Tag Archives: bülent kayabaş

.::Üçüncü Adam Karanlık Bir Döneme Işık Tutuyor: Yeşilçam’ı Erotik Film Furyası Mı Bitirdi?::.

Geçen aylarda iki anket düzenlemiştim. Bu anketlerle birlikte öğrenmek istediğim, Üçüncü Adam okurlarının 70’lerin başında başlayıp, 80’lerin başında son bulan ve kimileri için “yüz karası karanlık bir dönem”, kimileri içinse “eğlenceli ve ilgi çekici bir dönem” olarak değerlendirilen Erotik Film Furyası ile ilgili ne düşündüğüydü. Anket sonuçları ön gördüğüm şekilde sonuçlansa da, tüm şıklara verilen oy oranlarını oldukça önemli buluyor, hatta sonuçların sosyolojik bir tespit olduğunu düşünüyorum.

Önce anket sonuçlarına bir göz atalım;

“Üçüncü Adam’da Erotik Filmler Dönemine Dair Görseller/Araştırmalar Görmek İster Misiniz?”

Toplam Oy: 881

1- İsterim.  59.14%  (521 oy)  

2- Araştırma ve fotoğraf yayınları için geç bile kalındı.  18.62%  (164 oy)

3- İstemem.  15.78%  (139 oy)

4- Öyle bir fotoğraf görürsem takibi bırakırım.  6.46%  (57 oy)

_________________________________________________

“Erotik Filmlerde Oynayan Yeşilçam Sanatçıları Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?”

Toplam Oy: 978

1- Erotik filmler çekilmeseydi, birçok Yeşilçam oyuncusu aç kalırdı. Para kazanmak için mecburen yaptılar.  29.35%  (287 oy)  

2- Oynamasalar iyi olurdu ama yine de onları seviyoruz.  18.1%  (177 oy)

3- Kesinlikle oynamamaları gerekirdi!  14.21%  (139 oy)

4- Kendilerine yazık ettiler ve halkın gözünden düştüler.  12.68%  (124 oy)

5- Film filmdir. Bir oyuncu istediği her filmde oynayabilir.  11.96%  (117 oy)

6- Yeşilçam onlar yüzünden bitti. Aileler salonları terk etti.  9%  (88 oy)

7- İyi ki oynadılar ve bu filmler yapıldı. Şimdi komedi filmi diye izliyoruz.  4.7%  (46 oy)

_________________________________________________

Anket sonuçları gösteriyor ki, okurlarımızın büyük bir bölümü Erotik Film Furyası ile ilgili araştırma ve paylaşım yapmamızı istiyor ve o dönem filmlerde boy gösteren sanatçıların çaresizlikten bu furyaya dahil olduklarını düşünüyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu sonucu öngörüyordum lakin okurlarımızın azımsanmayacak bir bölümünün özellikle ikinci anketteki 2., 3. ve 4. şıklara bu denli yüksek oylar vereceğini düşünmüyordum. Yeşilçam’a nostaljik bir yerden bakan ve çoğu kez filmlerden çok oyuncuları izlemek isteyen, oyuncuların varlığından zevk alan okurlarımızın hem onları sevmekten vazgeçememeleri, hem de onlara içten içe kızmaları bence üzerinde gerçekten düşünülmesi gereken bir durum. Okurlarımız hem bu dönemi merak ediyor, izliyor, hem de oynayanlara kızıyor ve “kendilerine yazık ettiler” diyebiliyor. Bu durum, sanırım izleyicinin “yapılmasını istemem ama yapılırsa da izlerim” tutumunun en net göstergesi.

6. şık olan “Yeşilçam onlar yüzünden bitti. Aileler salonları terk etti.”nin %9 oy almasının üzerinde de biraz durmak gerekli sanırım. Bu düşünceye oy veren okurlarımız, o dönem filmlerde oynayan sanatçılarımızı oldukça ağır bir durumla itham ediyorlar: “Yeşilçam onlar yüzünden bittti.”

Gerçekten Yeşilçam o filmler ve o filmlerde oynayan sanatçılarımız yüzünden mi bitti.

Yakın zamanda, bu kez de Üçüncü Adam’ın 15.000 kişilik İnstagram hesabından “Sizce Yeşilçam’ın bitmesinin sebepleri nelerdir?” başlıklı bir anket düzenledim. Ankete yapılan 100’e yakın yorumun tamamını sizlerle paylaşıyorum. Gerçekten kayda değer çok analiz var, bu nedenle satır satır okumanızı isterim. Vakit ayırıp yorum yazan herkese bir kez daha çok teşekkürler;

cenk_inan_ Saçma sapan filmlerin yapılması. Eşkıya’dan beri güzel film izlemedim, yapılan filmler kötü kopyalar!

kurtulanemre Şimdiki oyuncuların sadece para para para demesi…

fatihbilen01 Hep aynı senaryolar ama değişik aktörler. Artı video film döneminin başlaması ve Yeşilçam’ın ağır toplarının yavaş yavaş yaşlanması. Ama en önemli etken siyasi karışıklık ve devrim sonrası sansürlerin çoğu filmin etkisini azaltması.

sametayc Televizyon kullanımının yaygınlaşması, 80 darbesiyle birlikte bazı konuların sinemada işlenememesi vs.

huseyin.yamac.3 80’li yıllardan sonraki sinema kuşağı oyuncu-senarist ve yönetmenlerin 80’li yıllar öncesi sinema kuşakla dalga geçercesine film çevirmeleri etkilemiştir. Tabii ki onlar da kendi ayaklarına kurşun sıkmıştır.

kaderyavuzgoker Tv’lerin her eve girmesi.

sirinbaba99 3. adamlara değer verilmeyişi. Üç etken var; 1- Yapımcı, 2- Star, 3-Emekçi. Kaymağını yapımcı yiyor, bol kepçesini star yiyor, kırıntılarıyla emekçiler aç kalıyor… Tabii ki 3. adamın ahı, çöküşü getiriyor. Tabii ki herkes kaymak peşinde koştuğu için günlük yaşıyor… Eğitmeye eğitilmeye vakit kalmıyor.

sedatdemir_10 80’lerde sinemanın bitmesinin bence en büyük nedeni askeri darbedir. Kısıtlı ve zor imkanlarda süregelen Yeşilçam darbeden oldukça etkilenmiş ve video filmlerle ayakta durmaya çalışmıştır. Video filmlerin geneline bakılınca da usta oyuncuların figüran gibi oynaması üzücüdür. Kalite iyice aşağıdadır bu filmlerde. Ayrıca 70’lerde sıcacık aile filmlerini gördüğümüz Yeşilçam 80’lerde arabesk filmlerin bolca çekildiği döneme girmiştir.

mdtydmr Yeni çekim tekniklerinin takip edilmemesi ve Batı özentisi filmlerin çekilmesi olabilir.

emrahkaradar Hızlı tüketim, kapitalizm.

davutkoc Perihan abla, Uzaylı Zekiye, Bizimkiler gibi dizi yapımlarının başlamasıyla dizilerden sinemaya göre daha çok para kazanılmasının anlaşılması ve dizi çalışmasının devam ettikçe kanaldan haftalık ücret alınmasının daha cazip gelmesi de olabilir.

okancinko İzler kitle artık Selvi Boylum Al Yazmalım gibi filmlere ağlamak yerine; Dallas dizisindeki entrikaları, Amerikanvari hayatı takip etmek istedi. Bunda bir de oluşan yeni kuşağın da etkisi vardı. Artık Kadir Savun’lar, Erol Taş’ların yerini yabancı dizi oyuncuları aldı. Televizyon da günlük hayata iyiden iyiye girmeye başlamıştı zaten. Tam o yıllarda darbe, Özal dönemi politikaları vs. derken filmler ne aranan senaryoda oldu, ne de istenen bütçeler yakalanabildi. Tüm bunların sonucunda ‘Yeşilçam’ da maalesef yavaş yavaş bitti. Sex filmlerinin Yeşilçam’ı bitirdiğini düşünmüyorum. Çünkü o filmler de izleyicide karşılığını buldu. Sex filmleri Yeşilçam’da sadece bir dönemdi ve o dönem de bitti zaten. Bu konuları, “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” filmi çok güzel bir biçimde işlemiş.

ozanphh Modern sinema tekniklerinin takip edilememesi, toplumsal gerçeklikten uzaklaşılarak güzellik algısı ile oyun ve oyuncu seçimleri, Yılmaz Erdoğan hariç, yapılması. Seti, senaryoyu ve ekibi, profesyonellik adı altında, sahiplenilmenin yavaşça bırakılarak duygusuz ve istençsiz oynama psikolojisi.

selcuk_uzuneser Eski çamlar bardak oldu derler ya, Yeşilçam da o arada kaynadı işte. Şimdi popçular topçular hepsi dizilerde bilmem nelerde her gün aynı yüzleri görür olduk. Esas değeri hak eden insanlara, hak ettikleri değeri veremedik. Sonrasında mecbur kaldık; soytarılara, şaklabanlara.

can_pacaci Bence birileri bitirdi. (Arabesk müzik gibi)

emrahsevdaabaci Bence sadece senaryolara ya da 80 darbesine bağlamak biraz yüzeysel olur. Yeşilçam’da sektör şahısların elindeydi ve devlet eli pek yoktu. O yüzden film şirketleri yapımcılar yönetmenler oyuncuları cüzi miktar karşılığında çalıştırıp istedikleri gibi sektörü yönetiyorlardı. Yani bir sosyal güvenceleri yoktu. Hulusi Kentmen’in dediği gibi; İşin acı tarafı fabrikatör zengin babacan bir adamı oynayıp eve otobüsle dönüyordu. Yeşilçam’da yıllık 300 film çekiliyordu ve halk sinemaya akın ediyordu ve bu gişe hasılatı Yeşilçam’a geliyor ve Yeşilçam kendi kendini idare ediyor, kendi yıldızlarını çıkarıyordu ama zamanla özel kanallar açıldı ve halk sinemaya gitmez oldu ve Yeşilçam çatırdamaya başladı. Ayhan Işık 1950’lerde Amerika’ya gidip onların nasıl çalıştıklarını sistemlerini bizzat görmüş incelemiş ve ülkemize de bunu getirmeye çalışmıştı ama tek kalınca başarılı olamadı. Yani Yeşilçam sadece şirketler ve şahıslar elinde olunca temeli zayıftı. Devlet desteğini alıp kurumsallaşsaydı ve Amerika’daki gibi sadece şahıslar elinde değil de devlet eliyle de idare edilen bir sanayi haline gelseydi bitmezdi diye düşünüyorum.

mustafadal816 Kurumsallaşamamak, marka olamamak.

namikkirbasli Amerikan filmleri.

receptamerakbulut61 Kalitesiz yapımlar.

yilmaz.suslu Bence rahmetli Erol Taş’ın deyimiyle “Erotizm”‘in sinemaya gelişi Yeşilçam sinemasına darbeyi vurmuştur. Çünkü halka açık sinemalara giden kendini bilen izleyici, bu tarzın girişiyle sinemaya gitmemeye başladı ve yavaş yavaş Türk sinemasından kaçış başlamış oldu.

emrroly Sanatçılarımıza sahip çıkılmaması, kurumsallaşamamak.

sukruulucan 1930’la 1950 yılları arasında Türk sineması Ermeni kökenli yurttaşlarımız ve tiyatro kökenli sanatçılarımızla sürdürüldü. Ancak 1960’larda popüler ve gelir getiren bir kültüre dönünce ilgi arttı. Ayhan Işık’la beraber star dönemi başladı. İşte aslında tam bu dönem sinemadan kazanılan para kurumsallaşmaya ve yatırıma dönüştürülebilirdi. Sinema akademileri açılıp oyuncu ve teknik kadrolar yetiştirilebilirdi. Büyük film stüdyoları kurulabilirdi. Ama ne yapıldı. Önüne gelen yapımcı, yönetmen, oyuncu oldu. Her zaman yaptığımız gibi bir yağma düzeni kurduk. Mevcut yarım yamalak sistem de çöktü. Sektör bağışıklığını tamamen yitirdi. Tv’lerin evlere girmesi de, kalitesiz yapımlarla aldatılan sinema seyircisini küstürdü. Yani tıpkı sanayi devrimini kaçırdığını gibi bu dönemi de kaçırdı. Nasıl iyi bir araba için dışarıya mahkumsak iyi filmler için de dışarıya mahkum kaldık. Konu çok uzun ama kısaca böyle. Bütün Yeşilçam emekçilerine içten saygılarımla, bizi her şeye rağmen mutlu ettikleri için.

qassimow Para.

cocopop1212 Bence televizyonun yaygınlaşması ve Amerikan filmlerinin daha cazip gelmesi.

cnrkara_ Çok saçma, ezik ve birebir imitasyon filmlerle endüstriyelleştirmiş olması.

dincbasserdar Sendikalaşma olmaması ve eski nesil yapımcıların teknolojiye yenik düşmesi.

seher_altuntas_ Eski artistler yok. Tek nedeni samimiyet yok.

canozukirmizi Oyuncu yok. Mankenlerden oyuncu yapmaya çalışıyoruz. Nerede Tarık Akan, nerede Kemal Sunal, nerede Filiz Akın, nerede Cüneyt Arkın, Hulusi Kentmen vs. Şimdilerde bak bir de…

ozay.ayhan En büyük sebebi Tv’lerin evlere girmesiyle sinemacılık bitmiştir.

freelinden Serbest piyasa ekonomisine geçişte kontrol altına alınamayan yüksek faiz. Filmden gelecek kâr, mevduat ve diğer araçların (örn; bankerler) getirisinden düşük olunca, film yapımcıları paralarını riske atmak istememiş olabilir.

ismaildogan5 En büyük sebep bence zaman ve Yeşilçam’ı devam ettirecek yetenekli doğal ve halkın seveceği oyuncuların hızla azalması…

ulasulker Tabii ki 80 darbesi…

yilmaz-serif

harun_gundz Erotik filmler.

cagribayy Kaliteli oyuncuların yaşlanması… Ticari kaygılar… Endüstriyel platform… Reklam… Sponsor ve popüler kültürün yavaş yavaş empoze edilişi.

sinan_sinan36 Televizyon.

samoli87 Yeşilçam’la ve sinemayla alakası olmayanlar piyasaya girmeye çalıştı para için. Yavaş yavaş sinema öldü o yüzden.

aysegultpl01 Teknoloji.

kcserkanacar Eski oyuncuların kalmaması ve o çok güzel Yeşilçam karakterlerinin bir daha olmaması. Bir de o büyük senarist ve yönetmenlerinin olmaması. Keşke halen olsaydı Yeşilçam.

omeralayfb 70’lerin sonunda erotizm filmler çekilmesi.

hrn.polat12 Oyuncuların sanattan çok paraya önem vermeleri ve 1 filmle ünlü olmaları. Maalesef o karakterler bir daha gelmez.

seventyzzzz Erotik filmler mesela.

solofurky Sadri Alışık, İzzet Günay, Hulusi Kentmen ve Cüneyt Arkın gibi gerçek sanatçılara 80’li yıllarda iyi işler gelmedi. Ortalık arabesk filmleriyle doldu taştı. Bunun sorumlusu TRT’dir. VHS’ten bile kötü çekim teknikleriyle Ümit Besen’e, Cengiz Kurtoğlu’na film yapıyorlar sonra da kalite bekliyorlar? TRT bu sanatçıları sansürlemese Yeşilçam bu kadar kirletilmeyecekti Unkapanı camiası tarafından. 80’li yılları Kemal Sunal sırtladı sinemada. Az buçuk Şener Şen bir şeyler yapmaya çalıştı. Anayurt Oteli, Uçurtmayı Vurmasınlar gibi tek tük güzel işler oldu. Eşkıya, Her Şey Çok Güzel Olacak, Propaganda, Kahpe Bizans, İstanbul Kanatlarımın Altında gibi efsane 5 film ile Yeşilçam bitti güzel işlerin yeniden başladığı yeni bir Türk Sineması doğdu. Yeşilçam 1994’te bitti derler. En azından güzel bitti. O yılın en güzel filmi Yengeç Sepeti’ydi. Sadri Alışık ve Mehmet Aslantuğ sayesinde 1914’te başlayan ve 1994’te biten ve kötüye doğru ilerleyen Yeşilçam çok iyi bir filmle noktalandı. Sadri Baba’yı da 1995’te kaybettik zaten.

kara_cellat_irfan_atasoy Seksenli yıllarda videonun çıkması Yeşilçam’ı bitirdi.

isilyilmaz Yeni teknolojiye ayak uyduramamak.

berkayg16 Yaratıcı olamayan senaryo, yerli görüntü yönetmeninin az olması.

necmettin5375 Kurumlaşması gerekti. Bir de kuşak kuşak değişim. Batılılaşma. İyi olmayan senaryo. Bir de maddi imkansızlıklar.

ozkankurucay_ Kemal Sunal, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Münir Özkul vs.

kenankoca773 Bitmese bile şimdikilerle olmaz zaten bu iş. Çekimler hep zenginlik anlatıyor. Nerde bir Toprak Ana, Büyük Yemin, Yanaşma, Alın Yazısı, Ezo Gelin… İzlerken ağlardı, her şey doğaldı.

ilkerabiniz Her şeyiyle kaliteli bir jenerasyondu, bitti. Özveri, yokluk, amatör ruh falan hikaye. O muhteşem jenerasyon denk geldi ve güzel eserler bıraktılar.

erol7717 Halkın abuk subuk filmleri sevmesi. Yeni hikaye ve iyi oyuncuların olmaması. Birkaç iyi film ve iyi oyuncunun takdir edilmemesi.

ugurisiktas Kaliteli oyuncuların yetişmemesi…

mithat9449 Seksenli yıllarda sinemaya, başı Aydemir Akbaş’ın çektiği nahoş filmlerin girmesi.

yasemin_kucukcingi Konuların gerçekçi işlenmemesi (Gerçek Kesit bile daha samimi, kıyafetleri olsun ev düzeni vs.). Ve Yeşilçam’daki gibi güzel kadınlar yakışıklı erkekler görememek (3-5 yıl sonra bu günümüz yüzleri unutulur fikrimce)

kadir__bgc Bence Yeşilçam bitmemiştir. Bitmiş olsaydı hala tv’de 8:30 haberlerden sonra Hababam Sınıfı veya Cüneyt Arkın, Kemal Sunal filmleri oynamazdı. Tv kanallarını açın bakalım kaç film Yeşilçam, kaçı yeni jenerasyon? Onlar ilk yaptılar. Şimdikilerse sadece taklit.

ihsanuluhanulusooy Yeşilçam’ın bitişi porno sektörüne giriş itibariyle başlamıştır…

nilufer.kaya.58 Eskisi gibi kaliteli oyuncuların olmaması, kurumsallaşmaması ve teknolojinin biraz abartılı kullanılması…

gltsry.99 Devamsızlık… Kimse artık tiyatroya önem vermiyor. Eskiden gene adam gibi adamlar vardı. Ya şimdi? Soytarıdan başka bir şey yok! Ya Aşk, Aksiyon ve Mafya dizileri.

latife.e1 Yapımcıların tekeli. Hatta bu konuda Metin Erksan, Sevmek Zamanı’nı piyasaya zor şartlarda çıkarmış. Hep engel hep engel. Gerçi şimdi de durum farklı değil. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali kendi sineması yerine Hollywood’un kırmızı halı serdiği yer haline gelmiş. Üstelik 2010’dan itibaren vizyona giren yerli filmler de berbat!

kemalist1966 70’li yılların hemen başında başlayan porno yapımlar bitirdi Yeşilçam’ı.

yilmazaydinlii Memlekette sinema alanının 80 darbesinden sonra halkı uyuşturmak için bir araç olarak görülmesi, bununla beraber sinema alanının “sanat” olarak görenlerin değil “sektör” olarak görenlere teslim edilmesi bunun en büyük etmeni olarak okuyabiliriz. Ötesinde günümüze kadar sinemanın felsefesinin bilenlerinin artık neredeyse yok olması da bunun bir diğer etmenidir.

merwe.bkts O zamanların yönetmenleri yok artık. Olsaydı ve hala Yeşilçam oyuncuları oynasaydı, yine devam ederdi. O zamanların senaryo yazarı yönetmenlerinin kafasından yönetmen ve yazar kalmadığı için bitti Yeşilçam dönemi bence.

uetuek Yabancı özentisi ve sinemanın yerinde sayması. Hala oyuncak araba yakıyoruz. Korku filmi yok doğru dürüst.

brsbdnglu Yeşilçam denince akla gelen bazı isimler vardır. Bunları tek tek yazmak bile imkansız. Onların içinde bulunduğu her film güzeldi, özeldi. Ama bugün karakterler üzerinden olmasa da filmlere bakıldığında çok da kötü bir durum olmadığını düşünüyorum. Bugün Yeşilçam’ın bitmiş gibi görünmesinin sebebi toplumsal yaşantının değişmesi. O günkü gibi bir ekonomik yapı yok. Aşklar o günlerdeki gibi yaşanmıyor. Şiddet prim yapıyor mesela. Ama bitti demek haksızlık. Aklıma gelen filmlere bakin: Gönül Yarası, Filler ve Çimen, Uzak, Babam ve Oğlum, Yazı-Tura, Güle Güle, Beynelmilel, Kabadayı, Bir Zamanlar Anadolu’da, Veda, Fetih 1453, Devrim Arabaları… Daha çok vardır da aklıma gelen bunlar.

cengiztrkmn78 Milletin zekasıyla dalga geçer gibi ucuz film yaparsan, Cüneyt gibi karakter de senaryoyu umursamadan oynarsa… Şu an diziler de aynı zeka kurgu ve aklın olmadığı akşam başlayıp sabah bitiyorlar…

ayhan.yener Bence tekrara düşmesi. Şu andaki dizilerde aynı.

tanyeriserhat O araba kazaları.

serkan_yaldir Yapımcılardan tut oyunculara kadar sektörün hepsi bitişe neden oldu bence.

__konul__b_zade Her güzel şey gibi o da bitti.

iv_ecg Hollywood piyasaya girerken “biz filmci değiliz, eğlence üretiyoruz” diyerek girdi. Yeşilçam vizyonunu dar tuttu. Dönemin film yapma teknikleri geride kalınca da silindi gitti.

_sinan_bulut_ Teknoloji.

deliogluomer En büyük etken teknoloji, insanların hazıra alışması, bu işi yıllarca yapanları kenara itip yeni yüzlere yer verilmesi, sinema düşüncesinin komediye çekilmesi ve sinemanın olmazsa olmazı illa bir öpüş sahnesi ve içinde aşk olması olmuş. Ama bu işi gerçek, canı gönülden yapan iyi insanlar iyi atlarına binip gittiler.

rcpozlyn 12 Eylül darbesi her şeyi olduğu gibi sinemayı da vurdu ve bir daha da toparlanamadı.

nasanimikantare Vizyoner yapımcıların, yönetmenlerin, iyi rol kesen aktörlerin azalması, gündemi takip edememe, yeni türleri bilim kurgu dışlama sahiplenmeme.

kuruakman Bence 60, 70 ve 80’lerden sonra zaten değerli sanatçılarımız belli yaşlara geldiler. Yönetmenler yeni yüzler arayışında olabilir ve yeni oyuncular da pek uzun süreli olamadılar. Yeşilçam’daki oyuncuların bazıları bazı film ve dizilerde rol aldılar ama onlar da belli zamandan sonra devam edemediler bir şekilde. Onlar da kabuklarına çekildi diyebilirim. Şu var ki Yeşilçam filmleri hiçbir zaman son bulmadı. Hala çok seviliyor izleniyor. Onların yerini dolduracak kimseler olamadı.

selahaddinaydogan TV dizileri.

ramazan.gonenc Yeni yapımcılardan ziyade gelecek kuşak yetişmedi. Yani 1990’dan sonra 1. sınıf yönetmen ve yapımcılar başrolde oynatacak jön bulamadı. Senaryo illaki yazılırdı. Mesela 1986’da saygı ve rahmetle andığımız Natuk Baytan ve ekibi bunun en büyük örneğidir.

Gültekin Abi Tanıtım Lobi

Cevapların büyük kısmı öylesine zengin ki, daha çok izleyiciye sormak, daha çok onlarla konuşmak, insanların zihinlerinde kalan Yeşilçam’ı daha çok öğrenmek gerekli. Bu doğrultuda daha çok anket ve soruşturma yapmaya çalışacağımı belirteyim. Cevaplardan da görüldüğü üzere cevaplar çok çeşitli ama ortak bir cevap var tüm yorumlarda: Herkes üzgün. Yeşilçam’ın bitmesi, ailemizden birinin evi terketmesi gibi olmuş sanki. İzleyicilerimiz çoğu kez perdede gördükleri karakterleri evlerine, sofralarına, sokaklarına konuk etmişler çünkü. Filmler, bizimle birlikte yaşamış, büyümüş, hastalanmış ve ölmüş…

Temel meselemize tekrar dönecek olursak: Peki ben Erotik Filmler dönemini niye önemsiyorum? Neden böyle bir oylamaya ihtiyaç duydum?

Bildiğiniz üzere Yeşilçam döneminin karakter oyuncuları üzerine bir site Üçüncü Adam ve birçok anlamda kaynak görevi görmekte. Özellikle karakter oyuncularının görselleri üzerine oldukça geniş bir arşive sahip. Bu arşivin en temel kaynağı ne biliyor musunuz? Erotik filmlerin lobi kartları… Baş kadın ve erkek oyuncuların oynamayı reddettiği bu filmlerde kimler oynadı? Karakter oyuncularımız. Dönemin birçok kötü adamı, karakter oyuncusu, kavgacı karakter oyuncusu ve hatta figüranları dahi bu dönemde yapılan filmlerle mesleki olarak sınıf atladılar. Karakter oyuncusu iken jön, figüranken karakter oyuncusu, kavgacı iken baş kötü adam oldular. Birçok filmin bar-pavyon sahnelerinde figüranlık yapmış kadın oyuncular, bu filmler ile baş kadın rolleri oynadılar. Ve doğal olarak da bu filmlerin lobi kartlarında ve afişlerinde adları büyük harflerle yazıldı ve ilk kez en güzel pozları ile boy gösterdiler. İşte görmekte olduğunuz birçok fotoğraf, “Nereden buluyorsun bu kadar net fotoğraflarını?” sorularınızın cevabı bu: Erotik Film Furyası…

Evet, anket sonuçlarını önemsediğim ve uzun süredir düşündüğüm araştırmaları gerçekleştirmek için, Üçüncü Adam’da artık Erotik Film Dönemi’ne yer vermeye karar verdim. Bu dönemle ilgili fotoğraf ve bilgilere hem sitenin üst kısmındaki sayfa sekmesinden, hem de sağ tarafındaki katagori kısmından ulaşabileceksiniz.

Ayrıca anket sonucunu, kardeş sitemiz Sinematik Yeşilçam’la da paylaştım. Onlar bizden çok önce bahsi geçen dönemle ilgili paylaşımlar yapmaktalardı ama sanırım bu denli kapsamlı bir anket, onların da dönemi ele almalarında önemli bir belge niteliği taşıyacaktır.

Anketle ilgili Sinematik Yeşilçam’dan Utku Uluer’in analizlerini www.sinematikyesilcam.com sitesinden okuyabilirsiniz.

Yazıya hemen ulaşmak için tıklayınız.

Yeni çalışmalarım yakın zamanda sizlerle olacak.

Sevgiler.

Reklamlar

.::Değerli Sinema ve Tiyatro Sanatçısı Bülent Kayabaş Hayatını Kaybetti::.

Yeşilçam’ın bir usta oyuncusu daha aramızdan ayrıldı.

KAYABAŞ HAYATINI KAYBETTİ

Kayabaş’ın uzun süredir kolorektal kanser tedavisi gördüğü ve buna bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle bu sabah 06.05’de hayatını kaybettiği bildiridi.

BÜLENT KAYABAŞ KİMDİR?

1945 Eskişehir doğumlu olan Bülent Kayabaş, 1961 yılında Eskişehir Belediye Tiyatrosu’nda profesyonel oyuncu olarak yer aldı. 1970 yapımı ‘Kara Leke’ ile beyazperdeye adım atan Bülent Kayabaş, birbirinden usta isimlerin yer aldığı onlarca filmde rol aldı.

Bülent Kayabaş, 1981 yılında Nur Sürer ile evlendi. Kısa sürede boşandı. Usta oyuncu 2007 yılında 15 yıllık arkadaşı Selma Kepekli ile Turgutreis’te evlendi. Dizilerin de aranan ismi olan Bülent Kayabaş, son olarak 2016 yapımı ‘Bir Baba Hindu’ ile izleyici karşısına çıktı.

*http://www.ensonhaber.com

..::Türk Sineması’nın En ‘Sürpriz Kötü Karakteri’ Kim?::..

Sevgili dostlar, bu kez sizlerle farklı türde bir anket ile birlikteyiz. Yalnızca oyuncu odaklı anketlerden bir adım daha ileri gidip, filmlerin de tanıtılacağı/hatırlanacağı bir anket türü hazırlayalım istedik. Bu anketi hazırlarken, Üçüncü Adam ekibi olarak bizlerin dikkatini çeken 11 tane film ve 11 sürpriz kötü adam seçtik.

Bu kötü adamların ‘süpriz’ olma durumları, elbette ki biz izleyiciler için değil. Çünkü bizler Nuri Alço’yu, Coşkun Göğen’i ya da Nihat Ziyalan’ı ekranda/perdede ilk gördüğünüz an onların bir kötülük yapacağını anlıyoruz. Bu anketi hazırlamamızda esas kriter, kötü karakterlerin, filmin başrolü ya da baş karakterleri için sürpriz teşkil ediyor olması. Aşağıda, sizler için seçtiğimiz 11 filmin, 11 başrolü de, filmdeki kötü adamlara koşulsuzca inandılar, güvendiler ve sonunda ne denli büyük bir hata yaptıklarını anladılar. Çoğu kez kötüler kaybetse de, bazen Kır Gönlünün Zincirini filmde olduğu gibi iyiler de kaybetti…

Aşağıdaki filmleri bir kez daha hatırlamak ve en iyi sürpiz kötüyü, siz değerli okurlarımızın oyları ile seçmek istedik. Keyifli oylamalar…

*Resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. 

1. Ajlan Aktuğ – Kır Gönlünün Zincirini – 1980

Kır Gönlünün Zincirini filminde Keçi Mehmet rolündeki Ajlan Aktuğ, rolü gereği yakın arkadaşı Orhan’ın hep yanındadır ve onu korumaya çalışır. Tüm film boyunca istikrarlı ‘can dostu’ duruşunu koruyan ‘Keçi Memet’ duygularının kurbanı olur ve filmin sonunda Orhan’ı öldürür.

2. Kayhan Yıldızoğlu – Keloğlan – 1971

Keloğlan filminde Vezir karakterini canlandıran Kayhan Yıldızoğlu, padişahın kızı Aykız ile evlenmek için onu ilaçla uyutur. Planına göre, Aykız’ın amansız bir hastalığa kapıldığını gören padişahın en üzgün anında Aykız’ı iyileştirecek ve padişahın sevgisini kazanarak, onu kendisine borçlu kıldıracaktır. Bütün planı Keloğlan tarafından bozulan Vezir, kellesini ve vezirliğini zor kurtarır.

3. Nihat Ziyalan – Sezercik Aslan Parçası – 1972

Tutkulu aşık Nedim, filmin başlarında ‘aşkı için her şeyi göze alan sadık aşık’ gibi gözükse de, ilerleyen dakikalarda hastalıklı bir ruha sahip olduğu ortaya çıkıyor.

4. Coşkun Göğen – Batan Güneş – 1978

Batan Güneş filminde Sait karakterini canlandıran Coşkun Göğen, bu sefer bilindik sapkın durumunun dışında farklı bir rolde karşımızda. Yardımsever bir tavır göstererek Ferdi’nin güvenini kazansa da, birbirini seven iki genci ayırmak için elinden geleni de yapar.

5. Enis Fosforoğlu – Derbeder – 1977

Derbeder filmi; konusu ve süreci ile aslında Batan Güneş filmine benzer bir yapıda. Bu yüzden, Coşkun Göğen ile aynı kıskanç tavrı gösterir Enis Fosforoğlu (Tarık).

6. Kuzey Vargın – Seni Sevmek Kaderim – 1971

Seni Sevmek Kaderim filminde Kuzey Vargın, sevgisi ile kendi menfaati arasında çelişen Bülent karakterini canlandırıyor. Gerçek yüzü ortaya çıktığında kendi cezasını kendisi veriyor.

7. Memduh Ün – Cemil Dönüyor – 1977

Tüm film boyunca namuslu bir iş adamı gibi görünen Adnan Bey’in, tüm kötülükleri organize eden adam çıkmasının yanında, kızının da kendi pisliğinde boğularak can vermesi, ortaya trajik bir sonuç çıkarıyor. Bu kez kötü adamımız kendi cezasını bizzat kendisi veriyor.

8. Bülent Kayabaş – Şaşkın Damat – 1975

Şaşkın Damat filminde Kadir karakteri ile izlediğimiz Bülent Kayabaş, zengin kişileri dolandıran bir oto tamircisidir. Filmde herkese kendini zengin göstermiş, ancak ava giderken avlanmıştır. Paçasını kurtarmak için de şantaj ile fidye yoluna başvurur.

9. Sümer Tilmaç – Acıların Çocuğu – 1985

Aşağıda okuyacağınız, Nuri Alço’nun ‘Ayrılamam’da gösterdiği performansın aynısı… Tek fark, Sümer Tilmaç’ın canlandırdığı Yusuf karakterinin, Emrah’ın amcası değil, patronu olması. İki kötü adamın da sonu aynı…

10. Nuri Alço – Ayrılamam – 1986

Dillere destan olan “amcanım ulan, baba yarısı” cümlesi ile başlarda babacan tavırlar sergilese de, çok geçmeden esas niyetinin Emrah’ın annesine sahip olmak olduğunu anlıyoruz. Biraz geç olsa da Emrah da bu durumu anlıyor ve filmin kötü adamına hak ettiği cezayı veriyor.

11. Muzaffer Tema – Macera Yolu – 1974

Film boyunca ‘kötü adamın’ kim olduğuna dair gel-git’ler yaşasak da, Muzaffer Tema’nın canlandırdığı Ayhan karakterinin, Zeynep Değirmencioğlu’nun canlandırdığı Ayşe karakterini istismar etmeye çalıştığı an, esas amacının ne olduğu ortaya çıkıveriyor. Onun cezasını ise, tüm film katil olduğunu düşündüğümüz Aykut Bora’nın canlandırdığı Cemil karakteri veriyor.

Değerli oylarınız ile sonuçlanan Türk Sineması’nın En ‘Sürpriz Kötü Karakteri’ Kim?” adlı anketimizde, en çok oy alan oyuncumuz, oyların 19.43%’ünü alan ‘Nuri Alço’ olarak belirlenmiştir.

Kullanılan Toplam Oy: 530

1-Nuri Alço – Ayrılamam  19.43%  (103 oy)

2-Muzaffer Tema – Macera Yolu  14.91%  (79 oy)

3-Ajlan Aktuğ – Kır Gönlünün Zincirini  13.58%  (72 oy)

4-Enis Fosforoğlu – Derbeder  11.13%  (59 oy)

5-Coşkun Göğen – Batan Güneş  9.62%  (51 oy)

6-Nihat Ziyalan – Sezercik Aslan Parçası  8.87%  (47 oy)

7-Bülent Kayabaş – Şaşkın Damat  7.74%  (41 oy)

8-Memduh Ün – Cemil Dönüyor  4.53%  (24 oy)

9-Sümer Tilmaç – Acıların Çocuğu  3.77%  (20 oy)

10-Kayhan Yıldızoğlu – Keloğlan  3.4%  (18 oy)

11-Kuzey Vargın – Seni Sevmek Kaderim  3.02%  (16 oy)

.::Sinemamızın Unutulmaz Kavgacısı Hasan Yıldız: ‘O yıllarda, o filmlerde, o kadar rollerde oynamışız, sigortalarımız yatmamış… Gençlikte bunu araştırmamışız, bakmamışız, düşünmemişiz… Yaşlanacağımızı da düşünememişiz… Bir yaşlandık, baktık sosyal güvencemiz yok…’::.

Hasan Yıldız: 1963 yılında, Adana’da, ‘İkisi de Cesurdu’ filmi çekiliyordu. Başrollerini Samim Meriç ve Yılmaz Güney oynuyordu. İşte bir arkadaşımın vasıtası ile teknik ekiple görüştük. Yani ufacık da olsa bir görüntü ile o filmde kamera karşısına geçtim. Hayatımda ilk defa sinema kamerasını orada gördüm. Benim sinemaya başlangıcım o filmdir. O gün bugün hala sinemadayım. 1963-2012…

Ondan sonra da 6 ay kadar tiyatro eğitimi aldım. Adana Şehir Tiyatrosu’nda. Sonra 1965 yılında Adana Şehir Tiyatrosu’nda sahne aldım. Adana Şehir Tiyatrosu’nun kapanması ile devlet tiyatrosu oluştu ve tüm kadrolar doldu. 1966 yılında kurulan Adana Sanat Tiyatrosu’nda sahne aldım. 1967’de de İstanbul’a geldim. Yeşilçam’a girdim ve filmlerde oynamaya başladım. Tabi ki ufak tefek roller, figüranlıklar…

Hasan Yıldız - Bülent Kayabaş

2 yıl, hayatımı sinemada öyle sürdürdüm. Baktım figüranlıktan öte bir adım yukarıya çıkılmıyor… Tabi o dönem Yeşilçam’da filmlere girmek, sinema filmlerinde oynamak, birtakım şirketlerle buluşabilmek, sinema oyuncuları ile görüşmek biraz yani zordu yeni gelenler için… Öyle kolay olmuyordu, hemen girilmiyordu. 1969 yılında, Ekspres Ekstra Gazetesi’nin hazırlamış olduğu artist yarışmasına katıldım. Türkiye genelinde 3000 kişinin katılımında, resim elemesine kaldım.

Sonra Açık Hava Tiyatrosu’nda 5000-6000 seyircinin huzurunda canlı eleme yapıldı. Canlı elemede de finale kaldım. Gazetenin tabi birtakım firmalar ile anlaşması vardı. Finale kalan yarışmacıları, artist olarak oynatacaklarına dair sözleşmeleri vardı. 10 firma ile de anlaşmaları vardı sanırım. Örneğin bir sene boyunca, o firmaların her oynayacaksın. Ben zaten o zamana kadar tek bir filmde oynadım. Zaten bir filmde oynayınca diğer film teklifleri hemen geliyordu. Ondan sonra da arkası geldi. Ve 1976 yıllarına kadar öyle yardımcı oyuncu olarak oynadım. Mafya adamı, mafya babası, jönün arkadaşı, ikinci başrol, kötü adam, iyi adam… Ben rol seçmeden, her projede, her rolde oynadım. Yani 1970’lerden 1976 yılına kadar oynamadığım bir film çok nadirdir. O yıllarda zaten yılda 200, 250, 300 film çekiliyordu. Biz de en az 100–150 filmde oynuyorduk. Düşünebiliyor musun, oynadığımız filmlerin miktarını? Sonralarında biliyorsunuz, Yeşilçam’da başlayan bir seks furyası vardı. Ben o seks filmlerinde oynamadım. Oynamadığım için 2–3 yıl sektörün dışında kaldım ama sonra tekrar sektöre girdim. Terk edip gitmedim. O senelerde serbest ticaret falan yaptım. Doğru projeler de vardı seks filmleri haricinde, yapılan normal filmler de vardı. 3-4 film de öyle oynadım. 1979 yılında, ‘Gelin Kayası’ filminde, ikinci başrol olarak tekrar sinemaya dönüş yaptım. O yıllar zaten seks filmleri yeni yasaklanmıştı. Ondan sonra da devam etmeye başladım. 1981’lerden sonra da ‘Çobanyıldızı’, ‘Harman Sonu’, ‘Amansız Yol’ ve ‘Yol’ filmleri ile de sinema hayatımı sürdürdüm. İşte Harman Sonu’nda da önemli bir rol oynamıştım, 1983 yılında çekilmişti. Ve bugüne kadar geldik.

İşte bu senelerden sonra televizyon furyası, televizyon dizileri, televizyon filmleri derken Yeşilçam yavaş yavaş sinema filmi çekimlerini bitirdi. Biz televizyon dizilerinde oynamaya başladık. İlk oynadığım, Türkiye’de çekilen ilk televizyon dizisi, TRT 1’in yaptırdığı, Denizin Kanı’dır. 1979–80 yıllarındaydı… Ondan sonra Mahsun Kırmızıgül ile 1996 yılında Hemşerim dizisine başladık. 13 bölüm oynadım. Dumanlı Yol’da 60-70’e yakın bölüm oynadım. Güneşe Doğru’da –TGRT’nin dizisi- orada bir 26 bölüm oynadım. Beni Ağlatmayın’da 13 bölüm, Mahallenin Muhtarları, Kaygısızlar falan derken yıllar geçti… Tek Türkiye dizisinde –STV’ye çekilmişti- aşiret ağasını oynadım, 26 bölüm. Yani hayatımızı o diziler ile devam ettirmeye başladık.

Yine buna şükür. Yaşımız 66 oldu ve hala da bu sektörün içindeyim. Daha da çalışıyoruz. Çoluk çocuğumuzu buradaki çalışmalarımızla büyüttük, hayatımızı o filmlerle idame ettirdik. Evimizi barkımızı, çocuklarımızı onunla okuttuk. 2-3 tane aileye bakıyorduk. Sinemanın bitişi bizim üzüntümüz haliyle. Yeşilçam’ın bitişi bizim üzüntümüz… Yeni bir televizyon dizisi, furyası var artık… Bu furyalarda da, ne yazık ki bizim eski Yeşilçam’da yıllanmış, şarap gibi olmuş oyuncularımıza, değerli, çok büyük oyuncularımıza yer vermiyorlar. Yani onlara bir cephe almışlar sanki… Yani her dizide, her filmde, en azından bir sinema oyuncumuzun bulunması lazım… Onlardan alacağı, öğreneceği çok şey var gençlerin. Buna ilgi göstermiyorlar.

Bir de şu var; bu kadar emek vermişiz, yaş 66 olmuş ve emekli olamamışız, bir sosyal güvencemiz yok… Çünkü biz, yani o yıllarda, o filmlerde o kadar rollerde oynamışız geçmişte, sigortalarımız yatmamış… Gençlikte bunu araştırmamışız, bakmamışız, düşünmemişiz… Yaşlanacağımızı da düşünememişiz… Bir yaşlandık, baktık sosyal güvencemiz yok. 1977 yılında, tüm sinema sanatçıları -500-600 kişi vardı- Ankara’ya kadar yürüyüş yaptık. Sosyal güvencemiz yok ya, meclise kadar gittik. Ve o zaman, o sinema sanatçılarına geriye dönük bir sosyal güvence yasası çıkarttılar. Böyle bir hak tanıdılar o yürüyüşten sonra. O zaman yaşlı olan, bizim sinema sanatçılarımızın çoğu emekli oldu. Mesela yaşlı olanlar kimlerdi; Ali Şen, Kadir Savun, Reha Yurdakul, Nubar Terziyan, Sami Hazinses… Yani yaşlı olanlar, o dönemde faydalanıp emekli oldu. Bizim yaşımız tutmuyordu. 30 yaşlarındayım tabi, biz faydalanamıyoruz. Faydalanıyoruz ama parayı yatıracağım, 25 yıl bekleyeceğim öyle emekli olacağım. Dedim ben bu parayı yatırıp, 25 yıl bekleyeceğim… Kim öle, kim kala… Ne yapayım, üstünde durmadık. Bugüne geleceğimizi bilemedik tabii, yatırmadık. O yasa 87’de tekrar çıktı. Orada da faydalanan, emekli olan arkadaşlar, çoğu parasını yatıramadı. Ben 1995’te çıkan yasadan faydalandım. O hakkı bende kazandım 95’te. Ama o yıllarda bir para geldi bana, 1,250 TL… Parayı ödemek, bulmak çok zordu, imkânsızdı. Büyük bir paraydı… Ama hakkını kaybetmiyorsun… Çıkan yasada eskiden 2 sene süresi vardı, şimdi süresiz yaptılar. Ölünceye dek geçerli… (Ne zaman ödersen parayı, o zaman emekli oluyorsun.) O sene ödeyemedik… 2 sene geçti, 3 sene geçti, temin edemedik. 3 sene sonra gittim, biraz bir şeyler biriktirip, götürüp yatırıp emekli olalım dedik. Gittim 8-9 bin TL önüme çıktı. 8-9 bin TL’yi bulmaya hiç imkan yok. Derken 15.000 TL, 17.000 TL… Ondan sonra da artık alakamı kestim. Ama şimdilerde benim hakkım sonuna kadar geçerli, ölünceye kadar… Parayı yatıramadım. Ama şimdi bugün, gidip onu baktırsak, tahmin ederim 25,30 bin TL’yi buldu.

Şimdi bu konuda emekli olmayan bir tek ben de değilim. Benim gibi birçok arkadaşımız var. Ben bir ara 1997 yıllarında, şöyle bir toparladım arkadaşların borçlanma kâğıtlarını, 42 kişiyi tespit ettim. Onu da bir dosya yaptırdım. Adları, soyadları, sinema afiş adıyla, esas adıyla, sigorta sicil numaraları ve o borçlanma kâğıt fotokopisi ile bir dosya yaptım, dilekçe ile Kültür Bakanlığı’na gönderdik. İşte, hepimiz mağduruz, o parayı ödeyemiyoruz, yardımcı olun bize diye… O orada kaldı… Bakılacaktı, ödenecekti… Yarısını onlar, yarısını başka devlet daireleri ödeyecekti, o olay da öyle kaldı. Ve o dosyamız hala orada duruyor. O zamanda, yani 1997 yılında, tahmin ediyorum, bir 80 kişiye kadar çıkmıştır. Olamayan arkadaşlarımız çok. Mesela, Zagor filmleri ile tanınan Levent Çakır… O da emekli olamadı. Biz aramızda Panço derdik, Cevdet Balıkçı… O da emekli olamadı. Sönmez Yıkılmaz, yani Türk sinemasının Rambo’su, o da emekli olamadı. Yani olamayan çok… Mesela rahmetli Mesut Engin, emekli olamadan öldü. Ve birçoğu da o hakkı kazanmışken, parayı ödeyemeden öldü. Ve artık sıra, yavaş yavaş bize geliyor… Çember daraldı… Emeklilik kısmet olur mu olmaz mı? Bilemeyiz.

Çok anımız var, hangisini anlatayım? Binlerce anımız var. Artık birçoğunu da unutmuşuz. Yıllar geçmiş, zaman geçmiş. Şöyle bir film sahnesini, bir anımı anlatayım… O sürekli aklımda kalan bir şeydir. Bir de ölüm tehlikesi geçirdiğim bir sahneydi. ‘Kara Şahin’ diye bir film çekiyoruz. Kara Şahin’de ben Bizans komutanını oynuyorum. Bizans komutanıyım, arkamda, 34 kişilik bir ordu var… Harplere giriyoruz falan… Şimdi karşı tarafın kaçakları var onları arıyoruz. Yani onlar da, filmin başrolünü oynayan 3 kişi. Biri rahmetli oldu bizim Yavuz Selekman… Birisi o zamanın meşhur mankenlerinden Bora Erdem. Bir de Atilla Saral vardı. Biz bu üçünü arıyoruz. Onları yakalayacağız, onlar kaçmış falan. Biz Bizans askeri, onlar Müslüman tarafı. Biz bunları ararken -arkamdaki bir manga askerle- altımızda atlar var. Böyle yarış atları, çok güzel atlar… Geldik bir tane ırmağın başına… Böyle baya büyük bir ırmak, bir tane de göl var. Yönetmen hazırladı. Bir kamerayı gölün bir tarafına koydu, bir tanesini de öbür tarafa koydu. Kamera çekecek. Yönetmen, suya dalacaksınız dedi. Bizim o jönlerimiz de suyun altına gömüldü. Onlar suya saklanmış -biz sahneyi biliyoruz tabi- biz de sudan geçeceğiz. Yönetmen; ‘Onlar suyun altından çıkacaklar karşınıza… Hasan, bu atı suyun içinde devireceksin…’ dedi. Yavuz (Selekman) ağabey, ‘Tamam.’ dedi. ‘Ben sudan çıkınca boynunu büker, deviririm…’ dedi… ‘Yavuz ağabey…’ dedim, ‘Boynunu bükmeyle bu at devrilmez…’ dedim. ‘Sen çok güçlü adamsın, pehlivansın ama bu at devrilmez…’ dedim. ‘Ben deviririm, sen bana bırak…’ dedi. İşte o, atı devirip üstüme atlayacak, aşağıya alacak beni, biz kavga edeceğiz. Diğer askerler de suya dalacak. Bir kavga gürültü olacak. Biz atla daldık içeri suyun içerisine. Şimdi su, atın üzengisinin altına geldi. Su derin. Biraz daha gittik. Ben atı devirdim. Yavuz ağabey bir atladı üstüme, atla beraber yan döndük. Ben de atı devirmeye gayret etmişim, kullandığımız formüllerle… At suyun içinde aniden yan döndü. Ayağım üzengiden çıkmadı… Yavuz ağabey atladı, ben atın altında kaldım… Yavuz ağabey atın üstünde, ben suyun içinde atın altındayım, ayağımı üzengiden çıkarmaya çalışıyorum… Ama üzengi sıkışmış çıkaramıyorum, boğulma tehlikesi geçiriyorum Yavuz ağabey hala atın üstünde beni arıyor, suyun içinde. Eğer 1 dakika veya 1,5 dakika daha sürse bu olay, boğulacağım… Nefes aldığım kadar dayanabildim. Ayağımı kurtardım. Ben atın yan tarafından kendimi bir attım dışarı… Yavuz ağabey atın üzerinde kalmış debeleniyor. Ondan sonra üzerime bir atladı. Beni bir daha gömdü mü suya… Nefessiz kaldım… ‘Yavuz ağabey boğuluyorum…’ dedim ama duymadı, bana yumruk salladı… Suya soktu, çıkardı, ben tekrar devrildim… Üzerime atladı, nefes alamıyorum, boğuluyorum. ‘Ağabey boğuluyorum…’ dedim bir daha… Baktım bunun bırakacağı yok, bunun suratına bir patlattım gerçekten… O da düştü suyun içerisine. Ben artık kalktım, doğruldum bir nefes aldım,  rejisör bağırıyor oradan; ‘Devam!’ diyor… Ben durdum, nefes almaya çalışıyorum, o ‘devam’ diyor. Yavuz ağabey sudan kalktı, bir daha üzerime atladı… Yani boğulacağım artık. ‘Ağabey boğuluyorum, boğuluyorum… Keselim artık…’ dedim. Sonunda sahne bitti… O boğulma tehlikesini atlattım, çıktık kenara, kendimi çayıra attım… Ağzımdan yüzümden sular fışkırıyor. Suları yutmuşum… Yani böyle tehlikeli bir sahne atlattım, en büyük anılarımdan biridir…

Şimdi okuyanlara söyleyeceğim bir şey, yani bu işe meraklı olan gençler, eğer gönül vermiş iseler, kalben bu işi seviyorlarsa bu işi yapacaklar. Yok, ben şöhret olacağım, artist olacağım diye bu işe girmek istiyorlarsa, şöhret için, isim için, hiç girmesinler. Ama burasında (kalbinin olduğu yeri gösteriyor) varsa, kalbinde varsa, o zaman bu işte saygıyla, sevgiyle, herkese saygılı, iş terbiyesiyle çalışsınlar. Bir sahnede, bir dizide oynayınca, onlar sanıyor ki hemen şöhret olacağım. Biz 50 senedir şöhret olamadık, 50 senedir şöhreti yakalayamadık… Bir de iş terbiyeleri olmalı… İşe çağırdığı zaman, en az iş saatinden bir yarım saat, 15 dakika önce tarif edilen yerde bulunmaları lazım. Benim tavsiyelerim bunlar. Tüm Üçüncü Adam okurlarına, tüm sinemaseverlere selamlar, saygılar…

Hasan Yıldız? Yanılmadınız… 🙂

11.10.2012 – Gazeteci Erol Dernek Sokak / BEYOĞLU

Erhan Tuncer (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam/Genseriko)

Ses kaydının deşifresi için, Hülya Birsen’e sonsuz teşekkürler.

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -8-::.

.::Türk Sinemasından Unutulmaz Kareler -2-::.