü üzerine düşünen bir oyuncu muydu yoksa her şey sette başlayıp sette mi bitiyordu?

Gerek sinema hayatında gerek iş ve ev hayatında disiplinli ama bir o kadar da yumuşak kalpli bir insandı. Rolleri genelde kısa kısa Ve belirli sahneler olduğu İçin hata yapmamaya çok özen gösterirdi. Birçok filmde babamı izlediğim zaman bir şeye dikkat ettim. Hiçbir zaman kameraya bakmadı. Oynadığı anı hep yaşadı.

6) İzleyicilerimiz Osman Han’ı ağırlıklı olarak kavgacı – kötü adam karakterleri ile hatırlıyor. Bir çok tehlikeli kavga sahnesinde başarılı performansları oldu. Hatırlıyorsanız, oynadığı  filmler ile ilgili size anlattığı bazı anılarını bizlerle paylaşır mısınız?

Evet rolü gereği  bir hayli kavgacıydı. Levent Kırca’nın Taşı Toprağı Altın Şehir filminin kavga sahnesinde yaralanmıştı. Bir de Battal Gazi filmlerinin birinde attan düşerek kaburgasını kırmıştı. Ama bunlar o zamanın sinemasının gerçekleriydi.

*Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

7) Başarılı bir karakter oyuncusu olarak, “keşke oynamasaydım”  ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediği filmler var mıydı?

Babamın sinemayı bırakması 79’dan sonra Yeşilçam sinemasının İtalyan sineması kültürüne (Erotik Film Furyası) kaymaya başladığı zamanla denktir. Aile geleneği, yetiştiriliş tarzı  o dönemden sonra sinemayı bırakmasına ve Rize’ye yerleşmesine neden olmuştur. Bence Eşkıya filmi Türk sinemasının yeniden dirilişidir. Ve bu filmden sonra Türk sineması kendi  kimliğine yeniden bürünmüştür.

8) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Üçüncü Adam örnek bir site. Bir filmi 10’larca kez izleyip yeniden izlediğinde bir insan yine mutlu olup heyecanlanabiliyorsa bu gerçek bir başarıdır. İnsanlar Üçüncü Adamlara çok şeyler borçlu ve bunu birilerinin görmesi ve ekrana taşıması ayrı bir mutluluk. Üçüncü Adamın çok daha başarılı işlere imza atacağı aşikar. Yolu her daim açık olsun.

9) Babanız Osman Han olarak, sinemada hayal ettiği yerde miydi?

Bir insanın bir işteki başarısının ölçüsü zirve olmaktır. Elbette ki babam istediği yerde değildi. Türk sinemasında istediği yerlerde olan insanlar özel ailelerden gelen veya çok özel yeteneklere sahip olan kişilerdi. Bir Kadir İnanır, bir Kemal Sunal, bir Öztürk Serengil olmak elbette ki her oyuncunun hayali ama şartlar ve kimlikler kimi zaman insanı bir yere kadar taşır. Biz babamı böyle de çok sevdik. O bizim ailemizde hep başroldeydi.

10) Son olarak babanız ile ilgili unutamadığınız birkaç anınızı bizlerle paylaşır mısınız?

1998 yazında İstanbul’da Erol Taş’ı ziyarete gittik. Bir ayağı kesilmişti. Babamı gördüğü zaman ağladı. O kaba saba gibi gözüken adamın altın gibi bir kalbi vardı. Çok sarıldılar, eskileri yad ettiler. Erol Taş, çocuklarının mirası yüzünden kavgalarını babama açınca yine gözleri doldu ve ağladı. Koltuğun bir kenarında ben vardım, bir kenarında babam. Bu anımı hiç unutmam. İkisinin de mekanı cennet olsun.

Sevgi ve Saygılarımla…

Bilal Karahan.

*Aile fotoğrafları değerli sanatçımızın oğlu Bilal Karahan arşivinden temin edilmiştir.