.::Enver Dönmez ve Behçet Nacar’a Dair: Gitti Enver, ‘Dönmez’… Behçet Adına Sinemamız Çok ‘Naçar’ Kaldı!::.

Gündem yoğun. Topraklar kan ağlıyor. Haklı-haksız derken zannediyorum ki insanlıktan gittikçe uzaklaşıyoruz. Bu günler bizi nereye götürüyor, çekilen acılar ne zaman son bulur kestiremiyorum lakin, ne vakit bir haber izlesem/okusam içim acıyor. Kahroluyorum. Ve bu günler bir şekilde ‘son bulduğunda’ elimizde ne kalacak, bilemiyorum… Siyaset yapmak değil amacım, sadece ‘insan’ olduğumuzu hiçbir zaman unutmayalım istiyorum. Tek varlığı ‘yaşamak’ olan, insan…

Geçen günlerde Zeki Demir adlı, tiyatro ve sinema sanatçısı bir ağabeyle tanıştım. Kendisi bu işi bir meslek olarak yapmanın ötesinde, gerçek bir sinema sevdalısı. Bayram öncesinde hazırlamış olduğum Kubilay Hakan ile ilgili çalışmamın kaynağı kendisidir. Az sonra okuyacağınız Enver Dönmez ile ilgili yazıyı da Üçüncü Adam için bizzat hazırladı. Eline emeğine sağlık sevgili ağabey, gönlüne sağlık…

Enver Dönmez, sinemamıza yıllarca emek vermiş gerçek bir sinema emekçisiydi. Siyah-beyazlı yıllardan, renkli yıllara kadar, yüzlerce filmde kavgacı-kötü adam karakterleri ile perdede boy göstermişti. Yakın dostlarına anlattığı kadarıyla 1000’i aşkın filmde oynamıştı. Bu rakamın doğruluğunu kanıtlamak için ciddi bir mesai harcamak, arşivden yüzlerce filmi kare kare izlemek gerekli. Çünkü karakter oyuncularımızın çoğunun adı afişlerde ve lobi kartlarında yer almaz. Onların oynadıkları filmleri bulmak için filmlerimizin ilk jeneriklerini dikkatle izlemek gereklidir. Hatta bazen jenerikte bile isimleri yazılmadığından, filmleri dikkatle izlemek en doğru yol. Lakin sinemamızda şimdiye kadar 6000’e yakın film çekildiğinden, belirgin isimler haricindeki karakter oyuncularımızın tam olarak kaç filmde oynadıklarını kestirebilmek pek mümkün değil. Bu durumda, filmlerimizin düzgün muhafaza edilmemesinin ve her film için kapsamlı bir oyuncu listesinin hazırlanmamasının da etkisi büyüktür. Halen kayıp olan, ismini bildiğimiz ama gösterime girdiği yıldan sonra bir daha izine rastlanmamış o kadar çok filmimiz var ki… 80 sonrası ‘video film’ kuşağında kaybolan ve neredeyse ‘yok olan’ filmleri saymıyorum dahi. Yakın zamanda tamamladığım ‘Bir Yadigâr Ejder Kitabı’nın ön hazırlıklarında, Yadigâr Ejder’in oynadığı -‘sinematurk’ adlı sinema veritabanı sitesinde dahi rastlayamadığım- 10’a yakın yeni film keşfettim ve isimlerini kitaba ekledim. Eminim ki birçok karakter oyuncumuz için bu durum böyledir. Yılda 200’e yakın film çevrildiği yıllarda, günde 3-4 filme giden bir karakter oyuncusunun yer aldığı film sayısını hesaplamak imkansız değilse bile çok güç. Bu konuda eklemem gereken tek şey, halen yaşamakta olan ve sinemaya belirli bir dönemde (kısa bir süre) hizmet etmiş karakter oyuncularımızın dilinden düşürmediği ‘300’e yakın filmde oynadım’ lafına pek riayet edilmemesi gerektiğidir. Bu rakamları zikreden sanatçılarımız bir Hakkı Kıvanç, bir Oktay Yavuz, bir İhsan Gedik ise bunu tartışmaya dahi gerek yok. Lakin bu cümleleri bazı zamanlar öyle isimler ve yüzlerden duyuyorum ki, gerçekten hayret ediyorum… İsim vererek hiçbir sinema emekçisini rencide etmek istemem. Çünkü bu onların değil, arşiv yapıp, belge tutmayı beceremeyen sinemamızın ayıbıdır. Arşivlerimizde, filmlerimiz haricinde kanıt niteliği taşıyacak herhangi bir belge olmadığından, herhangi bir karakter oyuncusunun ‘Ben 400 filmde oynadım…’ demesine şaşırılmamalı…

Önemle belirtmek istiyorum ki; sinemamız, sürekli televizyonlarda dönen 40-50 filmden ibaret değildir! Türk sinemasının, yıllarca başı sansürden kurtulamamış, izleyici ile buluşması sakıncalı bulunmuş, söyleyecek ciddi sözleri olan öyle çok filmi var ki… Durmayın, lütfen araştırın… Çünkü bir Kara Çarşaflı Gelin’i, bir Aç Kurtlar’ı, bir Karanlıkta Uyananlar’ı, bir Maden’i, bir Hakkari’de Bir Mevsim’i, bir Karartma Geceleri’ni, bir Dönersen Islık Çal’ı, bir Endişe’yi hiçbir televizyon kanalı vermedi, vermeyecek de…

Lafı biraz uzattım belki ama, ‘arşiv’ meselesi, en çok üzerinde durduğum ve araştırmalarımda/çalışmalarımda en çok eksikliğini duyduğum bir mesele… Bir çok şeyi baştan yazmak, çok araştırmak, yaşayan sanatçılarımızdan bıkmadan, usanmadan dinlemek gerekiyor. Çünkü Türk sinema tarihi, yıldızların ve büyük filmlerin değil, ona her alanda emek vermiş, tüm sinema emekçilerinin tarihidir. Ben çalışmalarımla, yapmayı amaçladıklarıma, bu ‘gayrı resmi Türk sinema tarihin’ peşini asla bırakmayacağım. Arkeolojik kazılarıma hız kesmeden devam edeceğim…

Gelelim Zeki Demir ağabeyin, Enver Dönmez ile ilgili hazırlamış olduğu yazıya… Yazıda Enver Dönmez’in oynamış olduğu film sayısı çok net bir rakamla verilmiş. Bu sonuca nasıl ulaşıldı bilemiyorum ama, emektar karakter oyuncumuzun yüzlerce filmde yer aldığından hiç şüphem yok. Sinemaya başladığı yılı ve film piyasasında oldukça sevilen/aranan bir karakter oyuncusu olduğunu bildiğimden, kendisinin ‘sinematurk’te 216 olarak belirlenen film sayısının en az iki katı kadar filmde oynadığını tahmin ediyorum.

Ve maalesef, bu kadar filmde oynamış bir sinema emekçisinin oldukça üzücü hayat hikayesini, içim acıyarak sizlerle paylaşıyorum;

Zeki Demir’in kaleminden…

“57 YILDA 1042 FİLMDE OYNADI, EMEKLİ OLMADAN TEK BAŞINA ÖLDÜ…

Malatya’nın Pütürge ilçesinde çekimler sırasında yaşamını yitiren Türk Sineması’nın en büyük karakter oyuncularından Enver Dönmez’in tam 1042 filmde oynadığı, ama buna karşılık SSK ya da emekliliğinin bulunmadığı öğrendim.

72 yaşında emekli olmadan vefat eden Enver Dönmez, Türk Sineması’nda 1961 yılından bu yana hizmet yaptı. Tam 53 yıl hizmet verdiği Yeşilçam’da 1042 filmde oynayan, 1943 Hatay doğumlu sanatçıyla, vefatından bir gün önce, -aynı filmde rol alıyorduk- ufak bir röportaj gerçekleştirdim.

Zaman zaman hüzünlenerek sıkıntılarını dile getiren büyük oyuncu, her biri önemli mevkilere gelmiş üç evladı tarafından terk edildiğini ve sahipsiz kaldığını, sıkça maddi sıkıntı yaşadığını, düğme ve tespih satarak boş zamanlarını değerlendirip kazanç elde etmeye çalıştığını, Yeşilçam oyuncularının dizilerde ve yeni çekilen filmlerde geri plana itilip rol verilmediğini ve onlarca oyuncu ve sinema emekçisinin sıkıntı içinde yaşadığını ifade etti.

“YUSUF SEZGİN KARTIMI KIRDI”

Sinema Sanatçıları Derneği üyesi olduğunu söyleyen büyük üstat Enver Dönmez “Bir gün kalkıp Sinema Sanatçıları Derneği’ne gittim. O zaman Yusuf Sezgin başkandı. Konuşmak istedim konuşturmadı ve aidat borcum olduğunu söyleyerek kartımı alıp parçalara böldü ve yüzüme fırlattı. Çok büyük onurum kırıldı, merdivenlerden aşağı inerken ağladım. Emekliliğimiz yok, iş çıkmıyor maddi sıkıntı içindeyiz.” dedi.

Kendisini terk eden ve arayıp sormayan çocuklarını anarken gözleri dolan Enver Dönmez, “Çocuklarımı çok özlüyorum ama, onlar beni hiç arayıp sormuyor.” dedi. Dönmez, çocuklarının siyah beyaz küçüklük fotoğraflarını cüzdanından çıkartıp gösterdi.

“SETTE VEFAT ETTİ”

Türk Sinemasında Yılmaz Güney ile birlikte 22 filmde oynayan ve 18 yaşında başladığı Türk Sinemasında 1042 filmde rol alarak kırılması imkansız bir rekora da imza atan Dönmez, Malatya-Pütürge ilçesinde Halit Sunal’ın çektiği Ağır Bedel isimli filmin çekimleri sırasında rahatsızlandı. Ambulans ile önce Pütürge, daha sonra da Malatya Devlet Hastanesi’ne kaldırılan sanatçı, kendi isteği ile akşam sete geri getirildi ve sabah erkenden kalkıp kostümlerini giyerek kamera önü için hazırlandı.

“ÇENESİNİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİYLE BİRLİKTE BEN BAĞLADIM”

Enver Dönmez ağabeyin vefat ettiği gün yanındaydım…

Sabah saat 08.00 sıralarıydı, odasına girdim. giyinmiş yatağında oturuyordu. ‘Enver baba nasılsın?’ dedim, ‘İyiyim, iyiyim… Sete ne zaman gidiyoruz?’ dedi. ‘Baba sen otur, keyfine bak…’ deyip dışarı çıktım. Aradan on dakika geçmeden evde kalan bayan arkadaşlar ağlayarak dışarı fırladılar. ‘Enver abi öldü…’ diyorlardı. Zaten sabah erkenden ambulansı takrar aramıştı yönetmenimiz, sanırım durumunu iyi görmedi. Girip baktım, çekyatın üzerinde öylece oturuyordu, nabzına baktım atmıyordu. Ortalık ana baba günü oldu… Ağlayanlar, çaresiz bakışanlar… Görüntü yönetmeni Mustafa Bekmezci ile birlikte çenesini ve ayaklarını bağladık. Bir anda ayakları morlaşmıştı. Az sonra doktor geldi, güvenlik güçleri geldi, ağlıkçılar geldi ama iş işten geçmişti. Akrabalarını aradık, kimse sahip çıkmadı. İstanbul’da kendinden büyük bir kardeşi varmış, aradık. ‘Siz oraya gömün, İstanbul’da mezar yeri para ile satılır. Biz alamayız… Çocukları da zaten babalarını istemiyor…’ dedi. Yönetmenimiz Pütürge Belediyesini aradı, mezar yeri açtırıldı. Gidip yatakladık. Cenazesini de oyuncu arkadaşlar cami hocası ile birlikte yıkadı. Cenaze namazını kılıp defnettik. Lokmasını yapıp dağıttık. İki gün sonra Hatay’dan yeğeni olduğunu söyleyen bir hanım ve İstanbul’dan da yengesi geldi, mezarını ziyaret etmişler. Ağlayıp film ekibine teşekkür ettiler. Çantasından birkaç parça çamaşır, eski film fotoğraflarının olduğu albümler ve sadece 65 lira para çıktı. İki tespihi, iki de eski model cep telefonu vardı. Tespihlerinden birini bana verdi yönetmen, saklayayım diye. Diğerlerini de dağıttı. 65 lirayı da film çektiğimiz köydeki fakir bir genç olan Hıdır’a verdi yönetmenimiz…”

Zeki Demir

Ve geldik Behçet Nacar’a… Sinemamızın en zor günlerini emeği ile parçalayarak ayakta kalmaya çalışmış, sinemamızın en renkli oyuncularından Parçala Behçet’e…

Sanatçımızı geçen hafta Cuma günü (03.10.2014) kaybettik. Yaklaşık 6 yıldır hastaydı Behçet Nacar…

Yıl 2008…

Üniversite son sınıfta okuyor, aralıklarla kısa/orta filmler çekiyordum. O günlerde Kahraman adlı bir orta metraj filme başlayacaktım. Filmde bir polis karakter vardı ve polis kostümü lazımdı. Sağdan soldan soruşturdum, polis tanıdıklardan rica ettim ama olmadı. Bir türlü polis kostümünü bulamıyordum. Filmi neredeyse sıfır bütçe ile çekeceğimden, kiralama işine pek yanaşamıyordum. Günler geçip çekim günü yaklaşınca başka çarem kalmadı. Üniversitedeki hocalarımdan biri beni, Behçet Nacar’ın Beyoğlu’ndaki kostüm kiralama dükkanına yönlendirdi ve kendisini de görürüm ümidiyle hevesle dükkana gittim ama onu göremedim. Dükkanın başında duran ağabey, ‘Behçet abin biraz hasta, pek uğramıyor dükkana…’ dedi ve öğrenci olduğumu öğrenince tüm iyi niyeti ile bana ciddi bir indirim yaptı. Dükkandan çıktıktan sonra sokaktakilere sordum, dediklerine göre aylardır sokağa da uğramıyordu.

Çekimlere başlamıştım. Polis karakterinin çekimi olacağı günün sabahı yönetmen yardımcısı arkadaşım sabahtan kostümü alıp sete getirmişti. Kostümü yalnızca 1 günlüğüne kiraladığımdan o gün içerisinde o sahneyi çekip bitirmem gerekliydi. Elimden geldiği kadar hızlı hareket etsem de gündüz sahneleri öylesine çok uzamıştı ki polis karakterinin sahnesini çekememiştim. Hatırladığım kadarıyla kostüm için 1 günlük 100 TL ödeyecektim. Çekimlerin yarına sarkması demek, kostümü 1 gün daha kiralamam demekti ve o kadar param yoktu. Akşam saatlerine doğru son çare olarak kostüm dükkanını aradım. Telefona dükkanda konuştuğum ağabeyden başka birisi çıkmıştı. Kendisini tanımadığım için, ilk görüştüğüm ağabeyi isteyince biraz sinirlendi; ‘Bana söyle… Ben Behçet…’ dedi. Evet, telefondaki Behçet Nacar’dı… Heyecanlanıp, kem-küm ederek durumu anlattım. Belleğimden hiçbir zaman çıkmayacak şu cümleleri söyledi: ‘Evladım dur… Heyecan yapma… Çekim ne zaman biterse, o zaman getir kostümü… Para falan da düşünme… Sinemacıyız biz yahu…’

Kendisine ne kadar çok teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum. O günün ertesi –bir Pazar günüydü- polisli sahneyi çekmiştim. Pazartesi bizzat kendi ellerime kostümü iade etmek için dükkana gittim. Amacım Behçet ağabeyin elini öpmek, tekrar teşekkür etmekti. Dükkana girdim, yine yoktu. İlk görüştüğüm ağabeye kostümü teslim edip, selamlarımı ve saygılarımı iletmesini söyledim. Son teşekkürüm içimde kalmış bir şekilde dükkandan çıktım…

O günden bu güne onlarca kez sokağa gittim ve dükkana uğradım lakin hiçbir zaman kendisini göremedim. Rahatsız etmemek adına da evine gitmeyi düşün(e)medim. Yaklaşık iki hafta önce, canlı arşiv-yönetmen Günay Kosova ağabeyi ziyarete gittiğimde, şimdilerde hala kulağımda çınlayan şu cümleleri söyledi: ‘Behçet ölüyor Erhancım… Gidip bir ziyaret et…’ İçim yanmış, dilim tutuşmuştu. Kısa sürede yapacaklarım arasına Behçet ağabeyi ziyaret etmeyi de eklemiştim ki… Olmadı… Bir kez olsun elini öpemeden, çekip gitti dünyadan… Sinemamızdan… Sokağımızdan… Arkadaşlarının arasından…

*Vadullah Taş Arşivi.

O gün yüzüne karşı edemediğim teşekkürü buradan ediyorum izninizle… Çok teşekkür ederim Behçet ağabey… Çok teşekkür ederim…

Şimdi düşünüyorum da, ben dahil birçok sinemasever Behçet ağabeyi hep aklının bir köşesinde tutmuş, belki de –istemeden- aralıklarla unutarak onunla yaşamıştı. Biz, sinema araştırmacıları ve sinemaseverler onu geçen hafta kaybettik ama, sinemamız?

Sinemamızın patronları ve oyuncu dernekleri?

Yoksa onlar Behçet Nacar’ı çok önceden, hasta yatağına düştüğü an mı kaybetmişlerdi?

Ruhun şad olsun Behçet Nacar!

Babam ve ben, seni her zaman çok sevdik…

Üçüncü Adam / Erhan Tuncer

Reklamlar

6 responses to “.::Enver Dönmez ve Behçet Nacar’a Dair: Gitti Enver, ‘Dönmez’… Behçet Adına Sinemamız Çok ‘Naçar’ Kaldı!::.

  1. ellerinize sağlık. mhteşem bir siteniz var.

  2. Niyazi odabaş

    Sizlerin sayesin de bir kere daha Enver dönmez ve Behçet nacar’ı rahmetle anıyorum mekanları cennet olsun inşallah…

  3. Behçet abi gibi ömrünü sinemaya adamış diğer Yeşilçam oyuncularınında sinema için yaptıkları bilmediğimiz fedakarlıkları okuyunca içimizdeki değerleri daha çok artıyor.sizin sayenizde öğreniyoruz.iyi ki varsın üçüncü adam.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s