.::Sultan Filmi Üzerine: Sokaklar Bizim Evimiz::.

Üçüncü Adam ekibinden Asiye Hande Nur Başar, Sultan filmi üzerine yazdı…

Dünya bir bütün, ülkeler küçük birer köy olurken, artık sınırlar bize kapı komşumuz kadar yakınlaşmışken Türkiye üç denizin ortasında küçük bir çocuk gibiydi. Orada bir yanda bu kapıları kullanıp dünyayı dolaşan insanlar varken, diğer yanda akşam ne yiyeceğini kara kara düşünen insanlar da vardı. Ve bu insanlar yaşadıkları mahalleyi bile terk edemiyorlardı. Böyle bir durumda ne yapılırdı? Mecburen yaşadığın yere ev demek ve hayatta kalmak zorundaydın. Tıpkı Sultan gibi…

1978’de Kartal Tibet‘in yönettiği ‘Sultan’ filmi dönemindeki diğer İstanbul filmlerine göre yenilikçi bir şehir anlatımı benimsiyor. Boğaz’a ya da İstanbul’a şöyle bir tepeden bakmıyoruz. Çamur içinde top oynayan çocuklarla açılıyor film. Çünkü Sultan’ın hikayesi bu. Sultan tabir-i caizse kaotik yaşamı olan bir kadın. Küçük çocuklarıyla bir başına uğraşmak zorunda. Geçinmek için evlere temizliğe gitmesi gerekiyor. Bunun yanında ev işlerinin, yokluktan dolayı daha zor şekilde hallediliyor oluşu Sultan’ın kaotik ortamını daha da karıştırıyor.

İstanbul bu hareketli görüntülerden sonra ortaya çıkıyor. İkinci köprü daha ortalarda yok. Zaten İstanbul bir sis içinde boğaza çok yakın bir lokasyonda çekilmesine rağmen ne deniz ne de İstanbul’un meşhur yedi tepesi gözüküyor.

Asuman Suner‘in yeni Türk sineması için söylediği alternatif İstanbul sunumu bu filmde erken bir yenilik olarak karşımıza çıkıyor ve iki İstanbul’u bu filmde aynı anda görüyoruz. Bir yanda ülkeye yeni gelen ürünlere açık dünyanın geri kalanıyla bütünleşebilen bir kesim var. Diğer yanda ise o kapıyı kapatmak zorunda olanlar… Sultan’ın küçük oğlu annesinden çokomel isteyince bu ve bunun gibi isteklerin Sultan ve komşuları için ne kadar lüks kaçtığını görüyoruz. İçlerinden biri “En iyisi fakir semtlere reklamları yasaklamak” diyor. Bunun yanında Sultan ve komşularının temizliğe gittiği lüks semtlerde iki ayrı İstanbul’u çok daha iyi fark edebiliyoruz.

İkinci İstanbul’u Sultan’ın gözlerinden izliyoruz. Aslında orada bir İstanbul yok. Yaşamın çetin şartları Sultan’ı yaşadığı yerin farkında olmamaya itiyor. Bu dünyanın acıması yok. Evi dediği her bir tuğlasını tek tek kendi elleriyle koyduğu gecekondusunu sevmek zorunda. Çünkü onun da çocuklarının eve getirdikleri köpek Enayi gibi çıkış yolu yok. Belki de Sultan köpeğe uzun uzun baktıktan sonra onunla bir kader ortaklığı kuruyor ve kalmasına izin veriyor.

Ve filmin kilit noktası: Gecekonduları yıkıldığında, mahalleli, yeni bir tane yapmak için yollara düşüyor.

Bu kesim için sokaklar evin ta kendisi. Ne içerideler ne dışarıdalar. Minübüslerin filmde görsel olarak çok yer tutmasının da bununla bir bağlantısı var. Jale Parla‘nın dediği gibi minibüs ne içeride ne dışarıda bir alanı temsil ediyor. Tıpkı gecekonducular gibi…

Sultan tek başına yaşam mücadelesi vermeye çalışan bir kadın. Belki ekonomik olarak refah düzeyi yok, bakması gereken çocuklar onun omuzlarına sorumluluk bindiriyor. Yine de sokaklar onun evi ve neresi olduğuna bakmaksızın yaşadığı yeri ev diye çağırabiliyor. Bu bir zorunluluktan mı geliyor? Yoksa cesaretten mi? Belki ikisi de…

SULTAN1

Asiye Hande Nur Başar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s