.::Oyuncu Yusuf Ekşi, Yakın Dostu Tugay Toksöz’ü Anlatıyor.::.

Yusuf Ekşi abim ile bir kısa film çalışmam esnasında tanışmıştım. İlk set günümüzdeki samimiyeti ve insanlığı ne ise, aynı samimiyet ve insanlıkla yıllardan beridir görüşür, fırsat buldukça birlikte çalışırız. Sinema sevdalısı, hem sinemada hem de tiyatroda oyunculuk yapan, başarılı bir oyuncudur Yusuf abiciğim. Bir gün, bir sohbet esnasında, 1980’lerin başından itibaren, sinemamızın önemli oyuncularından Tugay Toksöz ve İhsan Yüce ile dostluğundan bahsetmiş, anlattıkları ile beni oldukça şaşırtmış, duygulandırmıştı. O günün sonunda “Abiciğim bir gün şunları yaz da sitede yayınlayayım.” demiştim ve yazacağına dair sözümü almıştım. İşlerimizin yoğunluğundan dolayı bir türlü fırsat bulup yayınlayamadığımız bu önemli anekdotları, bu gün sizlerle buluşturmaktan dolayı mutluyum. Yusuf abiciğim yakın zamanda İhsan Yüce ile ilgili anılarını da aynı şekilde hazırlayacağı müjdesini verdi. Bu özenli çalışması için kendisine teşekkür ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Yusuf Ekşi: Tugay Toksöz, Devlet Demir Yolları’nda memur iken bir yarışma sonucu sinemaya adım attı. Kısa zamanda şöhreti yakaladı. Başrollerin kralı oldu. Çok da para kazandı. Birçok oyuncunun evi yokken, Tugay’ın Etiler’de villası oldu. Özel olarak filmlerde binmek üzere alınmış atı, köpeği ve bakıcısı vardı. Tugay bu arada evliydi. Bir de kızı vardı. Eşinin kıskançlık yaptığını ve daha fazla birlikte kalamayacağını anlamış ve ayrıldığını söylemişti.

   Eşinden ayrıldıktan sonra tek yaşamaya başladı, fakat bu ayrılık Tugay için iyi olmadı. Kazandığı parayı arkadaşlarıyla yerdi. Doğru düzgün, sürekli gelir getirecek bir iş kurmayı düşünmedi. Tabii o kadar işleri iyiydi ki, bütün film şirketlerinin Tugay’ın peşinden koştuğu yıllardı. Birçok sevgilisi olmuştu. Bana anlattığı bir hikâyesi vardı, zamanı gelmişken anlatayım; Hangi filmdi hatırlayamıyorum ama Fatma Girik’le birlikte Adana’ya film çekmeye gidiyorlar, rejisör Memduh Ün. Çalıştıkları villanın sahibi Tugay’a şöyle diyor: ‘Delikanlı seni çok sevdim… Bekârmışsın da… Ben çok zengin biriyim… Tek kızım var… Başka evladım yok… Gel kızımla evlendireyim seni, fabrikanın ve çiftliğin başına geç… Filmlerini yine çekersin…’ Bu teklif Tugay’ında hoşuna gitmiş bayağı, meyillenmişti fakat Fatma Girik, ‘Bırak Tugay, sen buralarda duramazsın. Boşuna heveslenme, kızı da yakma…’ diyince, Tugay da Fatma’nın dediğini yapıp evlenmemiş. Fakat daha sonraları çok pişman olduğunu söylerdi. ‘Keşke evlenseydim…’ derdi.

   Bir gün Kadıköy’den vapurla Karaköy’e geçerken, bir İranlı kadın Tugay’a ilgi gösterir, resmen asılır. Tugay’ı tavlar. Tanışırlar. Sıkı arkadaşlıkları olur ve birlikte yaşamaya başlarlar. Kadının çocukları da vardır. Bu arada çocuklarını özel kolejde okutmaktadır. Tüm ihtiyaçlarını, giderlerini Tugay karşılıyordur. Kadın bir gün Tugay’a, ‘İran’a, kocamın yanına gitmem gerekiyor, kısa zamanda dönerim’ der. Tugay şok olur. ‘Sen evli miydin?’ diye sorar. Kadın, ‘Evet, İran’da evliyim.’ der. Tugay, ‘Neden söylemedin?’ der. Kadın, ‘Söyleseydim benimle olmazdın, o nedenle söylemedim.’ der. Tugay ayrılmak ister fakat kadın ayrılmayı reddeder. Kadın İran’a gider ve bir zaman sonra geri döner. Kadın ‘Kocam öldü.’ der. Tugay afallar. ‘Nasıl yani?’ der. Kadın eceliyle öldüğünü söyler. Tugay bu durumdan çok rahatsız olmuştur ve de korkmaya başlamıştır, ‘acaba kocasını öldürdü mü?’ diye. Yastığa her başını koyduğunda, ‘Başka birini bulursa?’,  ‘Ya beni de öldürürse?’ diye kâbuslar görmeye başlar.

   Tugay, çok zor günler geçirdi. Daha sonraları çok meşhur olacak olan bir oyuncu arkadaşının ihbarıyla, asker kaçağı olarak yakalanıp askere gönderildi. Bu ihbarcı dediği erkek oyuncu, sonraları Kemal Film’in en iyi oyuncusu oldu ve de şöhreti yakaladı. Tugay’ın askere gidişi o ihbarcıya yaramıştı. Bu durum Tugay’ı sona yaklaştıran başlangıçtı. Çünkü sinemadan başka geliri yoktu. Birikmiş paralarını da İranlı kadın yiyordu. Villanın giderleri çoktu. Bakıcıları, hizmetçileri, çocukların okul ve diğer tüm masrafları Tugay’ın birikmişlerinden gideriliyordu. Tugay yavaş yavaş atını, villasını sattı. Bir zaman sonra paralar suyunu çekince, İranlı sevgili de Tugay’ı terk etti.

   Tugay bir ara askerden izne geldi, Beyoğlu’na gitti. Eskiden peşinden koşan yapımcılar ve rejisörler Tugay’ın yüzüne bile bakmadılar. Tugay şok oldu. Beyninden vurulmuşa döndü. Bu kolay bir durum değildi… Yapımcılar zamanla başka oyuncular bulmuşlardı ne yazık ki… Tugay bundan sonra kanyak içmeğe başladı. Bu onu daha da kötü bir sona itti…

   (Paranın su gibi aktığı dönemler hiç düşünemediler, bir gün işlerinin bozulacağını, yağmurun hep yağacağını sandılar. Ne yazık ki yağmur bir kesildi, pir kesildi.)

   70’li yıllar, sinemadaki kriz tüm sinemacıları vurmuştu. Tabii ki Tugayı da… Seks filmlerinin furyası başlamış, ekonomisi iyi olmayan elekten geçenler olmuştu. Şu anda ismini vermek istemiyorum, sinemadaki birçok sesi olmayan kadın erkek sanatçı, sahneye çıkıp şarkıcılığa soyundular. Başka bir şey yapma şansları da yoktu tabii. Neyse, Tugay evsiz kalınca Moda’da oturan annesi Melahat ablanın yanında kalmaya başladı. Çok parasızlık çekti ama onurluydu. Öyle herkesten para istemezdi. Delikanlı çocuktu. İyi işler yaptığı zaman arkadaşı çoktu. Arkadaşlarıyla çok paralar yedi, parasını kullanamadı. Yalnız Tugay değil, birçok oyuncu arkadaşının sonu da aynı oldu. İşleri çok kötü gitti. Parasızlıktan saçma sapan filmlerde, dördüncü beşinci rollerde oynamaya başladı. Eski gücü kalmamıştı.

   1988 yılıydı, beni aradı. Antep’e Eşkıya filmi çekmeğe gideceklerini, benim de oynamamı istedi. Benim işlerimin olduğunu, gidemeyeceğimi söyledim. Neyse onlar gittiler, beş-on gün sonra, sette ata binme sahnesini çekerlerken, attan düşüp, ayağının iki yerinden kırıldığını, alçıya alınıp İstanbul’a döndüğünü öğrendim. Ancak alçılar yanlış yapıldığı ve kemikler yanlış kaynadığı için, alçılar tekrar açılıp bacağına iki yerden platin takıldı. Ha bir de sigortası yoktu. Ameliyattan önce SESAM tarafından sigortası yapıldı. Ameliyata öyle girdi. ÇAPA’da yatıyordu ve arkadaşları yanına gelmediği için çok üzülüyordu. Bir gün, ‘Yahu hiç tanımadığım Perran Kutman diye biri beni ziyarete gelmiş, hayret…’ dedi. ‘Tanıdıklarım değil de tanımadıklarım geliyor, bu nasıl bir şey?’  

*haberi büyütmek için tıklayınız.

   Bir gün hastanede yanına gittim, uyuyordu. Üç kişilik bir odaydı. İçerisinin rakı koktuğunu fark ettim. Bu arada Tugay uyuyordu. Yandaki hastaya sordum, ‘Nedir bu koku?’ diye, adam ‘Meraklı ziyaretçilerden rakı istiyor, onlar da getiriyor…’ dedi. Tugay o ara konuşulanları duymuş, birden fırlayıp bağırmaya başladı. ‘İçmiyorum kardeşim, ne zaman içmişim?’ deyip öfkelendi tabi. ‘Bak Tugay, bir daha içki falan içtiğini duyarsam inan yanına gelmem, dur hele bir iyi ol, birlikte içeriz…’ diye teselli ettim. O da ‘Tamam söz, içmem.’ dedi. Bazı gittiğimde o koku yoktu, sevinmiştim. Ne yazık ki bir gün ziyaretine gittiğimde, bu sefer de aşırı derecede kolonya koktuğunu hissettim. Yanındaki hastaya sordum. Dedi ki, ‘Abi Tugay abi, 90 derecelik Selin kolonyası içiyor, ne olur engel olun, ölecek bu adam…’ Maalesef Tugay’ı tutmak mümkün olmadı. Tedavi yapılırken ilaçlarla birlikte alkol almak, çok kötü bir durumdu ve hastaneden çıkardılar. Eve geldi. Annesi bakıyordu. Bir ara fenalaşıp Okmeydanı Hastanesi’ne kaldırıldı. Bir hafta yattı orada. Vücudunda urlar çıktı. Doktor, ‘Bu belirtiler kanser belirtileri, on beş gün sonra hastayı kaybedebiliriz…’ dediler ve on beş gün sonra da vefat etti…

   Annesi Melahat abla çok mükemmel bir insandı. Bir annenin yapabileceği en iyi anneliği yapmıştır diyebilirim. Tugay’ın çok kahrını çekti, çok… Ve sonunda sevgili oğlunu, 49 yaşında Karaca Ahmet Mezarlığı‘nda toprağa verdi. Kocası çok içen biriydi. Tugay’da içkiyi o zamanlar hiç sevmezdi ve babasına hep ‘İçme baba…’ diye söylenirdi. Çok rahatsız olurdu. Babası, bir gün ailesine bir mektup yazar; ‘Sizleri çok seviyorum… Ne yazık ki sizleri çok rahatsız ediyorum… Bunun da farkındayım… Daha fazla sizleri üzmek istemediğim için gidiyorum… Beni affedin, elveda…’ der. Kimliğini de bırakarak evini terk eder ve kaybolur. Bir daha da izine rastlanmaz. Melahat anne çok acılar çekmiş bir kadındı. Ayrıca, Fransız kraliçesine terzilik yapmış, elbiseler dikmiş zanaatkâr biriydi. Allah rahmet eylesin hepsine…

   Tugay’ın cenazesi, 1988 yılının sonlarında Şişli Camii’nden kaldırıldı. Birçok sanatçı insan gelmemişti tabii… Ayrıldığı eşi ve babalık edemediği kızı da cenazede maalesef yoktu. Acı bir sondu… Bir İNSANIN sonu, bu olmamalıydı…

Yusuf Ekşi abime sonsuz teşekkürler…

About these ads

2 responses to “.::Oyuncu Yusuf Ekşi, Yakın Dostu Tugay Toksöz’ü Anlatıyor.::.

  1. Ben Rahmetli Tugay Toksöz’ün en yakın arkadaşının oğluyum.Burada sanatçı Sayın Yusuf Ekşinin anlattıklarının çoğuna katılmıyorum.Rahmetli Ankara’da babamın misafiri olmuştur.Babamında kan kardeşiydi.Bunun ile ilgili sizlere fotoğrafta gönderebilirim.Eğer istenirse anlatabilirim de…..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s