Ne Demeli? “Yeşilçam” mı? “Türk Sineması” Mı?

Değerli Üçüncü Adam okurları, hepinize merhaba…

Uzun bir aradan sonra tekrar sizlerin karşısındayız. Biliyoruz ki, Üçüncü Adam geçen sene verimli bir sene geçiremedi. 2009 yılında tam 83 çalışma yayınlamış olan ekibimiz, geçen seneyi yalnızca 15 çalışma ile kapadı. Nedeni ise bizim iki kişiden oluşan küçük bir ekip olmamız. Yazı işleri ile ilgilenen ben, Ağustos ayında askere gidince çalışmalarımız doğal olarak bir hayli aksadı, yeni bir çalışma eklenemedi. Grafik işleri ile uğraşan, ekibimizin diğer üyesi arkadaşımla, askerdeyken konuşmaya başladığımız Üçüncü Adam’ı yenileme düşüncemizi çok şükür gerçekleştirdik. İlgi ve alakanızdan olayı siz değerli okuyucularımıza sonsuz bir teşekkürü borç biliriz…

“Kaş yaparken, göz çıkarmak…”

Geçen günlerde bildiğiniz üzere “Yeşilçam Ödülleri” adı altında bir ödül töreni gerçekleştirildi. Ödül törenini yayınlayan televizyon kanalı da marifetmiş gibi, tüm ödül töreni boyunca ekrandaki “Türkiye’nin Oscar’ları” yazısını kaldırmadı. Bunu nasıl bir zihin yapısı ile yaptıklarını düşündüğümde ortaya çıkan tek bir sonuç var… O da, Antalya Altın Portakal, Adana Altın Koza, İstanbul Film Festivali gibi, sinema emekçilerinin ve seyircilerinin fazlasıyla ilgisini toplayan festivallerle boy ölçüşme çabası. Her festival komitesinin gönlünde elbette ki “Türkiye’de yapılan en iyi film festivali” olma hayali yatmaktadır ve bunun için çabalamaktadırlar ama bunu Yeşilçam Ödülleri’ni sunan televizyon kanalının izlediği gibi ucuz bir strateji ile yapmayı asla düşünmemişlerdir. Çünkü yalnızca ülkemizdeki sinema izleyicileri değil, tüm dünya bilmektedir ki, Oscar ödülleri güvenilir, kıstas alınabilir ödüller değildir. Yazık ki ülkemizdeki önemli bir sinema derneğinin başkanı olan beyefendi bile bunu bilmemekte yahut bilmezlikten gelmektedir. Sinemamızın başına ne geldiyse, reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığından dolayı gelmedi mi?

Şimdi gelelim esas meseleye, yani “Yeşilçam” meselesine…

Ne demeli? “Yeşilçam” mı? “Türk Sineması” mı?

Üçüncü Adamı kurduğumuz ilk aylarda, çalışmalar içinde geçen Yeşilçam’lı cümlelere ve kategorilere rastlamak mümkündü. Çünkü siz okurlarımızın kabul ettiği bir kavramdı bu Yeşilçam kavramı. Derken zaman geçti ve yeni yazılar yayınladık. Bu zaman içerisinde sinemamız adına –her zaman olduğu gibi- sıkça düşünmeye devam ettim ve nihayetinde farklı doğrultuda bir kanıya vardım. Ama önce, karşıma çıkan birçok soru ile mücadele etmem gerekiyordu…

Yeşilçam ne demekti? Neye hizmet ediyordu? Nostaljik piyasa filmlerimizi mi temsil ediyordu, yoksa Metin Erksan’ın, Lütfi Ö. Akad’ın, Halit Refiğ’in, Atıf Yılmaz’ın, Yılmaz Güney’in filmlerinin de içinde bulunduğu tüm Türk filmlerini mi? Natuk Baytan, Remzi A. Jöntürk, Çetin İnanç, Orhan Elmas, Memduh Ün Yeşilçam filmleri çekiyordu da, Metin Erksan Susuz Yaz’ı çekince, neden o film tarif edilirken “Yeşilçam’ın önemli filmlerinden” değil de  “Türk Sineması’nın önemli filmlerinden” deniyordu?  Çetin İnanç, Orhan Elmas, Remzi A. Jöntürk, Memduh Ün gibi yönetmenler Türk filmi çekmiyorlar mıydı?  Yeşilçam’ın önemli filmleri nelerdi o zaman? İş yapmış, para kazandırmış olması yetiyor muydu? Bir ülkenin birden çok sineması olabilir miydi?  Bu ve bunun gibi birçok soru ile çıktım düşünce macerama ve nihayetinde bu yazıyı yazıyorum.

Bir ülkenin sinemasını, o ülkede çekilen filmler oluşturur. Bu, iki kere iki dört eder kadar açık, bir ilkokul talebesinin dahi anlayacağı bir gerçektir. Şimdi bunu cepte tutup bir adım daha atalım. Bir ülkenin sinemasını oluşturan tüm filmlerin ayrı birer yönetmeni, yani ayrı birer bakış açısı, ayrı birer gözü, ayrı birer dili vardır. Kimi yönetmen yakın planları ustalıkla kullanırken, kimi kaydırma ve türevleri gibi birçok sinema hareketinden uzak durup genel planla çalışmayı tercih etmiştir. Osman F. Seden tüm kareye Ayhan Işık’ın suratını sığdırırken, Lütfi Ö. Akad filmlerinde, filmin tüm önemli karakterlerini tek bir planda gösterecek kadar geniş planlar kullanmış, Natuk Baytan hızlı kaydırmalarla yahut açılmalarla her daim dinamik bir anlatım yakalamıştır. Bu çeşitlilik sinemamızı güçlendirecek bir avantaja dönüşecekken, bazı sinema tüccarları, Beyoğlu’nda film şirketlerinin bulunduğu bir sokağın adını, tüm piyasa filmlerini, yeniden çevrimleri, uyarlamaları, avantürleri, erotik filmleri ve birkaç günde çekilmiş saçma sapan ticari filmleri kapsayacak bir kavram haline getirip, paralarını kazanıp köşelerine çekişmişlerdir. Yıllar sonra, o yıllarda olduğu gibi masumane bir halde kalması düşünülen bu kavram, araba çarptığı zaman gözleri açılan kadınların, en büyük edebiyat eserlerini dahi kıskandıracak bir özenle yazılmış alengirli cümlelerin, iş yapmış yabancı filmlerin komik uyarlamalarının, erotik olmayı beceremeyen erotik-komedi filmlerinin, bir okla dört kişinin öldüğü bol kanlı, kahramanlı filmlerin genel bir adı olmuş, her kötü filme “Ne öyle Yeşilçam filmleri gibi?” yaftasının yakıştırılması ile kaliteli piyasa filmi yapmış tüm sinemacılarımızın eserleri bir çırpıda heba olmuştur.

Kötü dahi denilemeyecek kadar kalitesiz işlerin, özenli çalışmalarla dolu sinemamızı kirletmesine daha fazla gönlüm razı gelmediğinden, bu kavram yukarıda bahsettiğim gibi masumluğunu kaybettiğinden, artık “Yeşilçam Filmleri” yerine, “Türk Filmleri/Türk Sineması Filmleri” denmesini daha doğru buluyorum… Üçüncü Adam ekibi olarak Yeşilçam Anketleri olan kategorimizin adını, Türk Sineması Anketleri olarak değiştirmemiz, bu duruşumuzun en basit örneğidir.  Umarım yakın zamanda Yeşilçam Ödülleri adı altında dağıtılan ödüller, Türk Sineması Ödülleri adı altında verilir de, işini özenle yapmış, birçoğu vefat etmiş usta sinemacılarımızın filmleri hak ettiği değeri kazanır, aramızda olmayan değerli sinema adamlarının ruhları huzur bulur.

Şimdi hatırladım ve tekrar izledim de, sinemamızın kavgacılarından, -ne yazık ki- birçok kişinin adını dahi hatırlamadığı Kadir Kök dahi  (kendisi ile ilgili yazmış oldum yazıya, kendi isteği doğrultusunda eklemediğim video kaydının sonunda) “Sinemamızın unutulmaz kavgacısı Kadir Kök!” diyordu. Sinemamızın… Türk Sineması’nın…

Son söz olarak diyorum ki; Bırakalım da Yeşilçam kavramı sadece, yazlık sinemalarda film izleyebilmiş dedelerimizin, babannelerimizin, babalarımızın annelerimizin hafızasında, temiz bir şekilde kalsın…

Yola çıkarken şöyle demiştik: Üçüncü Adam’da, Türk Sineması’na emek vermiş ama adı sadece kitaplarda geçen ve -belki de- hatırlanmayan sinema emekçilerinin hayatlarını ve filmografilerini bulacaksınız…

Keyifli okumalar…

Genseriko (Nam-ı Diğer Lüzumsuz Adam)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s