.::Halit Refiğ İle “Ulusal Sinema” Üzerine…::.

Kendi objektifimden Halit Refiğ...

Söyleşiyi yapan:Erhan Tuncer (Luzumsuz Adam/Genseriko)

Söyleşi tarihi: 8 Ekim 2008

Yer:Fındıklı, Halit Refiğ’in evi;

Geçen sene bu ay, uzun zamandır ulaşıp Türk Sineması ile ilgili bir söyleşi yapmak istediğim Halit Refiğ ile, Fındıklı’daki evinde, Türk Sineması/Ulusal Sinema adına keyifli bir söyleşi gerçekleştirmiştim. İşte o söyleşiden notlar…

HALİT REFİĞ İLE TÜRK SİNEMASI ÜZERİNE

Erhan Tuncer-Sizce Türk Sineması var mıdır? (Vereceği cevabı bildiğim ama kendimi tutamadığım için küçük bir girizgahın ardından hemen ana meseleye geliyorum)

Halit Refiğ-Şimdi asıl iş temel meselede. Türk Sineması’nın varlığı yokluğu, temel bir meselenin özel bir kısmı olabilir. Ulusal Sinema kitabımın başlarında, sinema meselelerine girmeden önce batının, Türk sanatı üzerindeki düşüncelerine yer vermiştim. Batı’ya göre “Türk Sanatı” yoktur. Var olan Türk sinemasından da habersiz görünmeyi tercih ederler. Batı ile Haçlı seferlerine dayanan bir çatışma vardır. Bugün bile devam etmektedir. Bizim aydınlarımızın büyük bir kısmı, sinema için de sinema dışında da, bilginin kaynağı olarak “batıyı” görürler. Romanda, müzikte, tiyatroda hep batıyı kriter alırlar. Sinemada da böyledir. Batının temel düşüncelerine karşıt olan bir eser varsa, onu eserden saymazlar. Bu yeni bir durum değil. Bu Türkiye’nin batılılaşmaya çabaladığı tarihten beri süre gelen bir durum. Bizim bu durumda atacağımız ilk adım, Türk Sineması’nın varlığını kabul edip onun varlığından yola çıkarak, yürümeye devam etmek. Devlet eğer “ulusal bir kültür politikası”na sahip değilse, milli eğitim denilen sistem “milli” değilse, devlet eğitimi yeniden “millileştirme” çabasına girmezse, ulusallık bilinci taşıyan insanların, bu bilinci taşımayan insanlar karşısında yapacağı pek bir şey yoktur. Başka türlü düşünenler, bu düşüncelerine sadık kalmaya ve öyle yaşamakta özgürdürler. Ben kendi adıma böyle yapmaya çalıştım. Şu konuştuğumuz an için de bundan pişmanlık asla duymuyorum.

E.-Biz mesela sadece ilk senemizde Türk dili dersi gördük. İmla kurallarını, “de”yi, “da”yı ayıramayan insanlar var. Şimdiki senemizde de sadece iki saatlik bir Türk Sineması dersi var. Aynı durumla karşı karşıyayız. Türk Sineması hakkında da hiçbir fikri olmayan insanlar var. Sizce bu ders ilk seneden itibaren verilse nasıl olurdu?

H.R.-Erhan kardeşim ben fikrimi genel bir kapsamda ifade etim. Bugün Türkiye cumhuriyetinin bir ulusal kültür politikası yok. Bugün devlet kadroları, farkı düşünseler dahi, tek düşünceleri var “Avrupa birliğine nasıl üye oluruz?”. Hal böyle olunca Türkiye’de eğitim Avrupa eğitim kurumları ile aynı kriterlere göre düzenleniyor. Bunun yanı sıra, çok acı başka bir şey; Türkiye’de savunma da milli savunma olmaktan çıktı, her ne kadar bakanlığın adı milli savunma bakanlığı ise de, aynı şekilde milli eğitim bakanlığının da adı her ne kadar milli eğitim bakanlığı ise de,eğitimin de savunmanın da ne kadar milli olduğunu sen tahmin ediyorsundur. Maalesef, acıdır ki, adı milli olan, savunma sistemimiz, “Nato” ittifakı içindedir ve kendi milli çıkarlarından çok, bağlı olduğu “Nato” yani Kuzey Atlantik ülkelerinin savunmasına göre savunma sistemini düzenlemektedir. Bu yüzdendir ki, yıllardır süren terör olaylarında sonuca varılamıyor. Neden? Orada sonuca gitmeye kalktığın taktirde, ittifakın içindeki ülkelerle çatışma içine gidiyorsun. Açık konuşmak gerekirse, terörün bir numaralı savunucusu Amerika, iki numaralı savunucusu da Avrupa Birliği. Kürt meselesi Amerikalıların ve Avrupalıların meselesi. Kendilerine bir köprübaşı kurmak istiyorlar. Sadece senin kendini savunmana izin veriyorlar. Şimdi hal böyle iken, Türkiye’de milli kültür meselelerinin de çıkmaza girmesine şaşmamak lazım. Biz bütün milli hislerimizi maalesef ki sadece maçlara saklıyoruz. Siyasete girince iş değişiveriyor. Bizim tek amacımız batıya nasıl şirin görünebiliriz. Oradan bir ödül alınınca kıyamet kopuyor, dünyaya, Avrupa’ya açıldık diye. Söylemek istediğim, mesele daha büyük. Senle biz karşılıklı daha farklı şeyler konuşuyoruz ama şu anda tüm sanat camiası tek kurtuluşun batıdan geleceğine inanıyor.

E.-(Bir sorup bin ah işitiyorum çünkü bu konularda yeterince dolu ve ömrünü bunun mücadelesine harcamış.Konuyu toparlayıp, Türk Sinemasına getiriyorum.)

Tekrar soracak olursam, Türk Sineması var mıdır? Varsa onu oluşturan etmenler nelerdir?

H.R.-(Ben gelmeden masasında hazırlamış olduğu “5555 Afişte Türk Sineması” adlı kitabı elime tutuşturuveriyor gülümseyerek)

Al bakalım taşıyabilecek misin tek elinle? Birincisi, bunu üniversite kitaplığına aldırmaya bak. (Var oluğunu söylüyorum)Hah…  Bu temel kitap. İkincisi Türk Sineması, dünya sinema tarihinin kendine mahsus, nevi şahsına münhasır bir oluşumdur. Çünkü, dünyada sinema genelde iki şekilde var olmuştur. Ya büyük sermaye, ya devlet. Türkiye’de sinema bu ikisi olmadan -çünkü büyük sermaye yok, devletin TRT yayına başlayana kadar, yani 1974’e kadar sinemayla alakası yok- var oldu. Yani Türkiye’de sinemanın oluşması bir mucize. Türkiye’de yılda 20 film yapmaya sermaye var ama, 200-300 film yapacak sermaye yok. İşte dünya sinema tarihinde eşi örneği bulunmayan bir durum. Nasıl oluyor bu? Seyirci kredisi ile oluyor. Türkiye’de 60 yıllardan itibaren filmler, bonolarla yapıldı yani sermaye veya nakit para ile değil. Bono nedir? Bu film bittiği zaman bunu gösterecek bir sinema vardı, seyirci vardı, bu filmi izleyecek seyircinin bilet paraları ile de filmde çalışanların parası verilirdi. Bu durumun dünya sinemasında başka bir örneği yoktur. Bu halkın ortak manevi değerlerinden kaynaklanıyor. Üretim olarak, Türk Sineması Amerikan ve Hindistan sinemasından sonra 3. büyük üreticiydi. Sermaye olmadan, devlet desteği olmadan. Bugün dünyada, kendi ülkesinde, kendi filmleri Amerikan filmlerinden daha çok seyirci toplayan dünyada iki ülke var, biri Hindistan birisi Türkiye. Şimdi bu hakikatler varken,“Türk Sineması var mıdır,yok mudur?” diye soranların yanağından bir makas alır geçersin(bir hayli gülüyor).

E.-Şimdi bir,5555 afişte Türk Sineması kitap var, bir de “100 filmde Türk Sineması” kitabı var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

H.R.-Bu mutlaka üstünde düşünülmesi gereken bir şey, mutlaka. Şimdi daha farklı ama eskiden, televizyon öncesi dönemde, Türkiye’de var olan sermaye çok azdı ve buna rağmen 300 film dahi üretilen yıllar var. Seyircinin talebi üzerine artıyor film sayısı ve bu dünya sinema tarihinde başka eşi benzeri olmayan bir durum.

E.-Peki çok film üretmek, bir ülke sinemasının varlığı için geçerli bir sebep midir?

H.R.-Şimdi şöyle söyleyelim. Türkiye’de çekilen binlerce filmin hepsinin aynı karakterde olması beklenemez. Bu filmler zaten yapılırken belirli hedef kitlelerine göre yapılırdı. Şimdi burada esas olan şu; Türk Sineması’nın esas dayanağı “aile seyirciydi”. Aile seyircisi Türkan Şoray’ın, Zeki Müren’in, Hülya Koçyiğit’in filmlerini seyrediyordu. O filmler, filmi izleyen ailenin ve Türk toplumunun ortak manevi değerlerine hitap eden filmler. Yabancı kaynaklardan uyarlananlar da dahil. Bu yabancı uyarlamalar bildiğin üzere birebir yapılmıyor. Türk toplumunun değerlerine göre uyarlanarak çekiliyordu uyarlama filmler de. Bir de sinema işletmeciliğine gelelim. Şimdi, Yeşilçam’da en ağırlıklı sinema bölgesi İstanbul’du. İstanbul ve çevresi (Bursa,Adapazarı, Edirne) gibi bölgelerin tercih ettiği filmlerle, Karadeniz, Güney Anadolu bölgelerinin beğenileri farklıydı. Mesela Karadeniz bölgesinde ağırlıklı olarak macera filmleri seyredilirken, İstanbul’da daha çok aşk ve aile filmleri seyredilirdi. Ve Adana bölgesi dediğimiz, Güney Anadolu bölgesinde daha çok avantür-macera filmleri seyredilirdi. Şimdi bu şekilde çekilen ve bölgelere yollanan filmler ayrıydı, bizlerin çektiği kişisel filmler ayrı. Mesela, şöyle örneklendirmek gerekirse, yapımcı bana derdi ki, mesela bir adet “Karakolda Ayna Var” çek, bir tane daha komedi ya da aşk filmi çek, ben senin istediğin filmini finanse edeyim. Böylece ben iki tane yapımcının istediği filmi çektikten sonra –tabii iş yapması gerekli bu filmlerin-, kendi istediğim filmi çekiyordum. Gurbet Kuşları böyle çekildi ve şansıma o da iş yaptı, ama Haremde Dört Kadın için onu söyleyemem(gülüyor). O film istediğim işi yapamayınca o yapımcı ile yollarımızı ayırdık (gülüyor). Toparlayacak olursam, çok film çekiliyordu ama nitelikli filmler de yapılıyordu sinemamızda.

Söyleşimizi burada bitirip, Ulusal Sinema adına konuşuyoruz. Zamanımız dar olduğundan “sonra devam ederiz” diyor ama küçük sorularımı da büyük bir nezaketle yanıtlıyor. Ulusal Sinema kavgasında beyin takımının Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan ve kendisi olduğunu, bunun yanında bir de gurubun “kavgacı ve dış sorulara muhatap,açıklayıcı kişisi” sıfatını üstlendiğinden bahsediyor. “Peki ya Atıf Yılmaz” diyorum, “O da bizimle aynı fikri savunurdu ama film çekmekten vakit bulup toplantılarımıza gelemiyordu” diyip basıyor kahkahayı. Asıl kahkahayı ise son sorduğum soruda patlatıyor. “Birbirinizi eleştirir miydiniz? Mesela Metin Erksan sizin filmlerinizi ya da Lütfi Akad’ın filmlerini beğenir miydi?” diye sorunca “O kendi filmleri dışında kimsesin filmini sevmez” diyor ve bir kez daha kahkahayı basıyordu.

Yukarıda bahsettiğim gibi, daha önce başka birisine verdiği bir sözü olduğundan söyleşimizi yarıda kesiyoruz ve yakın zamanda bir kez daha görüşmek üzere anlaşıp evinden ayrılıyorum ustanın…

*Ne yazık ki kendisini bir kez daha göremeden hayata gözlerini yumdu büyük usta… Geçen aylarda aradığımda, yeni ameliyattan çıkmıştı ve rahatsızlığı dolayısıyla kimse ile görüştürülmediğini öğrendiğimden ziyaretine de gidememiştim. Kendisini saygı, sevgi ve özlem ile her daim anacağım…

Ruhun Şad Olsun Hocam!

Erhan Tuncer (Nam-ı Diğer Luzumsuz Adam/Genseriko)

Reklamlar

8 responses to “.::Halit Refiğ İle “Ulusal Sinema” Üzerine…::.

  1. Ulusal sinema hülyamızın en yorgun savaşçısı Halit hocamızın belki de enn ulusal işi olan Yorgun Savaşçı’sının hikayesini de burada görmek istiyoruz.

  2. He, bir de sevgili Erhancım, Halit hocaya -özellikle Türk sineması hakkındaki- sorularını okurken böyle içim bir tuhaf oldu kıpır kıpır kıpraştı. Sanki soruların altmetninde “bana inanmıyorsunuz buyrun Halit Refiğ’e inanın” mesajı varmış gibi geldi.
    Rahmetli yaşasaydı da yanağımdan makas alsaydı, onur duyardım lakin düşüncem değişmezdi.
    Allah Halit hocaya rahmet sana da hedeflerine ulaşacak kadar uzun ömür bahşetsin. He bir de Allah iyiliğini versin Erhancım, muhabbetle öperim ynaklarından bir de üstüne makas alırım..

  3. Dervişin fikri neyse zikri de o olurmuş Halidcim:) Ben oraya varlığından emin olduğum ve sürekli savunduğum bir konu üzerine muhabbet etmeye gitmiştim. Ama sen kendime yandaş aradığım anlamını çıkarmışsın. Çok doğal bu hiç şaşırmadım. Çünkü günümüzde sinemamızın varlığına dair inancı olan pek kişi yok. Ben bu konuyu kimle konuşsam “şimdi de 3 oldunuz hadi bakalım” diyeceksin:) Sen sakalının altından gülmeye devam et, ben senin gibi kardeşlerimin yanağından Halit hocamın bana verdiği el ile, hem onun aziz hatırası için, hem de kendim için birer makas alacağım, rahat ol. Berhudar ol. Bir de yalnız olmadığını bil, sana gelene kadar daha çok kişi var makas alınacak, acele etme:))

  4. Ayrıca Yorgun Savaşçı ile ilgili isteğin pek manidar. Bu konu ile ilgili bir yazı yazacağım, okursun Halid kardeşim. “Devlet yapar, devlet yıkar!” adlı bir kitap var, okumadıysan da tavsiye ederim:)

  5. Okurum tabi.. yeter ki yaz. Pek çoğundaki düşüncelere ve yaklaşımlara katılmasam da buradaki yazıların ve çok kıymetli çabanın önünde hürmetle eğilirim kardeşim.
    Dediğin kitabı da aklıma yazdım amma sen yine de hatırlat ara sıra, aklım pek karışık bu aralar..
    Sahi, bir vakit kahve içelim de kim kimden makas alacak onu da görelim 🙂
    Neyse güzelim blogu kişisel flörtümüze alet etmeyelim..
    Kolay gele..

  6. Eyvallah kardeşim:) Vallahi bir ara buluşup çayımızı kahvemizi içelim, oturup sohbetimizi edelim. Makas cabası, maksat muhabbet olsun. Ama elim sakalına değecek bunu da bil 😀 kendine iyi bak, işin gücün rast gelsin kardeşim:)

  7. kahve içtiniz mi bu arada 🙂 bir dahakine ben de gelmek isterim 🙂

    • Üçüncü Adam

      Kahve içemedik ama güzelce sohbet ettik Ümit Bey. 🙂 Keşke yaşasaydı da, dediğiniz gibi bir dahakine beraber gidebilseydik…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s