.::Türk Sinemasının ‘Üçüncü Kadın’larına Dair::.

“Üçüncü Adam” kavramı üzerine uzun uzun düşündüğümde, bu tanımın, kadın ve erkek iki başrol oyuncusunun yanında yer alan yardımcı oyuncuları ifade ettiğini düşünüyordum. Amacım unutulmuş, hak ettikleri değeri bulamamış sanatçılarımızın fotoğraflarını ve filmografilerini okuyucu ile buluşturmaktı. Lakin günler geçip yeni çalışmalar hazırladıkça, üçüncü adam tanımının yardımcı oyuncuların da arka planında kalan tüm oyuncuları ifade etmesi gerektiğine karar verdim. Elbette ki bu tanıma afişte isimleri yer alan önemli yardımcı oyuncular da dahildi ama benim esas meselem kavgacıları, anne-baba rollerindeki emektar sanatçılarımızı anlatmaktı. Çünkü Yıldırım Gencer, Erol Taş, Aliye Rona, Adile Naşit gibi oyuncular afişlerde yer alıyor, insanlar tarafından isimleri diğer oyunculardan daha çok biliniyor, diğer oyunculara nazaran daha yüksek ücret alıyorlardı. Evet, onların da hayatları zordu, ama Münir Özkul, İhsan Yüce kadar geçim sıkıntı çekmedi. Adile Naşit, Mürüvvet Sim’den her daim daha çok anıldı, daha çok hatırlandı. Bu ve bunun gibi örnekleri gördüğümde, üçüncü adam tanımının kimleri anlatması gerektiğine doğru karar verdiğimi düşünüyorum.

Yazımın başlığında da belirtildiği üzere sizlere, sinemamızın üçüncü kadınlarını anlatmaya/hatırlatmaya çalışacağım. Başlığı “Türk Sinemasının Üçüncü Kadınlarına Dair” yapmamın sebebi ise, bir genel kavram olarak ele alınması gereken “Üçüncü Adam” kavramının içerisindeki erkek ve kadın oyuncuları, ayrı kategorilerde anlatmayı tercih etmemdir. Benim gözümde kadını ve erkeği ile başrollerin gölgesinde kalmış tüm sanatçılar, birbirinden kıymetli karakter oyuncularımızdır. Ve sinemamızın gerçek emekçileri, gerçek çilekeşleri, temelleri onlardır.

Sinemamızın 100. yılını kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde çalışmamı hazırlarken tüm kadın karakter oyuncularımızı anlatmak isterdim lakin buna vaktim olmadı. İlerleyen zamanlarda tüm eksikleri tamamlayarak, bloğumuzun üst kısmında yer alan ‘Sinema Sanatçılarımız’ sayfasında tüm sanatçılarımızı eksiksiz olarak göreceğinizi önemle belirtmek istiyorum.

Yazımı hazırlarken, elbette ki kadın karakter oyuncularımız arasından bir seçim yapmam gerekti. Bu seçimi yaparken, göz aşinalığınızın oldukça yüksek olduğu isimleri seçmeye özen gösterdim. Nermin Özses ismini duyduğunuzda, eminim ki büyük bir çoğunluğunuz “Kim acaba?” deyip bilgisayar başına oturacaktı. Bu sanatçımızın Çöpçüler Kralı filminde, Ayşen Gruda’nın annesini oynayan kişi olduğunu gördüğünüzde de ilk tepkiniz “E ben bu oyuncuyu tanıyorum, şu filmde de şu rolü oynamıştı…” olacaktı. İşte bu çalışmamı sizlerle paylaşmamın en büyük sebebi de bu. Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Filiz Akın gibi yıldızların annelerini, zengin teyzelerini, kötü kayınvalidelerini oynamış bu sanatçılarımızı, sizlere bir kez daha hatırlatmak.

Erkekse bir kez dahi saçlarını sıfır numara yapmamış, bıyığını ya da sakalını kestiği zaman olay olan, kadınsa saç rengini değiştirdiği yahut saçını kestirdiği zaman izleyiciyi ikilemde bırakan, “Halk ne der?” diye öpüşmekten ve sevişmekten imtina eden, birbirinden güzel ve yakışıklı yıldızlarla dolu sinemamız. Yeteneğinden zerre kadar kuşku duymadığım yıldızlarımızı çok farklı tiplerde göremedik maalesef. Yapımcılar böyle istemiyordu, onlar temkinli davranıyordu, bir önceki filmdeki saçı ve bıyığı çok sevildiği için bir sonraki filmde de öyle oynamıştı, bu kıyafet ve makyaj ona çok yakışıyordu, halk böyle istiyordu derken geriye dönüp baktığımda, sinemamızın yıldız oyuncularını hemen her filmde birbirine yakın tiplerdeki rollerde görüyorum ve Cüneyt Arkın’ı bir kez dahi sıfır numara bir saçla, bambaşka bir karakter canlandırırken göremediğim için müthiş bir üzüntü duyuyorum. Buna şöyle açıklama getiriyorum kendi kendime ve konuyu hemen kapatıyorum: “Muhtemelen öyle bir rolde oynadıktan sonra, saçları eski haline gelinceye kadar yeni bir film teklifi alamayacaktı.” Kendisine sorulsa eminim o da böyle cevap verecektir. Ya da “Öyle bir senaryo gelmedi ki…” diyecektir. Haklıdır da… Sonuna kadar haklıdır. Zaten anlayacağınız üzere benim sitemim kendisine değil, sisteme…

(Yazı çalışmamı hazırladıktan bir süre sonra Cüneyt Arkın ile röportaj yapma fırsatı bulmuş ve yukarıdaki konu hakkında kendisine bir soru sormuştum. Cevabı, yazdıklarımı doğrular nitelikteydi: İyi de Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi kel olmaz ki… Halk istemez… Kavga ediyorsa, savaşıyorsa, herkesin hayran olması gerekir o kahramana…)

“Türk Sineması’nda Üçüncü Kadınlar diyordunuz, nereden çıktı şimdi bunlar?” diye düşünüyorsanız az daha sabredin. Konuyu bu denli başka bir yere götürmemin sebebi, izleyicinin birden çok defa aynı rolde gördüğü oyuncuyu, bir anda başka bir role yakıştıramama sorunundan duyduğum rahatsızlıktır. Özellikle 60’lı, 70’li yılların sinema seyircisinin “jön dayak yemez” diyerek salonu terk edip, seans iptal ettirdiğini de biliyorum, Fikret Hakan’ın “Türk Sineması’nda ilk dayak yiyen jön benim” diyerek övünmesini de… Oyuncu denilen kişinin en temel özelliğidir konduğu kabın şeklini alabilmesi, her karakteri başarıyla canlandırabilmesi… Ama o dönemin yapımcıları, sinemanın yıldızlarına – izleyici kaybetmemek adına- her daim belirli kalıplar dahilindeki karakterleri oynatmışlardır. Bu durum yıldız sistemi için böyleyse, üçüncü adamları/kadınları siz düşünün artık. İzleyicimiz bu yüzden yıllarca Erol Taş’a saldırmadı mı? Aliye Rona’ya türlü beddualar etmedi mi? Bir oyuncu, yüz filminin doksanında da aynı karakteri nasıl canlandırabilir? Nasıl oyunculuk kariyeri boyunca hep iyi kadın/merhametli anne olmayı kabul edebilir? Cevabı basit: İş yapmak ve para kazanmak için…

İşte birazdan okuyacağınız üçüncü kadınlar, sinemamızın iyi ya da kötü anneleri, zengin ya da fakir kadınları, başrolün çirkin ya da güzel arkadaşları… Bir karakteri bir ömür oynayan, filmografileri zengin, kendileri fakir sanatçıları… Onları anlatırken özgeçmişlerinden, nerede doğduklarından, nasıl bu mesleği seçtiklerinden bahsetmeyeceğim. İzleyicinin zihnindeki kalıp görüntülerden yola çıkarak, genel bir portrelerini çizmeye çalışacağım sanatçılarımızın. Ve izin buyurursanız, kirasını ödeyemediği için atıldığı evinden sonra gidecek bir yer bulamadığından, Üsküdar/Doğancılar parkında zihinsel ve bedensel engelli kızı ile çimlerin üzerinde günlerce yatıp kalkan, elini öpüp kısa bir sohbet ettiğim, sinemanın sefasını da cefasını da görmüş, bir döneme adını yazdırmış oyuncu, Gönül Beyhan’a diğer sanatçılarımızdan biraz daha fazla yer vereceğim. Aramızda olmayanları rahmetle anıyor, diğer tüm sanatçılarımıza sağlıklı bir ömür diliyorum…

Asuman Arsan / 1934-1997 (130 film): Ailenin cefakâr annesi, mahallenin hır çıkaran kadını, güldü mü yüzünde güller açan, sinirlenip kaşlarını çattı mı etrafa korku saçan ve üzülüp ağladığında yüreğini koyup da ağlayan, büyük karakter oyuncusu. İzleyicilerimiz o’nu, Yasemince’deki Sürahi Nene’nin gelini olarak hatırlayacaklardır. 1997 yılında geçirmiş olduğu bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı.

Hikmet Gül / 1929-2008 (61 film): Çöpçüler Kralı’nda apartmandan çöp atan dedikoducu kadın, Tosun Paşa’daki Seferoğlu kadınlarının elebaşı, Sinderella Kül Kedisi filminin üvey annesi, Köyden İndim Şehire’nin randevu evi sahibesi, Karılar Koğuşu’nun Hubuş bacısı… Sert yüz hatları, iri vücudu ve az sonra çıkacak kavganın habercisi çatık kaşları ile mahalle filmlerinin vazgeçilmezlerinden. 2008 yılında aramızdan ayrıldı.

Nermin Özses / 1939-1987 (264 film): Çöpçüler Kralı’nda Ayşen Guruda’nın annesi, Üç Kağıtçı’da bir türlü evlenemeyen çirkin kızın annesi, Adsız Cengâver’in büyücüsü, Şaşkın Damat’ın ebe Raziye’si… Genellikle anne, hizmetçi, köylü, davetli gibi rollerde gördüğümüz Nermin Özses, 1987 yılında aramızdan ayrıldı. Son oynadığı film, 1985 yılında çevrilmiş. 264 filmde oynamış bir karakter oyuncusunun, ömrünün son zamanlarında dahi filmde oynamasını nasıl açıklamak gerekir? Sinemaya âşıktı, oynadıkça kendini iyi hissediyordu diyelim, bunlar karın doyuruyor muydu peki?

Mürüvvet Sim / 1919-1983 (255 film): Neşeli Günler filmindeki Ayşen Guruda’nın annesi, Bitirimler Sosyetede’nin Nuriye annesi, Yalancı Yarim’in Ziynet teyzesi, Hayat Sevince Güzel’in aşçısı… Aynı zamanda seslendirme sanatçısı olan Mürüvvet Sim, oynamış olduğu yüzlerce filmde, etrafına neşe saçan, enerjik, ama kızdığı zaman da tozu dumana katan mahalleli kadını başarıyla canlandırmıştır. 1983 yılında aramızdan ayrılan Sim, ömrünün son yıllarında geçimini sürdürebilmek adına Milli Piyango bayiliği yapmıştır.

Muadelet Tibet / 1918-1989 (64 film): Yol filminde Seyit Ali’nin annesi, Çöpçüler Kralı’nın kedilere et veren Hanife Teyze’si, Her Gönülde Bir Aslan Yatar’ın tefeci Mualla’sı… Mahallenin şefkatli teyzesi, evin sevimli annesi/babaannesi rollerinde gördüğümüz Muadelet Tibet, sinemamızın en eskilerinden biri. İlk filmi 1940 yapımı Şehvet Kurbanı olduğuna göre, sinemamızın her dönemine şahit olmuş bir karakter oyuncusundan bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Kendisi 1989 yılında aramızdan ayrılmıştır.

Şükriye Atav / 1917-2000 (71 film): Ah Nerede’nin cefakâr, düşünceli, evlatlarını canından çok seven annesi, Analar Ölmez’in şefkatli dadısı, Umut Dünyası’nın Hacer Teyze’si… Canlandırdığı iyilik ve şefkat timsali anne, hizmetçi, büyükanne karakterleri ile izleyicinin gönlüne taht kuran emektar sanatçımız da, Muadelet Tibet gibi sinemamızın her dönemine şahit olanlardan. Titreyen sesi ile suratını asıp ağladığı zaman, hangimizin gözleri dolmadı ki?

Ayten Erman / 1935 (50 film): Sosyete komşu kadın…  Zengin ama vicdanlı köşk sahibesi… Mahallenin sevimli dedikoducu kadını… Şekerpare filmindeki “erkek düşkünü evde kalmış kadın” karakteri ile izleyicinin beğenisini kazanmıştır. Onu hep, nazikçe kullandığı ellerini kaldırıp, boynunu kıra kıra konuşması ile hatırlıyorum. Son olarak Çiçek Taksi, Tatlı Kaçıklar, Çılgın Bediş –özellikle bu dizideki Mefaret karakteri ile izleyicinin beğenisini çokça kazanmıştır- ve Cennet Mahallesi dizilerinde canlandırdığı yardımcı kadın rolleri ile ne kadar kaliteli bir karakter oyuncusu olduğunu, bir kez daha izleyiciye kanıtlamıştır.

Garibe Gündem (39 film): İyi Aile Çocuğu’nun, bankada çalışan Kemal Sunal’a “Burda olmaz çapkın… Gece yarısı eve gel… Bizimki balıkta olacak… Beklerim ha…” diyen yaşlı çapkın kadını, Köşeyi Dönen Adam’ın Hafize Teyze’si, Çiçek Abbas’daki Nazlı karakterinin annesi, Aile Şerefi’nin, Ayşen Guruda’nın yıllardır beklediği çocuğunun ölüm haberini veren Ebe Anne’si… 70’li yıllarda sinemamıza renkli bir karakter oyuncusu olarak dahil olan Garibe Gündem ile ilgili neredeyse hiçbir bilgi mevcut değil. Lakin oynadığı filmlerdeki yaşına baktığımız zaman, yukarıdaki sanatçılarımızla yaşıt olduğunu söylemek mümkün.

Leman Akçatepe / 1918-1992 (146 film): Uyanık Kardeşler’in cefakâr annesi, Umutsuzlar filmindeki Çiğdem karakterinin annesi, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filmindeki Damat Ferit karakterinin annesi… Sinema sanatçısı Halit Akçatepe’nin annesi, Sıtkı Akçatepe’nin eşidir. Uyanık Kardeşler filminde canlandırmış olduğu, “yıllarca sözünden çıkmadığı kocasını evlatları için terk eden anne” karakteri ile izleyicinin beğenisini kazanmıştır. 1992 yılında hayatını kaybeden sanatçımız, kendisi gibi oyuncu olan eşi ve oğlu dolayısıyla diğer sanatçılarımıza nazaran daha iyi bir hayat yaşamıştır.

Nevzat Okçugil / 1921-1998 (120 film): Bitirimler Sınıfı filminin yaşlı beden öğretmeni, Delisin filmindeki Ziya karakterinin eşi, Salako filminin üvey annesi, Sezercik Aslan Parçası filmindeki Sezerciğe ve annesine sahip çıkan Şaziye Annesi… “Ok gibi fırlayıp, yay gibi…” dedikten sonra mindere atladığı an, Sezercik ve arkadaşlarının minderi çekmesi ile yere düşmesine ne kadar üzüldüysek, Sezercik Aslan Parçası filminde hapishanede tanıştığı Sezercik ve annesine sahip çıkmasına da o kadar sevinmişizdir. Sinemamızın öğretmen, anne, dadı, ev sahibi gibi rollerinin emektar sanatçısı Nevzat Okçugil 1998 yılında aramızdan ayrılmıştır. İlk filminin yılı 1939 olduğuna göre, sinemamızın en yaşlı üçüncü kadınlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Suna Selen / 1939 (130 film): Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filminin Kötü Kraliçe’si, Senede Bir Gün’ün Zeynep’i, İffet filmindeki İffet karakterinin teyzesi… Canlandırdığı karakterler ile Türk Sineması’na damga vuran karakter oyuncularından biri olan Suna Selen’in, kuşkusuz en bilinen rolü Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmindeki, Kötü Kraliçe’dir. Tedirgin edici güzelliği ve keskin mimikleri ile önemli karakterleri başarı ile canlandırmıştır. Selen, halen dizi ve sinema filmi çalışmalarına devam etmektedir.

Mualla Sürer / 1902-1976 (235 film): Vahi Öz’ün sesinden “Bedia… Gulüm…” dememiz yeterlidir sanırım… Turist Ömer filmlerinin Bedia’sı, Hayat Sevince Güzel’in huysuz ihtiyarı, Bir Dağ Masalı’nın Müfettiş Nuriye Hanım’ı… O’da yukarıdaki sanatçılarımızdan birkaçı gibi sinemamızın her dönemine şahit olmuş usta sanatçılarından. Oynadığı filmlerin büyük çoğunluğunda canlandırdığı karakterlerin kötüyken iyi olması ya da huysuzken sevimli olması dikkat edilmesi gereken bir durumdur. O, sinemamızın “iyilik ile yola gelen” kötü kadın karakterlerinin en önemli oyuncularından biridir. Turist Ömer filmlerinde canlandırdığı Bedia karakteri ile deyim yerindeyse izleyicinim gönlüne taht kurmuştur. Vahi Öz ile karşılıklı sahnelerini düşündükçe, dolup taşan yazlık sinemalardaki kahkahaları duyar gibi oluyorum…

Neriman Köksal / 1929-1999 (187 film): O, sinemamızın ilk Fosforlu Cevriye’si, Yedi Evlat İki Damat’ın Necmiye’si, ilk televizyon dizisi olma özelliği taşıyan Aşk-ı Memnu’nun Firdevs’i, Ne Olacak Şimdi’nin kadın haklarını savunma derneği başkanı Betül Hanım’ı… Bir dönemin vamp kadınlarından olan Neriman Köksal’ı sinema yazarı Burçak Evren şöyle tanımlıyor: Türk Sineması’nın belki de gelmiş geçmiş en büyük vamp kadınlarından biri olan Neriman Köksal, dişiliği ile ocak söndürür yuva yıkar, sonunda ise hep kendi kurduğu tuzağa kendi düşerdi. Tek silahı ise alameti farikası olan uzun ve çekici bacakları idi.” Güler Misin Ağlar Mısın? gibi sıcak aile komedilerinde canlandırdığı “her koşulda eşine destek olan cefakâr anne” karakteri ile siyah-beyaz filmlerde canlandırdığı “yuva yıkan kadın” karakterinin arasındaki dağlar kadar fark, şüphesiz ki usta sanatçımızın oyun gücünün bir göstergesidir.  

Gönül Beyhan / 1932 (59 film): Şimdi sizlerle -yazımın girişinde bahsettiğim gibi- bu usta sanatçımız ile ilgili anımı, detaylı bir şekilde anlatmak istiyorum:

“Ortaokuldan mezun olduğum senenin (2001) yaz aylarında –kulakları çınlasın- Salih adlı arkadaşımla, Üsküdar’ın Doğancılar parkında küçük bir tezgâh açmış, soğuk su, ayran, ucuz kolye-bilezik satıp harçlığımızı çıkartıyorduk. Birkaç gün geçmeden benim aklıma, 20-30 tane bardak alıp, bir şişe su ile parkı dolaşmak ve arzu edenlere tanesi 100.000 liradan bardak başına su satmak fikri geldi. Hemen bardaklarımızı aldık ve ben parkı turlamaya başladım. Çok iyi para kazanıyorduk ve bir günde toptan aldığımız 2,5 litrelik suyun parasının hemen hemen iki katını çıkartıyorduk. Bir süre sonra yalnızca su ile gezmek yerine küçük bir leğene ayran kola da koyup, parkı sıklıkla turlamaya başladık. Sabit bir yerde oturarak kazandığımızın üç mislini kazanıyorduk.

İşte bu günlerden birinde, parkın aşağı kısmında çimlerde, zihinsel engelli bir kız ile yaşlı bir teyzenin oturduğunu gördüm. Teyze beni çağırdı ve iki tane ayran istedi. Ayranları sattım ve sonra işime devam ettim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra teyze ve kızının sürekli aynı yerde oturduklarını görünce, düşkün vatandaşlarımızdan biri olduğunu düşünerek, sattığım ayranların –teyze her gün benden kesin ayran alıyordu- fiyatlarını düşürmeye, iyi para kazandığımız bazı günler hiç para almamaya başladım. Derken bir gün teyzenin başında bir kalabalık gördüm. Hızlıca koşup yanlarına gittim. Muhtemelen fenalaşmış ya da ölmüşlerdi ve insanlar hayretle birbirlerine bakıp bu yüzden konuşuyorlardı. Yanlarına vardığımda “Gönül Bayhan’mış!” “Bir dönemin çok önemli oyuncusu ya ben biliyorum…” “Ne filmlerini izledik ama!” cümlelerini duydum şaşkınlıktan bir süre bakakaldım. Hemen eve, halamın yanına koştum. Halam –bir tanem benim-, üniversiteye başlamadan önce, Türk Sineması’na, filmlerine ve oyuncularına dair ne kadar bilgim varsa, hepsinin en büyük kaynağıdır. Çok kez bir oyuncun yüzü aklıma gelmiş ama ismini çıkaramadığımdan evi aramış halama sormuşumdur “şu filmde oynayan kimdi hala diye?”. Anında cevabını almışımdır ve dünyalar benim olmuştur. İşte o gün de onun yanına koşup sordum, “Gönül Bayhan kim?” diye. “Aaa!” dedi halam, “bir dönemin vamp kadınlarından, ne de güzeldi ama… ne olmuş ölmüş mü?”. Bir yerden bir şey duyduğumu sanıyordu. Durumu anlatınca fazlasıyla üzüldü. Bense aldığım bilgiyle hemen yanına koştum ve heyecanla sordum;

“Siz Gönül Bayhan mısınız?”

Masmavi gözlerini bana dikip kibarca düzeltti;

“ “Beyhan” efendim… Gönül Beyhan…”

Sorulan diğer soruların da yarısında soyadını düzelterek başladı anlatmaya ve kısaca özetledi sinemada zirve yaptığı yıllarını ve düşüşünü. Bir zaman perişan bir haldeyken kendini toparlayan Mine Soley’in sözünü hatırlattı; “Yağmur yağarken tası ters tuttuk…”

Talihsiz birkaç evlilikten sonra, kendilerine bakan son kişinin de kendisini terk ettiğini söyleyerek başladı ve zihinsel engelli kızını göstererek şöyle dedi; “Ben yakında ölürüm elbet, ama o ne olacak önemli olan o!” Bir hayli büyüktü kızı. Tahminen 27-28 yaşlarında vardı. Kim bu vicdansızlığı yapmıştı? Kim bu insanı –sinema sanatçısı olmasını bir yana bırakıyorum, bir insanı!- bu halde dışarı atar ve ardına bakmadan çekip giderdi? Elbette kendi hataları da vardı bunu kabul ediyordu ama sonuç ne olursa olsun böyle olmamalıydı.

Çok geçmeden Cüneyt Arkın geldi olay yerine. “Babacan” adlı bir program yapıyordu o sıralar. Ekibi ile geldi ve kendisiyle röportaj yapıp, sözler verdi. Ve de sözlerini yerine getirip durumu belediyenin bakım evlerine intikal ettirip Gönül Beyhan’ı bulunduğu durumdan kurtardı.

“37 yaşındaki Oben Ballı adlı özürlü kızıyla birlikte Üsküdar’daki evinde yeni yaşamına başlayan Gönül Beyhan, Üsküdar Belediyesi’ne, kendisine ve kızına sahip çıktığı için teşekkür etti. Son 2 yıl kirasını bir işadamının ödediği Küçükyalı’da bir evde oturduklarını, bu sürenin dolmasından sonra kirayı ödeyemediği için evden ayrılmak zorunda kaldıklarını ifade eden Bayhan, ‘‘Gidecek yerimiz olmadığı için Üsküdar Doğancılar Parkı’na geldik. Yaklaşık 1 hafta geceleri burada yıldızların altında yattık’ dedi”

Gönül Beyhan ile ilgili bu çalışmamı Üçüncü Adam’ın internet sitesinde paylaştığım 12 Nisan 2009 yılından bu yana hala hayranlarından ve onu tanıyanlardan mesaj gelmekte. Hayranlarından edindiğim son bilgilere göre, kendisi Ankara’da bir huzur evinde yaşamaya devem etmekte, kızı Oben’e de huzur evinin bir üst katında bakılmaktaymış. Her şeyi unutabilirim ama onu parkta gördüğüm ilk anı ve masmavi gözlerini unutamam…

Şeref Çokşeker (84 film): Bitirimler Sosyetede filmindeki Veli karakterinin annesi, Nereden Çıktı Bu Velet’in yetimhane müdürü, İbo ile Güllüşah’ın dadı Hilda’sı, İstasyon filmindeki Yasemin karakterinin annesi… Sinemamızın kötü anne, sert bakıcı, nemrut müdüre karakterlerinin, vazgeçilmez karakter oyuncularından biridir Şeref Çokşeker. Onunla ilgili detaylı bilgiye sahip olamasak da, İbo ile Güllüşah filminde canlandırdığı dadı Hilda karakteri ile izleyicilerin hafızalarına yer ettiğine eminim. “Nein Gülşah… Nein..” repliğini hatırlamayanınız yoktur sanırım…

Diclehan Baban / 1934-1978 (108 film): Sinderella-Saraylar Meleği filminin üvey annesi, Sezercik Yavrum Benim’in Melahat’ı, Ah Güzel İstanbul’un Zambak Düriye’si… Sinemamızda iki kere çevrilmiş olan Sinderella filmlerinden, Sema Tamer’in Sinderella’yı oynadığı, 1971 yapımı filmde canlandırdığı “üvey ana” karakteri akılda kalıcıdır. Kariyeri boyunca canlandırdığı “kötü kadın” rollerinin en başarılılarından birini, bu filmde canlandırmıştır. “Yuva yıkan güzel kadın” rollerinin usta sanatçısı Baban, 1978 yılında aramızdan ayrılmıştır.

Lale Belkıs / 1938 (26 film): Sezercik Aslan Parçası’nın kötü kadın Meral’i, Feride’nin Firüzan’ı, Dağınık Yatak’ın Tiraje’si… O’nu hatırlayanlar, Sezercik Aslan Parçası filmindeki kötü karakteri ve cüretkâr sahneleri ile hatırlayacaklardır. Canlandırdığı filmlerin büyük bölümünde çekiciliği ile erkeklerin aklını başından alıp, her istediğini yaptıran kadın karakterlerini başarıyla canlandırmıştır. Belkıs, sinema ve dizi çalışmalarına halen devam etmektedir.

Sabahat Işık / 1927-2005 (128 film): Balatlı Arif’in Emine Teyze’si, Ala Geyik filmindeki Halil karakterinin annesi, Gönülden Yaralılar filmindeki Zeynep karakterinin sütannesi… Kederli/acılı anne rollerinin vazgeçilmez isimlerinden biridir Sabahat Işık. Yorgun filminin sonunda, İbrahim Tatlıses’in vurulması karşısında göstermiş olduğu performans, akılda kalıcıdır. Sinemamızın “en çok ağlayan” kadın oyuncularından biridir desek, hata yapmış olmayız.

Sıdıka Duruer / (70 film): Sezercik Aslan Parçası’nın kadın gardiyanı, Yüz Numaralı Adam’ın şikâyetçi kadını, Ateşli Çingene’nin birbirinden renkli Çingenelerinden biri… Genellikle Çingene, hapishanedeki kadın ve mahalleli rollerinde izlediğimiz Sıdıka Duruer, sert görünüşü ile hayatın sillesini yemiş, kalender kadınları başarıyla canlandıran üçüncü kadınlardan biridir. Maalesef doğumu ve ölümü ile ilgili, elimizde herhangi bir bilgi mevcut değildir.

Remziye Fırtına / 1925 (86 film): Korkusuz Korkak’ın Bedia Hanım’ı, Beş Milyoncuk Borç Verir Misin’in Naciye’si, Nereye Bakıyor Bu Adamlar’ın Aynalı Remziye’si… İzleyiciler onu genelev patroniçesi, mahalledeki komşu kadın, davetli ve huysuz ihtiyar rolleri ile hatırlayacaklardır. Özellikle Korkusuz Korkak filminde canlandırdığı huysuz ev sahibesi Bedia Hanım’ın, “Mülayiiimmmm…” diye bağırması, Kemal Sunal komedilerini sevenlerin eminim ki hatırındadır.

Son söz olarak söylemeliyim ki, ustaların değimiyle “bir şenlik” olan sinemamıza renk katan tüm emektar sanatçılarımızı sonsuz saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bu çalışmamı, çalışmama konuk olan/olmayan tüm sanatçılarımıza, tüm içtenliğimle armağan ediyor, bize kattıkları tüm güzellikler için her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum…

*Okuduğunuz çalışma, Film Arası Dergisi’nin Türk Sinemasında Kadın başlıklı özel sayısı için hazırlamış olduğum yazıdan düzenlenerek sizlere sunulmuştur.

Reklamlar

6 responses to “.::Türk Sinemasının ‘Üçüncü Kadın’larına Dair::.

  1. tabrik ederim

  2. gerçekten mükemmel ötesi bir yazı üçüncü kadınlar.yeşilçam filmlerinde annelik duyguları olsun veya diğer yan rollerde olsun hafızalarımızdan hiç çıkmadılar.yeşilçam filmlerini sevmemizde onlarında çok payı var.üçüncü adam çok teşekkür ederiz.

  3. Harika bir çalışma olmuş. Yeşilçam hastası biri olarak bu blog iyi ki var.

  4. Emeğinize sağlık.. Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Sevim Çalışgir ile ilgili bir yazı, umarım ilerleyen zamanlar da ele alırsınız. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s