.::Günay Kosova: Merceklerle ve makaralarla, üzüm sandığının içine sinema makinesi düzeni kurdum ve mahallenin çocuklarına film gösterimi yaptım. Bilet de neydi biliyor musunuz? Eski sigara paketlerinin üstü ve gazoz kapağı…”::.

İyi pazarlar sevgili Üçüncü Adam okurları…

Sinemamızın birçok dönemine şahit olmuş ve neredeyse her kademesinde çalışmış bir sinema emekçisi Günay Kosova

Kendisi ile, geçen senenin son aylarında uzun bir röportaj gerçekleşmiştik. Sinema yaşantısından anılarına, hassasiyetlerinden özel ilgi alanlarına kadar bir çok konuda konuşmuştuk. Yaklaşık 1 buçuk saatlik ses kaydının deşifresinin ardından, senarist/yönetmen Günay Kosova ile yapmış olduğumuz röportajı birkaç bölüm halinde yayınlamak istedik.

Kendisi tam manasıyla bir Türk sineması ansiklopedisi… Sitemizdeki karakter oyuncularımıza dair, bilinmeyen birçok anekdotu bizlerle paylaştığı için ve sinemamıza kattıkları için kendisine sonsuz teşekkür ediyoruz.

Keyifli okumalar efendim…

Günay Kosova;

22.06.1942 / Amasya doğumluyum.

Sinema kariyerim şöyle başladı; çocukluğumda bizim ilkokulda her Çarşamba bizi sinemaya götürürlerdi. Öyle bir adet şimdi maalesef yok Türkiye’de. Çok acı bir şey aslında bu. Kültüre dönük o kadar güzel bir şeydi ki… Biz o 6-7 yaşında sinemaya girdiğimiz zaman büyülenirdik. O sinema perdesinde aksedilenler, bizi çılgına çevirirdi. Benim içime sinema aşkı o zaman doğdu. Ve ben 6 yaşında ilkokul birinci sınıfta okumayı çözdükten sonra, bu sinema afişlerini, lobilerini her gün seyreder, okumaya çalışırdım. Acayip bir şey doğdu bende, sevgi doğdu. Birinci senenin yazında, ben bir sinemadan -gece 12’den sonra, sinema dağıldıktan sonra- film çaldım. Bir kısım film ama… Makine dairesine kalas dayayıp, film çaldım. Aldım o filmi eve getirdim. Bizim evde mahallede Dursun diye bir arkadaşımızın bodrum katı vardı. Biraz ilkel bir sinema salonu yaptım oraya ve kendim makine yaptım. Oynatıcı makine… Merceklerle ve makaralarla, üzüm sandığının içine sinema makinesi düzeni kurdum. Dışarıdan, güneşten gelen ışıkla aynaları yansıtıp film oynattım ve bütün mahallenin çocuklarına film gösterimi yaptım. Mesela haftanın üç günü gösterim yapardım. Bilet de neydi biliyor musunuz? Eski sigara paketlerinin üstü ve gazoz kapağı. Mesela bir tane sevgilim vardı… O 6 yaşında idi, ben işte 7’ye girmek üzereydim o benim farkımda değildi. Ama ben ondan hiç bilet almazdım ve en öne oturturdum onu. Orada, kendi yaptığım makine ile içime düşen kurt, her geçen sene daha da içimde birikti, artık birdi bin oldu.

Sonra işte İzmir’e geçtik oradan. Orada da sinemalardan çıkmaz olmuştum. Aldığım her harçlıkla sinemaya giderdim. Mesela bir filmi en aşağı, -hele de sevdiğim kovboy filmlerini- 15’ten aşağı izlemezdim. Mesela Avare çıktığı zaman, 28 defa izledim Avare’yi. Mesela herkes oyuncunun filmine gider, ben çok önceden öğrenmiştim jeneriklere bakardım. Böyle böyle yönetmenlerin filmlerine gitmeye başladım. Bir de firma filmlerine… Mesela Kemal Film’in yaptığı filmlere hiç tereddütsüz giderdim. Ve hiçbir zaman da Kemal Film’in filmleri beni yanıltmadı. Yani beni olduğu gibi, benim güdümlediğim arkadaşlarımı da yanıltmadı. O zamanlar siyah beyazdı. Kaliteli işler yapıyorlardı. Niye? Aileden zenginlikleri olması nedeni ile sinemaya para harcıyorlardı. Böyle içime kurt düştü işte benim. Büyüdük ettik… İşte ilkokul bitti, ortaokulu da okudum 1 sene. Matematik sıfır bende ama çok iyi kompozisyon yazardım. Orada işte hikayeler de yazmaya başladım, oluşturmaya başladım. Ben olsam ne yapardım diye falan…

Sonra 59 senesi geldi… İzmir’de, Kocamdan Ayıramazsın diye, İhsan Tomaç var eski yönetmenlerden, film çekiyorlar. Orada da benim arkadaşım set amirliği yapıyor… Beni aldı, “Gel bana yardımcılık yap…” dedi. Oradan girdim. Atilla Örgün’ün de ilk filmidir. Sevim Tuna eski assolist… Orada başladım. Hatta o filmde doğmuştu “Ormancı” şarkısı. Ve ben o kadar bahtiyar oldum ki o filmde. Onun sözleri şimdi ismini hatırlayamadığım bir adama ait ama beste Zeki Duygulu’nundur. Zeki Duygulu ilk Ormancı’yı sette bana çaldı. “Bak evlat…” dedi, “Bir dinle, filmde kullanacağız bu şarkıyı…” dedi. Dinledim, hakikaten çok güzeldi ve haklı çıktım beğenmem de.

O filmden sonra askere gittim. Askerden döndükten sonra İstanbul’a geldim. 63 senesinde Yılmaz Atadeniz’in Kilink filmlerinde set işçisi olarak çalışmaya başladım. O filmlerden sonra Türker İnanoğlu’nun yanına girdim. Orada set amiri oldum. Set amirliğimden sonra kademeli olarak kamera asistanlığı yaptım… Mesela Kartal Tibet’in oynadığı, Suat Yalaz’ın yazdığı Karaoğlan’larda, Mahmut Demir’in asistanlığını yapmaya başladım. Kamera asistanlığı yaptığım zamanlarda, Mahmut ağabey hasta olduğu gün ben çektim. Kameramanlığım da oradan geliyor yani. Sonra Mustafa Yılmaz ile çalışmıştım. Ardından bir dönem hem kamera asistanlığı, hem de kameramanlık yaptım. Tabii öncesinde ışık asistanlığı ve ışık şefliği de yaptım. Ondan sonra, -kamera asistanlığından sonra- prodüksiyon asistanlığına atladım. Sonra prodüksiyon amirliği yapar iken Türker (İnanoğlu) ağabeyin asistanı oldum, reji asistanı… Ve o sıralarda senaryoda yazmaya da başlamıştım.

İşte o sıralarda Yılmaz (Güney) ağabey beni arattı, demiş ki: Aç Kurtlar’ı çekiyorum, bana birinci asistan Savaş Eşici’yi getirin, -sonra yönetmen oldu Savaş Eşici- ikinci asistan için de Arnavut oğlunu getirin… Yılmaz ağabey bana hiçbir zaman bana Günay demezdi… Ya Kosova ya da Arnavut oğlu derdi… Çok severdi beni. Arnavutları benim ile birlikte çok sevmeye başlamıştı. Türker ağabeyden sonra, birkaç film Yücel Uçanoğlu’na asistanlık yaptım. Yücel Uçanoğlu ile hem fotoroman, hem de film çekiyorduk. ‘Kaderden Kaçılmaz’ diye bir fotoroman çekiyorduk. Orada orta yaşlı, yani 30-32 yaşlarında, mahallenin memur tipli adamlarına benzeyen bir adam bulmak gerekti. Yücel ağabey; Şehir Tiyatroları’nda bir çocuk var, bizim Ali (Şen) babanın oğlu…” dedi. Ben de çok seviyorum onu dedim. O sıralarda üçüncü dördüncü rollerde oynuyordu Şener… O fotoromanda oynattık onu. Ondan sonra ben Abbase Sultan filminde çalışmaya başladım. Türkan Şoray, Mahir Özerdem… Ali ağabey de oynuyordu. “Ali ağabey…” dedim, “Senin oğlanı oynattık…” dedim… “İyi b.k yemişsin…” dedi gülerek, “Bir sülaleye bir artist yeter yahu…” Çok büyük sanatçıydı… Allah rahmet eylesin…

1. BÖLÜMÜN SONU

13.10.2012 / Beyoğlu

Üçüncü Adam / Erhan Tuncer

Reklamlar

One response to “.::Günay Kosova: Merceklerle ve makaralarla, üzüm sandığının içine sinema makinesi düzeni kurdum ve mahallenin çocuklarına film gösterimi yaptım. Bilet de neydi biliyor musunuz? Eski sigara paketlerinin üstü ve gazoz kapağı…”::.

  1. Geri bildirim: .::Günün Röportajı::. | Üçüncü Adam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s