Tag Archives: aytaç arman

.::Değerli Sinema Sanatçısı Aytaç Arman Hayatını Kaybetti::.

Değerli sinema sanatçısı Aytaç Arman, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti… Ruhu şad olsun.

Reklamlar

.::Üvey Baba, Esrar ve Yeşilçam’lı Bir Hayat: Güzeller Güzeli Bir Melek Ayberk Vardı::.

Sinemamızdan sessiz sedasız bir Melek Ayberk geçti.

1959 yılında Ankara’da doğdu. Orta okulu bitirdi.

15 yaşında Sinema Güzeli seçildi.

25 filmde oynadı.

1980‘de uyuşturucu madde kullanmaktan ve satmaktan hapis yattı.

1994 yılında, 35 yaşında, daha hayatının başında uyuşturucu komasına girdi ve bir daha gözlerini açamadı…

1980 yılında, Hayat dergisinde kendisi ile yapılmış bu nadide röportajı sizler için derledik.

Dergiden Deşifre eden: Asiye Hande Nur Başar

Hayat Dergisi / 1980

Her şey tek bir sigarayla başlamıştı… Evet, her şey o tek, esrarlı sigarayla…

Neden içmişti o esrarlı sigarayı? İsteyerek mi, bilmeyerek mi? Yoksa… Kimler itmişti onu bu yola? Bir nefes dumanın nasıl esiri olmuştu? Nasıl düşmüştü bu hale bu güzelim kız? Kimler düşürmüştü onu bu tuzağa?

Henüz 22’sinde yeni girmişti. Fakat altmışında, yetmişinde hissediyordu kendini. Yaşamdan bir zevk almıyor, ağır bir yük gibi geliyordu yaşamak ona.

“Benim hayatım baştan sona bir dram…” diye başladı bir zamanların sinema güzeli Melek Ayberk, 22 yıllık çileli yaşam öyküsüne.

Gözlerinden yağmur gibi boşanan yaşlarla başladı tek tek anlatmaya. Ve gözleri daldı gitti anlatırken ta gerilere, çocukluk yıllarına doğru:

“Altı yaşındaydım, annemle babam ayrıldılar. Her ikisini de çok seviyor, sayıyordum. Bu beni yıkan ilk olay oldu. Annem Tekel’de işçiydi. İki küçük kardeşimle fakir ama mutlu hayatımız vardı. Ben dokuz yaşındayken annem üvey babamla evlendi. Üvey babam sadist bir insandı. Sürekli beni döverdi… Elindeki şövalye yüzükle suratıma vurur, kulaklarımdan tutar havaya kaldırırdı. Annem bazen müdahale eder, “Kızım suçun ne?” diye sorardı. Ben de ağlayarak “Bilmiyorum anneciğim…” derdim. Bir gün İzmir’de üvey babam beni parka gezmeye götürdü. Beni bir köşeye oturttu. “Sen burada bekle.” dedi. Biraz sonra da polislerin arasında geldi almaya. Üvey babam “tırnakçılık” yapıyormuş meğer.

Karakolda polisler babama ‘Ulan, parmak kadar çocuğu yanında gezdirip suçuna alet etmeye utanmıyor musun?’ dediler ve beni serbest bıraktılar. Babam hapse girdi, be de eve…”

EVLENDİĞİ KİŞİ DE ESRARKEŞ ÇIKTI

“Bütün bu fırtınalı ve buhranlı aile düzenimizde ancak ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabildim. Çalışkan ve zeki bir öğrenciydim ama evimize annemden başka bakacak kimsemiz yoktu. Annemin aylığı ile zaten kıt kanaat geçinip gidiyorduk. Ve zorunlu olarak okulu bıraktım. Küçük yaştan beri sevgi nedir bilmedim, şefkat nedir görmedim. Bir gün olsun gülmedim, çok kez özendim gülenlere…”

İki yılını daha bu koşullar altında geçiren Melek Ayberk on altı yaşında güzel bir kızdı artık. çevresinden evlenme teklifleri alıyordu sık sık.

“On altı yaşındaydım. Üvey babam zorla evlendirdi beni. Evlendiğim kişi esrarkeş çıkmıştı. Annesi ise tam anlamıyla ünlü bir kadın satıcısıydı. Ama Allah var, ne kocamdan ne annesinden hiçbir kötülük görmedim. Üstelik bana da çok iyi davrandılar. Beni tüm kötülüklerden mümkün mertebe korumaya çalıştılar. Ama esrarkeş bir kocayla ömür boyu mutlu olamayacağımı, böyle bir adamla mutlu hayat süremeyeceğimi anlamıştım. Üstelik kocamın hiçbir geliri de yoktu. Annesi para veriyor, kocam da hazırdan bu parayı yiyordu. Önce kocamdan ayrılıp annemin yanına kaçtım. sonra da boşandım.”

BİR HAYATIN ÇÖKÜŞÜ

Ve Melek Ayberk koca evinden sonra, arada bir Ankara’daki anne evinden de kaçamaklar yapıp tesadüfen tanıştığı kızlı erkekli gruplarla diskoteklerde sabahlamaya başlar.

İşte böyle bir gün, Ankara’da gittiği bir diskotekte, kız arkadaşlarından biri “Yak hele şuradan Melek… Her şeyi unutursun…” der ve bir tek esrarlı sigarayı eline uzatır. Ve kıramaz Melek. Arkadaşının verdiği bu tek esrarlı sigarayı sonuna kadar içer. Bu içiş ilk içiştir ve son olmayacaktır.

“İlk kez içtiğim sigara beni hayali mutluluklar aramaya itti. Artık günde iki-üç esrarlı sigara içer olmuştum. Bu sigaralar bana gelip geçici mutluluk veriyordu. Bu arada bir gazetenin açtığı yarışmada şansımı denemeye karar verdim. 1974 Türkiye sinema güzeli seçilmiştim artık…

25 filmde başrol oynadım. Türkiye’yi İtalya’da temsil edecektim. Yaşım tutmadığı, ailem de izin vermediği için İtalya’ya gidemedim. Gidebilseydim, yaşantım herhalde değişirdi.”

HALE SOYGAZİ HAYATIMI KURTARDI

Melek Ayberk Yeşilçam‘dadır artık. Sinemada Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Serdar Gökhan, Aytaç Arman ile başrollerde oynar. Fakat ne gariptir ki sinemada en fazla kazandığı para film başına üç bin lirayı geçmez. Sinema hayatında unutamadığı bazı olaylar da olmuştur. Örneğin “Unutama Beni” adlı film setinde başından geçen bir anıyı şöyle anlatır:

“Filmin bir sahnesinde barut patlatıldı. Göz gözü görmez oldu. Bir boşlukta ayağım kaydı. Tam düşerken Hale (Soygazi) Hanım kolumdan tutarak beni kendisine doğru çekti. Hayatımı ona borçluyum… Bu arada Aşk-ı Memnu adlı televizyon filminde öpüşmediğim için benim rolümü Müjde Ar’a verdiler ve sayemde Müjde Ar diye birisi doğdu.”

2 yıl önce ise Melek’in üvey babası öldürülür. Aile İstanbul’da Tarabya sırtlarında yaşamını sürdürmeye çalışır. Bu arada adını açıklamadığı, açıklamak istemediği bir kişi onu özel bir klinikte tedavi ettirir. Karaciğeri büyümüştür, 15 şişe serum verirler. Hastaneden çıkar. Artık söz vermiştir bir daha esrar kullanmayacağına dair. Bir süre içmez. Fakat onu bırakmayan, esrarkeşlerden oluşan kızlı erkekli bir arkadaş grubu vardır. İstanbul’un gece kulüplerinde hem içip hem satan bu grup kısa zamanda Melek’i de kendilerine alet ederler.

Bu dram burada bitmiyor. Bitmeyecek de. Şimdi tutuklu olan sanatçı Sağmalcılar Cezaevi‘nde hakkında verilecek kararı bekliyor. Bakalım yazgısı onu daha nerelere sürükleyecek.

_______________________________________________________

Röportajdan sonra Melek Ayberk bir süre hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra bir daha ne sinemaya, ne de hayata tutunabildi…

Sinemamızdan, güzeller güzeli bir Melek Ayberk geçti…

.::Bir Sinema Tutkunu Ali Gençli, Tüm İçtenliğiyle Anlattı / 2. Bölüm: “Haftada bir film çekildiği ve o malum parçalarla süslendiği dönemde, tek tük çekilen normal filmlerden birisini yapan Acar Film’de gelişen bir grev, Yeşilçam’da tüm taşları yerinden oynattı…”::.

5) “Keşke oynamasaydım” dediğiniz ve “keşke o filmde ben de oynasaydım” dediğiniz filmler var mı?

Ali Gençli: Keşke oynamasaydım dediğim film olduğunu sanmıyorum. Oynadığım tüm filmlerde kamera önünde tadı damakta kalan keyifler yaşadım. Zaten yaşam felsefesi olarak da yaşamda ‘keşke’lerden çok, ‘iyi ki’leri çoğaltmayı ilke edinmiş biri olduğum için hep ‘keşke’siz yaşıyorum ben… Yılmaz Güney‘in bir filminde oynamayı çok isterdim.

6) Sitemiz sinemamızın Üçüncü Adam’ları, emektarları üzerine bir site. Bizler çalışmalarımızda sıklıkla, onların hak ettikleri değeri göremediklerinden bahsediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ali Gençli: Bir sabah bir minibüs figüranla birlikte bizi Yeşilyurt’ta bir tripleks villaya getirdiler. Figen Han ve teknik ekip hazırdı. Tanımadığımız bir jön, filmin erkek oyuncusuydu sanırım. İşte bir gariplik olduğu belliydi… Minibüste birlikte geldiğimiz figüranların hepsi erkekti ve on beş kişiydik. Bir süre bekledik. Figen Han setten ayrıldı. Bize çay ikram ettiler. Çaylar bitmeden sekiz tane bayan getirdiler. Bu kadınları burada ilk kez görüyorduk. Figürasyondan değildiler ve aşırı süslüydüler. Sonradan bunların, o günlerde çok revaçta olan ve sansürden geldikten sonra filme eklenen parçaların çekimleri için, randevu evinden getirildiklerini anladık. O günlere kadar bu parçalar, yabancı porno filmlerinden kırpılarak avantür filmlerine eklenirdi. İstanbul’da ve taşrada, sırf bu parçaların tutkunlarından oluşan bir sinema izleyici kitlesi türemişti. Biz de işsiz güçsüz olduğumuz günlerde, Beyoğlu’nda sadece bu tür filmleri oynatan sinemalara giderdik. Devamlı matinelerde, üç film birden oynardı ardışık olarak. On, on beş dakika süren o sahnelerden sonra sinema birden boşalırdı. Bu sinemalara sadece erkekler giderlerdi. Yeşilçam, böyle ‘yabancı porno parçalı’ dönemi uzunca bir süre yaşadı. Sonra hangi yönetmenin aklına geldiyse Amerikan pornolarının yerine yerliler çekilmeye başlandı. Önce anadan doğma kadınlar ekranda belirdi, Sonra cıs cıbıl sevişmeler aldı bunun yerini. Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak – Kartal Pendik Gittik Geldik, sinema tarihimizde kayda geçti. Bunların ardından, ek parçalar çekilmeye başlandı. İlk yerli porno parça çekimlerinde A. Selvi adlı bir bayan arkadaşın oynadığını anımsıyorum. Ondan sonra hayat kadınlarıyla devam etti. Ve bu süreç bir çok “Üçüncü Adam”la sürdü…

Hatta bir gün, bir olaya tanık olduk… Böyle çekimlere katılan, Cüneyt Arkın‘ın ekibinden Üçüncü Adam’lardan birisine iyi bir fırça çekmişti, takıldığımız Artistler Kahvesi’nde…

İşte o gün… Madamın köşkünde böyle sahnelerin çekileceğini sezinleyen ben, üniversiteli bir emekçi yanlısı olarak, “Arkadaşlar bu gün özel çekimler için geldik sanırım, ücretlerimizi beş yüz lira yapmazlarsa, çekimlere katılmayalım.” önerisiyle kazan kaldırdım. Bana iki kişi daha katıldı. Set amirine bunu bildirdim. O da sanırım yönetmenle görüştü. Yönetmen yanımıza geldi. “Beş yüz lira yevmiye isteyenler ayağa kalksın!” dedi. Beş kişi olmuştuk ayağa kalkanlar… “Şoföre söyleyin bunları, geri götürsün. Bir daha da bunları görmek istemiyorum!” dedi. Böylece ilk eylemimizi yapmış ve setten kovulmuştuk… Böyle durumlar pek görülen şeyler değildi o günlere kadar. Ücret artışı için belki de ilk eylemdi bizimkisi. Ama iyi ki kovulmuştuk, çünkü o gün çekimlere katılan arkadaşlar, film vizyona girdiğinde, değişik odalarda, banyoda, mutfakta, yatakta çekilmiş, pek de hoş olmayan görüntülerle meşhur olmuşlardı. Bu da benim ‘iyi ki’lerimden birisidir. İşte tam bu dönemlerde, haftada bir film çekildiği ve o malum parçalarla süslendiği dönemde, aynı ekiple iki film çekildiği ve baş oyuncular dahil kimsenin bundan haberi olmadığı günlerde, tek tük çekilen normal filmlerden birisini yapan Acar Film’de gelişen bir grev, Yeşilçam’da tüm taşları yerinden oynattı…

7) Türk Sineması’nın dününü ve bu gününü değerlendirir misiniz? Sizce sinemamız neredeydi, şimdi nerede?

Ali Gençli: Türk sinema tarihine önemli bir hak arama mücadelesi örneği olarak kaydedilen bu grev bir bakıma üçüncü adamların greviydi. Ama aslı, o günlerden elimde kalan bir bildiriden de anlaşılacağı üzere, filmin başrol oyuncusu Cüneyt Arkın’ın araya girmesiyle grev sonlandırıldı. Grevcilerin tüm istekleri film bitiminden sonra yerine getirilecek denilmesine karşın, verilen hiç bir söz yerine getirilmedi. Arşivimdeki bir bildiri o günlerin kanıtıdır. Daha sonra ‘Sinema Emekçileri Derneği’ kuruldu. Hatta, 1 Mayıs 1977’de, Taksim’de büyük bir katılımla “Sinema Emekçileri Derneği” pankartı altında yerimiz almıştık.

Sorunun yanıtına gelince, güçlü bir örgüt altında bir araya gelinmediği sürece bu sektörde de  sorunlar yaşanacak, hak kayıplarına maruz kalınacaktır. Televizyon dizilerinde eski sanatçılarımıza zaman zaman destek verilse de, üçüncü adamların kendi köşelerinde unutulmuşluklarına bir çözüm olamamaktadır. Bu konuda “Beyoğlu Belediyesi”nin çözüm üretebileceğini düşünüyorum. Ancak bu çözümler konusunda bir çok proje üretebiliriz olanak sağlanırsa… Aydın’da, birlikte çalıştığımız Harun Kızılarslan ile bu konuda güzel bir proje hazırlamış durumdayız ama mali anlamda sıkıntıyı aşamadığımız için, bu proje şimdilik askıdadır.

8) Ali Gençli olarak, hayal ettiğiniz yerde misiniz? Sitemiz aracılığı ile bu mesleği yapmak isteyen okuyucularımıza söylemek istedikleriniz var mı?

Ali Gençli: Elbette bu büyülü dünyaya girerken, iyi bir karakter oyuncusu olmak hayalimdi. Tiyatrodan sinemaya geçmiş ustalar gibi nitelikli filmlerde başarıyı yakalamayı çok isterdim. Ancak sinemanın yoğun bakımda olduğu dönemde, Yeşilçam serüvenimin başlaması ve kısa bir dönem de olsa yılda bir – iki film çekilen günlere geldiğimizde ayrılmak zorunda kaldığım bu sektöre dönüşüm uzun yıllar aldı… 1980’den 2006 yılına kadar eğitimcilik görevimi yaptım. 2006 yılında bir belgeselde aldığım rolden sonra aralıklarla kamera karşısına geçiyorum. Ama yine de istediğim yerde değilim. Bunda İstanbul’dan uzak olmamın etkisi de var elbette. Bu mesleği yapmak isteyenlerin önce bilgi ve donanımlarını geliştirmelerini, kamera önü oyunculuğu için gerekli eğitimi almalarını ve iş prensiplerini geliştirmelerini öneririm. Bir de iş disiplininin her meslekte olduğu gibi bu meslekte de başarı için önemli olduğunu ifade etmek isterim.

9) Sinema filmi ya da dizi olarak yeni projeleriniz var mı?

Ali Gençli: Ege Bölgesi’nde çekilen filmler için yeni yüzleri Ege-Cast ajansın çatısı altında toplarken, kendi projelerimizi de oluşturuyoruz. Öyküsü senaryolaştırma aşamasında olan “Balıkçı” adlı bir projemizi, 2014 yılında gerçekleştireceğimizi ümit ediyorum.

10) Çalışmaktan en çok keyif aldığınız yönetmen kimdir? Nasıl çalışır?

Ali Gençli: Süreyya Duru‘yla “Güneşli Bataklık” ve “Ben Bir Garip Keloğlanım” filmi setinde keyifli anlar yaşamıştık. Çok babacan bir insandı. Bir de Remzi A. Jöntürk ciddi olduğu kadar espriliydi de çok… Behçet Nacar‘ın “Nerde Beleş, Orda Yerleş” adlı film setinde de ilginç anılarım oldu. Son olarak da, Yüksel Aksu‘nun son filmi “Entelköy Efeköy’e Karşı”nın çekimlerinde unutulmaz güzellikler yaşadık…

Ali Gençli’ye samimi cevapları ve ilgisi için sonsuz teşekkürler…

6.11.13 / Genseriko (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam)