.::Lütfi Ö. Akad Sinemasının Temel Taşları – 1. Bölüm::.

Kurucusu olduğumuz bir diğer sinema blogu olan http://www.ulusalsinemamiz-turksinemasi.blogspot.com adlı blogda, daha önce yayınladığımız yazılarımızı bu hafta içerisinde sizlerle paylaşacağız. Kendi araştırmalarımız doğrultunda, uzun bir emeğin ürünü olan bu yazıyı (ve ekleyeceğimiz diğer yazıları) bir sinemasever olarak dikkatlice okumanızı önemle rica ederiz. Çünkü aşağıdaki yazıda bahsi geçen kişi, Türk Sineması’nın ilk ve en büyük ustasıdır. Diğer yazılarımızda belirtmediğimiz “bu yazıyı dikkatle okumanızı önemle rica ederiz” ibaresinin nedeni de budur.

Türk Sineması’nın her dönemine şahit olmuş ve sinemanın emekçileri ile var olabileceğinin en büyük savunucusu, büyük usta Lütfi Ömer Akad ile ilgili bu araştırmamızı , sizlere sunmaktan sonsuz gurur ve mutluluk duyuyoruz. Keyifli okumalar…

Lütfi Ömer Akad

“Olsa olsa bir tutkudur sinema… Akıllı uslu insan işi değildir, tutkulu insan işidir…”

LÜTFİ ÖMER AKAD KİMDİR?

Vurun Kahpeye filmi ile başlayan sinema kariyerini halk masalları uyarlamalarıyla sürdüren, polisiye filmlerle sinema dilini geliştiren Akad, Türk sinemasında tiyatro geleneğinden sinema tekniğine geçişi başlatan yönetmendir. Türk Sinema tarihi yazarlarının “Muhsin Ertuğrul‘dan Sonraki Sinemacılar Dönemi” diye adlandırdığı dönemin en önemli ismi şüphesiz Lütfi Ö. Akad’dır. Akad, kendinden önceki sinemacılardan farklı olarak sinema tekniği ve diline yeni bir anlayış getirmiştir. Yalnızlar Rıhtımı, Hudutların Kanunu, iç göç sorununu ele aldığı üçleme; Gelin, Düğün, Diyet, Vesikalı Yarim ve Bir Teselli Ver yönetmenin önemli filmlerindendir. Çağan Irmak, büyük gişe başarısı elde eden filmi Babam ve Oğlum‘u Akad’a ithaf etmiştir. 2 Eylül 1916‘da İstanbul‘da dünyaya geldi. Jeanne d’ARC Fransız okulunda eğitimini tamamladıktan sonra Galatasaray Lisesi’ne devam eden Akad, 1942 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’nun Maliye Bölümü’nü bitirdi. Vatani görevini tamamladıktan sonra bir süre Osmanlı Bankası muhasebe bölümünde çalışan Akad, daha sonra Lale Film şirketinde muhasebeci olarak çalıştı. Halkevleri tarafından hazırlanan çeşitli tiyatro oyunlarının dekor işleriyle ilgilenen ve amatör oyuncu olarak sahneye çıkan Akad, Beş Sanat adlı bir edebiyat dergisi çıkardı.

Akad’ın sinemaya ilk adım atışı Şakir Sırmalı‘nın yönettiği 1946 yapımı Domaniç Yolcusu adlı filmle oldu. Filmin yapım yönetmenliğini üstlenen Akad, rejisörlüğünü Seyfi Haveri‘nin yaptığı, Damga isimli filmin bazı sahnelerini çekerek ilk yönetmenlik tecrübesini gerçekleştirdi.

Lütfi Ö. Akad’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk filmiyse Vurun Kahpeye‘ydi. Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye aktardığı film, hasılat rekorları kırdı, büyük ilgi gördü. 1949‘da izleyiciyle buluşan bu filmden sonra 1950‘de senaryosunu da kendisinin yazdığı müzikal yapım Lüküs Hayat‘ın yönetmenliğini yapan Akad, daha sonra Tahir ile Zühre, İngiliz Kemal Lawrens’e Karşı ve Arzu ile Kamber gibi filmleri yönetti. 1952 yılındaysa gerçek bir olaydan esinlenerek yapılan ve Ayhan Işık‘ı üne kavuşturan filmi Kanun Namına için kamera arkasına geçti. Bu film Akad’ın baş yapıtlarından biri olmasının dışında “Polisiye türdeki kent filmleri” furyasını da başlattı.

1955 yılında Yaşar Kemal’in senaryosunu yazdığı Beyaz Mendil‘le ikinci büyük çıkışını yakalayan Akad’ın 1959‘da çektiği ve Attila İlhan‘ın senaryosunu yazdığı Yalnızlar Rıhtımı isimli filmi o dönemde büyük tartışmalara yol açtı. Akad sinemasının dönüm noktalarından biri de 1967 yılında Yılmaz Güney’le birlikte senaryosunu yazdıkları Hudutların Kanunu’ydu. Vesikalı Yarim, Bir Teselli Ver ve Yaralı Kurt gibi büyük ilgi gören yapımlardan sonra Akad üçlemesi için kolları sıvadı: Gelin (1973), Düğün (1973) ve Diyet (1974). Türk sinema tarihinin en önemli üçlemesi olan filmlerde genel olarak iç göç sorununu ele alan Akad, Gelin’de Yozgat’tan İstanbul’a taşınan bir ailenin büyük kentte yaşadıkları sorunları, Düğün’de Şanlıurfalı bir ailenin aynı eksende başına gelenleri ve Diyet’te ise emekçilerin dramını anlattı.

1964 ve 1974 yılları arasında 10’a yakın belgesel ve TV filmi çeken usta yönetmen, 1974’ten sonra yönetmenlik yapmadı. Türk sineması tarihini önemli süreçleriyle anlattığı Işıkla Karanlık Arasında adlı deneme kitabını da yazan Akad, Topuz, Ferman, Pembe İncili Kaftan, Diyet, Bir Ceza Avukatının Anıları ve Dört Mevsim İstanbul gibi TV filmlerine de imza attı.

Hikayeleri ele alış tarzı ve onları anlatımındaki yalınlıkla, kendi sinema dilini oldukça kişiselleştirmiş olan Akad, İtalyan Yeni Gerçekçileri gibi kamerayı sokağa çıkarmıştır. Filmlerinde dekor yerine mekan kullanan yönetmenin tarzı kendisinden sonra gelen tüm sinemacıları etkilemiştir.

Gelin Filmi Afişi

LÜTFİ Ö. AKAD VE SİNEMASI ÜZERİNE

Heyecanlıyım, çünkü “ustasız bir sinemanın ilk -ve bence en önemli- ustasını” anlatmanın gururunu yaşıyorum ve üzerimdeki yükün farkındayım. Dilim döndüğünce, kelimeler kifayet ettiği müddetçe, Lütfi Ö. Akad’ı ve sinemasını, sinemasının Türk Sineması için önemini anlatmaya çalışacağım.

Yukarıda yazmış olduğum ansiklopedik bilgileri bir yana bırakarak başlamak istiyorum araştırmama. Bir yönetmen düşünün ki, daha yeni yeni yapılanmakta, yerleşmekte olan bir ülkenin, yepyeni bir cumhuriyetin ilk “sinemacı” yönetmeni. Bir yönetmen düşünün ki öncesinde bu işi, yalnız kendisinin yapabileceğini savunan usta bir “tiyatrocu” nun (Muhsin Ertuğrul) elinden kamerasını alıp, “sinema bir sanattır” diyebiliyor. Ve bir yönetmen düşünün ki, kendi oyuncularını, kendi “sinemacılarını” –ışıkçısını, görüntü yönetmenini, kameramanını, set işçisini- oluşturuveriyor ve anlatmaya başlıyor kamerasını kullanarak, söylemek istediklerini…

Evet duygusal bir giriş olduğunun farkındayım, lakin bizler, biz sinema severler,Lütfi Akad’ın sinemamız için öneminin, dünya sineması için öneminin farkında mıyız? Tereddüt etmeden cevaplıyorum; HAYIR!

“Bunalımlı günler vardır.İnsan ne yaptığını,nereye gittiğini bilemez.Öyle günlerden birini yaşıyordum.İki buçuk yıllık askerlikten yeni terhis olmuştum,bir yerde çalışıyordum ve annem beni evlendirme telaşı içindeydi…” Bu cümlelerle başlıyor, bizzat kendi yazdığı “Işıkla Karanlık Arasında” adlı kitabı ve ilk baştan anlıyoruz, karşımızda sıkılgan, dertli, oldukça duygusal ve bir o kadar da şartlar karşısında nasıl davranması gerektiğini bilen bir “insan” var. İnsan kelimesinin üzerine özellikle basıyorum, çünkü bizler sinema severler, öğretmenler,sinema eleştirmenleri çoğu zaman atlıyoruz karşımızdakinin dünyasını, dünyaya bakışını. Bir filminden anlamaya çalışıyoruz hemen ne yapmak istediğini. Hele de bir filmi kötüyse, becerememişse, olmamışsa “yapamamış, yapamaz da zaten” diyoruz ve geçip gidiyoruz. Ne yazık ki bizler, kendi sinemasına, katı bir oryantalist gibi bakan,  sinemasını anlamaya çabalamayan bir geçliğiz…

Yıl 1946. Bunalımlı ve buhranlı çalışma günlerinden birinde, sinema hayatı başlayıverir Akad’ın. Bir bankada kendi halinde sıradan bir memur iken, kendini tamamlanmamış bir filmin birkaç sahnesini çekerken buluverir. Ve O zaman sinema bir “iş” değildi… Sinemayı sadece tiyatrocular bir ek gelir olarak yapıyorlardı… Aslına bakılırsa hala bir “iş” değil… Olsa olsa bir tutkudur sinema… Akıllı uslu insan işi değildir, tutkulu insan işidir…” derken, aslında ilk başlarda sinemaya mesafeli, ama bir o kadar da içindeki tutkuyu gizleyemeyecek kadar heyecanlı olduğunu görüyoruz büyük ustanın. Eksik sahnelerini çektiği “Damga” isimli filmden sonra bir süre olanaklarını, amaçlarını, elindekileri ve o dönemi gözden geçirerek gözünü korkutsa da,başlayıveriyor “Vurun Kahpeye” filminin çekimlerine…

Vurun Kahpeye Film Afişi

Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı eserinden yola çıkılarak çekilir film. Senaryosunu da eserden uyarlayarak yazar ve çoğu tiyatrocu olan kalabalık bir oyuncu kadrosu ile çekimlere başlar. Ekipmanın yetersizlikleri yıldırmaz Akad’ı. Önce birkaç tane boy aynası kestirtir set çalışanlarına ve ışık problemini çözülür. Gün ışığını istediği bölgelere doğru yansıtarak aydınlatma işlemini gerçekleştirmekte ve filminin çekimlerini son hızla sürdürmektedir. Görüntü yönetmeni Lazar Yazıcıoğlu dönem şartlarına göre muazzam bir iş çıkartmıştır. Adapazarı belediye itfaiyesi yağmurlar yağdırmış, iç çekimler Adapazarı’ndaki köy evlerinde yapılmış, gece ve gündüz şehrin bütün sokakları dev bir platoymuşçasına kullanılmıştır. Filmin yıkama aşamasının ise bir mucize olduğundan bahseder anılarında Akad. Film, bir sigara ışında, kimyevi maddeler avuçla ölçülerek yıkanır ve kurgusu Akad tarafından, filmi görebileceği bir ekran olmadan, ilk defa olmak üzere yapılır. Ve film o yıl çok büyük iş yapar ve hem Akad’a, hem de yapımcısı Hürrem Erman’a oldukça iyi bir para kazandır. Yıl 1949’dur.

“Vurun Kahpeye”nin üzerinde uzun uzun durmamın nedeni, Akad’ın naif ve duygusal yapısının yanı sıra, mücadeleci ve içten içe hırslı bir yapısının olduğunu göstermektir. İlk filmini çeken bir yönetmenin, sineması henüz olmayan bir ülkede, sanki ilerleyen yıllarda sinema adına, iyi bir şeyler olacağını hissediyormuşçasına film yapması saygı duyulması ve dikkate alınması gereken bir husustur.

Bu filmlerin ardından, pratikliğini geliştirmek ve en önemlisi para kazanmak için birkaç piyasa filmi yapar. “Arzu ile Kamber“, “Tahir ile Zühre”, “Lüküs Hayat” gibi halk hikayelerinden ve tiyatro metinlerinden senaryolaştırılmış filmler çeker. Ve zaman gelir Akad ilk önemli filmini yapar; Kanun Namına…

Kanun Namına Film Afişi

Kanun Namına, senaryosunu Osman Fahir Seden’in yazdığı ve Ayhan Işık’ın ilk kez kamera karşısına geçtiği ve ardından “yıldız” olduğu, fazlasıyla önemli bir filmdir. Yalnız bu önemini sadece yukarıda bahsettiğim bu iki önemli olaydan almaz. Bu film, İtalyan Yeni Gerçekçilik akımında olduğu gibi, kameranın ilk kez sokağa çıkarıldığı ve olayların dış mekanlarda geçtiği ilk Türk filmidir. Ve reklamı da şöyle yapılmıştır sinemalarda “çok büyük özenle hazırlanmış bu filmde belki kendinizi dahi göreceksiniz!!” . Film iş yapmış ve sinema eleştirmeleri tarafından da beğenilmiş yalnız biraz fazla Amerikanvari bulunmuştur. Lütfi Akad’ın adını ispatlayan film, Ayhan Işığı da “yıldız” yapmıştır. Yıl 1952’dir ve Kemal Film, Kanun Namına filminden çok para kazanmıştır.

Lütfi Akad’ı şu son yazdığım paragraf da dahil olmak üzere bir değerlendirdiğimizde, hemen her türde film çekmiş ve bu türlerin de hakkını fazlasıyla vermiş bir yönetmen olarak görmek mümkündür. Lakin Akad’ın amacı bu değildir. Evet yeri geldiğinde “Drakula İstanbul’da” filminin sanat yönetmenliğini yapmış, bununla da yetinmeyip bir de “Görünmeyen Adam İstanbul’da” adlı fantastik-korku filmini yönetmiştir ama, içinde yatan hep toplumsal meseleleri anlatan ve detlerinden, kuşkularından, amaçlarından beslenen bir sinemadır. Yıllar yılları kovalar, aradan “İngiliz Kemal”, “Altı Ölü Var”, “Katil” ve “Öldüren Şehir” filmleri geçer… Yıl 1955’i gösterdiğinde, Akad, Yaşar Kemal’in bir romanından uyarlayarak Duru Film için çektiği, sinemasının ilk döneminin en olgun ürününü verir; Beyaz Mendil

Diyalogların oldukça az olduğu, mizansenlerin dikkatlice tasarlandığı bu film,  Akad’ın, “sinema nedir?” sorusuna kısmen cevap bulduğu önemli bir filmdir. Akad bu filmde, diğer filmlerine nazaran çok daha sade bir dil yakalamayı başarmıştır. Filmin diğer bir artısı da, “köy gerçekçiğini” ustaca irdelemiş olmasıdır. Filmin öyküsü kadar müzikleri de orijinaldir. Taşlar yerine oturmuş, Akad her şeyi ile tam bir “orijinal” film yapmayı başarmıştır.

Aradan geçen birkaç sene ve bununla beraber çekilen piyasa işi birkaç melodramdan sonra, Akad, ilk başyapıtını verir; Yalnızlar Rıhtımı

Yalnızlar Rıhtımı Film Afişi

Yıl 1959’dur. Akad 10 yıllık deneyimli bir sinemacıdır. Deneyimlidir çünkü her yıla en az bir film sığdırmış, geriye dönüp de sinema serüvenine baktığında ardında önemli ve yeteri kadar iş yapmış birkaç filmi vardır. Senaryosunu, Fransız Şiirsel Gerçekçilik akımdan bolca etkilenerek Attila İlhan yazmakta, lakin adı dönemin “kara listesin”de olduğu için Ali Kaptanoğlu adını kullanmaktadır. Film, Yoakim Filmeridis’in –ki bu filmden önce birkaç filmde berber çalışmışlar ve çok iyi işler çıkarmışlardır- muazzam ışık kullanımı ve Akad’ın sade ve tek plan sahneleri ile dönemin eleştirmenlerinden ve sinema izleyicisinden tam not almıştır. Akad yine “denemektedir”. Diğer tüm filmlerinde olduğu gibi, sanki en son filmi en iyi filmi olacakmışçasına, sanki tüm bu denemelerini o son filmine saklarmışçasına denemektedir. Zoom ve kaydırma gibi kamera hareketlerinden oldukça uzak durmayı denemiş ve bu şekilde bir dil –sade bir dil- yakalamayı başarmıştır. “Kameranın kararlı olarak ileri geri hareketi yok,  ancak durduğu yerden oyuncuyu izliyor. Yalnızca iki yerde, o da kısa olmak üzere kaydırma var. Oyunculara odak noktası mercek olmak üzere derinliğine hareket veriliyor, gerektiğinde kesme yapılmadan yakın ölçeklere kadar yaklaşabiliyordum. Sonuç olarak, oyuncuların devinimleri, uzayda birbirinin içinden geçen bir tür geometri çizimleri yaratmış oluyor…” diyerek bahsettiği ve tam anlamıyla başarılı bir sonuç aldığı bu deneme, Akad sinemasının da temel taşını oluşturmaktaydı. Akad’ın filmlerinde yakın plan, zoom (yakınlaştırma), kaydırma, pan (kameranın sağa  veya sola yaptığı hareket) ve tilt (kameranın yukarı yada aşağı yaptığı hareket) neredeyse yok denecek kadar azdı. Kamerayı bir yere koyuyor ve oyuncularının, kadrajın çizdiği sınırlar içerisinde, kadrajın evreninde hareket etmesini istiyordu. Teknik yeterlilik dışında oyuncu yönetimi de önemliydi Akad’ın sinemasında ve bu filmde Çolpan İlhan’dan,Sadri Alışık’tan ve Turgut Özatay’dan tam manasıyla gerekli performansları alıyordu. Bir film daha bitmiş, Akad cebine en kalitelisinden bir filmini ve tonlarca deneyimini koymuş, artık asıl amacı olan “sosyal dava”ya doğru, sağlam adımlarla ilerliyordu. Yıl 1962’yi gösterdiğinde, büyük edebiyatçı Orhan Kemal ve daha önce Kanun Namına’da berber çalıştıkları Ayhan Işık ile bir araya gelecek ve “Üç Tekerlekli Bisiklet” i çekecekti…

-BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s