Tag Archives: aydın babaoğlu

.::Bicirik::.

Karakterin Adı: Bicirik

Karakteri Canlandıran: Aydın Babaoğlu

Karakterin Amacı: Mahallede sözü geçen bir kabadayı olmak.

Şu An Ne Yapıyor?: Keloğlan’la tanıştıktan sonra Çamur Şevket için çalışmak yerine kendi raconunun kitabını yazdı. Mahallede saygı duyulan bir ağabey oldu.

Bicirik diyor ki:
Bicirik: Babba bi, babba bi abuba abuba!
Keloğlan: Hop! Bu ne!
Bicirik: Korna bağırıyoruz o kadar yol versene!
Keloğlan: Aman deyim, sen kimsin, nesin?
Bicirik: Benim adım Bicirik. Yan bakanı yakarım ona göre! Sen kimsin peki?
Keloğlan: Ben..
Bicirik: Parolayı söyle!
Keloğlan: Ya ben kim olacak, Keloğlan’ım. Dün geldik köyden. Aha şu eve indik.
Bicirik: Haa, artık sen bizim mahallelisin.
Keloğlan: Kabul ederseniz, Allah’ın izniyle bundan böyle…
Bicirik: İyi iyi, lafı paydos et. Şu arabayı park edeyip gelip oynayalım seninle. Ebübe, ebübe…
Keloğlan: Hey yarabbim.
Bicirik: Ben ne yaparsam sen de onu yapacaksın anladın mı? Yapmadın mı altı okka. Düş peşime.
Keloğlan: Hey yavrum! Kabadayıları böyleyse ben de bir aya kalmaz İstanbul’un muhtarı olurum ki anam da şaşar kalır, iyi de olur ha…
Bicirik: Hadi.
Keloğlan: Geliyorum.

Pamuk Prenses Ve 7 Cüceler (1970)

Yapım Yılı: 1970

Yapımcı: Özdemir Birsel

Yönetmen: Ertem Göreç

Senaryo: Hamdi Değirmencioğlu

Görüntü Yönetmeni: Menasi Filmeridis

Oyuncular: Zeynep Değirmencioğlu, Salih Güney, Belgin Doruk, Suna Selen, Gülistan Güzey, Hüseyin Baradan, Aydın Babaoğlu, Aydın Tezel, Ömercik, Ahmet Turgutlu

*Filmin DVD’si ve VCD’si şu an mevcut değil. Fakat internet üzerinden filme ulaşmanız mümkün. Türk sineması kendi topraklarından beslendiğinde de fantastik konulara çok uzak değildir. Zeynep Demirmencioğlu’nun başrolünü çektiği Grimm masallarının uyarlaması olan filmlerin en ünlülerinden olan Pamuk Prenses’te doğu ve batının sihirlerinin nasıl harmanlandığını görebiliriz.

.::Üçüncü Adam’ın Youtube Kanalına Tüm Okurlarımızı Bekleriz::.

Sevgili dostlar merhabalar,

Üçüncü Adam‘da paylaşılan videolar, bloğumuzun kurucusu ve yazarı Erhan Tuncer‘in youtube hesabından eklenmektedir. Aşağıdaki videolar gibi birçok paylaşım, ilerleyen zamanlarda sizlerle olacaktır. Yoğun ilginiz için teşekkür ederiz.

Videolara youtube üzerinden ulaşmak ve youtube kanalımıza abone olmak için aşağıdaki linki tıklayınız;

https://www.youtube.com/user/erhan6487

________________________________________________________

.::Gürdal Özçakır: “Sinemanın biricik ‘Bicirik’ adamı Aydın Babaoğlu”::.

Zonguldak’ta yaşamakta olan okurumuz Gürdal Özçakır, tanıdığı, gördüğü Aydın Babaoğlu‘nu anlattı. Bu çok kıymetli çalışmayı bizlerle paylaştığı için kendisine sonsuz teşekkür ederiz.

Keyifli okumalar efendim…

Gürdal Özçakır: Aydın Babaoğlu, Karadeniz Ereğli’de ‘Babaoğulları’ diye bilinen bir ailenin çocuğudur. Ağabeyi Ayhan ile beraber kalıtsal bir rahatsızlık eseri ikisi de cüce olarak dünyaya gelmişlerdir.

Türkiye onları ilk olarak ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ filmi ile tanıdı. Ben ise daha 2 yaşlarında iken tanımışım. Filmografisine bakılırsa film büyük ihtimalle ‘Keloğlan ve Cankız’ olmalı. O sıralar Keloğlan filmlerinin popüler olduğu dönemmiş. Aile matinelerine tüm mahalle, hanımları, çocukları ile beraber cümbür cemaat gidermiş. Ben film afişini görünce basmışım feryadı… Bizimkiler sinemaya giremeden dönmüşler. Çünkü henüz kısa bir süre önce Aydın Babaoğlu’nu bir akrabalarının evinde misafirlikte görmüşüm. Annesi Aydın’ı yıkamış, o da küçük bedeni havluya sarılı olarak pat diye karşımıza çıkınca feryadı basmışım. Anlayacağınız ben, uzun süre ondan korkumdan dolayı ne filmini seyretmişim ne de onunla konuşmuşum.

Rahmetli babam anlatırdı; Karadeniz Ereğli sanayi şehri olmadan, yani ERDEMİR kurulmadan turistik bir kasaba, dünya güzeli bir mekânmış… Bugün fabrikanın olduğu alan ‘Uzunkum’ adı verilen güzel bir kumsalmış. 1961 yılı Temmuz ayına ait HAYAT Dergisi ‘Uzunkum’u şöyle anlatıyor: “Şehrin Uzunkum mevkiinde Turizm Derneği tarafından kurulmuş 30 çadırlı bir kamp vardır. Komplo çadırların aylık kiran 45 liradır. Yaz, Ereğli’nin deniz ve istirahat mevsimidir. Deniz motorları Uzunkum Plajı’na 25 kuruşa dolmuş yaparlar. Plajda kabine kirası 25 kuruştur. Deniz 150 metre uzaklığa kadar adam boyunu geçmez. Halkı son derece medeni ve anlayışlıdır.”

*Fotoğrafı büyütmek için üzerine tıklayınız.

İşte Uzunkum yolu üzerinde Aydın Ağabeylere ait bir üzüm bağı varmış. Babam derdi ki; Aydın ve ağabeyi Ayhan bu üzüm bağının asmaları arasında çocukluk dönemlerinde koşturup dururlarmış. Babam matbaada mürettip olarak çalışırdı. Bir dönem Aydın ağabeyin büyüğü Ayhan da matbaada çalışmış. Ben Aydın ağabeyi ortaokul ve lise çağlarımdan daha net hatırlıyorum. Kendisi gururlu ve asabi bir yapıya sahipti. Çarşıda sırf onu kızdırmak için bazı kendini bilmezler ona takılırlardı. O da çok kızar ve çok ağır küfürler ederdi. O şahısların bu nedense hoşuna giderdi. O dönemlerde içkiye de alışmıştı. Anlaşılan unutulmak ve popülerliğini yitirmek onu üzmüştü. Bir sünnet düğününde içmiş -zaten bir şişe bira onu sarhoş ederdi- çıkmış bir masaya, bayılana kadar müzik eşliğinde oynamıştı. Maddi olarak bir problemi yoktu. ERDEMİR emeklisiydi. En son onu TRT’de yayınlanan 1986 yapımı “Duvardaki Kan” adlı dizide izlemiştik. Dizi tekrar gündeme gelebilir, çünkü malum 2015 sözde Ermeni Soykırımının 100. Yıldönümü ve bu dizi Ermeniler tarafından kalleşçe şehit edilen Talat Paşanın hikâyesini anlatıyor.

Aydın ağabeyi sonradan pek göremedim. Ara sıra bizim mahalleye gelir, ‘arka bahçe’ dediğimiz bahçede mahallenin bayanları ile laflar, sohbet edermiş. Sanırım tığ işi el işleri yapmayı o dönemde öğrendi. Sonradan Zonguldak’taki akrabası bir hanım onu yanına aldı ve bakımını üstlendi. 2009 yılında vefatını ben de bir gazete haberi ile öğrendim. Allah rahmet eylesin. Bu kubbeden 80 cm.lik bir de Aydın Babaoğlu geçti.

 Gürdal Özçakır’a çok teşekkürler…

.::Aydın Babaoğlu (1954 – 31.3.2009)::.

Keloğlan’ın yoldaşı, can arkadaşı, adamı olarak tanıdık Aydın Babaoğlu’nu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler adlı film ile oyunculuğa başladı ve yan roller oynadığı “sadece dokuz film” ile gerçekleştirilmesi güç bir şey gerçekleştirdi: neredeyse tüm Türkiye’nin sevgisini ve saygısını kazandı.

Büyük jest ve mimikleri, tabiri caizse “boyuna bakmadan her önüne gelene diklenmesi” ile izleyiciyi çok güldürdü. Keloğlan filmlerinin başarısında ve bu kadar çok sevilip, her daim saygı ile anılmasında ciddi pay sahibiydi. Tabii bu payda, kendisini seslendiren Timuçin Caymaz’ın da payı çok büyüktü. Ufacık bir adamdan o kadar davudi bir sesin çıkması, yapmış olduğu büyük hareketleri destekler nitelikte olduğundan, ortaya tam bir “küçük külhanbeyi” çıkıyordu. Keloğlan filmlerinin kelime oyunlarını ve bir nevi şiir havası estiren, kafiyeli diyaloglarını da unutmamak gerek. Müziklere ise diyecek hiçbir şey yok; tam manası ile harikalar. Rüştü Asyalı Türk Sineması’nın gelmiş geçmiş en iyi Keloğlan performansını gerçekleştiriyor ve karakteri de, bir aktör olarak kendini de bu rolle deyim yerindeyse ölümsüzleştiriyor. Uzun sözün kısası, ortada senaryosu, yönetimi, müziği ve oyuncu kadrosu ile zamansız, mekansız ama çok tanıdık, çok bizden bir masal var… Keloğlan ve Bicirik’in baş rolünde olduğu, bize güzel sözler söyleyen, kötülerin her daim kaybettiği, zekânın tek gerçek silah olduğunu söyleyen, asla unutulmayacak bir masal…

Sözü çok uzatmaya gerek yok ama önemli bir detayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Üçüncü Adam adlı bloğumuzu açtığımız ilk aylarda vefat haberini aldık Aydın Babaoğlu’nun. Çocukluğumun en büyülü adamlarından biri olduğundan tarifsiz bir üzüntü duydum ve bloğumuzun haber köşesinde bu haberi paylaştım. 1 Nisan 2009’du (31 Mart’ta vefat etmiştir) tarih ve okuyucularımız üzüntülerini haberin altına yazdıkları yorumlar ile dile getiriyorlardı. Bu bir süre böylece sürdü. Taze bir haber olduğundan bu kadar ilgi toplaması normaldi. Neredeyse gün aşırı yorum geliyor, bloğumuzun istatistiklerine baktığımızda en çok tıklanan yazının, o haber olduğunu görüyorduk. Bugün 21.12.2011 Çarşamba. Aydın Babaoğlu’nun vefat haberi, hala gün içerisinde en çok okunan, aranan ve yorumlanan haber. Daha dün, yeni duyan bir okuyucumuz mesaj yazmış: “Allah’ tan rahmet dilerim. Mekânı cennet olsun.” diye. Bu sevgi ne kadar güzel bir sevgidir… Halkımızın kendisini sahiplenmesi ne kadar güzel bir şeydir… Bu durumun bizi ne kadar mutlu ettiğini tahmin dahi edemezsiniz. İşte bu yüzden, bu sevgi karşılığında biz de Üçüncü Adam ekibi olarak -Üçüncü Adamlar kategorimize uygun bir çalışma ile- siz değerli okuyucularımıza kendisinin filmlerinden karelerle küçük bir zaman yolculuğu yaşatmak istedik.

Vefat etmeden önce vefasızlıktan çok yakınmış, çok üzülerek ayrılmış aramızdan. Bilselerdi üzüntüsünü, yardıma ihtiyacı olduğunu, eminim ki sayısız yardım eli uzanırdı kendisine. Zaten bir sanatçı ne ister? Sevilmek, saygı duyulmak, hatırlanmak ister… Biz kendisini çok seviyoruz, sonsuz saygı duyuyoruz ve hep hatırlıyoruz.

Kulağımızda, Timuçin Caymaz’ın sesi ile bir “amanın… amanın…” çınlıyor ve içten gülüşünle havaya zıplayıp, yerde yuvarlandığını görüyoruz…

Nur içinde yat Aydın Babaoğlu… Ruhun şad olsun Bicirik…    

Filmlerinden Kareler:

Filmografi:

Duvardaki Kan (1986)
Halk Düşmanı (1984)
Ben Bir Garip Keloğlanım (1976)
Atını Seven Kovboy (1974)
Keloğlan’la Can Kız (1972)
Bicirik İş Başında (1971)
Keloğlan Aramızda (1971)
Keloğlan (1971)
Pamuk Prenses Ve 7 Cüceler (1970)

Son olarak, çocukluk yıllarında kendisi ile aynı mahallede yaşamış, bize Üçüncü Adam’daki Aydın Babaoğlu’nun vefatı ile ilgili haber ile ulaşmış,  Bilal Sarıgül abimizin, Aydın Babaoğlu ile ilgili çok kıymetli anılarını, sizlerle paylaşıyoruz:

“Rahmetli Aydın abi ile ilgili benim daha ziyade çocukluk yıllarımdan kalma anılarım var. Sonraki yıllarda, yani biraz daha yaşımın ilerlediği yıllarda kendisine “Merhaba Aydın abi, nasılsın?” derdim. Daha sonra asker olmam ve görevimin yaşadığım şehrin dışında olması sebebiyle, açıkçası kendisini 1993’den beri hiç görmemiştim.

Evi bizim mahallenin yukarı kısmında olduğu için o yöndeki otobüs durağında inerdi. Bu sebeple pek karşılaşmazdık. Yani bizim kapının önünden eski yıllarda geçerdi. Neyse ben 18’li yaşlara kadar kendisine hep şaka yollu takılırdım. Bezen “Bebe Ruhi” derdim, çok kızardı. Bazen de “Aydın sevgilim, nasılsın?” derdim, çok kızar bariz küfürler ederdi 🙂 Yani anılar, çocukça yapılan sataşmalardan ibaretti. Hatta bir ara, rahmetli anne ve babası iri yarı yapılı insanlardı, ben çocuk aklımla “Ama siz şişman ve iri yarısınız, Aydın neden cüce?” derdim, annesi ve babası “Oğlum Allah öyle verdi” derlerdi. Aydın abinin sesi, filmlerdeki sesin aynısı idi. Ben bugüne kadar sesine dublaj yapıldığını bilmiyordum, bana çok şaşırtıcı geldi. Nasıl ki Öztürk Serengil’i Mücap Ofluoğlu adlı tiyatro sanatçısı seslendirmişti, herkes Öztürk’ün kendi sesi zannediyordu aynen öyle… Yani şaşırtıcı olan normal yaşamdaki sesine çok yakındı…

 Şimdi bizde ölenin ardından konuşmak hoş değildir ama Aydın abi acayip çapkındı 🙂 Bazen kızların arkasından “öff fıstık” diye laf attığına bizzat şahidim. Dönemin sinema oyuncusu Figen Han’ın kendisine verdiği çıplak bir resmini bize göstermişti. Neticesinde hep yalnızdı. Hani yüzü gülüyordu ama müthiş bir yalnızlık içindeydi. Çünkü fiziki kusuru olması, evlenememesi, normal insanlar gibi gezememesinin onda büyük yaralar açtığını fark ederdim. Zira hep kendi anlatırdı, oradan biliyorum. Sinemayı sevdiğini biliyordum. Ben bazen çocukken çöpleri karıştırırdım. Bir gün ona Behiye Aksoy’un bir longplay’ini vermiştim, bana “çok sevdiğim biri” demişti. Şimdi anılar çok eski, pek aklıma gelmiyor, hatırlayabildiklerim bunlar. Abisi Ayhan Babaoğlu banyoda ayağı kayarak düşüp beyin kanamasından öldüğünü söylemişti. Oldukça alkollüydü. Ağlıyordu. Hatta ben kucağıma alıp yollar bozuk olduğu için yürümesine yardım etmiştim. Oturduğu Kadıtarlası mahallesinde sanırım aşağı yukarı benim yaşımdaki çocukların da anıları aynı yöndedir. Aklıma sonradan takılan bir anı olursa, seve seve onu seven herkesle paylaşırım.

 “Baki kalan bu kubbede, bir hoş seda imiş” diyorum. Saygılarımla…”

 Bilal Sarıgül abimize sonsuz teşekkür ederiz.

Üçüncü Adamlar Hakkında…

Sinemanın “yıldız”ları vardır. Yakışıklıdırlar, güzeldirler, alımlıdırlar, bir bakışları ile insanı kendilerine aşık edebilirler. Bu yıldızların posterleri vardır. Her sinema severin odasında, en güzel yerde, en az bir tane bulunurlar. En güzel bakış ve duruşları ile bazen bize bakarlar, bazen de ulaşılmaz ufuklara. Öyle güzel ve yakışıklıdırlar ki, uğruna akrostiş şiirler yazılabilir, geceler boyu resimleri ile uyunabilir, hatta çoluğumuza çocuğumuza bile onların isimleri konabilir. Bir tutkudur yıldızlara bağlanmak. Onlar hep afişlerde en önde durur,isimleri en üstte yazılır. Paranın da,şöhretin de,sevginin de en fazlasını hep onlar alırlar. Çünkü buna hem layıktırlar hem de muhtaçtırlar. Başka türlü yaşayamazlar, var olamazlar. Başka türlüsünü düşünemezler dahi. Bu iniş çıkışları gözden kaçıran yıldızların bazıları kayar, düşer, yok olur. Yalnız asla değerlerini kaybetmezler. “Bir yıldız vardı bir ara…” diye başlayan cümlelerin de başrolleridirler hep. Kısacası hayat, kader, dünya -ne derseniz deyin-, onları zirveden indirmemekte karar kılmışlardır. Unutulmazlar, her daim hatırlanırlar…

Bir de “üçüncü adamlar” vardır. Bu üçüncü adamlar, her daim vardırlar, lakin nedense yokmuşçasına uzaklarda, kıyılarda, köşelerde dururlar da, yıldızlara bakalar. Yıldızlardan -rol icabı- devamlı dayak yerler, küfür yerler, öldürülürler, bağışlanırlar, sevilirler… Üçüncü adam olmak zordur, önce bunu bilirler. Hiç bir afişte isimlerinin yer almayacağını bilirler ama yine de bazen bir sevda uğruna, bazen de karın tokluğuna yıldızların gölgesinde yer alırlar. Bazı yıldızlar onları önemsemez, aynı evrende bulunmaktan dahi çekinirler. “Kestik!!” denildi mi, bir üçüncü adam ile yıldız hemen ayrılır başka masalara giderler. Ama yıldızların iyileri de vardır. Kendi yemez üçüncü adamlara yediririler. “Ben ısınıyorsam o da ısınacak derler”… Sevgileriyle ısıtırlar. Varlıklarıyla ısıtırlar. Ama bu türlü yıldız her daim gözükmez insana, her daim nasip olmaz üçüncü adama. Yıldız, yeni işlerde yine yıldız olmak için,elbette ki köprüden atlamacaktır. Öyleyse köprüden kim atlayacaktır? Tabii ki kolunun kırığı geçen ay düzelmiş, üçüncü adam… Üstelik kendisine sorulmadan “ben yaparım diyecektir…” Peki niye yapacaktır bunu üçüncü adam. Çünkü iki kuruş daha kazanacaktır. Çünkü bütün iş için aldığı ücreti, önceki gün kahvedeki borcuna saymış, yine cebi delik gelmiştir yıldızların yanına…

Sonra yıllar geçmiştir. Üçüncü adam yaşlanmıştır. Bedeni kendini taşıyamaz olmuştur. Hiç bir hayat güvencesi yoktur. Ve… Bir üçüncü adam terk ediverir alemi. Ki bu adam,üçüncü adamların en devi, en yufka yüreklisi, Yadiğarı… Bir kış sabahı, İstanbul’un bir parkında, donarak ölmüş bulurlar Yadigar’ı… Üçüncü adamların en kocamanı, terk eder yıldızlarını. Cebinden yeni rolü için giymesi gereken beyaz elbisesinin parası dahi çıkmaz. Bir kez dahi ısınamadan göçer, göçer gider sessizce. Kendi gider, adı kalır Yadigar… Üçüncü adamların kaderi budur. Üç kuruş için en olmadık filmlerde oynamışlardır. Zamanında kötü adamların en kötüsü olan üçüncü adamlar, 78’lerde anadan üryan soyunup, sönmüş yıldızlarla “kaçak” filmlerde oynarlar. Bazı yıldızlar renki kutu aracılığı ile onları eleştirdiklerinde de “mecburduk” dahi demezler. Diyemezler. Diyemeden göçüp giderler. Kimi bir kahve köşesinde, kimi bir otel odasında, kimi pis bir apartman dairesinde, kimi belediyelerin bakım(!) evlerinde, ilk ve son başrollerini oynayıp, hayatlarında ilk kez yıldız olurlar….

İşte bu blog, üçüncü adamlarımız için, Yeşilçam’ın “üçüncü adamları” için hazırlanmıştır. Bu blog, geç kalmış bir vefa borcunun temsilcilerinden biri, en sonuncusudur! Vefalı abilerimize teşekkür, en büyük övgüyü hak eden “Üçüncü Adamlarımız” a saygıyla….İlk konuğumuz Savaş Başar usta…

.:Genseriko:.